AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 70534/12
Adem ERDEN / Türkiye
8 Eylül 2020 tarihinde,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 20 Eylül 2012 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Adem Erden, 1963 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Balıkesir’de tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Demir tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:Davanın Başlangıcı
4. Başvuran, 2003 yılında adam öldürme suçundan 26 yıl müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvuran, ceza infaz kurumunda bulunduğu sürede, çıkış izinleri sırasında üç defa firar etmiş ve ayrıca diğer tutuklular ile birlikte yedi defa kavgaya karışmıştır. Başvuran ayrıca, 23 defa disiplin cezası almıştır. Başvuran, kendi korunmasının sağlanması için tedbirler alınması hususunda ve içeriği anlaşılamayan diğer konularda başsavcılığa, valiliğe ve meclise 337 adet yazı iletmiştir. Başvuran özellikle, tutuklulardan herhangi birinin ismini belirtmeksizin veya endişesinin nedenlerini açıklamaksızın, diğer tutuklulardan ayrı tutulmayı talep etmiştir. Başvuran, “kendisinin bilinen ve bilinmeyen düşmanlarının bulunduğunu” soyut bir şekilde dile getirmiş ve arkadaşları veya tanıdıklarıyla bile aynı yerde tutulmaması gerektiğini belirtmiştir. Bolu Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunduğu süreçte başvuranın bu yöndeki 131 adet mektubu gönderilmiştir.
5. 30 Mayıs 2012 tarihli sağlık raporunda, başvuranın atipik psikoz semptomlarının bulunduğu belirtilmektedir.Bolu Ceza İnfaz Kurumu
6. Başvuran, 4 Mart 2010 tarihinden beri Bolu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunduktan sonra, bireysel bir yaşam ünitesine yerleştirilmiştir. Başvuran, ya kendi isteğiyle ya da ceza infaz kurumu idaresinin ex officio (resen) kararıyla üç defa diğer bireysel yaşam ünitelerine sevk edilmiştir.
7. Başvuran ayrıca, olay tarihinde ihmal iddiasıyla ceza infaz kurumu müdürü F.B. ve kurum psikoloğu hakkında on iki defa şikâyette bulunmaktadır. Bu şikâyetlerin her biri, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmıştır. Başvuran, 15 Nisan ve 23 Mayıs 2010 tarihli dilekçeleriyle, bir yanlış anlaşılmanın söz konusu olduğunu belirterek, iki şikâyetini geri çekmiştir.
8. Başvuranın izole edilmesi ve ayrıca sosyal ve kültürel faaliyetlere yalnızca bireysel olarak katılması şeklinde alınmış olan koruma tedbirleriyle ilgili olarak, Bolu Savcısı ile ceza infaz kurumu idaresi arasında karşılıklı yazışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu yazışmalar ayrıca, yaşam ünitesinden çıkışlar veya kapıların açılması sırasında alınacak önlemler gibi, başvuranın tehlikeli hali sebebiyle infaz koruma memurlarının kendi güvenlikleri hakkında yapılması gereken tedbirleri de içermektedir. Ana talimat ise başvuranla asla yalnız kalınmamasına yöneliktir.22 Mayıs 2011 Tarihli Saldırı
9. Ceza infaz kurumu idaresi, 4 Mart 2011 tarihinde, M.S. adlı tutuklunun başvuranın kaldığı yaşam ünitesine komşu bir yaşam ünitesine yerleştirilmesine karar vermiştir. Bu yaşam ünitelerinin yürüyüş alanı ortak olarak bulunmaktadır ve tutuklular bu alanda erişim saatlerinde etkileşim kurabilmektedirler.
10. M.S., daha önce bulunduğu yaşam ünitesine yeniden sevk edilmiştir zira ilgili, diğer bir tutuklu ile tartışmıştır. 113 defa işlediği hırsızlık ve soygun suçlarından 22 yıl hapis cezasına mahkûm edilen ve tehlikeli olarak da değerlendirilen ilgili için, ceza infaz kurumu idaresi belirtilemeyen bir tarihte, mutfak ve tıraş bıçağının yasaklanmasına karar vermiştir.
11. Başvuran, tutuklu M.S. ile yaşam ünitesinde birlikte kahvaltı yaptığı sırada, 22 Mayıs 2011 tarihinde, ilgililer arasında önce bir tartışma ardından kavga çıkmıştır. M.S., başvuranı kesici bir aletle yüzünden yaralamıştır. Başvuran kendi yaşam ünitesine doğru yönelmiş ve acil butonuna basmıştır.
12. İnfaz koruma memurları, olay yerine gelmiş ve başvuranın yüzünün kan içerisinde olduğunu görmüşlerdir. Başvuran hemen hastaneye nakledilmiş ve tedavi edilmiştir. Aynı gün düzenlenen sağlık raporunda özellikle, aşağıdaki unsurlar belirtilmiştir:
- başvuranın tedavisi ayakta yapıldı, bilinci yerindeydi, yönelimi tamdı ve işbirliği halindeydi,
- başvuranın yüzünde ve ensesinde 2 cm ile 15 cm arasında yedi kesik bulunmaktaydı,
- başvuranın yaraları hayati tehlike oluşturacak şekilde değildi,
- başvuranın yaraları dikildi ve aşı durumu incelendi.
13. Olay yerinde iki tıraş ve bir mutfak bıçağına el konulmuştur.M.S. Hakkındaki Davalar
14. İnfaz Hâkimi, 15 Temmuz 2011 tarihinde, M.S. hakkında verilen yirmi beş günlük tecrit kararını onaylamıştır.
15. Ayrıca, M.S. hakkında resen bir ceza soruşturması başlatılmıştır. Meydana gelen yaralara göre, ilgilinin ceza sorumluluğunun seviyesini değerlendirmek için Adli Tıp Kurumundan birçok bilirkişi tayin edilmiştir.
16. Bolu Devlet Hastanesi Estetik Cerrahi Servisleri, 24 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranın sinirlerine ilişkin bir hasarın bulunmadığına, yaralanmanın kalıcı olup olmadığının altı aylık süre içerisinde tespit edileceğine, bu yaraların hayatını tehlikeye atacak nitelikte olmadığına ve basit tıbbi müdahalelerle tedavi edilecek nitelikte olmadığına dair bir rapor düzenlemişlerdir.
17. Savcı, 27 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranın hem mağdur hem de şikâyetçi olarak ifadesini almıştır. İlgili, kendi yaşam ünitesine yakın bir yaşam ünitesine yerleştirilmeden önce, M.S.’yı tanıdığını, daha önce kendisiyle bir tartışma yaşamadığını, olay günü birlikte kahvaltı yapmaya karar verdiklerini, masadayken idarenin ilgiliye bıçak vermemesi sebebiyle kendisinin ara sıra ödünç verdiği mutfak bıçağıyla M.S.’nin kendisine arkasından saldırdığını belirtmiştir. Saldırının başında, M.S.’nin kendisini boğazından tutarak şaka yaptığını düşünmüş ancak boğazının kanadığını fark etmiştir. Başvuran ayrıca, kendisini sevmeyen ceza infaz kurumu psikoloğunun, kendisini sinirlendirmek için M.S.’yi komşu bir yaşam ünitesine yerleştirmek durumunda kaldığını iddia etmiştir.
18. Savcı, aynı gün, şüpheli olarak M.S.’yi sorgulamıştır. M.S., ilgiliyle üç aydan beri aynı yürüyüş alanını paylaştığını, başvurana saldırmak için herhangi bir kimseden talimat almadığını, bu zamana kadar aralarında husumet bulunmadığını ancak hakaret edici üslubunu kontrol etmesi için başvuranı daha önce uyardığını, olay günü başvuranın aşağılayıcı konuşmalarla kendisini sinirlendirdiğini ve kendisine bir ders vermek istediğini belirtmiştir. M.S., ilgiliyi öldürecek şekilde bıçağı tutmadığını, tıraş bıçağı kullanmadığını, bıçaktan ne şekilde kurtulduğunu hatırlamadığını ancak bıçağı büyük olasılıkla ya çöpe ya da yaşam ünitesinin tuvaletlerine attığını belirtmiştir.
19. Başvuran, aynı gün, adli tıp kurumunda muayene edilmiş ve yaraları rapor edilmiştir. Bu raporda, bu yaraların çift bıçaklı tıraş bıçağıyla meydana geldiği sonucuna varılmıştır. 30 Mayıs 2011 tarihli ikinci raporda, yaralar belirtilmiştir ve özet olarak bu yaraların kalıcı bir engele neden olmamasına rağmen, basit tıbbi müdahaleyle tedavi edilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.
20. Savcı, 16 Haziran 2011 tarihinde, ceza infaz kurumu müdürünün, psikoloğunun ve olay günü müdahale eden iki infaz koruma memurunun ifadesini almıştır. 21. Savcı, 17 Haziran 2011 tarihinde, kesici bir aletle yapılan darp ve yaralama suçundan M.S. hakkında bir iddianame düzenlemiştir.
22. Adli tıp kurumu tarafından düzenlenen 6 Şubat 2013 tarihli bir raporda, bu yaralar hakkında daha önce belirtilenler ve tespitler özetlenmiş ve bu yaraların ilgilinin yüzünde kalıcı izler bıraktığını değerlendirilmiştir.
23. M.S., 15 Mayıs 2013 tarihinde, altı yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. İki temyiz başvurusundan sonra, bu mahkûmiyet kararı 7 Mart 2018 tarihinde, dört yıl 6 ay hapis cezası olarak düzenlenmiştir. Bu karar, 14 Kasım 2018 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.Bolu Ceza İnfaz Kurumu’nda görevli olan memurlar hakkındaki soruşturma
24. Başvuran ayrıca, 19 Aralık 2011 tarihinde, Müdür C.B., kurum psikoloğu C.O.A. ve infaz koruma memuru S.E. hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Savcı, bu soruşturma boyunca birçok kişiyi sorgulamıştır.
25. Savcı, 6 Şubat 2012 tarihinde, bu kişiler hakkında öncelikle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, başvurana yönelik tehdit iddialarının tespit edilemediğini belirtmiştir. Başvurana yaşam ünitesinde el işleri için yapıştırıcı ve kesici aletler gibi eşya sağlanmasının reddedilmesi çerçevesinde görevi kötüye kullanmaya ilişkin şikâyetle ilgili olarak, savcı bu eşyaların ceza infaz kurumlarında izin verilen Eşyalar ve Aletler Hakkındaki Yönetmeliğin 14. maddesine göre, yaşam ünitelerinde korunmasının mümkün olmadığını ve ilgilinin bu eşyaları atölyede kullanmasına izin verildiğini belirtmiştir.
Savcı, başvuranın korunması için alınması gereken tedbirlerde ihmal iddialarıyla ilgili olarak, başvuranın güvenliğiyle ilgili olarak, ceza infaz kurumu yönetimine veya ilgili hakkında alınan tedbirlerde hiçbir ihmalin ilgililere atfedilemeyeceğini dile getirmiştir. Savcı bu bağlamda, başvuranın halen bireysel yaşam ünitesinde bulunduğunu ve saldırı gününe kadar ortak yaşam ünitesinindeki egzersiz bölümünü sorunsuz bir şekilde paylaştığı M.S. hakkında hiçbir endişe belirtmediğini altını çizmiştir. Savcı sonuç olarak, saldırının kahvaltı esnasında başvuran tarafından kullanılan üslubun M.S. tarafından bir hakaret olarak kabul edildiğini ve bu üslubun ardından saldırının meydana geldiğini kaydetmiştir.
26. Savcı, 28 Haziran 2012 tarihinde, ceza infaz kurumu müdürü ve psikoloğu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ikinci bir karar vermiştir. Bu ikinci karar, dosyada bulunmayan ikinci bir şikâyetten ya da başvuranın saldırının meydana gelmesinde idarenin gizli bir anlaşmasının bulunduğunu iddia ettiği ifadesinden sonra verildiği anlaşılmaktadır. Savcı, başvuranın güvenliğinin sağlanmasına yönelik alınan tedbirlerde ihmal iddiası hakkında yukarıda belirtilen kararda bulunan ifadelerdeki ilgili kısımları yeniden almış ve başvuran hakkında hiçbir işlemin yapılmadığını veya bu bağlamda hiçbir gerekçenin ortaya çıkarılamadığını eklemiştir.
27. Başvuranın bu kararlara karşı yaptığı itiraz, Düzce Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23 Ağustos 2012 tarihinde reddedilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
28. Türk Ceza Kanunu’nun 6, 86, 87 ve 89. maddeleri, darp ve yaralamaları düzenlemektedir. Bu maddeler, ağırlaştırıcı koşullar olarak silah veya silaha benzer aletlerin kullanımını ve ayrıca özellikle yaralanmaların mağdurun yüzünde kalıcı izler bırakması muhtemel ise neden olunan yaralanma düzeyini öngörmektedir.
29. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde, zarar gören tarafın, yaptığı ihtilaf konusu eylemler için cezai yaptırım bulunmayan durumlarda bile, kendisine zarar veren kişiden tazminat talep edebileceği belirtilmektedir.
30. Ceza infaz kurumlarında bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinde, her tutuklunun, bütün eşyaların ceza infaz kurumu kantininden elde edilmesi koşuluyla, yaşam ünitesinde on santimetre uzunluğunda sivri olmayan bir bıçak, plastik veya yumuşak metalden oluşan bir çatal ve bir kaşı, 0.5 santimetre kalınlığında iki tabak, iki su bardağı, iki çay bardağı bulundurabileceği belirtilmektedir.
31. Aynı yönetmeliğin 13. maddesinde, tutukluların, bütün bu eşyaların ceza infaz kurumu kantininden elde edilmesi koşuluyla, kişisel hijyen ihtiyaçları için, yaşam ünitelerinde bir tarak, bir kalıp sabun, bir tüp diş macunu, bir diş fırçası vb. ve ayrıca bıçaksız tırnak makası ve plastik saplı bir tıraş bıçağı bulundurabilecekleri belirtilmektedir.
32. Ceza infaz kurumunda tutukluların yerleştirilmesiyle ilgili olarak, dosyaya eklenen belgelere göre, ceza infaz kurumu idarelerinin maddi imkânlara, ceza infaz kurumunun kapasite ve doluluk oranına, farklı güvenlik yönlerine, yaş, cinsiyet, sağlık durumu, statü, sosyal, kültürel, ekonomik, eğitim düzeyi, tutumları ve menfaat alanları gibi tutuklulara bağlı kriterlere, ilgililerin haklarındaki ceza soruşturmasına, suçun niteliğine, nihai mahkûmiyetin süresine, ilgililerin ziyaretlerinin sıklığına ve birbirleriyle olan sosyal ilişkilerine dayanmaktadırlar (bk. ayrıca Çelik/Türkiye davasında, No. 44247/12, § 10, 30 Nisan 2019, Komitenin kararı).
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, kendisininkiyle aynı yürüyüş alanına erişim sağlayan bir yaşam ünitesine tehlikeli bir tutukluyu yerleştirdikleri gerekçesiyle yetkililerin ihmalinin veya kışkırtmalarının ardından, saldırıya uğramasından şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, bu konuda yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
33. Başvuran, korunması için tedbirlerin alınmasına yönelik ceza infaz kurumu yetkililerinin ihmalinden veya saldırının gerçekleşmesi için gizli anlaşmalarından ve kendi hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, 28 Kasım 2018 tarihinde sunulan görüşlerinde M.S. hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmadığından şikâyet etmektedir.
34. Mahkeme, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin tamamının, Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz. ”
35. Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın idare veya hukuk mahkemeleri önünde tazminat talebinde bulunabileceğini ve ilgilinin saldırgan hakkında yürütülen ceza davasıyla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesine başvurmadığını belirterek, iç hukuk yollarının tüketilmediğinden şikâyet etmektedir. Hükümet, esas hakkında başvuranın herhangi bir tehdide maruz kaldığı veya kendisini olası bir riskten korumaya ihtiyaç duyulduğu sonucunu haklı kılacak hiçbir koşulun bulunmadığını değerlendirmektedir. Ayrıca, başvuranın bütün mektupları soyuttur. Bununla birlikte, ceza infaz kurumu yetkilileri başvuranın izole edilmesi için gerek yaşam ünitesinde gerekse sportif ve kültürel faaliyetlerde mümkün olduğu kadarıyla özel tedbirler almışlardır. Tutukluların yaşam ünitelerinde yararlanabileceği eşyalar da katı bir şekilde düzenlenmiştir. Yetkililer öte yandan, tehlike teşkil ettiğini dikkate alarak, M.S.’ye ait bıçağa ve tıraş bıçağına el koymuşlardır. Başvuranın yaşam ünitesinde bulunan eşyaların izin verilen eşyalar olması sebebiyle hiçbir sorumluluk yetkililere atfedilemez. Ceza infaz kurumu yetkilileri öte yandan, başvuran ile M.S. arasında hiçbir düşmanlık tespit etmemiş ve başvuran üç ay boyunca bu kişiyle yürüyüş alanını paylaşmaktan hiçbir şekilde şikâyet etmemiştir. Bu iki kişi, olay günü birlikte kahvaltı yapmaya karar verdiği gibi, düzenli olarak birbirlerini ziyaret etmişlerdir. Dolayısıyla yetkililer saldırıdan sorumlu tutulamazlar zira bu saldırı öngörülebilir değildir ve saldırıya başvuranın M.S.’ye yönelik hakaret edici üslubu neden olmuştur. Ceza infaz kurumu yetkililerinin, ilgiliye zarar verilmesi için başvuranın yaşam birimine bitişik yaşam ünitesine kasıtlı olarak M.S.’yi yerleştirdiklerine dair herhangi bir neden tespit edilememiştir. Sonuç olarak, saldırgan yirmi beş günlük bir tecrit ve dört yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır.
36. Mahkeme, tazminat başvurusuna ilişkin hükümetin itirazını inceleyecektir zira kendisi başvurunun aşağıdaki gerekçelerden kabul edilemez olduğunu değerlendirmektedir. Genel İlkeler
37. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin demokratik toplumların temel değerlerinden birini güvence altına aldığını ve bu itibarla işkenceyi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi ve ayrıca cezayı mutlak ifadelerle yasakladığını hatırlatmaktadır. Bu madde, Sözleşmeci Devlet makamlarını yalnızca bu tür muameleyi kışkırtmaktan kaçınmaya değil, aynı zamanda, özel şahıslar tarafından uygulanmış olsa bile, kötü muameleyi önlemek için uygun tedbirleri alma yükümlülüğünü getirmektedir (Z ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 29392/95, §§ 73-75, AİHM 2001-V, M.C./Bulgaristan, No. 39272/98, § 149, AİHM 2003‑XII). Özellikle çocuklar ve diğer savunmasız kişiler etkin korumadan yararlanmalıdır (August/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 36505/02, 21 Ocak 2003). Devletler ayrıca, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin fiziksel bütünlüğünü ve sağlığını korumak için gerekli önleyici pratik tedbirleri alma yükümlülüğüne sahiptir (Mouisel/Fransa, No. 67263/01, § 40, AİHM 2002). Bununla birlikte, bu yükümlülükler yetkililere dayanılmaz veya aşırı bir yük getirmeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Pantea/Romanya, No. 33343/96, § 189, AİHM 2003‑VI (özetler), mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 128, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑VIII).
38. Savunulabilir kötü muamele vakalarına yönelik resmi bir soruşturma yürütme pozitif yükümlülüğü, ilke olarak yalnızca devlet memurlarının uyguladığı kötü muamele vakalarıyla sınırlı olamaz (M.C./Bulgaristan, No. 39272/98, § 151, AİHM 2003‑XII). Sözleşme’nin 3. maddesinde korunan hakkın niteliği dikkate alınarak, başvuranın, makamların önceden bildikleri veya bilmeleri gereken, yaşamı kesin ve ani şekilde tehdit eden bir riskin gerçekleşmesini engellemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapmadıklarını kanıtlaması yeterlidir. Bu, davanın kendine özgü tüm koşullarına göre cevabı değişebilen bir sorudur.
39. Dolayısıyla Mahkemenin sorumluluğu, davanın koşullarına göre, yetkililerin başvuranın M.S. tarafından kötü muameleye maruz kalma tehlikesi altında olduğunu bilip bilmediğini veya bilmesi gerekip gerekmediğini belirlemek ve şayet bilinmekte ise makul bir bakış açısına göre muhtemel bir saldırıyı engelleyecek önlemleri yetkileri dahilinde alıp almadıklarını değerlendirmektir.Somut Olayda Uygulanması
40. Mahkeme öncelikle, dosyadaki unsurların başvuran ile M.S. arasındaki 22 Mayıs 2011 tarihli saldırıdan önce herhangi bir husumetin tespit edilmesine izin vermediğini kaydetmiştir. Esasen, ilgililer şikâyet etmeden ve olaysız bir şekilde yaklaşık üç ay boyunca yürüyüş alanını paylaşmışlardır. İlgililer ayrıca, birbirlerini ziyaret etmiş ve 22 Mayıs 2011 tarihinde olduğu gibi birlikte kahvaltı etmişlerdir.
41. Başvuranın yıllar içinde bulunduğu sayısız koruma talebi, mevcut dava bağlamında uygun değildir zira öncelikle başvuran genel bir tehlikenin mevcut olabileceği yönündeki bir profili veya yetkililer tarafından dolaylı olarak bir tehlikenin bilinmesi gereken bir profil oluşturamamaktadır. Başvuran ardından, kendisini tehlikeye atabilecek nedenleri veya kendisi için tehdit oluşturabilecek kişileri somut olarak hiçbir şekilde belirtmemiştir. Bununla birlikte, ceza infaz kurumu idaresinin başvuranı mümkün olduğu kadar izole etmek için önlemler almış olması önemlidir. Böylelikle, ilgili her zaman bireysel olarak yaşam ünitesinde tutulmuştur ve ayrıca ilgilinin kültürel ve sportif faaliyetlere katılımının özel olarak yapıldığı anlaşılmaktadır (yukarıda 8. paragraf).
42. Bununla birlikte başvuran, M.S.’nin, yürüyüş alanının ortak olduğu kendi yaşam ünitesine bitişik bir yaşam ünitesine yerleştirilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, saldırının gerçekleşmesinde ceza infaz kurumu idaresi tarafından bir ihmalin veya suç ortaklığının bulunduğunu iddia etmektedir.
43. Mahkeme, ihmal iddiasının M.S.’nin tehlikeli olmasına bağlı olduğunu gözlemlemektedir. İdarenin bu tutukluyu tehlikeli olarak değerlendirdiği doğrudur. İlgili, daha önce kaldığı yaşam ünitesinde bir tartışmadan sonra, söz konusu yaşam ünitesine sevk edilmiş ve belirtilmeyen bir tarihten itibaren ilgili yönetmeliğe göre yaşam ünitelerinde izin verilen eşyalar olan mutfak bıçağından ve plastik saplı jiletten yoksun bırakılmıştır (yukarıda 30. paragraf).
44. Mahkeme, bu konuda, objektif ve makul kriterlerin ceza infaz kurumlarında tutukluların yerleştirilmesi için bulunduğunu kaydetmektedir. Böylelikle, ceza infaz kurumu idaresi infaz kurumunun maddi kapasitesine, doluluk oranına, farklı güvenlik yönlerine, tutuklulara bağlı yani yaş, cinsiyet, sağlık durumu, sosyal statü, kültürel, ekonomik, eğitim düzeyi, tutum ve menfaat alanları gibi kriterlere ve tutuklular hakkında ceza soruşturması aşamasında kendilerine atfedilen suçun niteliğine, nihai mahkûmiyetin süresine, ilgililerin ziyaret sıklığına ve birbirleriyle olan sosyal ilişkilerine dayanmaktadır (yukarıda 32. paragraf).
45. Mahkeme, bu kriterlere, tehlikeli olarak değerlendirilen başvuran ve M.S. için seçilen yerleşimler için riayet edilmediğini belirtmeyi sağlayacak hiçbir unsur bulamamıştır (yukarıda 8. paragraf).
46. Mahkeme ayrıca bu bağlamda, başvuranın talebi üzerine en azından bir defa bir üniteden başka bir üniteye sevk edildiğini kaydetmektedir (yukarıda 6. paragraf). Hâlbuki, M.S.’nin başvuranınkine bitişik yaşam ünitesine sevk edilmesinden sonra, ilgilinin hiçbir endişesi, şikâyeti olmamış ve talep üzerine bu sevk imkânından yararlanmayı belirtmemiştir. Başvuran aksine, arkadaşça bir şekilde yaklaşık üç ay boyunca yürüyüş alanını paylaşmıştır. İlgililer, birlikte kahvaltı etmiş ve başvuran idarenin M.S.’ye vermemesi nedeniyle, sıklıkla bıçağını M.S.’ye ödünç vermiştir (yukarıda 17. paragraf).
47. Yukarıda belirtilenler ışığında ve insan davranışının öngörülemezliği ve yetkililere dayanılmaz veya aşırı bir yük yüklememek için bireyleri koruma pozitif yükümlülüğünü yorumlama gerekliliği dikkate alınarak, (bk. mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, §§ 89-90, AİHM 2001‑III), Mahkeme M.S.’nin söz konusu üniteye sevk edilmesinde hiçbir ihmalin ceza infaz kurumu yetkililerine atfedilemeyeceği sonucuna varmıştır.
48. Mahkeme, gerek yerel hukukta gerekse Mahkeme önünde sistemik bir ihmal veya yaşam ünitelerinde belirli bir bıçağın ya da plastik saplı jiletin mevcut bulunmasıyla ilgili olarak, ceza infaz kurumu idaresi tarafından bir ihmalin ya da M.S.’nin ortak yürüyüş alanını kullandıktan sonra başvuranın bıçağını veya jiletini kullanabileceği hakkında şikâyet bulunmadığını dikkate alarak, davanın bu olası yönüne eğilmenin gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
49. Mahkeme, suç ortaklığıyla ilgili olarak, M.S.’nin ilgilininkine bitişik bir yaşam ünitesine sevk edilmesinin başvurana zarar vermek amacıyla planlandığı konusunda, dosyada hiçbir unsurun veya argümanın bu iddiayı desteklemediğini tespit edebilmektedir. Öte yandan başvuran, yine gerek iç hukukta ve gerekse Mahkeme önünde bu tür bir olasılığının gerekçelerini somutlaştırmamıştır. Sonuç olarak Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
50. Sonuç olarak, başvuranın görüşlerinde M.S. hakkında yürütülen ceza davasının etkin olmadığına ilişkin ilk defa ileri sürülen şikâyetin, Mahkeme İç Tüzüğü uyarınca sunulduğu şeklinde değerlendirildiği varsayıldığında (yukarıda 33. paragraf), Mahkeme söz konusu davanın Türk Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvurunun yürürlüğe girmesinden uzun bir süre sonrasında da halen derdest olduğunu kaydetmektedir (bk. Hasan Uzun/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 52 ve 62-64 30, Nisan 2013). Başvuranı bu başvuru yolunu kullanmaktan muaf tutmak için hiçbir neden yoktur (bk. Demopoulos ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 46113/99 ve diğer 7 başvuru, § 87, AİHM 2010 ve Müftüoğlu ve diğerleri/Türkiye kararıyla karşılaştırma, No. 34520/10 ve diğer 2 başvuru, § 54, 28 Şubat 2017. Bakınız ayrıca, Anayasa Mahkemesinin uygun kararı dikkate alınarak, başvuranların mağdur sıfatının kaybı, Kaya ve diğerleri/Türkiye, No. 9342/16, §§ 33-46, 20 Mart 2018), Mahkeme Hükümetin itirazını kabul etmekte ve başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 1 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy