AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 45746/11
Levent ERSÖZ / Türkiye
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 17 Şubat 2015 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 24 Mayıs 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Levent Ersöz, Türk vatandaşı olup 1954 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi [Bundan böyle “Mahkeme” olarak anılacaktır.] önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat H.Coşkun tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Ergenekon örgütü
3. 2007 yılında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “Ergenekon” isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişiler hakkında hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Savcılığa göre, sanıklar, toplumda tanınmış kişilere yönelik suikast, yüksek yargı organlarının binaları veya kutsal mekanlar gibi hassas yerlere bombalı suikastlar düzenlemek gibi provokasyon eylemleri planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Sanıklar, bu yolla toplum genelinde bir korku ve panik atmosferi yaratmayı amaçlamış ve bu sayede bir güvensizlik ortamı oluşturarak, askeri darbe yolunu açmayı hedeflemişlerdir.
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı birçok iddianame ile, aralarında general ve diğer subayların, istihbarat servisi görevlilerinin, iş adamlarının, politikacı ve gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda kişi hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde kamu davaları açmıştır. Cumhuriyet savcılığı söz konusu kişileri bilhassa Ceza Kanunu’nun 312. maddesi gereğince cezası müebbet hapis olan demokratik anayasal düzeni yıkmayı hedefleyen bir darbe planlamakla itham etmiştir.
5. İddianamenin kabul edilmesini takiben, Ağır Ceza Mahkemesi ilk duruşmasını, Silivri -İstanbul’un şehir merkezine yaklaşık 80 km. mesafede bulunan bir semt- duruşma salonunda yapmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların ve avukatlarının sayısını göz önünde bulundurarak, duruşma salonunun, davanın gereklerine daha uygun olduğu kanaatine varmış ve daha sonraki duruşmaların da bu duruşma salonunda yapılmasına karar vermiştir.
6. İddianamede, Ergenekon adındaki yasadışı örgütün varlığını ortaya koyan ilk izlerin, 2007 yılının Haziran ayında gerçekleştirilen aramada bulunan, İstanbul Ümraniye’deki gizli silah deposunun olduğu (burada 27 adet taarruz el bombası ele geçirildiği) belirtilmektedir. Aynı soruşturma çerçevesinde gerçekleştirilen birçok arama esnasında, örgütün hiyerarşik yapısını ve cebren Hükümeti devirmeyle ilgili planlarını gün ışığına çıkaran birçok delil unsuruna el konulmuştur.
7. Bu dava çerçevesinde sunulan iddianamelerde, savcılık, Ergenekon’un hiyerarşik yapısına göre, askerlerin örgütün baş aktörleri olarak kabul edildiğini ve sivillerin daha ziyade lojistik ve finansal destek sağlamak ve propaganda yapmak ile görevlendirildiğini ifade etmiştir.
8. Ayrıca, Cumhuriyet savcılığına göre, suç teşkil eden bu örgüt, bazıları ortaya çıkarılabilen faaliyetleri ve somut eylem planlarını yönetmek amacıyla kurulmuştur. Bu eylem planlarından dördü, Kafes, İrtica ile Mücadele, Sarıkız ve Ayışığı olup, gerçek anlamıyla askeri darbe öncesi safhada yürütülecek hazırlık niteliğindeki operasyonlarla ilgiliydi ve asıl hedefleri söz konusu müdahaleyi haklı göstermek amacıyla ortam hazırlamaktı. Yakamoz eylem planının konusu askeri darbenin uygulanmasına ilişkindi. Son olarak, Eldiven eylem planı, askeri darbeden sonraki safhada yürütmenin ve siyasi kurumların yeniden yapılandırılmasıyla ilgiliydi.
9. Kafes eylem planı, öncelikle, örgüt üyelerince dini azınlıklara mensup vatandaşlara karşı tehdit telefonları açmak ve grafitiler yapmak, bu insanların çoğunlukla yaşadığı mahallelere patlayıcılar koymak, kamuoyunda tanınan azınlık haklarını savunanlara yönelik saldırılar düzenlemek ve bununla birlikte bu azınlıktan olan iş adamları ve sanatçıları kaçırmak yoluyla şiddet eylemleri uygulanmasını öngörüyordu. Kafes eylem planının ikinci aşamasıysa, iktidardaki parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (Ak Parti) bu şiddet faaliyetlerini azmettirmekle sorumlu göstermek için medya organlarını manipüle etmeyi amaçlıyordu.
10. İrtica ile mücadele eylem planı, özellikle, Ak Parti’nin imajını lekelemek ve kamuoyu nezdindeki desteğini kaybettirmek amacıyla medya organları yoluyla, iktidardaki parti olan Ak Parti hakkında yalan, düzmece haberlerin yayılmasını öngörüyordu.
11. Sarıkız eylem planı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ö.Ö tarafından kaleme alınan günlükte sunulduğu üzere, basını manipüle etmeyi ve öğrenciler ile sendika veya dernek üyeleri arasında Hükümet aleyhine protesto gösterileri düzenlemelerini ve Hükümete karşı genel hoşnutsuzluk olduğuna inandırmak amacıyla yurt genelinde afiş kampanyaları düzenlemeyi öngörüyordu. Bu eylem planı, kuvvet komutanları M.Ş.E., A.Y., Ö.Ö, ve İ.F. tarafından hazırlanmıştır.
12. Ayışığı eylem planı, öncelikle, ülkenin günlük politikasında ordunun her türlü müdahalesine karşı olmakla tanınan Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral H.Ö’yü etkisiz hale getirmeyi veya görevinden etmeyi ayrıca, iktidardaki parti olan Ak Parti’nin bazı milletvekillerinin partilerini terk etmelerini sağlamayı da amaçlıyordu. Bu eylem planının diğer hedefi, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbede, dönemin Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’in desteğini almak veya onun tarafından gelecek her türlü muhalefeti etkisiz hale getirmekti.
13. Yakamoz eylem planı, özellikle, askeri darbe yapmayı ve hükümetin devrilmesinin ardından yeni bir idari yapının oluşturulmasını öngörmekteydi.
14. Eldiven eylem planı, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbenin başarıya ulaşmasının ardından alınacak özel tedbirleri içeriyordu. Bu plan, medyanın ve siyasi partilerin yeniden yapılandırılmasını, silahlı kuvvetlerin yeniden düzenlenmesini, yeni bir Cumhurbaşkanı seçimini, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı kurumların yeniden düzenlenmesini ve dış politikaya yeni bir yön vermeyi konu alıyordu.
15. Savcılığa göre, ordu komutanı M.Ş.E.’ye ait olan CD’lerde tasvir edilen Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven eylem planları, bu kişi ve bazı üst düzey askerlerden oluşan ekibi tarafından hazırlanmıştı.
16. Savcılığın talebi üzerine, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi – davalar bu mahkemede açılmıştır – sanıkların çoğunun tutuklanmasına ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
17. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 tarihli kararla Ergenekon davasında kararını açıklamıştır. 3 Nisan 2014 tarihinde 16.798 sayfalık gerekçeli kararını yayımlamıştır.
18. Sanıklar 5 Ağustos 2013 tarihli karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Ceza yargılaması halen Yargıtay önünde derdesttir.
2. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Yürütülen Ceza Yargılaması
19. Başvuran 15 Ocak 2009 tarihinde, Ergenekon örgütüne yönelik yürütülen operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıştır.
20. Ertesi gün, savcı tarafından ifadesi alındıktan sonra, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi huzuruna çıkarılmıştır. Nöbetçi hâkim, ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
21. İstanbul Cumhuriyet savcısı 8 Mart 2009 tarihli iddianameyle, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başvuran hakkında kamu davası açmış ve Ceza Kanununun 135. maddesinin 2. fıkrası, 204. maddesinin 1. fıkrası, 311. maddesinin 1. fıkrası, 312. maddesinin 1. fıkrası, 313. maddesinin 1. fıkrası ve 314. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak mahkûmiyetini talep etmiştir. İstanbul Cumhuriyet savcısı, başvuranı bilhassa, yürütme organını devirmek amacıyla Cumhuriyet Çalışma Grubunun kurulmasına katkıda bulunmak, bu amaçla Ergenekon örgütüne üye olduğu iddia edilen H.A.U., M.K. ve C.H.H. ile birlikte koordinasyon içinde aktif olarak çalışmak ve emekliye ayrıldıktan sonra dahi, söz konusu örgütün toplantılarına katılmak; gazetecilerle yaptığı görüşmeleri gizli olarak filme almak, bu yolla elde edilen verileri yasaya aykırı olarak kaydetmek ve arşivlemek; yüze yakın kişiyle ilgi kişisel verileri yasaya aykırı olarak kaydetmekle suçlamıştır.
22. Öte yandan, Cumhuriyet savcısı, 1 Temmuz 2008 tarihinde Ergenekon örgütüne yönelik yürütülen operasyon sırasında, yakalanmak üzere olduğunu öğrenen başvuranın, ertesi gün kaçtığı ve yurt dışına gittiğini belirtmiştir. Akabinde, sağlık nedenlerinden ötürü, sahte pasaportla ülkeye dönmüştür. Başvuran, sahte kimlik kartıyla hastaneye girerken yakalanarak gözaltına alınmıştır.
23. Savcı, suçlamalarını başvuranın yakalanması ve yapılan farklı aramalar sırasında el konulan bazı belgeler, telefon dinleme kayıtları ile bazı suç ortaklarının ifadeleri gibi farklı delil unsurlarına dayandırmıştır.
24. Başvuran, farklı tarihlerde, tutukluluğuna itiraz etmek ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması amacıyla başvurularda bulunmuştur. Başvuran bilhassa, savcılık tarafından ileri sürülen delil unsurlarının suçlamaları destekler nitelikte olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin görevli daireleri, ilgiliye atılı suçların niteliği, kuvvetli suç şüphesi, mevcut delil durumu, delilleri karartma riski ve tutukluluğa alternatif tedbirlerin ceza yargılamasında başvuranın mahkemeye çıkarılmasını sağlamak amacıyla yeterli olmayacağı kanaatine varıldığı gerekçeleriyle ilgilinin başvurularını reddetmiştir.
25. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 tarihli kararla, başvuranı, eski Ceza Kanununun 147. maddesi (icra vekilleri heyetini cebren ıskata teşebbüs) uyarınca on altı yıl sekiz ay; Ceza Kanununun 204. maddesinin 1. fıkrası ve 334. maddesinin 1. fıkrası uyarınca beş yıl on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
26. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11 Mart 2014 tarihinde, ilgilinin tutukluluk süresinin kanunda öngörülen azami süreyi aştığı gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
27. Dosyada yer alan bilgilere göre, başvuran hakkında açılan ceza davası halen Yargıtay önünde derdesttir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
1. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru
28. 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasal değişiklikler sonrasında, Türk Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru Türk hukuk sisteminde uygulamaya konulmuştur.
29. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu düzenleyen 6216 sayılı Kanunun somut olayla ilgili hükümleri ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün somut olayla ilgili bölümleri Mahkeme’nin Hasan Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
2. Anayasa Mahkemesinin tutukluluk süresi ile ilgili içtihadı
30. Anayasa Mahkemesi’nin, özgürlük hakkı ile ilgili davalar çerçevesinde verdiği karar ve hükümler Mahkeme’nin Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, §§ 15-26, 1 Temmuz 2014) kararında yer almaktadır.
3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanun
31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanun 9 Ocak 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş ve 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir (6384 sayılı Kanun ile ilgili daha detaylı bilgi için, bk. Turgut ve diğerleri ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013).
4. Ceza Kanununun hükümleri
32. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan eski Ceza Kanununun 147. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyleyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.”
33. Ceza Kanununun 135. maddesi şunu öngörmektedir:
“(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”
34. Ceza Kanununun 204. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
35. Ceza Kanununun 311. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.”
36. Ceza Kanununun 312. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.”
37. Ceza Kanununun 313. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı bir isyana tahrik eden kimseye on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. (...)”
38. Ceza Kanununun, yasadışı bir örgüte üye olma suçunu öngören 314. maddesinin 1 ve 2. fıkraları aşağıdaki şekildedir:
“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
39. Ceza Kanununun 334. maddesinin 1. fıkrası şunu öngörmektedir:
“ Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”
5. Ceza Muhakemesi Kanununun hükümleri
40. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.”
41. Tutukluluk, Ceza Muhakemesi Kanununun [Bundan böyle metinde “CMK” olarak anılacaktır.] 100. ve devamı maddelerinde ele alınmaktadır. 100. maddeye göre kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda tutuklanabilmektedir. Şüphelinin kaçma veya kaçma şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, kaçma veya kaçma riski bulunması ya da şüpheli kişinin delilleri yok etme, gizleme veya tanıkları etkileme riski bulunduğunda tutukluluk hali haklı kabul edilmektedir. Aynı zamanda şüphelinin özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, tutukluluk durumunu haklı göstermek için yeterlidir.
42. CMK’nın 101. maddesine göre, tutuklama kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya re’sen yetkili mahkeme tarafından verilmektedir. Tutuklama ya da tutukluluğun devamı ile ilgili kararlar itiraza tabi olup, bu kararlarda hukuki ve fiili gerekçelerin bulunması gerekmektedir.
ŞİKÂYETLER
43. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, suç işlediğine dair hakkında şüphe duyulması için inandırıcı nedenler olmaksızın yakalandığı ve tutuklandığı; bu bağlamda ulusal mevzuatın ihlal edildiği kanaatindedir.
44. Başvuran, Sözleşme’nin açıkça herhangi bir maddesini ileri sürmeden, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemeler tarafından tutukluluk halinin devamına karar vermek için benimsenen gerekçelerin yetersizliğinden şikâyet etmektedir.
45. Başvuran bununla birlikte, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, ceza yargılamasının süresinden, hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmayışından, yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğundan ve aleni olmamasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Suç işlediğine dair başvurandan şüphelenmek için inandırıcı nedenlerin bulunması hakkında
46. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, suç işlediğine dair hakkında şüphe duyulması için inandırıcı neden olmadığını iddia ederek, Sözleşme’nin ihlaline yol açacak şekilde yakalandığından ve tutuklandığından şikâyet etmektedir.
47. Mahkeme, başvuranın, bir yandan yakalanması ve tutuklanmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine aykırı olduğunu, öte yandan, konuya ilişkin ulusal normların, her özgürlükten yoksun bırakma için, ilgilinin suç işlediğine dair hakkında şüphe duymak için inandırıcı nedenlerin gerekliliği hususunda Sözleşme’de yer alan normlara benzer olması sebebiyle, yine yakalanması ve tutuklanmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında “iç hukuk yolları” dışında meydana geldiğini ileri sürdüğünü kaydetmektedir.
Bu nedenle, Mahkeme, şikâyeti öncelikle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında “inandırıcı nedenlerin bulunması” kavramı açısından inceleyecektir. İşbu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)”
48. Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, bir ceza yargılaması çerçevesinde bir kişinin ancak hakkında suç işlediğine dair inandırıcı nedenlerin bulunması halinde mahkeme önüne çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar verilebileceğini düzenlediğini hatırlatmaktadır (Jėčius/Litvanya, No. 34578/97, § 50, AİHM 2000-IX ve Wloch/Polonya, No. 27785/95, § 108, AİHM 2000-XI). Tutukluluk kararının dayandırılması gereken “inandırıcı olma” kavramı Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi tarafından getirilen korumanın temel unsurunu teşkil etmektedir. İnandırıcı nedenler, söz konusu kişinin atılı suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olguların ve bilgilerin varlığını gerektirmektedir. Bununla birlikte, inandırıcı olarak kabul edilebilecek durumlar somut olayın koşullarının bir bütün olarak değerlendirilmesine bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A Serisi no.182; O’hara/Birleşik Krallık, No. 37555/97, § 34, AİHM 2001-X; Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 35979/97, 21 Mart 2006, § 24; Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, 19 Eylül 2006, § 37).
49. Mahkeme ardından, Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, soruşturmayı yapan görevlilerin, yakalandığı anda kişiyi suçla itham etmek için yeterli delilleri toplamış olması gerekliliğini öngörmediğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendine göre soruşturmanın konusu, tutukluluk süresince kişinin yakalanmasına dayanak oluşturan somut şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya bu şüpheleri ortadan kaldırarak soruşturmayı tamamlamaktır. Dolayısıyla, şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekmektedir (Murray/Birleşik Krallık [BD], 28 Ekim 1994, § 55, A Serisi no. 300-A, ve yukarıda anılan Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26).
50. Şüphesiz Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrasının c) bendi, Sözleşmeye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin organize suçlarla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmamalıdır (bk. mutatis mutandis, Klass ve diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978, § 58-68, A serisi, no. 28). Mahkemenin görevi, izlenilen meşru amaç da dâhil olmak üzere, 5. maddenin 1. fıkrasının c) bendinde belirtilen şartların somut olayda yerine getirilip getirilmediğini belirlemekten ibarettir. Bu bağlamda, Mahkeme kural olarak kendilerine sunulan delilleri incelemek ve değerlendirmek için daha iyi bir konumda olan ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koyma yetkisine sahip değildir (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 66).
51. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, Ergenekon isimli bir suç örgütünün, Hükümeti şiddet kullanarak devirme amacıyla faaliyetlerde bulunmakla suçlanan aktif üyelerinden biri olduğu şüphesiyle özgürlüğünden yoksun bırakıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, özellikle, yürütme organını devirmeyi amaçlayan Cumhuriyet Çalışma Grubunun kurulmasına katkıda bulunduğu, Ergenekon örgütünün sözde üyeleriyle işbirliği halinde aktif olarak çalıştığı ve söz konusu örgütün toplantılarına katıldığı yönünde başvuran hakkında şüphelenildiğini gözlemlemektedir. Başvuran aynı zamanda, gazetecilerle yaptığı görüşmeleri gizli olarak filme almakla, bu yolla elde edilen verileri yasaya aykırı olarak kaydetmek ve arşivlemekle de suçlanmıştır. Savcı ayrıca, başvuranın, yüze yakın kişinin kişisel verilerini yasaya aykırı olarak kaydettiği ve sahte kimlik kartıyla yakalandığını belirtmiştir.
52. Mahkeme bununla birlikte, telefon dinleme kayıtları, bazı suç ortaklarının ifadeleri ile çeşitli aramalar sırasında el konulan bazı belgeler gibi farklı delil unsurlarının başvuranın yakalanmasından önce savcılık tarafından toplanıldığını ve diğer belgelerin yine yakalama sırasında ya da sonrasında bulunduğunu kaydetmektedir. Böylelikle, başvuran, Ceza Kanununca ağır bir şekilde cezalandırılan atılı suçları işlediğine dair şüphelere dayanılarak yakalanmış ve tutuklanmıştır.
53. Mahkeme ayrıca, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 5 Ağustos 2013 tarihli kararla, eski Ceza Kanununun 147. maddesi ile Ceza Kanununun 204. maddesinin 1. fıkrası ve 334. maddesinin 1. fıkrası gereğince başvuranı toplam yirmi iki yıl altı ay hapis cezasına mahkûm ettiğini tespit etmektedir.
54. Şüphelerin bulunduğu aşamada gereken olguları ispat etme seviyesiyle ilgili olarak Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrasının gerekleri dikkate alındığında, Mahkeme, ceza dosyasının, başvuranın kovuşturulmasına neden olan suçu işlemiş olabileceği konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgiler içerdiği kanaatindedir.
55. Dolayısıyla, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi anlamında, bir suç işlemiş olabileceğine dair hakkında makul şüphe oluşturacak “inandırıcı nedenlere” dayanarak yakalanıp tutuklandığı sonucuna varmak gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 63, Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26 ve Süleyman Erdem kararı, § 37).
56. Başvuranın tutuklanmasının iç hukuk kurallarına uygunluğu konusuyla ilgili olarak (Bozano/Fransa, 18 Aralık 1986, § 54, A Serisi no. 111; Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 24, A Serisi no. 185-A; Baranowski/Polonya, No. 28358/95, § 50, AİHM 2000-III; Öcalan/Türkiye [BD], No. 46221/99, § 83, AİHM 2005-IV; Mooren/Almanya, No. 11364/03, § 72, 13 Aralık 2007) Mahkeme yukarıda belirtilen tespitlerine gönderme yapmaktadır. Mahkeme, ulusal adli makamların başvuranı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. maddesi, 2. fıkrası ve 100. maddesi anlamında, hakkındaki suçlamayla ilgili neden ve emarelerin varlığını da dikkate alarak ve somut delil unsurlarına dayanarak Ceza Kanunu ve 6136 sayılı Kanunla yaptırıma bağlanan suçları işlediği iddiasıyla yakaladıklarını gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda başvuranın tutuklanmasının yasaya aykırı olarak nitelendirilmesi konusunda yerel makamlarca ileri sürülen yasal hükümlerin davada uygulanması ve yorumlanmasının keyfi veya mantıksız olduğu sonucunun ortaya çıkmadığı kanısındadır.
57. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Tutukluluk süresi hakkında
58. Başvuran tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu iddia etmektedir.
59. Dava konusu olay ve olguların hukuki tavsifini yapmakla yetkili olan Mahkeme (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009) işbu şikâyetin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes (...) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.”
60. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğinin kural olarak Mahkeme’ye başvuru yapıldığı tarihe göre değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak Mahkeme’nin birçok kez belirttiği gibi; bu kuralın her davanın kendine özgü koşullarıyla gerekçelendirilebilecek istisnaları bulunmaktadır (Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, AİHM 2001-V (özetler)). Mahkeme, özellikle uzun yargılama süresi konusunda bazı üye Devletler aleyhine yapılan başvurularda bu genel ilkeden ayrıldığını hatırlatmaktadır (Fakhretdinov ve diğerleri/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Taron/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012). Mahkeme, Türkiye aleyhine mülkiyet hakkıyla ilgili sorunlar konusunda açılan bazı davalarda da aynı şekilde hareket etmiştir (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.18888/02, §§ 73-87, 12 Ocak 2006, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.11166/05, 6 Kasım 2012).
61. Mahkeme, somut olayda, başvuranın tutukluluk süresinin 15 Ocak 2009 tarihinde başladığını ve 5 Ağustos 2013 tarihinde mahkûmiyetiyle sona erdiğini kaydetmektedir.
62. Mahkeme, Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, § 44, 1 Temmuz 2014) kararında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun, başvuranın tutukluluk süresi bağlamındaki şikâyetine uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmadığı ve makul başarı beklentileri sunmadığı kanaatine varmasını sağlayacak herhangi bir unsurun elinde bulunmadığına karar verdiğini hatırlatmaktadır.
63. Mahkeme, somut olayda bu içtihadını değiştirecek herhangi bir neden görmemektedir.
64. İç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvuranın, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
C. Ceza yargılamasının süresi hakkında
65. Başvuran, hakkında açılan ceza davasının “makul süre” ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Söz konusu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş (...) bir mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
66. Mahkeme, başvuranın şikâyetine benzer bir şikâyetle ilgili olarak daha önce Turgut ve diğerleri (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında karar verme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme söz konusu kararda, yargılama süresi nedeniyle “makul sürede” yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri süren ve Türkiye’de yargılamanın aşırı uzun süresiyle ilgili şikâyetlerini sunmaya elverişli yargı organı bulunmadığından şikâyet eden başvuranların Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilk bakışta (a priori) erişilebilir ve kendilerine şikâyette bulundukları konu ile ilgili tazmin sağlamaya elverişli makul imkânlar sunan 6384 sayılı 9 Ocak 2013 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna varmıştır (Turgut ve diğerleri, yukarıda anılan, § 56).
67. Mahkeme, somut olayda başvuranın söz konusu hukuk yolunu tüketmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, mevcut davada farklı sonuçlara ulaştırabilecek herhangi bir olgu veya kanıt tespit etmemektedir. Dolayısıyla, işbu şikâyet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
D. Ceza yargılamasının adil olup olmadığı hakkında
68. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmamasının yanı sıra somut olayda yürütülen ceza yargılamasının hakkaniyetten yoksun olmasından ve aleni olmamasından yakınmaktadır. Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş (...) bir mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde ve yahut aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.
(...)
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
(...)”
69. Mahkeme öncelikle, başvuranın yargılandığı ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran hakkında açılan davayla ilgili genel bir inceleme yapabilecek durumda değildir.
70. Dolayısıyla ulusal mahkemeler nezdinde yürütülen davanın mevcut aşamasında, başvuranın yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu konusuyla ilgili olarak Mahkeme önünde şikâyette bulunamayacağı sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılaması sonunda iddia ettiği ihlallerden dolayı mağdur olduğunu düşündüğü takdirde, yeniden Mahkeme’ye başvurabilir. Ancak, bu konuyla ilgili tüm şikâyetlerin incelenmesi için henüz erkendir (bk. diğer kararlar arasında, Baltacı/Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 495/02, 14 Haziran 2005 ve Doğan, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 28484/10, §§ 95-97, 10 Nisan 2012).
71. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 19 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Bölüm Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy