AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞÜRÜLME KARARI
Başvuru no. 45768/12
Sinan ERASLAN / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 13 Eylül 2022 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
7 Mayıs 2012 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Sinan Eraslan, 1972 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, hâlihazırda İstanbul’da tutuklu bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, 29 Mayıs 2007 tarihinde internet dolandırıcılığı şüphesiyle yakalanmış ve 2 Haziran 2006 tarihinde internet dolandırıcılığı yapmak ve suç örgütü kurmak nedeniyle tutuklanmıştır.
4. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 8 Şubat 2008 tarihinde başvuran ve diğer 54 kişi aleyhinde bir iddianame hazırlamıştır. Başvuran, bir suç örgütünü yönetmek, bilişim sistemlerine yasa dışı erişim sağlamak ve bilişim yoluyla hırsızlık (43 kez), banka kartı dolandırıcılığı (5 kez), resmi belgede sahtecilik (7 kez) ve sahte banka ve kredi kartı üretmek (14 kez) ile suçlanmıştır.
5. Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, 30 Aralık 2008 tarihinde başvuranı isnat edilen suçlamaların çoğundan suçlu bulmuş ve hapis cezası ile cezalandırmıştır.
6. Yargıtay, 2 Kasım 2011 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemenin kararını kısmen bozmuş ve kısmen onamıştır.
7. Başvuran, 7 Mayıs 2012 tarihinde Mahkeme’ye başvuruda bulunmuştur.
8. Başvuran, Yargıtay tarafından 2 Kasım 2011 tarihinde onanan mahkûmiyeti nedeniyle 2 Mayıs 2016 tarihinde ceza yargılamalarının yenilenmesi için başvurmuş ve talebi 25 Ağustos 2016 tarihinde kabul edilmiştir. Hükümet tarafından ibraz edilen bilgiye göre, bu yargılamalar hâlen yerel mahkemeler önünde derdesttir.
9. Bu süreçte, Yargıtay tarafından bozulan başvuranın mahkûmiyetine ilişkin yargılamalar İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi önünde devam etmiştir ve 29 Nisan 2016 tarihinde başvuran bu suçlardan suçlu bulunmuştur. Yargıtay, 16 Mayıs 2019 tarihinde mahkûmiyetleri onamıştır. Başvuran, 6 Ağustos 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, 7 Ocak 2021 tarihinde başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
10. Mahkeme, 24 Ekim 2019 tarihinde başvuranın duruşmalarda gerekçesiz olarak bulunmaması ve savunmasını hazırlaması için yeterli zaman ve imkân tanınmadığı iddiasına ilişkin şikâyetlerinin Hükümete iletilmesine karar vermiştir.
11. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra, başvuranın yargılamaların yenilenmesi için yaptığı başvuruyu müteakiben somut başvurunun dayanağını oluşturan ceza yargılamalarının yeniden açıldığına ve yerel mahkemeler önünde derdest olduğuna dair Mahkeme’yi bilgilendirerek 13 Nisan 2020 tarihinde Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğüne başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin görüşlerini ibraz etmiştir. Bu görüşler, 21 Nisan 2020 tarihinde başvurana iletilmiştir. Başvuran, 2 Eylül 2020 tarihine kadar Hükümet görüşlerine yanıt niteliğindeki görüşlerini ibraz etmeye davet edilmiştir. Buna rağmen, bu süre sınırı içinde başvuran adına ibraz edilen bir görüş bulunmamaktadır.
12. Ardından Mahkeme, başvuranın yasal vasisinden telefon görüşmelerinin dinlenmesine dair yetki veren üç kararın hiçbir gerekçe içermediğine ilişkin 16 Şubat 2021 tarihli kısa bir yazı almıştır. 28 Ekim 2021 tarihli son mektupta başvuran, Mahkeme’den yasal vasisi yerine kendisi ile iletişime geçmelerine dair talepte bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Başvuran, aleyhinde yürütülen ceza yargılamalarının duruşmalarda gerekçesiz olarak bulunmaması ve savunmasını hazırlaması için yeterli zaman ve imkân tanınmadığı iddiası ile Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal etmesinden şikâyetçi olmuştur.
14. Hükümet; iç hukuk yollarının tüketilmemesi, mağdur sıfatının bulunmaması ve bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasına dair üç farklı ilk itirazda bulunmuş ve Mahkeme’yi bu gerekçelerden herhangi biri nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir. Hükümet son gerekçe ile ilgili olarak, başvuranın özellikle de aleyhinde yürütülen ceza yargılamalarının yenilenmesi olmak üzere, başvurunun doğru incelenmesi için önem arz eden bu olay ile ilgili olarak Mahkeme’yi davasının gidişatına dair bilgilendirmediğini ibraz etmiş ve Mahkeme’yi başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
15. Mahkeme, somut başvurunun Yargıtayın 2 Kasım 2011 tarihinde onadığı başvuranın mahkûmiyetine ilişkin ceza yargılaması ile sınırlı olduğunu gözlemlemektedir. Başvuran, 7 Mayıs 2012 tarihinde nihai iç hukuk kararına karşı başvuruda bulunmuştur.
16. Mahkeme, başvurunun her hâlükârda aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı kabul edilemez olduğu gerekçesiyle Hükümetin ilk itirazlarını incelemeyi gerekli görmemektedir.
17. Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44C § 1 ve 47 § 7 maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 44C
“1. Taraflardan birinin Mahkeme tarafından istenen delil veya bilgileri sunamaması veya ilgili bilgileri kendi inisiyatifiyle açıklamaması veya bunun dışında, yargılamaya etkin olarak katılmaması durumunda, Mahkeme, uygun gördüğü şekilde söz konusu tarafın davranışı hakkında yargılara varabilmektedir.”
Madde 47
“7. Başvuran, ... başvurusunun incelenmesi hususunda olaylarla ilgili tüm değişiklikleri Mahkeme’ye bildirmelidir.”
18. Ek olarak Mahkeme, 44C § 1 maddesine aykırı olarak başvuranın ilgili bilgileri kendi inisiyatifiyle açıklamaması halinde, davanın kendine özgü koşullarına bağlı olarak, başvurunun kayıttan düşürülmesi dâhil olmak üzere, Sözleşme’nin 37 § 1 maddesinin üç fıkrasından herhangi biri uyarınca Mahkeme uygun gördüğü şekilde çıkarımlarda bulunabilir (bk, Belošević / Hırvatistan (k.k.), no. 57242/13, § 48, 3 Aralık 2019).
19. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesinde açıkça görüldüğü üzere, Mahkeme bir başvuruyu kayıttan düşürme hususunda dayandığı gerekçeleri tanımlarken geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Bununla birlikte, bu gerekçeler davanın kendine özgü koşulları ile ilgili olmak zorundadır (bk, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Atmaca / Almanya (k.k.), no. 45293/06, 6 Mart 2012, ilgili kararda yer alan diğer atıflar).
20. Bununla birlikte; Mahkeme ilk olarak, başvuranın başvurusunda açıklamadığı ve Hükümetin dikkate sunduğu husus olan 25 Ağustos 2016 tarihinde ceza yargılamalarının yenilenmesinin başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılıp kılmadığının tespit edilmesinin uygun olduğu kanaatindedir ve ilgili kısımları aşağıda verilen Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca davanın kayıttan düşürülmesine karar verebilir:
“1. Yargılamanın herhangi bir aşamasında, Mahkeme aşağıdaki koşulların oluştuğu kanısına varırsa bir başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir:
...
(c) Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.
Ancak, bu Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının gerekli kıldığı hallerde, Mahkeme başvuruyu incelemeye devam eder. “
21. Mahkeme, somut başvurunun 2 Kasım 2011 tarihinde Yargıtay tarafından verilen nihai karar ile sona eren Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi önünde yürütülen ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkin olduğunu kaydeder. Bununla birlikte, Hükümet tarafından sağlanan bilgiye göre, başvuran ceza yargılamalarının yenilenmesi için 2 Mayıs 2016 tarihinde bir başvuruda bulunmuş ve bu talebi hâlihazırda İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi önünde derdest olan yargılama ile sonuçlanarak 25 Ağustos 2016 tarihinde kabul edilmiştir (karşılaştırınız Kovačić ve Diğerleri / Slovenya [BD], no. 44574/98 ve diğer 2 başvuru, § 267, 3 Ekim 2008). Mahkeme, bu bilgiyi ilk kez 13 Nisan 2020 tarihli Hükümet görüşünden öğrenmiştir.
22. Mahkeme’ye göre, ceza yargılamalarının yenilenmesi yalnızca 44C maddesinin anlamı dâhilinde “ilgili bilgi” değildir, aynı zamanda Mahkeme’nin başvurunun kabul edilebilirliğine ve esasına dair değerlendirmesinde belirleyici bir etkiye sahip olabileceğinden davanın temeli ile de ilgilidir. Bununla birlikte başvuran, Mahkeme’yi bu önemli hususa dair bilgilendirmemek konusunda mantıklı bir açıklama öne sürmek bir yana hiçbir gerekçe göstermemiştir. Buna ek olarak, başvurunun Hükümete bildirildiği tarih olan 24 Ekim 2019’dan bu yana somut başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin uygun bir görüş sunmamıştır.
23. Bu noktada Mahkeme, 44C § 1 maddesinin son cümlesinden yapılacak uygun çıkarımın somut başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçenin bulunmaması olduğu kanaatindedir.
24. Mahkeme ayrıca, yukarıdaki hususlar ışığında ve özellikle de Sözleşme’nin 6 § 3 (b) maddesi uyarınca savunma hazırlamak için yeterli zaman ve imkâna sahip olma hakkına dair açık ve kapsamlı içtihatlar ve 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca hazır bulunma ve etkili savunma hakkı hususunda, Sözleşme ve Protokolleri kapsamında tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
25. Bu doğrultuda, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup 6 Ekim 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan