AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 66210/09
Arif ERSÖNMEZ ve Mehmet SEVİK / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 7 Temmuz 2020 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Aralık 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu ve başvuruların kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 13 Şubat 2020 tarihinde gönderilen deklarasyonları ve başvuranların söz konusu deklarasyonlara cevabını dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuranlar Arif Ersönmez ve Mehmet Sevik sırasıyla 1985 ve 1988 doğumlu Türk vatandaşlarıdır.
2. Başvuranlar, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat G. Battal Özmen tarafından temsil edilmişlerdir.
3. Başvuranların, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesi kapsamında, yargılamayı yürüten mahkeme nezdinde kendilerine karşı tanıklık eden kişilerle yüzleşememeleri ve bu kişilere soru yöneltememelerine, yargılamalara etkin bir şekilde katılma ve savunma yapma haklarına ve özellikle 14 Temmuz 2007 tarihinde yapılan canlı teşhis sonucunda elde edilen ve aleyhlerine kullanılan delillerin kanuna uygunluğuyla ilgili yaptıkları itiraz karşısında yerel mahkeme kararlarında yeterli gerekçe bulunmamasına ilişkin şikâyetleri Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
4. Hükümet, dostane çözüm görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Mahkemeye, 13 Şubat 2020 tarihli yazıyla, başvuru kapsamında ileri sürülen hususların çözüme kavuşturulması amacıyla her bir başvuran için tek taraflı deklarasyon metni düzenlemeyi önerdiğini bildirmiştir. Hükümet, ayrıca, Mahkemeden, Sözleşme’nin 37 § 1 maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesini talep etmiştir.
5. Söz konusu deklarasyon metinlerinde aşağıdaki hususlar yer almaktadır:
“ Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, somut davada, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuran[lar] hakkında yürütülen ceza yargılamalarının Sözleşme standartlarına uygun olmaması sebebiyle başvuran[lar]ın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarih ve 7145 sayılı Kanun ile değiştirildiği haliyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesini gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuran[lar]ın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından telafi sağlayabilecek nitelikte olduğu kanaatindedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuran[lar]ın [Arif Ersönmez ve Mehmet Sevik] [her birine] yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 1.800 avro (bin sekiz yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecektir ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca Mahkeme tarafından kabul edilen kararın tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulması anlamına gelecektir. ”
6. Başvuranların temsilcisi, 26 Mayıs 2020 tarihli yazıyla, şikâyetlerin ciddiyeti göz önüne alındığında, başvuranların Hükümet tarafından sunulan miktarı çok düşük bulmaları sebebiyle tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadıklarını ve Hükümetin teklifinin kendilerine gerçek anlamda tekrar yargılanma imkanı sağladığına inanmadıklarını belirtmiştir.
7. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, özellikle, aşağıdaki durumda, Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı takdirde”.
8. Mahkeme ayrıca, başvuranların davalarının incelenmeye devam edilmesini arzu etmeleri halinde dahi, belirli koşullarda davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı bir deklarasyona istinaden, başvuruyu Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır (bk., benzer davalara ilişkin olarak Mahkemenin içtihadında bulunan ilkelerle ilgili örnekler, Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI; WAZA Sp. z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
9. Mahkeme, başvuranların aleyhlerinde tanıklık eden kişilere soru yöneltememelerine, yargılamalara etkin bir şekilde katılma haklarına ve delillerin kanuna uygun olup olmadığı hususuyla ilgili savunmaları karşısında yerel mahkemenin kararlarında yeterli gerekçe bulunmamasına ilişkin şikâyetleri konusunda içtihadını açık ve kapsamlı bir şekilde ortaya koymuştur (bk., örneğin, Al‑Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], no. 26766/05 ve 22228/06, AİHM 2011, yeniden düzenlendiği şekliyle, Schatschaschwili/Almanya [BD], no. 9154/10, §§ 107 ve 118, AİHM 2015; ve Daştan/Türkiye, no. 37272/08, §§ 23-36, 10 Ekim 2017).
10. Mahkeme ayrıca, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin başvuranlara yalnızca, Sözleşme’nin veya Protokollerinin ihlal edildiğine ilişkin Mahkeme tarafından verilmiş bir tespit kararına dayanılarak ceza yargılamalarının yenilenmesi imkanını içeren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, artık, Mahkemenin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik başvuruda bulunma hakkına sahiptir. Bunun sebebi, bu iki durumun, artık, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ceza yargılamalarının yenilenmesi gerekçeleri kapsamında ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme, iç hukukta, başvuranların, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, yargılamaların yenilenmesini talep edebilecekleri bir hukuk yolu öngörüldüğü kanısındadır (kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru numarası, § 26, 20 Mart 2018, ve bu kapsamda atıfta bulunulan diğer kararlar ile birlikte, ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
11. Bu bağlamda, Mahkeme, içtihadına ve uygulamasına göre, başvuranların talep etmeleri durumunda, iç hukuk yargılamalarının yeniden başlatılmasının, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak telafi sağlayabilecek nitelikte olduğu düşünülmektedir. Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolünü dikkate alarak, Sözleşme kapsamındaki herhangi bir ihlalin giderilmesini sağlamanın öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğunu hatırlatmaktadır.
12. Mahkeme, teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümetin sunduğu deklarasyon metni kapsamında yer alan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe olmadığı kanaatindedir (37 § 1 (c) maddesi). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, §§ 116‑118, 5 Temmuz 2016).
13. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmeye devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
14. Mahkeme, son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metinlerinde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
15. Yukarıdaki hususlar ışığında, davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmesine
karar vermiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy