AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 38193/08
Nalan ERKEM / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 2 Ekim 2018 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 29 Temmuz 2008 tarihli başvuru ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafın bu görüşlere verdiği cevaplar dikkate alınarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nalan Erkem, Türk vatandaşı olup, 1955 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı avukatlar S. Cengiz ve Ö. Yücel tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran avukat olarak görev yapmaktadır. Olayların meydana geldiği dönemde, İzmir Barosunda bulunan İşkenceyi Önleme Komisyonuna üyedir.
5. Başvuran, 6 Kasım 2003 tarihinde, Buca Cezaevi Çocuk Bölümünde çıkan isyan ile ilgili, canlı olarak bir televizyon kanalında yayınlanan bir basın toplantısı yapmıştır. Başvuran, isyana katıldığı yönünde hakkında şüphe duyulan tutuklulara refakat etmek için İzmir Barosu tarafından görevlendirilen meslektaşlarından edindiği bilgilere göre, söz konusu isyanın, on sekiz yaşından küçük hükümlülere cezaevi yetkilileri tarafından kötü muamelede bulunulması ve şiddet uygulanması nedeniyle çıktığını, isyanın bastırılması sırasında tutukluların darp edildiğini, isyan sırasında yaralanan küçüklerin tedavi edilmediklerini ve avukatlarla iletişimlerinin cezaevi idaresince engellendiğini belirtmektedir.
6. Ertesi gün, birçok gazete, başvuranın kamuya yaptığı açıklamalar sırasında dile getirdiği Buca Cezaevinde kötü muamele yapıldığı iddialarıyla ilgili makaleler yayımlamıştır.
7. İki defa, 6 ve 7 Kasım 2003 tarihlerinde, İzmir Cumhuriyet Savcısı başvuranı bu konuyla ilgili olarak herhangi bilgiyi ve elinde bulunan bütün belgeleri paylaşmaya davet etmiştir. Başvuran savcılığın bu davetine cevap vermemiştir.
8. Buca Cezaevinde şiddet ve kötü muamele iddiaları ile ilgili açılan ceza soruşturması, İzmir Cumhuriyet Savcısının 28 Eylül ve 18 Ekim 2005 tarihlerinde verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararları ile sonuçlanmıştır.
9. İzmir Cumhuriyet Savcısı, başvuranın televizyonda yaptığı açıklamalarla toplumu yanlış yönlendirdiği ve cezaevi yetkililerini işlemedikleri suçlarla suçladığı kanaatine vararak, 25 Nisan 2006 tarihinde, Adalet Bakanlığından (“Bakanlık”), görevi kötüye kullanma, basın yolu ile hakaret ve iftira suçlarından dolayı ilgili hakkında soruşturma izni verilmesi talebinde bulunmuştur.
10. Bakanlık, 3 Temmuz 2006 tarihinde, talep edilen yetkiyi 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 58. maddesinin 1. fıkrası uyarınca vermiştir.
11. İzmir Cumhuriyet Savcısı, 17 Temmuz 2006 tarihli bir yazı ile başvurandan yazının kendisine ulaştığı tarihten itibaren on günlük süre içerisinde yazılı veya sözlü olarak savunmada bulunmasını talep etmiştir. Bu yazı, 17 Ağustos 2006 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
12. Cumhuriyet Savcısı, 23 Mayıs 2007 tarihinde, bu bağlamda yaptığı taleplere rağmen başvuranın savunma yapmadığını kaydederek, ilgili hakkında Bakanlığa soruşturma için yetki talebinde bulunmuştur.
13. Bakanlık, 11 Ekim 2007 tarihinde talep edilen soruşturma iznini kabul etmiştir.
14. Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı, 14 Kasım 2007 tarihli bir iddianame ile, başvuranı televizyonda yayınlanan ve basında yer alan 5 Kasım 2003 tarihinde çıkan isyan ile ilgili açıklamaları nedeniyle görevi kötüye kullanmakla suçlamıştır.
15. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Kasım 2007 tarihinde, iddianamenin başvurana iletilmesine ve başvurana savunma sunması için on beş günlük süre verilmesine karar vermiştir.
16. Başvuran, 10 Aralık 2007 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesine savunma olarak görüşlerini bildirmiştir ve kendisi hakkında ceza soruşturması açılması talebinin reddini istemiştir.
17. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Aralık 2007 tarihinde, başvuran hakkında görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza davası açılmasına karar vermiştir.
18. Başvuran, 26 Şubat 2008 tarihinde, İzmir Ağır Ceza Mahkemesine yazılı olarak savunmalarını sunmuştur.
19. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Şubat 2008 tarihinde yapılan ilk duruşmada kararını vermiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın 6 Kasım 2003 tarihinde yaptığı ihtilaf konusu açıklamaların, İzmir Barosunun İşkenceyi Önleme Komisyonu adına ifade özgürlüğü hakkını kullanılmasına dayandıklarını ve kamu düzenini ve güvenliğini tehlikeye atmak ya da şiddeti teşvik etmek amacıyla olmadıklarını değerlendirerek, iddia edilen suçtan başvuranın beraat edilmesine karar vermiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, bu bağlamda, demokratik kurumları ile demokrasi ilkelerini geliştirme, kamuoyunu ve toplumu bilgilendirme hedeflerini belirtmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
20. Avukatlara ilişkin, 19 Mart 1969 tarihli ve 1136 Sayılı Kanunun 58. ve 59. maddeleri ile ilgili hükümler şu şekildedir:
58. Madde
‘‘Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. (...)"
59. Madde
‘‘58 inci maddeye göre yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza
İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.
Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenleyerek dosyayı son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir.
İddianamenin bir örneği, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun hükümleri uyarınca, hakkında kovuşturma yapılan avukata tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine avukat, kanunda yazılı süre içinde bazı delillerin toplanmasını ister veya kabule değer bir istemde bulunursa nazara alınır, gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.
Haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilen avukatların duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde yapılır. Durum avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir. "
ŞİKÂYET
21. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, hakkında, kendisine göre amacın cezalandırılmak ve susturulmak olduğunu savunarak, yürütülen cezai soruşturma ve yargılama boyunca stres ve endişe duyduğunu iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuran, Buca cezaevinde çıkan isyan hakkındaki ifadeleri nedeniyle kendisine karşı açılan ceza soruşturması ve yargılamalarının, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlal ettiğini iddia etmektedir.
23. Olay ve olguların hukuki değerlendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
24. Hükümet, başvuran hakkında yapılan ceza yargılamasının, ilgili tarafından ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil etmediğini savunarak, bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, ceza soruşturmasının Adalet Bakanlığı tarafından verilen 3 Temmuz 2006 tarihinde verdiği soruşturma izninin tebliğinden sonra başladığını ve başvuranın bir buçuk yıl süren dava sonucunda beraat ettiğini belirtmektedir. Hükümet, bu yargılamanın Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğü hakkı kapsamında ilgilinin faaliyetleri üzerinde caydırıcı bir etkisinin olmadığı ya da bu faaliyetler üzerinde gerçek ve etkili bir kısıtlamaya yol açmadığı kanaatindedir.
25. Başvuran, aleyhine başlatılan ceza soruşturmalarının, yetkilileri karşı yaptığı eleştirici açıklamalarından dolayı kendisini susturmaya ve cezalandırmaya yönelik oldukları ve tutukluların haklarının korumasına ilişkin faaliyetleri kapsamında, kendisi ile birlikte meslektaşlarının üzerinde caydırıcı etkisi olduğu kanaatindedir.
26. Mahkeme, bilhassa Dilipak/Türkiye (No. 29680/05, 15 Eylül 2015) kararının 44 ila 47. paragrafları arasında belirtildiği gibi, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etkisi olan bazı koşulların, - hakkında kesin olarak hüküm verilmemiş olan - ilgili taraflara, söz konusu özgürlük hakkının kullanılmasında bir müdahalenin varlığından dolayı mağdur niteliğini kazanabilecekleri ile ilgili içtihadını hatırlatmaktadır.
27. Mahkeme, somut olayda, Adalet Bakanlığı tarafından 3 Temmuz 2006 tarihinde verilen soruşturma yetkisinin ardından, ilgilinin Buca Cezaevinde çıkan isyan hakkında (yukarıdaki 9 ve 10. paragraflar) 6 Kasım 2003 tarihinde basına yaptığı açıklamalara ilişkin olarak, başvurana karşı ceza soruşturması başlatıldığını kaydetmiştir. Mahkeme, daha sonra, bu ceza soruşturmasının, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 26 Aralık 2007 tarihinde verdiği kararıyla (yukarıdaki 17. paragraf) başvurana karşı bir ceza davası açılmasına yol açtığını kaydetmiştir. Mahkeme, son olarak, ceza yargılamasının, kararını desteklemek için Mahkemenin ifade özgürlüğü ile ilgili içtihadında belirlenen ilkelere dayanan (yukarıdaki 19. paragraf) İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Şubat 2008 tarihinde yaptığı ilk duruşma ile beraat kararı ile sonuçlandığı belirtmektedir.
28. Mahkeme, başvurana karşı açılan, toplamda yaklaşık bir yıl yedi ay süren, cezai soruşturma ve yargılama boyunca, ilgiliye karşı tutuklanmasına ya da özgürlüğünü sınırlanmasına ilişkin veya başka nitelikte hiçbir kısıtlayıcı önlem alınmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, ayrıca, yetkililerin yalnızca başvurana defalarca savunmada bulunması için görüşlerini sunmasını ve 27 Şubat 2008 tarihinde yapılan tek duruşmaya katılmasını istediğini belirtmektedir.
29. Mahkeme, ayrıca, başvuranın, yukarıda gelişimi belirtilen ceza yargılamasının, mesleki yaşamının bir engele ya da caydırıcı bir etkiye maruz kaldığını göstermediğini kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, insan haklarının korunmasına ilişkin faaliyetleri için sonrasında yaşadığını belirttiği stres ve üzüntü ile ilgili hiçbir somut unsur vermemektedir.
30. Bu koşullarda, Mahkeme, kısa bir sürede beraat kararı ile sonuçlandırılan mevcut davada başlatılan ceza soruşturmasının,
başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü hakkının korunmasıyla ilgili faaliyetleri üzerinde gerçek ve etkili kısıtlamalar oluşturmadığı veya caydırıcı bir etkisi olmadığı kanaatindedir (Metis Yayıncılık Limited Şirketi ve Sökmen/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4751/07, § 35, 20 Haziran 2017).
31. Sonuç olarak, mevcut davada söz konusu olan ceza soruşturmaları, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kullanmasında bir ‘‘müdahale’’ teşkil etmemektedirler. Bu sebeple, Mahkeme, Hükümetin kabul edilemezlik itirazlarını kabul ederek, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 25 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy