AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no 49425/10 ve 51124/10
Ferit EPÖZDEMİR / Türkiye
ve Belkıza BEŞTAŞ EPÖZDEMİR / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hakimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen, ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 22 Ekim 2019 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
Sırasıyla 15 Temmuz 2010 ve 26 Temmuz 2010 tarihlerinde yapılan yukarıda anılan başvuruları göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Birinci başvurudaki başvuran Ferit Epözdemir, 1971 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Siirt’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı avukatlar S. Karaduman ve S.S. Şahin Kılıç tarafından temsil edilmiştir. İkinci başvurudaki başvuran Belkıza Beştaş Epözdemir, 1977 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Siirt’te ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat M. Beştaş tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davaya Konu Olaylar
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. KCK (Koma Civakên Kurdistan – Kürdistan Topluluklar Birliği) isimli örgüte üye oldukları iddia edilen kişiler aleyhinde, 2009 ve 2011 yılları arasında birçok ceza soruşturması başlatılmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, ilgili soruşturmaların bir tanesi kapsamında, mahkeme kararlarına uygun olarak başvuranların telefon konuşmalarını dinlemiş ve kaydetmiştir. Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonucunda, başvuranların birçok terör örgütü üyesiyle iletişim halinde olduklarından ve KCK’nın farklı yapılarının parçası olduklarından şüphelenmiştir.
5. Başvuranlar, 16 Mart 2010 tarihinde, terör örgütü üyesi oldukları şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Güvenlik güçleri aynı tarihte başvuranların evlerinde aramalar gerçekleştirmiştir. Polis, teknik eşyalar, belgeler, videolar ve CD’ler dâhil birçok materyal bulmuş ve bunlara el koymuştur.
6. Başvuranlar, 17 Mart 2010 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartılmışlardır. Avukat yardımından faydalanan başvuranlar, ifadelerinde, kendilerine isnat edilen suçları işlediklerini reddetmişlerdir. Başvuranlar, hiçbir yasadışı faaliyette bulunmadıklarını ileri sürmüşlerdir.
7. Başvuranlar 19 Mart 2010 tarihinde Siirt Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmış ve mahkeme başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı, 23 Aralık 2010 Perşembe tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine başvuranlar hakkında bir iddianame hazırlamıştır. Savcı, başvuranları silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlamıştır. Başvuranlar hakkında toplanan deliller, temel olarak başvuranların telefon görüşme kayıtları ve diğer polis tutanaklarıdır.
9. Başvuranlar, sırasıyla 1 Mart 2011 ve 15 Mart 2011 tarihlerinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardır.
10. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin kaldırılmasının ardından, Siirt Ağır Ceza Mahkemesi yargılamaları yürütmeye devam etmiştir. Yargılamalar hala söz konusu mahkeme önünde derdest halde bulunmaktadır.İlgili İç Hukuk ve Uygulama
11. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 § 1 (a) ve (d) maddesi aşağıdaki gibidir:
... (a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen ... (d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılamam mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen ... kişiler, ... zararlarını, Devletten isteyebilirler. ...”
12. CMK’nın 142 § 1 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Karar ve hükümlerinin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”
13. Yargıtay içtihadına göre, tutukluluk süresinin aşırı uzun olmasından dolayı CMK’nın 141. maddesi uyarınca bulunulan tazminat talebi hakkında hüküm verilmeden önce, davanın esası konusunda nihai kararın beklenmesine gerek duyulmamaktadır (16 Haziran 2015 tarihli kararlar, E. 2014/21585 – K. 2015/10868 ve E. 2014/6167 – K. 2015/10867).
ŞİKÂYETLER
14. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi uyarınca, yasadışı faaliyetlerde bulundukları şüphesine ilişkin somut bir delil ve makul gerekçeler olmaksızın özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları konusunda şikâyetçi olmuşlardır.
15. Başvuranlar tutukluluklarının uzunluğu hakkında Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuşlardır.
16. İkinci davanın başvuranı Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca hakkındaki tutukluluk kararlarına etkili bir şekilde itiraz edemediği hususunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran özellikle itirazları incelenirken, mahkeme huzuruna çıkamaması hususunda şikâyette bulunmuştur.
17. Başvuranlar, ayrıca, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri uyarınca, kanuna uygun faaliyetlerine dayanılarak terör örgütüne üye olmakla suçlanmaları hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEBAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
18. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetler
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi uyarınca, atılı suçları işledikleri konusunda objektif bir gözlemciyi tatmin edebilecek herhangi bir olgu veya bilginin var olmadığını ileri sürmüşlerdir.
20. Hükümet, başvuranların CMK’nın 141 § 1 maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini belirtmiştir. Hükümet, başvuranların bu hükme dayanarak tazminat talebinde bulunma haklarının olduğunu ve bulunmuş olmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Hükümet, başvuranların tutukluluklarının iç mevzuata uygun olduğunu ve terörle mücadele kapsamında yürütülen bir ceza soruşturması sırasında yakalanıp tutuklandıklarını belirtmiştir. Hükümet, ceza soruşturması sırasında elde edilen ve dosyaya dâhil edilen deliller ışığında, başvuranların kendilerine isnat edilen suçu işlediklerine dair makul şüphe bulunduğu sonucuna varmanın objektif olarak mümkün olduğunu iddia etmiştir. Soruşturma kapsamında elde edilen delilin kuvvetli oluşu nedeniyle, başvuranlar aleyhinde ceza yargılamaları başlatılmıştır. Söz konusu yargılamalar hala yerel mahkemeler önünde derdesttir.
21. Mahkeme, CMK’nın 141 § 1 (a) maddesinin Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi uyarınca yapılan şikâyetler bakımından uygulandığı iç hukuk yolunun Lütfiye Zengin ve Diğerleri/Türkiye (no. 36443/06, §§ 61-65, 14 Nisan 2015) davasında incelendiğini gözlemlemektedir. Söz konusu davada, Mahkeme, başvuranın iç hukuka aykırı olarak tutuklandığını iddia ettiği ve özgürlükten mahrum edilmenin sona erdiği durumda, iddia edilen ihlalin tanınmasına neden olacak ve yeterli tazmini sağlayacak bir tazminat davasının ilke olarak kullanılması gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, öte yandan Mahkeme söz konusu şekilde özgürlükten mahrum edilmenin usulsüzlüğünün veya kanuna aykırılığının daha önce yerel makamlarca tanındığına işaret etmiştir. Aksi halde, Mahkeme, CMK’nın 141 § 1 (a) maddesi uyarınca tazminat davasının başarısızlıkla sonuçlanacağına hükmetmiştir. Bu kapsamda, Mahkeme, mevcut davada, yerel makamların, başvuranların muzdarip olduğu özgürlükten mahrum edilmenin kanuna aykırı olduğunu dolaylı veya doğrudan hiçbir zaman kabul etmediklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, ayrıca, bu bağlamda, Hükümet’in, mevcut davanınkilere benzer koşullarda CMK’nın 141 § 1 (a) maddesi uyarınca açılan bir tazminat davasının başarılı olduğunu gösteren herhangi bir yerel karar sunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümet’in bu kapsamda dile getirdiği itirazının reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
22. Mahkeme, kişinin yalnızca suç işlediğine dair makul şüphe ile yetkili adli makam önüne çıkartılması amacıyla ceza yargılamaları kapsamında Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi uyarınca tutuklanabileceğini hatırlatmaktadır (Bkz., Jėčius/Litvanya, no. 34578/97, § 50, AİHM 2000‑IX; Włoch/Polonya, no. 27785/95, § 108, AİHM 2000‑XI; ve Poyraz/Türkiye (k.k.), no. 21235/11, § 53, 17 Şubat 2015). Tutukluluğun dayandırılması gereken şüphenin “makulluğu”, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde belirtilen güvencenin önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Makul şüphenin bulunması, objektif bir gözlemciyi ilgili kişinin atılı suçu işlemiş olabileceği konusunda tatmin edecek olgu ve bilginin varlığını öngörmektedir. Öte yandan, neyin “makul” olarak nitelendirilebileceği bütün koşullara bağlıdır (bkz., Fox, Campbell ve Hartley /Birleşik Krallık 30 Ağustos1990, § 32, A Serisi no. 182; O’Hara/Birleşik Krallık, no. 37555/97, § 34, AİHM 2001‑X; Korkmaz ve Diğerleri/Türkiye, no. 35979/97, § 24, 21 Mart 2006; Süleyman Erdem/Türkiye, no. 49574/99, § 37, 19 Eylül 2006; ve Çiçek/Türkiye (k.k.), no. 72774/10, § 62, 3 Mart 2015). Önüne getirilen davada, Mahkeme’nin görevi, öngörülen meşru amaca ulaşmak dahil olmak üzere Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde belirtilen koşulların yerine getirilip getirilmediğini tespit etmektir. Bu kapsamda, önündeki delilleri değerlendirme konusunda görevli olan ulusal mahkemelerin yerine somut olgulara ilişkin kendi değerlendirmesini yapmak genel olarak Mahkeme’nin uygulaması değildir (bkz., Ersöz/Türkiye (k.k.), no. 45746/11, § 50, 17 Şubat 2015, ve Mergen ve Diğerleri/Türkiye, no. 44062/09 ve diğer 4 no., § 48, 31 Mayıs 2016).
23. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranların terör örgütüne üye oldukları şüphesiyle 16 Mart 2010 tarihinde polis tarafından gözaltına alındıklarını ve 19 Mart 2010 tarihinde tutuklandıklarını gözlemlemektedir. Mahkeme, ayrıca, Cumhuriyet savcısının 23 Aralık 2010 tarihli iddianamesinde başvuranların aynı suçtan mahkûmiyetini talep ettiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, Cumhuriyet savcısı delil olarak esasen telefon dinleme kayıtlarına ve polis tutanaklarına dayanmıştır. Bu koşullar altında, Mahkeme, başvuranlar aleyhindeki şüphelerin Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde belirtilen seviyeye ulaştığının düşünülebileceği görüşündedir. Esasında, yerel makamların dayandıkları yasal hükümlerin yorumu ve uygulanması, başvuranların tutukluluklarının usulsüz veya kanuna aykırı kılacak ölçüde keyfi veya mantıksız görünmemektedir.
2462. Dolayısıyla, söz konusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyet
25. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olduğundan şikâyet etmişlerdir.
26. Hükümet, Mahkemeden, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranların CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talep etmiş olmaları gerektiğini ileri sürmüştür.
27. Mahkeme, CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinin tutukluluğun uzunluğu bakımından uygulandığı iç hukuk yolunu A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 85‑95, 13 Eylül 2016) ve Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
28. Mahkeme, yukarıda anılan Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, A.Ş. kararında( yukarıda anılan, § 92), Haziran 2015 tarihi itibariyle, CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalarının kesinleşmesinden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
29. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranların tutukluluklarının sırasıyla 1 Mart 2011 ve 15 Mart 2011 tarihlerinde serbest bırakılmalarıyla sona erdiğini ve haklarındaki yargılamaların halen derdest olduğunu belirtmektedir. Buna göre, Mahkeme, başvuranların CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi kapsamında tazminat talebinde bulunma hakkına sahip olduklarını gözlemlemektedir. Ancak, başvuranlar, tazminat talebinde bulunmamıştır.
30. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, daha önce, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir hale gelen, tutukluluğun uzunluğu hakkındaki yukarıda anılan hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
31. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyet
32. İkinci davadaki başvuran, dilekçelerini inceleyen mahkemenin huzuruna çıkamaması nedeniyle hakkındaki tutuklama kararlarına etkili bir şekilde itiraz edemediği konusunda şikâyetçi olmuştur.
33. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
34. Mahkeme, başvuranın ulusal mahkemelere dilekçe sunduğu veya tutuklu yargılanmasına ilişkin kararlara itiraz ettiği sonucuna varmasını sağlayacak herhangi bir belgeye dayalı delil sunmadığını belirtmektedir.
3562. Dolayısıyla, söz konusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamındaki şikâyetler
36. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında, aleyhlerine olan ceza yargılamalarının süresinin uzunluğundan şikâyet etmişlerdir.
37. Hükümet, başvuranların aleyhlerindeki ceza yargılamalarının ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu dikkate alarak, başvuranların Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında dile getirdikleri şikâyetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmeleri gerektiğini belirtmiştir.
38. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesine ilişkin görüşlerine atıfta bulunarak, Cumhuriyet savcısının 23 Aralık 2010 tarihli iddianame ile başvuranların terör örgütü üyeliği suçundan mahkûm edilmelerini talep ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, ayrıca, başvuranların aleyhlerinde aleyhinde açılan cezai yargılamaların yerel mahkemeler önünde halen derdest olduğunu gözlemlemektedir.
39. Buna göre, Mahkeme, başvuruların bu kısmının süresi dışında yapılmış olduğuna kanaat getirerek, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 21 Kasım 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy