AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 21692/09
Latif EREN / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Ocak 2017 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Mart 2009 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Latif Eren, 1945 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Antalya’da ikamet etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı avukatlar, M. Bağatur ve J.I. Bağatur tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşullarıDavanın kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.1975 yılında, (Antalya) Kepez’de Çamköy köyünde bulunan, arazi olarak sınıflandırılan ve 229 parsel numarasıyla kaydedilen 9.700 m2’lik taşınmaz, tapu kütüğüne başvuran adına tescil edilmiştir.1982 yılında, Orman Genel Müdürlüğü (Bundan sonra metinde "İdare" olarak anılacaktır.), Antalya Kadastro Mahkemesinde (Bundan sonra metinde "mahkeme" olarak anılacaktır.), söz konusu taşınmazın tapu kütüğüne kaydedildiği sırada orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle, başvuranın tapusunun iptali ve taşınmazın Hazine adına tescili talebiyle dava açmıştır.Antalya Kadastro Mahkemesi, 2 Mart 1984 tarihinde, taşınmazın daha önce orman sınırları dışında kaldığını belirten bilirkişi raporuna dayanarak, İdarenin başvuranın tapusunun iptaline yönelik talebini reddetmiştir.17 Temmuz 1988 tarihinde, Yargıtay, Hazine tarafından temyiz edilen kararı bozmuştur. Kararında Yargıtay, mahkemenin taşınmazın hukuki durumunu, ormanlarla ilgili kanunlar, bilhassa 8 Eylül 1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanun ile 21 Haziran 1987 tarihli ve 3402 sayılı Kanun ışığında incelemesi gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay dolayısıyla, yerel mahkeme tarafından ek incelemeler yapılmasına karar vermiştir.Antalya Kadastro Mahkemesi, 23 Ağustos 1994 tarihinde yeniden bir karar vererek, başvuran tarafından işgal edilen taşınmazın kendisi adına tesciline karar vermiş, ancak bilirkişiler tarafından hazırlanan planlar ile krokileri dikkate alarak, diğer bazı ilgililerin aynı parsele ilişkin tapusunu iptal etmiştir. Yargıtay, 28 Haziran 1995 tarihinde, kararın Hazinenin talebinin kabul edilmesine ilişkin kısmını onamış ve kararın söz konusu taşınmazın başvurana verilmesine hükmeden kısmını bozmuştur. Yargıtay, Antalya Mahkemesinin planların yorumlanmasında hata yaptığını tespit etmiş ve söz konusu taşınmazların mülkiyetinin kazandırıcı zamanaşımı yoluyla elde edilemeyeceği kanısına varmıştır. Antalya Kadastro Mahkemesi, yeniden davayı incelemiş ve 10 Haziran 1997 tarihinde Yargıtay’ın kararına kısmen uymuştur. İlgili mahkeme bununla birlikte, bölgenin haritasına dayanarak, söz konusu taşınmazı yine başvurana vermiştir.Yargıtay, 7 Temmuz 1998 tarihinde bu kararı yeniden bozmuştur. Söz konusu taşınmazı başvurana vermeye devam eden ilk derece mahkemesi kararları, daha sonra - 27 Haziran 2001 ve 2 Aralık 2002 tarihlerinde - Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulmuştur. Antalya Kadastro Mahkemesi, 25 Nisan 2005 tarihinde, özellikle kadastro mühendisleri ve orman mühendislerinin huzurunda gerçekleştirilen olay yeri keşfi sırasında yapılan tespitlerin tamamına ve bilirkişi raporuna dayanarak, Yargıtay’ın kararına uymuş ve Hazinenin talebini kabul etmiştir. İlgili mahkeme, asıl tapu senedinin üzerinde belirtilen ölçülere karşılık gelen alandan daha büyük bir taşınmaz alanının ilgililere yanlışlıkla verildiği, söz konusu parsellerin sınırlarının değişken nitelikte olduğu ve 1975 yılında orman alanı dışında sınıflandırılan taşınmazın, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla özel mülkiyetin bir parçası olamayacağı kanısına varmış ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir. 30 Kasım 2006 tarihli kararla, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay, 1 Temmuz 2008 tarihinde, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir. Başvuran, Mahkeme nezdinde yaptığı başvuruya, Yargıtay’ın bu kararının hiçbir zaman kendisine tebliğ edilmediğini ve bu karardan 11 Ekim 2008 tarihinde haberdar edildiğini belirten, Antalya Kadastro Mahkemesinin açıklayıcı bir notunu eklemiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
1. Orman alanı konusuna ilişkin iç hukuk ve içtihat
1982 Anayasası’nın 169. maddesine göre, devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamazdır. Devlet, bu ormanları kanuna göre yönetmekte ve işletmektedir. Bu ormanlar, kazandırıcı zamanaşımına ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu edilemezler.
Somut olaya ilişkin iç hukuk ve uygulaması, Turgut ve diğerleri/Türkiye (no. 1411/03, §§ 41-67, 8 Temmuz 2008) ve Altunay/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 42936/07, §§ 20-23, 17 Nisan 2012) kararlarında ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır.
6384 sayılı Kanun ve 16 Mart 2014 tarihli Kararname
Ümmühan Kaplan/Türkiye pilot karar (no. 24240/07, §§ 29 ve 74-75, 20 Mart 2012) usulü çerçevesinde, davalı Hükümet, Mahkemenin konuyla ilgili içtihadına uyarak, yargılama sürelerinin uzunluğuna ilişkin yapısal soruna çözüm getirmek amacıyla adhoc (amaca özel) bir başvuru yolu düzenlemeyi taahhüt etmiştir. Bu bağlamda, 6384 Sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun, 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla bir tazminat komisyonu kurulmuş ve kanunda, yargılama süresine ilişkin davalarda ve yargı kararlarının geç veya kısmen icra edilmesi veya hiç icra edilmemesine ilişkin davalarda tazminat konusunda izlenecek usul ve ilkeler belirtilmiştir.
Bu kanun, Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış olan bütün başvurular hakkında uygulanmaktadır. 6384 sayılı Kanun’un somut olaya ilişkin hükümlerinin içeriği, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar) no. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında belirtilmektedir. 16 Mart 2014 tarihli Kararname ile, Bakanlar Kurulu, 6384 sayılı Kanun hükümleri uyarınca (2 ve 9. maddeler), komisyonun konu bakımından (ratione materiae) ve zaman bakımından (ratione temporis) yetki alanını genişletmiştir. Somut olaya ilişkin iç hukuk, Yıldız ve Yanak/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 44013/07, 27 Mayıs 2014) kararında detaylı olarak ifade edilmektedir.
3. 9 Mart 2016 tarihli Kararname 9 Mart 2016 tarihli Kararname ile, Bakanlar Kurulu, komisyonun konu bakımından (ratione materiae) yetki alanını yeniden genişletmiştir. Kararnamenin 4. maddesinde, komisyonun bundan böyle aşağıdaki başvuruları incelemekle yetkili olduğu belirtilmektedir:
"a) Orman olduğu gerekçesiyle veya 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması nedenlerine bağlı olarak tapu kaydının iptal edilmesi veya kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu tapulu taşınmazın ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
b) Kıyı- kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
c) Taşınmazın imar planında kamu hizmetine tahsis edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
..."
ŞİKÂYETLER
Sözleşme’nin 6 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, başvuran, herhangi bir tazminat almadan mülkiyet hakkını kaybetmesi nedeniyle mülkiyetine saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, yerel mahkemelerin Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesine dayanarak açılan tazminat davalarını sistematik olarak reddettiklerini ileri sürerek, taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydı iptal edilen kişiler için söz konusu maddeyle öngörülen tazminat yolunun bundan böyle etkin olmadığını iddia etmektedir. Başvuran, iddialarını desteklemek amacıyla yerel mahkemeler tarafından verilen pek çok kararı sunmaktadır. Başvuran bilhassa, kendisininkiyle aynı olan parsele ilişkin tapu kaydı bulunan bir kişinin tazminat davasını reddeden ve Yargıtay tarafından 17 Ocak 2012 tarihinde onanan, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinin 17 Mart 2010 tarihli kararını ibraz etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin 6 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak başvuran, herhangi bir tazminat almadan mülkiyet hakkını kaybetmesi nedeniyle mülkiyetine saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme (Tarakhel/İsviçre [BD], no. 29217/12, § 55, AİHM 2014 (özetler) ve Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, § 55, AİHM 2015), bu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Söz konusu hüküm aşağıdaki gibidir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesinin, kural gereği, başvurunun kendisine sunulduğu tarihte değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, Mahkemenin birçok defa belirttiği üzere, bu kural istisnasız işlememektedir ve bu istisnalar her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı gösterilebilmektedir (Baumann/Fransa, no. 33592/96, § 47, AİHM 2001‑V (özetler)). Böylelikle, Mahkeme bilhassa, mülkiyet hakkına ilişkin benzer sorunların ileri sürüldüğü, Türkiye hakkında açılan bazı davalarda bu genel ilkeden uzaklaşmıştır (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 18888/02, §§ 73-87, AİHM 2006-I, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 42936/07, 17 Nisan 2012, ve Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 11166/05, 6 Kasım 2012). Mahkeme aynı zamanda, başvuran tarafından sunulan şikâyetle aynı olan bir şikâyeti daha önce incelediğini ve mülkün değerine uygun makul bir meblağ ödenmeksizin mülkiyetten yoksun bırakmanın kural gereği aşırı bir müdahale teşkil ettiği ve herhangi bir tazminat ödenmemesinin yalnızca istisnai koşullarda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında haklı gösterilebileceği kanaatine vararak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bk., yukarıda anılan Turgut ve diğerleri ilke kararı, §§ 86-93, ve aralarında Nural Vural/Türkiye, no. 16009/04, §§ 29‑34, 10 Mart 2009, Temel Conta Sanayi Ve Ticaret A.Ş./Türkiye, no. 45651/04, 10 Mart 2009, ve Bölükbaş ve diğerleri/Türkiye, no. 29799/02, §§ 30-37, 9 Şubat 2010 kararlarının da bulunduğu, bu içtihadı izleyen kararlar). Mahkeme ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 9 Ocak 2013 tarihinde, 6384 Sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’u kabul ettiğini saptamaktadır. Bu kanun, başvuranın davasının makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına ve kendi hakkını ileri sürmesine imkân verecek bir başvuru yolunun iç hukukta bulunmamasına ilişkin yukarıda anılan Ümmühan Kaplan/Türkiye davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından kabul edilmiştir. Bu kanun, 23 Eylül 2012 tarihinden önce Mahkemeye yapılan ve özellikle adli yargılamaların süresine ilişkin şikâyetleri içeren bütün başvurular hakkında uygulanmaktadır. Bu kanunla kurulan mekanizmaya ilişkin olarak, Mahkeme, yukarıda anılan Turgut ve diğerleri kararında yer alan anlatıma atıfta bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu, 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihlerinde, tazminat komisyonunun yetki alanını genişletmiştir. Tazminat komisyonu bundan böyle, orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle veya 31 Ağustos 1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesinin uyarınca tapu kaydının iptal edilmesi veya kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu taşınmazın ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruları incelemekle yetkilidir.
Bu konuda, Mahkeme, başvuranın tapu senedine sahip olduğu ihtilaf konusu taşınmazın, asıl tapu senedinin üzerinde belirtilen ölçülere karşılık gelen alandan daha büyük bir taşınmaz alanının ilgililere yanlışlıkla verildiği, söz konusu parsellerin sınırlarının değişken nitelikte olduğu ve 1975 yılında orman alanı dışında sınıflandırılan taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla özel mülkiyetin bir parçası olamayacağı kanısına varan mahkeme tarafından Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle, mevcut davanın, 27. paragrafta belirtilen başvurulara nazaran ayrı bir özelliğe sahip olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme, orman alanlarıyla ilgili diğer davalarda olduğu gibi, başvuranın yetkili makamlar tarafından verilen geçerli bir tapu senedine sahip olduğunu ve bu taşınmazın, diğerlerinin yanı sıra, orman sınırları içerisinde yer alması sebebiyle tazminat ödenmeksizin Hazineye devredildiğini tespit etmektedir. Mahkeme, 16 Mart 2014 tarihli Kararname’nin uygulama alanına giren ve tekrarlayan bazı başvuru türlerinin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (bk., kamulaştırma bedelinin değerinin düşürülmesine ilişkin Yıldız ve Yanak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 44013/07, 27 Mayıs 2014 ve tutukluların resmi olmayan dilleri kullanmasına yönelik sınırlamalara ilişkin Bozkurt/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 38674/07, §§ 12-21, 10 Mart 2015). 9 Mart 2016 tarihli Kararname’nin yürürlüğe girmesinin ardından, kısa bir süre önce verilen bir kararda, Mahkeme, taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu senedinin tazminat ödenmeksizin iptaline ilişkin bir başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Savaşçın ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 15661/07, 7 Haziran 2016). Komisyonun böylelikle, Strazburg Mahkemesi’nin içtihadı uyarınca, bireysel her türlü durumun incelenmesinin ardından tazminat ödenmesine karar verme yetkisi bulunmaktadır. Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen tazminat, komisyon kararının kesinleştiği tarihten itibaren üç aylık bir süre içinde Adalet Bakanlığı tarafından ödenmelidir. Dolayısıyla ödenecek tazminat, vergi ve harçlardan muaf tutulmaktadır. Bu komisyon tarafından verilen kararlara Bölge İdare Mahkemesi’nde itiraz edilebilmekte ve söz konusu mahkemenin üç aylık bir süre içinde karar vermesi gerekmektedir. İlgililer, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu düzenleyen 6216 sayılı Kanun uyarınca, Anayasa Mahkemesi nezdinde, Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen kararlara itiraz edebilmektedirler (Ahmet Erol/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 73290/13, 6 Mayıs 2014). Mahkeme, ulusal düzeyde ödenmesine karar verilen tazminatın, benzer durumlarda kendisi tarafından ödenmesine hükmedilen meblağlara nazaran yetersiz olduğu kanısına varılması durumunda, başvuranın, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında halen "mağdur" olduğunu iddia etme ve Mahkemeye yeniden başvuru yapma imkânına sahip olduğunu kaydetmektedir (yukarıda anılan Savaşçın ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar) kararı, § 24). Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, mevcut davada, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının, başvuranı 6384 sayılı Kanun uyarınca yeni hukuk yolunu kullanarak, yetkili ulusal mahkemelere başvurmakla yükümlü kıldığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme, ilgiliyi bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden muaf tutacak nitelikte herhangi bir istisnai koşulun bulunmadığı kanısındadır. Başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından 2 Şubat 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy