AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 50763/22 Faruk ERCAN/Türkiye
ve diğer 20 başvuru
(bk. ekteki liste)
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Saadet Yüksel,
Péter Paczolay,
Anja Seibert-Fohr,
Davor Derenčinović,
Gediminas Sagatys,
Juha Lavapuro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 4 Şubat 2025 Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”),
Ekte bulunan tabloda belirtilen tarihlerde yapılan yukarıda anılan başvuruları,
Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri ile ilgili şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvuruların geri kalan kısmını kabul edilemez olarak açıklamaya ilişkin kararı,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevapları,
ve Bölüm Başkanı’nın, davaya müdahil taraf olarak katılma izni verdiği İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran tarafların listesi, ekte yer almaktadır. Başvuranlar, Avukat İ. Afşar tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurular, kamu öğretim kurumlarında öğretmenlik yapan ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (“Eğitim-Sen”) üyesi olan başvuranlara verilen disiplin cezalarıyla ilgilidir. Başvuranlar, ana dilin önemini anlatmak amacıyla sınıfta bir ders saatinde kendi ana dillerinde ders işleme şeklinde toplu bir eylem gerçekleştirmişlerdir. Bu eylem, üyesi oldukları sendika tarafından 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü’nü kutlamak amacıyla alınan bir karar doğrultusunda yapılmıştır. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler.
4. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
5. Başvuranlar, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı farklı öğretim kurumlarında istihdam edilen, devlet memuru statüsünde olan ve kamu sektöründe çalışan öğretmenlerdir. Bu kurumlar, dört yıl ilkokul, dört yıl ortaokul ve dört yıl lise olmak üzere on iki yıl süren zorunlu eğitimin bir kısmını sağlamaktadır. Zorunlu eğitim altı yaşında başlamaktadır. Mevcut davada, olayların meydana geldiği dönemde, başvuranların on ikisi lisede, altısı ortaokulda, üçü ise ilkokulda öğretmenlik yapmaktaydı.
6. Başvuranların tümü Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen - “sendika”) üyesidir. Sendika Tüzüğü’nün “Sendikanın Amaçları” başlıklı 2. maddesinin c) fıkrasında, “toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, herkesin kendi ana dilinde, cins ayrımcı olmayan, eşit demokratik, laik, bilimsel, parasız ve kamusal nitelikli eğitim görmesini savunmak” yasal bir amaç olarak öngörülmektedir.
Uluslararası Ana Dili Günü Vesilesiyle Başvuranlar Tarafından Gerçekleştirilen Eylem7. Sendika 19 Şubat 2016 tarihinde, Unesco (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) Genel Kurulunun 1999 yılında aldığı bir kararla, 2000 yılından bu yana kutlanan 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü münasebetiyle bir etkinlik düzenlemeye karar vermiştir. Ayrıca, sendikanın yerel şubeleri tarafından belirlenecek bir formatta öğretmenlerin sınıfta bu konuyla ilgili ders işlemesine karar vermiştir. Sendikanın yerel şubeleri bunun üzerine, öğretmenlerin, 22 Şubat 2016 tarihinde, öğrencilere üçüncü ders saatinde ana dillerinde kısa bir ana dili tarihi anlatmalarını ve bunu sınıf defterine işlemelerini kararlaştırmıştır.
8. Başvuranlar 22 Şubat 2016 tarihinde, sendikanın kararı doğrultusunda, üçüncü ders saatinde kendi okullarında bu eyleme katılmışlardır.
Başvuranlara Verilen Cezalar ve Bunlarla İlgili Yargılamalar9. Okul müfredatında yer almayan bir dersi, ders saatinde anlatma eylemine katıldıkları ve eylemlerinin kamu hizmetlerinin sürekliliğini ve düzgün bir şekilde yerine getirilmesini etkilediği gerekçesiyle başvuranlar hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Soruşturma sonunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/B a) ve 125/C a) maddeleri uyarınca başvuranlara kınama cezası verilmiş veya maaşlarının otuzda biri kesilmiştir (aşağıda 16. paragraf; ayrıca, her bir başvuran hakkında verilen cezaların listesi için ekteki tabloya bakınız). İdare, başvuranlar tarafından bu cezalara karşı yapılan itirazları reddetmiştir.
10. Başvuranlar, disiplin cezalarının iptali için dava açmışlardır.
11. Diyarbakır 1. 2. ve 3. İdare Mahkemeleri ile Rize İdare Mahkemesi, başvuranlar tarafından yapılan 50763/22, 50769/22, 50814/22, 51049/22, 52909/22, 53109/22, 53113/22, 53115/22, 53285/22, 53323/22, 54232/22, 54233/22, 54629/22, 54675/22, 54884/22, 54886/22, 55017/22 no.lu başvuruları incelemiştir. Anılan mahkemeler, ilgili kişilerin toplu eyleminin okul müfredatını değiştirme amacı ve niteliğinde olmadığı; ancak üyesi oldukları sendikanın tüzüğü uyarınca ana dilde eğitimin savunulması konulu bir sendikal faaliyet oluşturduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Sonuç olarak, ilgili başvuranlar hakkında verilen cezaların iptaline karar vermiştir.
12. Diyarbakır 2. ve 3. İdare Mahkemeleri ile Antalya 1. İdare Mahkemesi, başvuranlar tarafından yapılan 53262/22, 54263/22, 55027/22 ve 55090/22 no.lu başvurularda, ilgililerin taleplerinin reddine karar vermiştir. Anılan mahkemeler, başvuranların ekonomik, sosyal ve mesleki haklarını veya çalışma koşullarını iyileştirmeyi amaçlamayan söz konusu eylemin sendikal faaliyet kapsamında yer almadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Ayrıca, usul ve esaslara aykırı olarak gerçekleştirilen “sınıf defterine müfredat dışı kazanım yazma” eyleminin, diğer bir demokratik ve anayasal hak olan eğitim hakkını engelleme sonucu doğuracağı kanaatine varmıştır.
13. İstinaf başvurusu üzerine, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, Konya İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi ve Samsun Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi, 50763/22, 50769/22, 50814/22, 51049/22, 52909/22, 53109/22, 53113/22, 53115/22, 53285/22, 53323/22, 54232/22, 54233/22, 54629/22, 54675/22, 54884/22, 54886/22, 55017/22 no.lu başvurularda, idare mahkemelerinin başvuranlar hakkında verdikleri kararları bozmuş ve bu başvurulardaki taleplerinin kesin olarak reddine karar vermiştir. Öte yandan, 53262/22, 54263/22, 55027/22 ve 55090/22 no.lu başvurularla ilgili olarak ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararları onanmıştır.
Bölge İdare Mahkemeleri, kararlarının gerekçelerinde öncelikle, devlet memurlarının haklarını savunmak amacıyla sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkına sahip olduklarını ve bunun üyesi oldukları sendikaların amaçlarına uygun olarak sendikaları tarafından düzenlenen eylemlere katılmayı da içerdiğini belirtmiştir. Bunun yanı sıra, devlet memurlarının ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini geliştirme amacı taşımayan eylemlerin sendikal hakların koruması altında sayılamayacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
Bölge İdare Mahkemeleri, mevcut davada başvuranlar tarafından gerçekleştirilen ve bir ders saatinde okul müfredatı ve eğitim dili olan Türkçe dışında bir dilde ders verilmesinden ibaret olan eylemin, başvuranların ekonomik, sosyal ve mesleki haklarını veya çalışma koşullarını iyileştirme amacı taşımadığı; usul ve esaslara aykırı olarak, “sınıf defterine müfredat dışı kazanım yazma” eyleminin, diğer bir demokratik ve anayasal hak olan eğitim hakkını engelleme sonucu doğuracağı kanaatine varmıştır.
Anayasa Mahkemesinin Kararı
14. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar, haklarında verilen cezaların ifade özgürlüğü ile sendika kurma ve sendikaya üye olma haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
15. Anayasa Mahkemesi 14 Nisan 2024 tarihinde, başvuranların tümünün bireysel başvurusunu birlikte inceleyerek kararını vermiştir.
Yüksek mahkeme ilk olarak, başvuranların katıldığı ihtilaf konusu eylemin, onların ekonomik ve mesleki menfaatleri veya sendika tarafından belirlenen ortak amaçlar ile ilgili olmadığını kaydetmiştir. Söz konusu eylemin asıl amacı devletin eğitim politikasını eleştirmekti ve bu da siyasi arenada ele alınması gereken siyasi bir iddiaydı. Dolayısıyla, her ne kadar başvuranlar ihtilaf konusu eylemi sendikanın çağrısı üzerine eş zamanlı olarak gerçekleştirmiş iseler de, bu eylemin aslında başvuranların ana dilde eğitim yapılmasına yönelik bir talebi dile getirmeleriyle ilişkili olduğu kanaatine varmıştır. Bu nedenle, bireysel başvuruları yalnızca ifade özgürlüğü hakkı açısından incelemeye karar vermiştir.
Yüksek Mahkeme, başvuranların ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına yönelik müdahalenin yasal bir dayanağı olduğunu, yani Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesine dayandığını ve kamu hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması anlamında kamu düzeninin korunması meşru amacı güttüğünü kaydetmiştir.
Müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak ise, Anayasa Mahkemesi, öğretmenlerin diğer kamu görevlileri gibi düşüncelerini ifade etmekte özgür olmalarına rağmen, ifa ettikleri görevin, gençleri etkilemelerine ve onlara doğrudan bilgi aktarımında bulunmalarına imkân veriyor olmasının onları diğer kamu görevlilerinden ayırdığını vurgulamıştır. Ayrıca, öğretmenlerin görevlerini yerine getirirken siyasi veya ideolojik amaçlı herhangi bir eylemde veya beyanda bulunmamaları ya da bu türden eylemlere katılmamaları gerektiğini gözlemlemiştir.
Mevcut davada, başvuranların ders sırasında okul müfredatında yer almayan konulara değinerek doğrudan öğrencileri hedef alan bir eylem yöntemi benimsediklerini ve bu durumun, nazarında, devletin bu konuda belirlediği politika ve ilkelerle bağdaşmadığını, oysa kamuoyunu ve kamu gücünü elinde bulunduran kişi ve kurumları başka yollarla etkilemenin de mümkün olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, idari ve adli makamların, bu eylem biçiminin kamu görevlilerinin tarafsızlığıyla ve devlete sadakatiyle bağdaşmadığını düşündüklerini de kaydetmiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu eylemin, başvuranlara öğretmen olarak yüklenen sağduyu ve ihtiyat yükümlülüğüne aykırı görülmesinin meşru olduğunu değerlendirmiştir. Başvuranlara verilen disiplin cezalarının, özellikle ilgililerin bahse konu eylem sırasında yaptıkları yorumların öğrenciler üzerindeki potansiyel etkisi göz önünde bulundurulduğunda, demokratik bir toplumda zorlayıcı toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, verilen cezaların, başvuranların demokrasiye katılımını ve düşüncelerini özgürce ifade etmelerini engelleyecek veya önemli ölçüde zorlaştıracak nitelikte olmadığına karar vermiştir. Cezaların ılımlı niteliği göz önüne alındığında, bunların izlenen meşru amaçlarla orantılı oldukları da kabul edilmiştir.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, başvuranların ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
İLGİLİ İÇ VE ULUSLARARASI HUKUKİ ÇERÇEVE VE UYGULAMASI
Ulusal Hukuki Çerçeve Anayasa16. Anayasa’nın ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
“(...)
Madde 42 - Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi
“ Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.
(...)
Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.
Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak (...) öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.
(...)
Madde 129 - Görev ve sorumlulukları (...)
Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. (...) ”
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu17. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun (14 Temmuz 1965 tarihinde kabul edilen ve 20 Temmuz 1965 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan) ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
“(...)
Madde 6 - Sadakat
Devlet memurları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına sadakatla bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını sadakatla uygulamak zorundadırlar. (...)
Madde 7 - Tarafsızlık ve devlete bağlılık
Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.
Devlet memurları her durumda Devletin menfaatlerini korumak mecburiyetindedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına aykırı olan, memleketin bağımsızlığını ve bütünlüğünü bozan Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğini tehlikeye düşüren herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamazlar, bunlara yardım edemezler.
(...)
Madde 11 - Devlet memurlarının görev ve sorumlulukları
Devlet memurları kanun ve diğer mevzuatta belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar. (...)
(...)
Madde 26 - Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı
Devlet memurlarının kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya (...) Devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaktır.
(...)
Madde 124 - (...) disiplin cezaları
(...)
Kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve yönetmeliklerin Devlet memuru olarak emrettiği ödevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre 125 inci maddede sıralanan disiplin cezalarından birisi verilir.
Madde 125 - Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller
Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
A - Uyarma: Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.
(...)
B - Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir. Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak,
(...)
C - Aylıktan kesme: Memurun, brüt aylığından 1/30 - 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır. Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
a) Kasıtlı olarak; verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçleri korumamak, bakımını yapmamak, hor kullanmak,
(...)
D - Kademe ilerlemesinin durdurulması: Fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 1 - 3 yıl durdurulmasıdır.
(...)
E - Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır.
(...)
Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.
(...)”
Milli Eğitim Bakanlığının İlgili Yönetmeliği18. Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin (26 Temmuz 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan) “Öğretmen” başlıklı 43. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1) Okul öncesi ve ilköğretim kurumu öğretmenleri, kendilerine verilen grup/sınıf/şubede eğitim ve öğretim faaliyetlerini, eğitim ve öğretim programında belirtilen esaslara göre planlamak ve uygulamak, ders dışında okuldaki eğitim ve öğretim işlerine etkin bir biçimde katılmak ve bu konularda mevzuatta belirtilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. (...)”
19. Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin (28 Ekim 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan) ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
Madde 4 - Tanımlar
(...)
d) Çerçeve öğretim programı: Bir meslek alanında ve/veya dalında modüler yapıda hazırlanan öğretim programının tanıtımı ve uygulanmasıyla ilgili açıklamaları, haftalık ders çizelgeleri, programda yer alan dersleri, dersleri oluşturan modülleri, modülde kazandırılacak bilgi ve becerileri gösteren program yapısını, ifade eder
(...)
Madde 8 - Eğitim ve öğretim etkinlikleri
1) Eğitim ve öğretim etkinlikleri;
a) Uygulanan program tür ve içeriklerine uygun olarak yürütülür.
(...) ”
Uluslararası Hukuk ve Uygulaması20. Ana dilde öğretim konulu ilgili uluslararası belgeler Valiullina ve diğerleri/Letonya (no.56928/19 ve diğer 2 başvuru, §§ 81-95, 14 Eylül 2023) kararında belirtilmiştir.
ŞİKÂYETLER
21. Başvuranlar, haklarında verilen cezaların, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlalini teşkil ettiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Başvuruların Birleştirilmesi Hakkında22. Mahkeme, başvurulardaki benzerliği göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda birlikte incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
Sözleşme’nin 10. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında23. Başvuranlar, ana dilde öğretim konusundaki görüşlerini ifade ettikleri için aldıkları cezalar nedeniyle ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedirler. Bu madde aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Tarafların İddialarıa) Hükümet
24. Hükümet, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve konu bakımından (ratione materiae) Sözleşme hükümleriyle bağdaşmama yönünde iki kabul edilemezlik itirazında bulunmuştur.
25. İlk itirazla ilgili olarak, Hükümet, başvuranların, düşüncelerini başkaca meşru yollarla ifade etmek yerine mevcut davaya konu olan eylem yöntemini benimseyerek, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinde tanımlandığı şekliyle öğrencilerin eğitim hakkını ihlal ettiklerini ve dolayısıyla Sözleşme’nin 17. maddesi anlamında bireysel başvuru haklarını kötüye kullandıklarını ileri sürmektedir. Bu nedenle Hükümet, Mahkemeyi, başvuruların, konu bakımından (ratione materiae) Sözleşme hükümleriyle bağdaşmamaları nedeniyle kabul edilemez olduklarına karar vermeye davet etmektedir.
26. İkinci itirazla ilgili olarak, Hükümet, mevcut davada idari makamların, idare mahkemelerinin, bölge idare mahkemelerinin ve Anayasa Mahkemesinin başvuranların eylemlerini incelediğini, ileri sürdükleri iddiaları ve itirazları değerlendirdiğini ve açıkça mantıksız, keyfi veya adalet duygusu ve sağduyudan yoksun olmayan gerekçeli sonuçlara vardığını ileri sürmektedir. Bu nedenle Hükümet, Mahkemeyi, başvuruların, açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle kabul edilemez olduklarına karar vermeye davet etmektedir.
27. Şikâyetin esasıyla ilgili olarak, Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesiyle öngörüldüğünü ve kamu düzeninin sağlanması ve öğrencilerin eğitim hakkının korunması gibi meşru amaçlar taşıdığını ileri sürmektedir.
28. Demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak Hükümet, öncelikle, devlet memuru olmaları nedeniyle başvuranların Devlete sadakat borcu olduğunu kaydetmektedir. İhtilaf konusu eylem sırasında başvuranların zorunlu eğitim çağındaki öğrencilerden oluşan bir kitleye hitap ettiklerini ve reşit olmayan öğrencilerin, rol modelleri olan öğretmenlerinin söz ve eylemlerini genel olarak kabule hazır olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca, başvuranların ihtilaf konusu eylemi kendi okullarında milli eğitim yetkilileri tarafından düzenlenen ders saatleri sırasında gerçekleştirdiklerini ve söz konusu eylem sırasında başlangıçta öngörülen dersi yapmak yerine öğrencilere ana dilde eğitimin önemini kendi ana dillerinde anlattıklarını ve bu dersi resmi sınıf defterine kaydettiklerini eklemektedir.
29. Hükümet, okul müfredatı dışındaki bir konuyu öğretim dilinden başka bir dilde anlatmayı tercih etmeleri nedeniyle, kamu makamlarının, başvuranların ihtilaf konusu davranışlarına müsamaha gösteremeyeceğini savunmaktadır. Nitekim her öğretmene okul müfredatı dışında ve kendi ana dilinde ders verme seçeneği tanınmasının, Devletlerin egemenliği ve öğrencilerin tarafsız ve çoğulcu bir eğitim alma hakkı ile bağdaşmayacağı ve yetkililere ağır bir yük yükleyeceği kanaatindedir. Bununla birlikte, Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü haklarını başkaca meşru yollarla da kullanabileceklerini, ancak ilgililerin bu hakkı öğrencilerin eğitim hakkını ihlal edecek şekilde kullanmayı tercih ettiklerini eklemektedir.
30. Hükümet, başvuranların, kendi istek ve görüşleri doğrultusunda ve Devletin bu konuda belirlediği politika ve ilkelere aykırı olarak, ders saatlerinde, resmi öğretim dili olan Türkçe dışında bir dilde, müfredat dışı bir konu hakkında konuşmayı tercih etmeleri nedeniyle, eylemlerinin kamu düzenini bozduğu kanaatindedir. Bu bağlamda, öğretim dilini belirleme yetkisinin, kuşkusuz, vatandaşları adına egemenliğini kullanan Devlete ait olduğunu kaydetmektedir. Hükümet, Mahkemenin Belçika Dil Davası’ndaki (“Belçika’da Öğretim Dili Rejiminin Bazı Yönlerine İlişkin” dava (esas), 23 Temmuz 1968, Seri A no.6; bundan böyle metinde “Belçika Dil Davası” olarak anılacaktır.) kararına atıfta bulunarak, eğitim hakkının herkese kendi ana dilinde öğretim görme hakkı tanımadığını ileri sürmektedir.
31. Hükümet ayrıca, ulusal makamların, başvuranların eylemini, devlet memurlarının Devlete karşı tarafsızlık ve sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmaz bulduklarını ve ihtilaf konusu eylem sırasında başvuranlar tarafından söylenen sözlerin öğrencileri üzerindeki potansiyel etkisi göz önüne alındığında ve kamu hizmetinin düzgün bir şekilde işlemesini ve sürekliliğini sağlamak amacıyla, başvuranlara verilen disiplin cezalarının demokratik bir toplumda zorlayıcı toplumsal bir ihtiyacı karşıladığı kanaatine vardıklarını belirtmektedir. Son olarak Hükümet, başvuranlara verilen disiplin cezalarının, başvuranların ifade özgürlüğü hakkının özüne zarar vermediğini ve yetkililerin, başvuranlara bu tür eylemler için mevzuatla öngörülen en hafif cezaları vermeleri nedeniyle kendilerine aşırı bir yük yüklemediğini kaydetmektedir.
32. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Hükümet, Mahkemeyi mevcut davada başvuranların ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmaya davet etmektedir.
b) Başvuranlar
33. Başvuranlar, öğretmen olarak, öğrencilerin ana dillerinde eğitim alma hakkını savunmak ve böylece bu hakkın çocuklar tarafından etkili bir şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla ihtilaf konusu eylemi gerçekleştirdiklerini ve herhangi bir siyasi amaç gütmediklerini ileri sürmektedirler. Türkiye’de birçok ana dilin konuşulduğunu ve çocuklara ana dillerinde eğitim hakkının tanınması gerektiğini savunmaktadırlar.
34. Başvuranlar, ulusal birliği sağlama amacı taşıyan tek dilde eğitimin geçmişte kalmış bilim dışı bir yaklaşım olduğu ve ana dilde eğitimin çocuğun gelişiminde önemli bir rol oynadığı görüşünü savunmaktadırlar. Ayrıca, üyesi oldukları sendikanın ana dilde eğitim hakkını savunduğunu ve üyelerinin teşvik etmeye çalıştığı bu hakkın amaçları arasında yer aldığını kaydetmektedirler.
c) Müdahil Taraf
35. İfade Özgürlüğü Derneği, ana dilde eğitim hakkının uluslararası düzeyde tanınan bir hak olduğunu ve ana dilde eğitimi gerçekleştirmeye yönelik bir talebin kamuoyunu ilgilendiren bir tartışmaya katkıda bulunmak olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Öğretmen olan başvuranların üyesi oldukları sendika tarafından kararlaştırıldığı üzere, Uluslararası Ana Dili Günü’nde bir saat ana dilde öğretim yapılmasına yönelik sembolik eylemin, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün kullanılması olarak değerlendirilebileceği görüşündedir. Müdahil taraf ayrıca Mahkemeyi mevcut davayı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası/Türkiye (no. 20641/05, AİHM 2012) davasında Mahkeme tarafından belirlenen ilkeler ışığında incelemeye davet etmekte ve bu davadaki koşulların mevcut davadakilerle neredeyse aynı olduğunu savunmaktadır.
Mahkemenin Değerlendirmesi36. Mahkeme, başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle her halükarda kabul edilemez olduğu için, şikâyetin Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmaz olduğu yönündeki itiraz hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
a) Genel İlkeler
37. Mahkeme, devlet memurlarının (Vogt/Almanya, 26 Eylül 1995, § 53, Seri A no. 323, Kayasu/Türkiye, no. 64119/00 ve 76292/01, § 77, 13 Kasım 2008, ve Karapetyan ve diğerleri/Ermenistan, no. 59001/08, § 47, 17 Kasım 2016) ve daha spesifik olarak öğretmenlerin (Gollnisch/Fransa (k.k.), no. 48135/08, 7 Haziran 2011 ve Mahi/Belçika (k.k.), no. 57462/19, § 32, 7 Temmuz 2020) ifade özgürlüğü ile ilgili içtihadında yer alan ilkelere atıfta bulunmaktadır.
38. Mahkeme, 10. maddenin sağladığı korumanın genel olarak mesleki ortamı ve özel olarak da devlet memurlarını kapsadığını hatırlatmaktadır (Vogt, § 53 ve Kayasu, § 77, her ikisi de yukarıda anılan). Devletin, memurlarını ihtiyat yükümlülüğüne tabi tutması meşru görünse de, devlet memurları, bu bağlamda, yine de Sözleşme’nin 10. maddesinin korumasından yararlanan kişilerdir (Mahi, yukarıda anılan karar, § 29, 7 Temmuz 2020).
39. Her bir davanın koşullarını göz önünde bulundurarak, bireyin temel hakkı olan ifade özgürlüğü ile demokratik bir devletin kamu hizmetinin 10. maddenin 2. fıkrasında belirtilen amaçlara hizmet etmesini sağlamaya yönelik meşru menfaati arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını belirlemek, Mahkemenin görevidir. Devlet memurlarının ifade özgürlüğü hakkı söz konusu olduğunda, 10. maddesinin 2. fıkrasında geçen “görev ve sorumluluklar”, ihtilaf konusu müdahalenin belirtilen amaçla orantılı olup olmadığının belirlenmesinde davalı Devletin yetkililerine belirli bir takdir yetkisi tanınmasını haklı gösteren özel bir anlam kazanmaktadır (Vogt, § 53 ve Kayasu, §§ 80-89, her ikisi de yukarıda alınan).
40. Özellikle öğretmenlerin, eğitim alanında, öğrencileri için otorite sembolü olmaları sebebiyle, kendilerine yüklenen özel görev ve sorumluluklar bir dereceye kadar okul dışındaki faaliyetleri için de geçerlidir ( Vogt, yukarıda anılan, § 60 ve bk. ayrıca, bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Dahlab/İsviçre (k.k.), no. 42393/98, AİHM 2001-V, Seurot/Fransa (k.k.), no.57383/00, 18 Mayıs 2004, Gollnisch, yukarıda anılan karar ve Mahi, yukarıda anılan karar, § 32).
41. Eğitim hakkıyla ilgili olarak, Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin birinci cümlesiyle güvence altına alınan bu hakkın, doğası gereği, Devlet tarafından, toplumun ve bireylerin ihtiyaçları ve kaynakları açısından zaman ve mekân içinde değişebilecek bir düzenleme gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Böyle bir düzenlemenin bu hakkın özüne hiçbir surette zarar vermemesi veya Sözleşme’de yer alan diğer haklarla çatışmaması gerektiği açıktır (Belçika Dil Davası, s. 31, § 5).
42. 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ikinci cümlesi, Devletlerin, ebeveynlerin eğitim veya öğretim alanındaki dilsel tercihlerine değil, yalnızca dini ve felsefi inançlarına saygı göstermesini gerektirmektedir. Ayrıca, hazırlık çalışmaları, 2. maddenin ikinci cümlesinin amacının, ebeveynlerin söz konusu ülkenin dilinden başka bir dilde öğrenim görme hakkına Devlet tarafından saygı gösterilmesini sağlamak olmadığını tasdik etmektedir (ibid., s. 32, § 6).
b) Bu İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
43. Mahkeme, mevcut davada, kamu eğitim kurumlarında öğretmen olan başvuranların, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü vesilesiyle bir eylem gerçekleştirdikleri ve bu eylem sırasında sınıfta öğrencilerine ana dillerinde eğitim hakkındaki görüşlerini ifade ettikleri gerekçesiyle milli eğitim yetkilileri tarafından disiplin cezasına çarptırıldıklarını kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetin, esas olarak, başvuranların, milli eğitim yetkilileri tarafından düzenlenen ders saatlerinde ana dillerinde öğretim hakkındaki görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle çarptırıldıkları cezalardan ötürü ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olduğu kanaatindedir. Mahkeme, mevcut davayı bu bağlamda inceleyecektir.
44. Mahkeme, aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü şikâyetin açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğu yönündeki tespitini göz önünde bulundurarak, ihtilaf konusu cezaların başvuranların ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına müdahale teşkil edip etmediğine karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir (aşağıda 56. paragraf). Ayrıca, bir müdahale olduğunun kabul edilecek olması halinde, tarafların bu müdahalenin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesi tarafından öngörüldüğü (yukarıda 17. paragraf) ve düzeni sağlamak ve başkalarının haklarını korumak gibi meşru amaçlar izlediği konusunda hemfikir olduklarını gözlemlemektedir. Bundan sonra belirlenmesi gereken, demokratik bir toplumda bu müdahalenin gerekli olup olmadığıdır.
45. Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, başvuranların söz konusu eylemi, hepsinin de üyesi oldukları sendikanın çağrısı üzerine, bir ders saatinde, öğrencilerine kendi ana dillerinde ana dilin önemini anlattıkları kaydetmektedir.
46. Mahkeme bu noktada, daha önceki bir davada, tüzük hedefleri arasında ana dilde eğitimin teşvik edilmesi de bulunan (yukarıda 6. paragraf) Eğitim-Sen sendikası tarafından savunulan ana dilde öğretim ilkesinin demokrasinin temel ilkelerine aykırı olmadığını tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, yukarıda anılan, § 55). Öte yandan, Mahkemeye göre, ana dili Türkçe dışında bir dil olan vatandaşların kültürünün ana dillerinin öğretilmesi yoluyla geliştirilmesine yönelik böyle bir amaç, tek başına ulusal güvenliğe ters düşmez veya kamu düzeni için bir tehdit oluşturmaz (ibid. § 59).
47. Dolayısıyla Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ilgili ülkenin resmi dilleri dışında bir dilde eğitim hakkını güvence altına almasa da (Valiullina ve diğerleri, yukarıda anılan, § 135), başvuranların ana dilde öğretime ilişkin kamusal tartışmalara katılmalarının, ilgili kişilerin demokratik bir toplumda ifade özgürlüklerini kullanmaları kapsamına girebileceğini kaydetmektedir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, yukarıda anılan, § 74).
48. Mahkeme, ana dilde öğretimi teşvik etme amacı taşıyan ihtilaf konusu eylemin başvuranlar tarafından gerçekleştirilme şekline dönerek, ilgililerin bu eylemi, sendikaları tarafından alınan bir karar uyarınca, kendi okullarında, ders saatleri içerisinde, sınıfta ve öğrencilerinin önünde gerçekleştirdiklerini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranların, okul müfredatında öngörülen belirli bir konuyu işlemeye yönelik ihtilaf konusu sendikal eylemi, günün üçüncü dersini kesintiye uğratmak suretiyle gerçekleştirdiklerini de kaydetmektedir. Başvuranların öğrencilerine kendi ana dillerinde ana dilin kısa bir tarihini anlattıklarını, ana dilde eğitimin önemini açıkladıklarını ve bu eylem vesilesiyle söz konusu ders için öngörülen müfredattan saptıklarını gözlemlemektedir.
49. Başvuranların ana dilde eğitimin önemine ilişkin argümanı tek başına ele alındığında, Mahkeme genel olarak, kamu politikaları açısından, çocuklara özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü hakkında güvenilir bir şekilde eğitim ve öğretim verilmesinin büyük önem taşıdığını kaydetmektedir (Godenau/Almanya, no. 80450/17, § 54, 29 Kasım 2022; bk. ayrıca, Humpert ve diğerleri/Almanya [BD], no.59433/18 ve diğer 3 başvuru, § 137, 14 Aralık 2023).
50. Mahkeme ayrıca, Devletin, eğitim ve öğretim konusundaki görevlerini yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgi veya bilgilerin tarafsız, eleştirel ve çoğulcu bir şekilde yayılmasını sağlaması gerektiğini vurgulamaktadır (Folgerø ve diğerleri/Norveç [BD], no. 15472/02, § 84 g) ve h), AİHM 2007-III, ve burada atıf yapılan davalar). Okullarda müfredatın düzenlenmesi ve uygulanmasına ilişkin özel hususla ilgili olarak, Mahkeme, müfredatın tanımlanması ve düzenlenmesinin ilke olarak Sözleşmeci Devletlerin yetkisi dâhilinde olduğunu hatırlatmaktadır; zira bu, büyük ölçüde, Mahkemenin karar veremeyeceği ve çözümü meşru olarak ülkeden ülkeye ve zamandan zamana değişebilecek bir yerindelik meselesidir (Macatė/Litvanya [BD], no. 61435/19, § 206, 23 Ocak 2023). Ancak mevcut davada, başvuranlar tarafından eylem günü vesilesiyle verilen ve ana dilde öğretime odaklanan dersin konusu, neticede, ilgililerin bir ders saatinde eylemlerini gerçekleştirmek amacıyla saptıkları okul müfredatında yer almıyordu.
51. Öte yandan Mahkeme, başvuranların, yaşları altı ila on sekiz arasında değişen öğrencilerin kayıtlı olduğu kamu ilk ve orta öğretim kurumlarında öğretmenlik yaptıklarını kaydetmektedir (yukarıda 4. paragraf). Bu bağlamda, çocukların yaşlarından dolayı çabuk etkilenebilir olduklarını ve yaşlı kimselere göre daha kolay etkilendiklerine dikkat çekmektedir (Macatė, yukarıda anılan, § 205, Dahlab/İsviçre (k.k.), no.42393/98, AİHM 2001-V ve Vejdeland ve diğerleri/İsveç, no. 1813/07, § 56, 9 Şubat 2012). Ayrıca, eğitim alanında öğrencileri için otorite sembolü olan öğretmenlerin vazifelerinin doğasında “görev ve sorumluluklar” bulunduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, mevcut davada, sıklıkla reşit olmayan çocukların devam ettiği okullarda öğretmenlik yapan başvuranların, milli eğitim yetkilileri ile Devlete karşı daha büyük bir sadakat ve tarafsızlık yükümlülüğü olduğu göz önünde bulundurulmalıdır (Dahlab, yukarıda anılan karar).
52. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, ulusal makamların bu konudaki takdir yetkisini göz önünde bulundurarak, mevcut davanın koşullarında başvuranlar tarafından gerçekleştirilen ihtilaf konusu eylemin, başvuranları, Anayasa ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerinden doğan, özellikle öğretimle ilgili yönetmelikte öngörülen okul müfredatını takip etme (yukarıda 18 ve 19. paragraflar) ve öğrencilerini eğitmeye yönelik mesleki yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki sadakat yükümlülüğünden muaf tutmayacağı kanaatindedir (yukarıda 16 ve 17. paragraflar). Bu bağlamda, insan haklarının gerçekleştirilmesi için vazgeçilmez olan eğitim hakkının demokratik bir toplumda temel bir yere sahip olduğunu; ilk ve orta öğretimin her çocuğun kişisel gelişimi ve gelecekteki başarısı için birincil öneme sahip olduğunu ve kamu politikaları açısından Devletin etkili bir eğitim sistemi kurmasının önemli olduğunu vurgulamaktadır (Humpert ve diğerleri, yukarıda anılan, § 137 ve burada yapılan atıflar).
53. Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada, kendi okullarında, müfredatta öngörülen üçüncü dersi kesintiye uğratma şeklindeki ihtilaf konusu eylemde bulunmaları nedeniyle başvuranlara uygulanan disiplin tedbirlerinin, bir yandan eğitim sisteminin düzgün işleyişini ve devlet okullarında öğretimin sürekliliğini sağlamayı, diğer yandan başkalarının eğitim hakkına saygı gösterilmesini güvence altına almayı amaçladığı kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), ibid. §§ 118 ve 137).
54. Ayrıca bölge idare mahkemeleri ve Anayasa Mahkemesinin mevcut davayla ilgili olarak verdikleri kararlarda ulaştıkları sonuç da budur. Nitekim bu yüksek mahkemeler, okul müfredatına uymayan bir dersin, mevzuata ve usule aykırı olarak bir ders süresince eğitim dili dışında bir dilde verilmesinin, eğitim hakkının kullanılmasını engelleme etkisine sahip olacağı ve kamu görevlilerinin sadakat ve ihtiyat yükümlülüğü ile bağdaşmayacağı değerlendirmesinde bulunmuşlardır (yukarıda 13 ve 15. paragraflar). Anayasa Mahkemesi ayrıca başvuranların, öğrencilerin öğretimini etkilemeyecek başkaca yollarla kamuoyunu ve Devlet yetkililerini bu konuda etkileyebilecekleri ihtimalini vurgulamış ve başvuranların bu türden bir eylem yöntemini benimsememeyi tercih ettiklerini kaydetmiştir (yukarıda 15. paragraf). Mahkeme, başvuranlara verilen cezaları haklı göstermek amacıyla ulusal mahkemeler tarafından benimsenen gerekçelerin ilgili ve yeterli olarak kabul edilebileceği görüşündedir.
55. Başvuranlara uygulanan cezaların -yani bazılarına kınama, bazılarına ise maaşlarının otuzda birinin kesilmesi cezası (yukarıda 9. paragraf)- ağırlığı ile ilgili olarak, Mahkeme, bu cezaların devlet memurlarına verilebilecek en ağır cezalar olmadığını (yukarıda 17. paragraf) ve özellikle öğretim kurumlarında düzeni sağlama ve başkalarının haklarını koruma gibi önemli amaçlar güttüğünü kaydetmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Humpert ve diğerleri, yukarıda anılan, § 146). Bu nedenle Mahkeme, başvuranların eyleminin öğrencileri ve kamu kurumlarında öğretimin düzenlenmesi ve etkili şekilde uygulanması üzerindeki potansiyel etkisi göz önünde bulundurulduğunda, ihtilaf konusu cezaların davanın koşullarında izlenen meşru amaçlarla orantısız olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Mahi, yukarıda anılan karar, § 37).
56. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranlar hakkında alınan disiplin tedbirlerinin, davanın koşullarında davalı Devlete tanınan takdir yetkisini aşmadığı; ilgili ve yeterli gerekçelerle haklı gösterildiği ve izlenen önemli meşru amaçlarla orantılı olduğu sonucuna varmaktadır.
57. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Sözleşme’nin 11. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında58. Başvuranlar üyesi oldukları sendikanın aldığı karar doğrultusunda gerçekleştirdikleri bir eylem nedeniyle haklarında verilen cezaların örgütlenme özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürmektedirler. Bu madde aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir. ”
59. Hükümet, başvuranların eyleminin, menfaatlerini savunmak amacıyla başkalarıyla birlikte sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkı kapsamına girmediğini, ancak ana dillerinde eğitim konusundaki görüşlerini ifade etmelerine hizmet ettiğini ileri sürmektedir. Bu nedenle, şikâyetin Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında incelenmesine karşı çıkmaktadır.
60. Başvuranlar, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedirler. İhtilaf konusu cezaların sadece ifade özgürlüğü haklarına değil, aynı zamanda örgütlenme özgürlüğü haklarına da bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, tüzüklerinde bu hakkın savunulmasını öngören sendikalarının bir kararı uyarınca ana dilde eğitim hakkını savundukları için cezalandırıldıklarını ileri sürmektedirler.
61. Mahkeme, 11. maddenin uygulanabilirliği açısından, sendikal bir eylemin, ister genel bir çerçevede ister daha özel bir bağlamda olsun, çalışanların mesleki çıkarlarını savunmayı amaçlaması gerektiğini, ayrıca bu eylemler ile sendika üyelerinin mesleki çıkarları arasında bir bağlantı olması gerektiğini daha önce tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Demir ve Baykara/Türkiye [BD], no.34503/97, § 140, AİHM 2008, Humpert ve diğerleri, yukarıda anılan, § 104, Dilek Kaya/Türkiye (k.k.), no. 51194/19, § 49, 19 Kasım 2024, ve Almaz ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 55789/19 ve diğer 3 başvuru, § 63, 19 Kasım 2024).
62. Oysa Mahkeme, mevcut davada, başvuranlara verilen cezanın temelinde bulunan ihtilaf konusu sendikal eylemin, başvuranların mesleki çıkarlarının savunulmasıyla ilgili olmadığı görüşündedir. Başvuranların söz konusu eylemi, yani bir ders saatinde öğrencilerine kendi ana dillerinde ana dilin önemini anlatmayı, kuşkusuz sendikalarının talebi üzerine gerçekleştirmişlerdir. Ancak bu eylem, yetkililerden talep ettikleri herhangi bir mesleki çıkarı savunmaktan değil, öğrencilerine ana dilde öğretim konusundaki görüşlerini ifade etmekten ibarettir.
63. Bundan dolayı Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, başvuranların, sendikalarının, mesleki çıkarlarını savunmak amacıyla düzenlediği bir eyleme katıldıkları için cezalandırılmamış olmaları nedeniyle, 11. madde tarafından korunan örgütlenme özgürlüğü hakkını etkili bir şekilde iddia edemeyecekleri kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Dilek Kaya, yukarıda anılan karar, § 60, ve Almaz ve diğerleri, yukarıda anılan karar, § 64).
64. Sonuç olarak, başvuranların Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamındaki şikâyeti, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy çokluğuyla,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 6 Mart 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranların Listesi
No.
Başvuru No.
Davanın adı
Başvuru Tarihi
Başvuran
Doğum Tarihi
İkamet Yeri
Uyruğu
Verilen Ceza
1.
50763/22
Ercan/Türkiye
10/10/2022
Faruk ERCAN
1974
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
2.
50769/22
Demir /Türkiye
10/10/2022
Şeyhmus DEMİR
1974
Diyarbakır
Türk
Kınama
3.
50814/22
Aktas /Türkiye
19/10/2022
Mahir AKTAŞ
1982
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
4.
51049/22
Ekinci /Türkiye
10/10/2022
Yonca EKİNCİ
1972
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
5.
52909/22
Dağlan /Türkiye
31/10/2022
Şeyhmus DAĞLAN
1974
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
6.
53109/22
Alpyaşar/Türkiye
10/10/2022
İdris ALPYAŞAR
1971
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
7.
53113/22
Beyaztaş /Türkiye
19/10/2022
Ulaş Gazi BEYAZTAŞ
1976
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi (1/30)
8.
53115/22
Tekin /Türkiye
10/10/2022
Abdulcebbar TEKİN
1981
Diyarbakır
Türk
Kınama
9.
53262/22
Güneş /Türkiye
31/10/2022
Eylem Kavel GÜNEŞ
1978
Diyarbakır
Türk
Kınama
10.
53285/22
Çavlı /Türkiye
31/10/2022
Özgür ÇAVLI
1977
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
11.
53323/22
Erol Emer /Türkiye
31/10/2022
Buket EROL EMER
1985
Diyarbakır
Türk
Kınama
12.
54232/22
Ağar /Türkiye
19/10/2022
Sevim AĞAR
1976
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
13.
54233/22
Nergiz /Türkiye
19/10/2022
Orhan NERGİZ
1970
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
14.
54263/22
Tanrıkut /Türkiye
19/10/2022
Hüseyin TANRIKUT
1985
Diyarbakır
Türk
Kınama
15.
54629/22
Öngül /Türkiye
15/11/2022
Cengiz ÖNGÜL
1984
Diyarbakır
Türk
Kınama
16.
54675/22
Yalçındağ /Türkiye
15/11/2022
Songün YALÇINDAĞ
1963
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
17.
54884/22
Şanlı /Türkiye
15/11/2022
Mehmet ŞANLI
1974
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
18.
54886/22
Lokumcu /Türkiye
15/11/2022
Melis Diren LOKUMCU
1990
Artvin
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi
19.
55017/22
Akman /Türkiye
15/11/2022
Şirine AKMAN
1983
Diyarbakır
Türk
Kınama
20.
55027/22
Demir Koca /Türkiye
15/11/2022
Tülay DEMİR KOCA
1983
Diyarbakır
Türk
Kınama
21.
55090/22
Kılıç /Türkiye
15/11/2022
Mithat KILIÇ
1986
Diyarbakır
Türk
Aylığın otuzda birinin kesilmesi