AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 61196/11
Adnan ERKUŞ / Türkiye
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danutė Jočienė,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popović,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 4 Aralık 2012 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 22 Ağustos 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Adnan Erkuş, 1960 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Mersin’de ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı olarak görev yapan T. Benhür tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuran tarafından beyan edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Mersin Üniversitesinde görevli bir profesör olan başvuran, ulusal kongreyle ilgili hazırlıkların görüşüldüğü bir toplantıda, görev yaptığı fakültenin dekanı olan başka bir profesörle (“A.T.”) sözlü münakaşaya girmiştir. Başvuran, söz konusu profesöre, kaleme aldığı bir kitabın (ayrıca bir makalenin) bazı sayfalarını, kendisinin izni olmadan, A.T. adı altında öğrencilere dağıttığı gerekçesiyle “hırsız” demiştir.
4. Başvuran, yaşanan münakaşanın ardından, A.T. hakkında eser hırsızlığı suçlamasıyla dava açmıştır. A.T. ise, bunun üzerine, hakaret ettiği ve tehditkâr davranışta bulunduğu iddiasıyla başvuran hakkında Cumhuriyet savcısına suç duyurusunda bulunmuştur.
5. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 15 Haziran 2011 tarihinde, eser hırsızlığı konusunda A.T. aleyhine bir karar vermiştir.
6. Başvuran, Mersin Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde yürütülen ceza davası sürecinde, 27 Haziran ve 22 Ekim 2010 tarihli ifadelerinde, şayet hakkında beraat kararı verilemeyecekse, hakkında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmiştir.
7. Mersin Sulh Ceza Mahkemesi, 30 Haziran 2011 tarihinde, başvuranın, tehditkâr davranışta bulunma suçundan beraatine, hakaret suçundan dolayı ise mahkûmiyetine karar vermiştir. Ancak, mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi hükümlerini dikkate alarak, başvuranın adli sicil kaydının bulunmaması ve tekrar suç işleme ihtimalinin söz konusu olmaması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Mersin Asliye Ceza Mahkemesi, 15 Temmuz 2011 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiş ve kararı onamıştır.
B. İlgili iç hukuk
8. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir (...) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
(a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
(b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
(c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir. (Ek Cümle: 25/7/2010 - 6008/7 md.) Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez (...)
(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur (...)
(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.”
9. 25 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olanların, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren on beş gün içinde mahkemeye başvurmaları halinde, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı geri alınır ve (...) yeniden hüküm kurulur.”
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, görev yaptığı fakültenin başkanının, kendi eserini çalmış olmasından dolayı mahkûm edilmiş olmasının, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye uğramasına sebep olduğunu ileri sürmüştür.
11. Başvuran, ayrıca Sözleşme’nin 1, 6 ve 7. maddelerine dayanarak, hakkında verilen adli karara karşı Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunamadığı konusunda ve mahkemelerin delilleri değerlendirme ve kanunu yorumlama şekilleri hususunda şikâyetçi olmuş ve hakkında mahkûmiyet kararı verilmemesi gerektiğini ileri sürülmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyet
12. Başvuran, eserlerini çalan kişinin görev yaptığı fakültenin başkanı olmasının, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiği hususunda şikâyette bulunmuştur.
13. Başvuran, görüşlerinde başka herhangi bir bilgi sunmamıştır. Mahkeme, iddia konusu muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için asgari ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. Labita / İtalya [BD], no. 26772/95, § 120, AİHM 2000 IV).
14. Somut davada, şikâyet konusu muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında değerlendirilmesini gerektirecek asgari ağırlık düzeyine ulaştığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Mahkeme, mevcut bilgileri göz önünde bulundurarak ve şikâyet konusu hususları görev alanına girdiği ölçüde dikkate alarak, Sözleşme veya Protokollerinde belirtilen hak ve özgürlükler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatine varmıştır.
15. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Diğer şikâyetler
16. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 1, 6 ve 7. maddelerine dayanarak, hakkında verilen mahkûmiyet kararına karşı temyiz başvurusunda bulunamadığı hususunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran, yargılamaların sonucuna da itiraz etmiştir.
17. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanısındadır.
18. Sözleşme’nin 6. maddesinin, Sözleşme’ye Taraf Devletlere, temyiz mahkemeleri kurma zorunluluğu yüklemediği hatırlatılmalıdır. Ancak, bu tür mahkemelerin mevcut olduğu hallerde, davacılara “medeni hak ve yükümlülüklerinin” tespit edilebilmesi için mahkemeye etkin bir şekilde erişim hakkı tanınabilmesi gibi amaçların yerine getirilmesi bakımından, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerektirdiği koşullara uyulmalıdır. Erişim hakkını da kapsayan “mahkemeye başvurma hakkı”, mutlak bir hak olmayıp, zımnen izin verilen sınırlamalara tabidir. Bu durum, özellikle de bir itiraz başvurusunun kabul edilebilirlik koşulları söz konusu olduğunda geçerlidir. Zira bu hak, niteliği gereği, bu alanda belirli ölçüde takdir yetkisine sahip olan Devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirmektedir. Ancak, söz konusu sınırlamalar, kişinin erişimini, hakkın özüne halel getirecek şekilde veya ölçüde kısıtlamamalı veya azaltmamalıdır (bk. Mikulová / Slovakya no. 64001/00, § 52, 6 Aralık 2005; ayrıca bk. Waite ve Kennedy / Almanya [BD], no. 26083/94, § 59, AİHM 1999‑I, ve Tsalkitzis / Yunanistan, no. 11801/04, § 44, 16 Kasım 2006).
19. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin şikâyetleri, başvuranların, iç hukuktaki ilgili yargılama sürecinde sanıktan ziyade mağdur konumunda olduğu çeşitli davalarda, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelediğine dikkat çekmektedir (bk. örneğin, Taylan / Türkiye, no. 32051/09, 3 Temmuz 2012, ve Eski / Türkiye, no. 8354/04, 5 Haziran 2012). Başvuranlar, söz konusu davalarda, gözaltında kötü muameleden şikâyetçi olmuşlar ve Mahkeme, sanık konumundaki polis memurları hakkında verilen cezaların ertelenmesinin, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlaline neden olduğuna karar vermiştir.
20. Ancak, somut davada, başvuran, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunamamış olmasından şikâyet etmiştir.
21. Mahkeme, 25 Temmuz 2010 tarihinde değiştirildiği haliyle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/6(c) maddesinde, sanığın kabul etmemesi hâlinde, yerel mahkemelerce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmeyeceğinin belirtildiğine dikkat çekmektedir (bk. yukarıda 8. paragraf). Dolayısıyla, verilecek karara karşı Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunulmasını engelleyecek unsurlar ortadan kalkmıştır.
6008 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin yürürlüğe girmesiyle birlikte, söz konusu imkânın, 25 Temmuz 2010 tarihinden önce kesinleşen davalar için de geçerli olacak şekilde genişletildiği dikkate alınmalıdır (bk. yukarıda 9. paragraf).
22. Başvuranın Mahkeme nezdinde dile getirdiği şikâyetler bakımından yapılan değerlendirmede, Mersin Sulh Ceza Mahkemesinin, 30 Haziran 2011 tarihinde, başvuranı hakaret suçundan dolayı mahkûm ettiği, ancak kendisinin de talep ettiği gibi, “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verdiği görülmektedir. Mahkeme, ilgili kanunda yukarıda belirtilen değişikliklerin yapılmasının ardından, başvurana, mahkemeden hükmün açıklanmasını talep etme imkânı tanındığını ve bu sayede Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmasının da önünün açıldığını belirtmektedir. Başvuran ise bu imkândan faydalanmayıp, hükmün açıklanmasının geri bırakılması talebinde bulunmayı tercih etmiştir.
Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Stanley NaismithGuido Raimondi
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy