AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 21297/11
Sami ERDOĞAN / TÜRKİYE
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 23 Ocak 2018 tarihinde, komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 2 Şubat 2011 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bunlara cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Sami Erdoğan, Türk vatandaşı olup, 1974 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat S. Şeker tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Dava konusu olaylar, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranın inguinal herni (kasık fıtığı) rahatsızlığı sebebiyle, 18 Şubat 2002 tarihinde, Özel Çamlıca Hastanesi’nde kendisine cerrahi bir müdahalede bulunulmuştur.
4. Başvurana, 26 Mart 2002 tarihinde, ilk müdahaleye bağlı olarak epididimo-orşit teşhisi konulmuştur.
5. Başvuran, 8 Nisan 2002 tarihinde, hastaneye kaldırılmış ve S.K. isimli cerrah tarafından ilk müdahale sırasında kullanılan tekniğin düzeltilmesi ve postoperatif hidrosel oluşumunun giderilmesi amacıyla ameliyat edilmiştir.
6. Başvuran, 30 Nisan 2002 tarihinde, Göztepe SSK Devlet Hastanesinde ameliyat edilmiştir. Bu müdahalede başvuranın sağ testisi doktorlar tarafından alınmıştır.
7. Başvuran, 31 Aralık 2003 tarihinde, cerrah S.K. hakkında Ümraniye Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur, Ümraniye Savcılığı, dosyayı Üsküdar Savcılığına göndermiştir.
8. Savcı, 5 Ocak 2005 tarihinde cerrah S.K.’nın ifadesini almıştır.
9. Savcı, 19 Şubat 2007 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından olayla ilgili rapor düzenlenmesine karar vermiştir.
10. Adli Tıp Kurumu, 9 Nisan 2008 tarihinde, bilirkişi raporunu sunmuştur. Bu raporda, adli tabipler, cerrahi müdahalenin tıbbi kurallara uygun olarak gerçekleştirildiği ancak ameliyat sonrası takibin yetersiz olduğu kanaatine varmışlardır. Adli tabipler, ameliyatın ertesi gününde, hastanın ağrı ve ödem şikâyetlerinin bulunduğunu ancak cerrah S.K.’nın ultrason filmi çekmediğini ve dolayısıyla teşhiste gecikildiğini belirtmişlerdir. Adli tabipler, suçlanan doktorun, başvuranın bir testisinin kaybedilmesine yol açan komplikasyonların meydana gelmesinde, 8/4 oranında kusurlu olduğu sonucuna varmışlardır.
11. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen bu rapora dayanılarak, Üsküdar Cumhuriyet Savcısı tarafından, 8 Temmuz 2008 tarihinde, cerrah S.K. hakkında ihmal suretiyle yaralama suçundan kamu davası açılmıştır.
12. Başvuran, yargılamaya müdahil taraf olarak katılmış, ancak maddi tazminat talebinde bulunmamıştır.
13. Sulh Ceza Mahkemesi, 25 Mayıs 2009 tarihinde, Yüksek Sağlık Kurulu tarafından bir inceleme yapılmasına karar vermiştir. Kurul, raporunu 12 Şubat 2010 tarihinde sunmuştur. Kurul, raporda ameliyat sonrası komplikasyon yönetiminin tatmin edici olmadığı, zira cerrah S.K.’nın, teşhis koymak için Doppler ultrason kullanmış olması gerektiği kanaatine varmıştır. Kurul, suçlanan doktorun, mesleğinin icrasında 8/2 oranında kusurlu olduğu sonucuna varmıştır.
14. Ceza davasının, 15 Aralık 2010 tarihinde, zaman aşımı nedeniyle sonlandırılmasına karar verilmiştir.
15. Başvuran, 31 Aralık 2003 tarihinde, ceza davasıyla eş zamanlı olarak, doktor S.K.’ya ve Özel Çamlıca Hastanesi’ne karşı, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmıştır.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 29 Aralık 2016 tarihinde, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine, tıbbi sorumluluk açısından, cerrah S.K.’nın ve Özel Çamlıca Hastanesi’nin tamamen kusurlu olduğu sonucuna varmıştır. Sonuç olarak Asliye Hukuk Mahkemesi, doktor S.K.’yı ve Özel Çamlıca Hastanesini, başvurana maddi zararı karşılığında 19.946,60 Türk lirası, yani 5.000 avro (EUR) ve manevi zararı karşılığında 7.500 TRY (yani yaklaşık olarak 2.000 EUR) ödemeye mahkûm etmiştir. Bu miktarlara, 19 Şubat 2002 tarihinden itibaren yasal gecikme faizi oranı uygulanmıştır.
17. İcra bürosu tarafından düzenlenen 23 Mayıs 2017 tarihli belgeden, cerrah S.K.’nın ve Özel Çamlıca Hastanesi’nin başvurana 38.529,89 TRY (yani yaklaşık olarak 10.000 avro) borçlu oldukları ve maaşa el koyma işleminin başlatıldığı anlaşılmaktadır.
18. Diğer taraftan, başvuranın 13 Eylül 2004 tarihli şikâyetinin ardından, Sağlık Bakanlığı tarafından idari soruşturma başlatılmıştır.
19. İstanbul Tabip Odası Genel Kurulu, 1 Ağustos 2005 tarihinde, ileri sürülen olayın, söz konusu cerrahi müdahale sırasında kısmen gözlemlenmesi muhtemel komplikasyonları teşkil ettiği ve doktora isnat edilebilecek herhangi bir ihmal ya da kusurun tespit edilmediği gerekçesiyle, cerrah S.K.’nın cezalandırılmamasına karar vermiştir.
ŞİKÂYET
20. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, aşırı olarak nitelendirdiği, somut olayda yürütülen ceza davasının süresinin uzunluğundan ve ceza davasının, zaman aşımı sebebiyle sonlandırılmasından şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
21. Başvuran, davanın koşullarında, cerrah S.K.’ya karşı açılan ceza davasının süresi ve sonucu, yani zaman aşımından düşmesi sebebiyle, Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal edildiğini iddia etmektedir.
22. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmekte ve Mahkeme’yi, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen kabul edilebilirlik koşullarını karşılamadığı gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
23. Mahkeme, öncelikli olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası alanındaki incelemesinin yalnızca ceza yargılamasına ilişkin olarak kendisine başvurulan eksikliklerle sınırlı kalacağını belirtmektedir. Nitekim Mahkeme, başvuranın kendisine, ne tazminat davası ne de ameliyatı gerçekleştiren cerraha karşı başlatılan idari soruşturmayla ilgili bilgi vermediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, ilgilinin Hükümetin bu hususlarla ilgili sunmuş olduğu görüşlere de cevap vermediğini tespit etmektedir.
24. Halbuki başvuranın şikâyeti, somut olayda kendisinin ileri sürdüğü gibi Sözleşme’nin 6. maddesi alanında değerlendirilemez. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin, üçüncü şahısların kovuşturulmasını veya cezaya mahkûm edilmesini tek başına tanımadığını hatırlatmaktadır. Bu hakkın, Sözleşme kapsamında değerlendirilmesi için sadece sembolik bir tazminatın elde edilmesi veya hukuki nitelikli bir hakkın korunması amacıyla ulusal mevzuatın hukuki anlamda öngördüğü dava açma hakkının mağdur tarafından kullanılmasıyla birlikte sunulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası, şayet mağdur tazminat hakkından açık bir biçimde feragat etmemişse, tazminat talebiyle davacı tarafın oluşturulması suretiyle sunulan şikâyetlere ilişkin davalarda uygulanır (Perez/Fransa [BD], no. 47287/99, §§ 66-71, AİHM 2004-I ve Gorou/Yunanistan (no. 2) [GC], no. 12686/03, §§ 24-25, 20 Mart 2009).
25. Mahkeme, Türk mevzuatı uyarınca, ceza gerektiren bir suçtan mağdur olduğunu iddia eden kişinin ‘‘müdahil taraf’’ oluşturarak, ceza mahkemelerinden şikâyetçi olduğu kişi veya kişiler hakkında suçlu bulunduklarına dair bir beyan elde edebilmek amacıyla, savcılık tarafından başlatılan bir davaya katıldığını kaydetmektedir.
26. Ayrıca, 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte olan eski Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, müdahil taraf tazminat hakkı ileri sürebilecek durumdadır. Bu eski kanuna göre, tazminat talebi, müdahil taraf olmanın kendiliğinden bir parçası olmayıp talebe bağlı olduğundan, bu talebin açık bir şekilde ceza mahkemesine açıkça sunulmalıydı. Bu türden bir başvuru, ilk derece mahkemesi önünde görülen davanın sonlandırılmasından önce yargılamanın her aşamasında sunulabilirdi (Beyazgül/Türkiye, no. 27849/03, § 35, 22 Eylül 2009).
27. Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, bu türden başvurularda ‘‘davacı taraf’’ olma imkânını kaldırmıştır. Mağdur taraf, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren, maruz kaldığı zararın tazminini elde etmek için yalnızca hukuki veya idari başvuru yollarına sahiptir.
28. Mevcut davada, başvuran, müdahil tarafı teşkil etmesine rağmen, maddi tazminat talebinde bulunmamış ya da ceza mahkemesi önünde bu hakkı ileri sürmemiştir.
29. Başvuran, tıbbi ihmal davalarında uygun bir başvuru yolu oluşturan -hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açma yoluyla tazminat elde etmeyi tercih etmiştir (Karakoca/Türkiye ((kk), no. 46156/11, 21 Mayıs 2013 ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kk), no. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
30. Somut olayda ceza yargılamasının sonucu, hukuk mahkemeleri önünde ‘‘hukuki nitelikli hak’’ için belirleyici olmamıştır. Nitekim Perez davasında incelenen, ‘‘ceza yargılamasının hukuk mahkemelerini bağladığı’’ ilkesine ya da ‘‘ceza davasının hukuk mahkemesi açısından bekletici mesele yapıldığı’’ ilkesine yer veren Fransız hukuk sisteminden farklı olarak (daha önce Perez, §§ 24-25), Türk hukukunda mağdurların, suç duyurusunda bulunmalarıyla aynı anda, hatta daha sonra, hukuk veya idare mahkemeleri önünde tazminat davası açmalarına izin verilmektedir.
31. Ceza hukukunda yapılan değerlendirmeler, suçu işleyenin sorumluluğu hakkında karar verirken, idare mahkemesi veya hukuk mahkemesi hâkimini bağlamaz. Hâkim, gerek ceza hukuku kurallarına, gerekse hukuk davasıyla ilgili olması nedeniyle ceza mahkemesince kişinin beraatına ilişkin verilen karara uymakla yükümlü değildir, aynı zamanda kusurun bulunmaması veya ağırlığı konusunda hukuk davasında varılan sonuçlara uyması da gerekmemektedir (Beyazgül/Türkiye, no. 27849/03, § 40, 22 Eylül 2009). Bununla birlikte ceza hâkiminin olay ve olgulara ilişkin hukuki değerlendirme ve mahkûmiyet kararı, hukuk hâkimi için bağlayıcıdır.
32. Mahkeme, mevcut davada, ceza davasının zaman aşımına uğramasının başvuranın hukuki taleplerini kaybetmesine yol açmadığını tespit etmektedir. Nitekim Mahkeme, başvuranın tazminat talebiyle ilgili karar veren Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, kararını ceza hukuku alanına giren unsurlara değil, doktorun ve özel hastanenin sorumluluğunu düzenleyen hukuk ilkelerine dayandırdığını kaydetmektedir.
33. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, sadece, başvuranın hukuki nitelikteki haklarının korunması veya telafi edilmesi için değil, yalnızca cerrah S.K.’nın cezaya mahkûm edilmesini sağlamak amacıyla, davaya müdahil taraf olarak katılma talebinde bulunduğu sonucuna varabilmektedir (daha önce anılan Beyazgül, § 44 ve Alp/Türkiye (kk), no. 3757/09, §§ 41-54, 9 Temmuz 2013). Sonuç olarak, Mahkeme Perez içtihadında belirttiği gibi, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulanabileceği bir durumda bulunmadığı kanaatindedir.
34. Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, başvurunun konu yönünden (ratione materiae) uygun olmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 15 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy