(5271 S. K. m. 109, 226, 279, 280) (5320 S. K. m. 16) (5237 S. K. m. 21, 53, 62, 63, 81, 82, 83, 87, 97) (ANY. MAH. 08.10.2015 T. 2014/140 E. 2015/85 K.)
Hükmün tebliğinde bir eksiklik bulunmadığı, istinaf dilekçesinin tebliğinde bir eksiklik bulunmadığı/tebliğine gerek bulunmadığı, hükmün istinaf incelemesine tabi hükümlerden olduğu, başvuranın istinaf istemeye yetkisi bulunduğu, başvurunun süresinde yapıldığı, CMK'nun 279/1-b maddesindeki red sebeplerinin bulunmadığı, Dairemizin yetkili olduğu ön incelemede anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir.
II-USUL İNCELEMELERİ
Yapılan yargılamada usul kurallarına ilişkin esaslı bir aykırılık bulunmadığı, hukuka aykırı delil kullanılmadığı tespit edilmiştir.
III-ESASA İLİŞKİN İNCELEME
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
A-İDDİANIN ÖZETİ
Sanığın doğurduğu ve bakmakla yükümlü olduğu bebeği ile doğurduktan sonra saatlerce ilgilenmediği, herhangi bir sağlık görevlisini ya da herhangi birini arayarak bebeğin bakımını sağlamadığı, bebeği saatlerce emzirmediği, şüphelinin bu suretle yükümlü olduğu icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla bebeğinin ölümüne neden olduğu, sanığın eylemleriyle altsoya karşı ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu işlediği iddiasıyla ihmali davranışla çocuğunu kasten öldürme suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. (Dizi:326)
B-SAVUNMANIN ÖZETİ
Sanık karakolda alınan 22/07/2015 tarihli ifadesinde; yaklaşık 9 ay önce erkek arkadaşı olan E.'dan hamile kaldığını, olay günü saat 06:00 sıralarında evde tek başınayken banyoda doğum yaptığını, doğan çocuğun kız olduğunu, çocuğun doğduğunda nefes almadığını, yani ölü olarak doğduğunu, tam 9 aylık olarak doğduğunu, 9 ay boyunca Narman İlçe Hastanesine kontrole gittiğini, hamile olduğundan ve doğum yaptığından kimsenin haberinin olmadığını, çocuğun babasının E. olduğunu, çocuk sağlıklı olsaydı Narman'dan ayrılmayı düşündüğünü, ölü doğmasında kendisinin bir kabaati olmadığını, çocuk ölü doğduktan sonra korktuğu için cesedi odasında sakladığını, bedeni morarmaya başlayınca kendi imkanlarıyla cesedi Narman İlçe Hastanesine götürdüğünü ifade etmiştir. (Dizi:265)
Sanık karakolda alınan 23/07/2015 tarihli ifadesinde; önceki ifadesini tekrar ederek E. isimli şahsın uydurma bir kişi olduğunu, çocuğun babasının ilçe esnaflarından Z. B. olduğunu, ona hamile olduğunu söylediğini ancak inandıramadığını, 1 yıldır beraber olduklarını, Narman ilçesi dışında tenha yerlerde arabada cinsel ilişkiye girdiklerini, son 10 yıl içinde sadece onunla birliktelik yaşadığını, çocuğun babasının o olduğunu, yaklaşık 6 ay önce Z.'ye mesaj göndererek hamile olduğunu söylediğini, çocuğu aldırmak için ondan para istediğini, ancak kabul etmediğini, mesajı sildiğini, mesajı gönderdiği telefon numarasını bilmediğini, kendi telefon numarasını da bilmediğini, çocuğu olay günü saat 06:00'da evde yalnızken banyoda doğurduğunu, çocuğun doğduğunda canlı olduğunu, göbek kordonunu kestiğini, ancak bağlamadığını, çocuğun kısa bir süre sonra kendiliğinden öldüğünü, çocuğa zarar vermediğini, olay nedeniyle çok pişman olduğunu ifade etmiştir. (Dizi:266)
Sanık soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılığında; "Ben kollukta verdiğim 22/07/2015 tarihli ifademde E. isimli şahıstan bahsetmişsem de bu şahıs gerçekte yoktur. Benim birlikte olduğum şahıs Narman'da esnaftır ve evlidir. Bu durumun ortaya çıkmasından korktuğumdan dolayı ismini vermek istememiştim. Ben yaklaşık 1 yıldır Z. B. isimli şahısla gönül birlikteliği yaşıyorum. İfademde belirtiğim şekilde irtibatlarımız olmuştur. Kendisi ile son 1 yıldır sürekli cinsel birlikteliğim olmuştur. Bundan önce 2005 yılında Erzurum'da ikamet ediyordum. Çalıştığım işyerinde bir bayla gönül ilişkim olmuştu. Evlenmeyi de düşünüyorduk. En son bu tarihte cinsel ilişkiye girmiştim. Bu ilişkimden yıllar sonra son 1 yıl içerisinde Z. B. ile birlikteliğim oldu. Başka herhangi biriyle ne cinsel anlamda ne de duygusal anlamda bir birlikteliğim ve yakınlaşmam olmadı. Ben hamile olduğumu kendisine söylediğimde "benden mi" diye çıkıştı. Ben bu durum üzerine çok kırıldım. Z.'nin telefonunu rehberimden sildim. Hamile olduğumu ne zaman söylediğimi tam olarak hatırlamıyorum. Sanırım Nisan veya Mayıs ayıydı. O tarihten beri kendisi ile irtibatı kestim. 21/07/2015 tarihinde saat 06:00 sıralarında doğum yaptım. Kolluktaki ifademde haziran ayı yazsa da bu yazım hatasından kaynaklıdır. Bir gün öncesinden yani 20/07/2015 de hafif sancılanmam başlamıştı. Doğum sancısı olup olmadığını anlayamadım. Anlamış olsaydım Erzurum'a gidip Erzurum'da doğum yapmayı düşünüyordum. Çünkü gayri meşru şekilde çocuk dünyaya getirdiğimi kimsenin bilmesini istemiyordum. Benim gebeliğim süresinde zaman zaman Narman Entegre Devlet Hastanesi'ne ve Oltu Devlet Hastanesi'ne gittiğim olmuştur. Çocuğumu dünyaya getirmek ve bakmak istiyordum. Narman Hastanesinde ki ebe A. İ. hamileliğimi takip eden ebedir. Kendisi ile 15-16 Temmuz tarihlerinde konuştuğumuzda doğumun yaklaştığını bana söyledi. Hastanede NTS kontrolü yaptığında hamilelik sancımın başlamadığını fakat doğumun çok yaklaştığını, bugün yarın veya en geç haftaya doğum yapabilirsin diye uyardı. Ebeye doğum birden başlarsa kendisini arayacağımı, kendisinin bana yardıma geleceğini, zaten bir tek durumu kendisinin bildiğini, bu durumun aramızda kalacağını konuştuk ve anlaştık. Bende bunun üzerine evime gittim. Ben zaten son 3 aydır karnımın şişmesinden bu yana mümkün olduğu kadar kimseyle görüşmedim. İşyerine izin aldığımdan dolayı gitmedim. Ben Oltu'da muhasebe işinde Y. A.'ın yanında Y. A. serbest muhasebe isimli işyerinde çalışmaktaydım. Alışveriş yapma ihtiyacımı akşamleyin kimseye görünmeden gideriyordum. Doğumdan bir gün önce yani 20 Haziran 2015 gündüzleyin hafif sancım olsa da tarlada çalıştığımdan dolayı belimin ağrıdığını düşündüm. Zaten doğum sancısı gelmeden Erzurum'a gitsem de kalacak yerim yoktur. Bundan dolayı doğumdan bir hafta öncesinden Erzurum'a gitmek gibi bir iş içine girmedim. 21 Haziran 2015 günü sabah namazını kılmak için kalktım. Namazı kıldım. Sonra yattım. Fakat sancım olduğundan dolayı uyuyamadım. Saat 06:00'ya doğru kasıklarımdaki sancı iyiden iyiye arttı. Ellerim ayaklarım titremeye başladığından dolayı ebeye telefonla haber veremedim. Ayrıca onunla birlikte doğum yapmaktan çekindim ve utandım. Doğum başlıyor olmasından dolayı şok geçirdim. O heyecanla telefona ulaşamadım. Ebeyi arayıp yardım istemek aklıma geldi ama yapamadım. Sonrasında doğumun olabileceğini düşünerek banyoya gittim. Zemine oturdum. Bir müddet sonra bebeğin suyu gelmeye başladı. Bende kendimi sıktım. Karnımın üst tarafına elimle baskı yaparak bebeği doğurdum. Sonra makasla kordonunu kestim. Bebek doğduğunda bir müddet ağladı. Yaşıyordu ve kız bebeğiydi. Renkli bir çarşafa sararak yatağıma götürdüm. Ne yapacağımı bilmiyordum fakat yine ebeyi aramadım. Bebek yatakta çarşaf içerisinde yatar vaziyetteydi. Bende aynı yatağa yattım ve yorgunluğumdan dolayı uyudum. Saat 14:00 civarlarında uyandım. Hamileliğimden dolayı gece uyuyamamıştım. İyice bir uyudum. Uykumu aldım. Kalktığımda bebek yanımda uyuyor gibiydi. Sessizdi. Ben uyuduğunu düşündüm. Kalktım banyoyu temizledim. Sonra yemek yaptım. Günlük rutin ev işleriyle ilgilendim. Bu sırada bebek yine sessizdi. Bebeği hiç emzirmedim. Bebeği emzirip emzirmemem gerektiğini bilmiyordum. Saat 17:00'dan sonra mesai bittiğinden bebeği evde bırakarak kendim ebenin yanına gittim. Ebeye doğum yaptığımı anlattım. Ebe de doğumu nasıl yaptığımı sordu. Bende anlattım. Ebe bebeği getirmemi topuk kanı alacağını söyledi. Daha önceki konuşmalarımızda geçtiğinden dolayı Erzurum'a kuruma yerleştirebileceğimi söyledi. Ben tekrar eve geldim. Bebeğe baktığımda yine ağlamıyordu. Uyuyor gibiydi. Ölmüş olabileceğini düşündüm. Bebeği uyandırmaya çalıştım. İlk defa bu saatlerde bebeğe dokunup uyandırmaya çalıştım. Önceden bunu yapmak aklıma gelmedi. Bebekle hiç ilgilenmedim. Bebek uyanmayınca öldüğünü anladım. Sigara üstüne sigara yaktım içtim. Gayri meşru çocuk olduğundan dolayı hiç kimseyi arayamadım. Bir şey söyleyemedim. Saat 22:00 sıralarında doktor B. Bey'e siyah bir çanta içerisine koyduğum beyaz çarşafa sarılı bebeğimi götürdüm ve durumu anlattım. Bebeğin öldüğünü söyledim. Korktuğumdan dolayı doğum yaparken öldüğünü yani bebeğin ölü olarak doğduğunu, hiç yaşamadığını söyledim. Ölü muayene sırasında bebeğin üzerinde ve çarşafında tespit edilen toprak parçasına benzeyen küçük parçalar sıva parçalarıdır. Doğum yaptığım banyonun zemini fayans ve mermer olsa da duvarları sadece çimento sıvasıyla kaplıdır. Bu sıvadan çimento ve kum parçaları zemine dökülmektedir. Yoksa başka bir durum söz konusu değildir. Bebeği doğurduktan ve yatağa yatırdıktan sonra emzirmem gerektiğini bilmiyordum. Ebeyi de danışmak için ve bilgi almak için aramadım. Kendi başıma yatağa yatıp uyumak istedim. Zaten yorgundum. Ben bu şekilde bir sonuç olmasını istemezdim. Fakat gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiğimden dolayı korktum, çekindim, rahat hareket edemedim ve rahat düşünemedim. Bundan dolayı bebeğin ölümünde az da olsa ihmalim vardır. Keşke bebeği doğurduğumda baksaydım, ilgilenseydim ve emzirseydim. Üzerime atılı herhangi bir suç kabul etmiyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur. (Dizi:269)
Sanık sorgu ifadesinde; savcılık ifadesiyle aynı yönde beyanda bulunmuştur. (Dizi:272)
Sanık kovuşturma aşamasında; "Benim olay tarihinde sadece Z. B. ile cinsel birlikteliğim olmuştu, hamile olduğumu çocuk yedi buçuk aylıkken Oltu'da adet düzensizliği nedeni ile doktora geldiğimde öğrendim, ondan sonra da sürekli olarak Narmanda'ki aile hekimliğine kontrollerimi yaptırdım. Olay günü sabah namazına kalktım, namazımı kıldım, kasıklarımda acı hissettim, saat 06:00 civarıydı, çocuğun doğacağını az çok hissettim ancak çekindiğim ve rahatsız etmek istemediğim için hemşireyi veya doktoru aramadım, zaten bu durumdan da çocuk gayri meşru olduğu için kimseye bahsedemedim, babamda bilmiyordu, ıkınmaya ve çocuğu aşağı doğru elimle ittirmeye çalıştım, banyoda yarım saatlik bir uğraş neticesinde çocuk doğdu, ancak çocuk nefes almıyordu, canlılık belirtisi yok gibiydi, çocuğu canlanır diye yatağıma getirdim, sardım, emmesini bekledim, sütüm gelmişti, ancak çocuk bir türlü canlanmıyordu, gücümü kaybetmiştim ancak olay günü hiç uyumadım, çocuğun kordonunu da doğum esnasında kestim, bağlamadım, çocuk bir türlü canlılık emaresi göstermeyince saati hatırlamamakla beraber hamileliğimi kontrol eden hemşire A. İ.'in yanına gittim, kendisine çocuğun doğduğunu ne yapmam gerektiğini ve ölmesi halinde ne gibi işlem yapmam gerektiğini söyledim, hemşireye çocuğun ölü gibi bir hali olduğundan bahsetmedim, olay günü babam evdeydi ancak ondan gizli olarak bu doğumu gerçekleştirdim, zaten babamda erkenden sabah namazında evden çıkmıştı, bebeğin babası Z. idi, kendisine hamile olduğumu belirtim, o da benden mi deyince kırıldım ve bir daha konuyu kendisi ile görüşmedim, olay günü de çocuk doğarken ve doğduktan sonra da kendisine hiçbir bilgi vermedim, ben çocuğu doğduğu gün akşamı canlanmayınca hastaneye getirdim, dediğim gibi çocuk doğduğunda nefes almıyordu, canlılık belirtisi yoktu, ben emzirmeye hazırdım ancak çocuk bir türlü canlanmadı, eğer canlansaydı emzirecektim, o gün hiç uyumadım, olay dolayısıyla pişmanım, çocuğum sağ doğsaydı kesinlikle emzirecektim, bakacaktım zira ben annesi büyüdüm, çocuğumu annesiz büyütmezdim dedi.
22/07/2015 tarihinde kollukta verdiği ifadesi okundu, soruldu: Ben o ifademi kabul etmiyorum, çocuğumu korktuğum için ölü olarak odamda saklamadım, böyle bir ifade kullanmadım, nefes almadığı için canlı olmadığını düşündüm, zira ağlamıyordu da, ayrıca Narman küçük yer olduğu için çocuğun babasının tespit edilemeyecek E. isimli bir şahıs olduğunu söyledim dedi.
23/07/2015 tarihli ifadesi okundu, soruldu: Ben o ifademi kabul etmiyorum, çocuk canlı doğmadı, ağlamıyordu, nefes almıyordu, çocuğun canlı doğup sonradan kendiliğinden öldüğü yönündeki beyanı kabul etmiyorum dedi.
Sanığın 23/07/2015 tarihli savcılık ifadesi okundu. Soruldu: Ben o ifademi kabul etmiyorum, ilk kez doğum yapmıştım, çocuğumda ölmüştü, olayın travması içerisindeydim, uykusuzdum, ne dediğimi bilmiyordum, savcılık ifademde geçen çocuğun sağ doğduğu, nefes aldığı, uyuduğum, hiç emzirmediğim, ilk kez ebeye danıştıktan sonra uyandırmaya çalıştığım ve ondan sonra öldüğünü anladığım yönündeki beyanları kabul etmiyorum, mahkemede belirttiğim şekilde çocuk doğduğunda nefes almıyordu, ağlamıyordu, hayat belirtisi yoktu ve olay günü de hiç uyumadım dedi.
Sanığın 23/07/2015 tarihinde sorguda vermiş olduğu ifadesi okundu. Soruldu: Ben o ifademi kabul etmiyorum, mahkemede huzurunuzda verdiğim ifadem doğrudur, karakolda bana sen mağdur annesin, idari para cezası ile bu iş hallolur dediler dedi.
Sanığa dosya arasında bulunan 21/07/2015 tarihli doktor B. D. ve ebe A. İ. tarafından tutulan tutanak okundu. Soruldu: Olay ortaya çıkmasın diye ben çocuğun ölü doğduğunu ve biyolojik babasına teslim ettiğimi onlara belirttim, tutanak içeriği doğrudur dedi.
Sanığa dosya arasında bulunan Atk raporu, doktor raporları, olay tutanakları, tanık beyanları ve dosyada delil olarak değerlendirilecek tüm belge ve bilgiler okundu. Soruldu: aleyhime olan hususları kabul etmiyorum, ben çocuğumu doğduğu gün akşamı sat 22:00 civarlarında teslim ettim, ertesi gün teslim etmedim, teslim ettiğim yerde hemşireler ve doktor B. D. vardı, ayrıca Z.'yle ben kürtaj için para istediğim hakkında bir konuşma hatırlamıyorum, yaptığımı da sanmıyorum dedi.
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 81/1, 82/1-d-e, 21/2, 53 veya 5237 sayılı TCK 97/2 yollaması ile TCK 87/4 maddesinin uygulanma ihtimaline binaen CMK.nun 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı verildi, sanıktan soruldu: ek savunma için süre talebim yoktur. Önceki savunma ve beyanlarımı aynen tekrar ederim" şeklinde beyanda bulunmuştur. (Dizi:330)
C-İDDİA VE SAVUNMA DIŞINDAKİ SÖZLÜ DELİLLER
Tanık O. G. karakolda; sanığın babası olduğunu, olay tarihinde sanıkla birlikte yaşadıklarını, kızının hamile olduğunu ve doğum yaptığını bilmediğini, zaten kızının odasından hiç çıkmadığını ifade etmiştir. (Dizi:176)
Tanık O. G. kovuşturma aşamasında; tanıklıktan çekinme hakkını kullanmıştır. (Dizi:336)
Tanık A. İ. karakolda; Aile Hekimliğinde ebe olduğunu, Oltu Devlet Hastanesinden kendilerine sanığın hamile olduğu ve takibi gerektiği yönünde sistem üzerinden ileti geldiğini, sanığa ulaştıklarını, sanığın kuruma geldiğinde 30 haftalık hamile olduğunu, sanığın kendilerine evli olmadığını, Erzurum'da yaşayan bir şahıstan hamile kaldığını, çocuğu doğurup babasına vereceğini söylediğini, gerekli kontrollerinin yapılmasından sonra sanığın evine gittiğini, kendisinin Erzurum Halk Sağlığını arayıp durumu bildirdiğini, sanığın reşit olması nedeniyle yasal bir sıkıntı olmadığını öğrendiğini, şüpheli bir durum olmadığından adli mercilere bilgi vermediğini, sanığın 15/16 Temmuz da tekrar kontrole geldiğini, gerekli kontrolleri yaptığını, hastane koşullarında doğum yapmasını önerdiğini, sanığın doğumu Erzurum'da hastanede yapacağını söylediğini, olay günü saat 17:00 sıralarında sanığın tekrar hastaneye gelerek saat 06:00'da evde doğum yaptığını söyleyerek ne yapması gerektiğini sorduğunu, kendisine çocuğu hastaneye getirmesini, yapılması gereken çeşitli tahliller olduğunu, çocuğun kontrol edilmesi gerektiğini söylediğini, sanığın tamam deyip gittiğini, ertesi gün saat 22:00 sıralarında sanığın çocuğun cesedini hastaneye getirdiğini duyduğunu ifade etmiştir. (Dizi:260)
Tanık A. İ. kovuşturma aşamasında; " Ben Narman'da sağlık ocağında hemşirelik yapmaktayım, sanığın hamile olduğu Oltu Devlet Hastanesi kontorllerinden anlaşılınca ikametgah adresi itibariyle bize bilgi verildi, kendisini sağlık ocağına çağırdık, 30 haftalık hamileydi, çocuk sağlıklıydı, çocuğun gayri meşru olması dolayısıyla sanık hamile olduğunun duyulmasını istemiyordu, rutin kontrollere geldi, aksatmadı, olay tarihinde de mesai saati bitimine yakın sanık çalıştığım iş yerine geldi, doğum yaptığını çocuğunun doğduğunu ne yapması gerektiğini söyledi, bu konuşmamız esnasında çocuğun nefes alıp almadığı, ağlayıp ağlamadığı, sağ doğup doğmadığı hususunda hiçbir konuşma yapmadık, ben çocuğu getirmesini istedim zira işlemler yapılması gerekiyordu, topuk kanı alınıp sağlıklı olup olmadığının kontrolü gerekiyordu, bu talebim üzerine ben sizi ararım dedi, doğumdan önceki konuşmalarımızda çocuğun babasının Erzurum'da olduğunu ve doğduktan sonra çocuğu orada ki babasına vereceğini söylüyordu, sanık çocuğu ertesi gün hastaneye akşam on civarında getirmiş dedi.
Tanığa dosya arasında bulunan 21/07/2015 tarihli tutanak okundu. Soruldu: Söz konusu tutanağı sanığın hastaneye gelip çocuğu doğurduğunu ne yapması gerektiğini söylemesi üzerine o gittikten sonra tuttuk, ben sanığın bize bebeğin ağlayıp ağlamadığı, yaşam belirtisi olup olmadığını söylediği hususunda şu an için bir şey hatırlamıyorum, ancak sanık o tutanakta yazdığı üzere doğurmuş olduğu çocuğunu biyolojik babasına teslim ettiğini, bebeğinin akıbeti hakkında bilgisi olmadığını söyledi, doğumdan önce yapmış olduğumuz konuşmada hastane ortamında doğum yapması gerektiği yönünde tavsiyede bulundum" şeklinde beyanda bulunmuştur. (Dizi:332)
Tanık Z. B. karakolda; sanıkla bir yıl içinde rızaya dayalı olarak 2 kez görüştüklerini, ilçe dışında araba içinde cinsel ilişkiye girdiklerini, sanığın hamile olduğundan ve doğum yaptığından haberinin olmadığını, birkaç ay önce sanığın kendisine hamile olduğuna dair mesaj gönderdiğini, ancak kendisinin inanmadığını ifade etmiştir. (Dizi:261)
Tanık Z. B. Cumhuriyet Savcılığında; "Ben Narman'da ikamet ederim. Evli ve çocuk sahibiyim. Kendi evimde ikamet ederim. E. G. ile hiç bir zaman birlikte yaşamadım. Kendisiyle 1 yıl önceki zamanda gönül birlikteliğimiz oldu. İşyerimiz yakın olduğundan dolayı beraber iş yapıyorduk. Kendisi muhasebeyle ilgilendiğinden dolayı zaman zaman işyerime geliyordu. Buradan başlayan bir gönül birlikteliğimiz oldu. Kendisiyle iki kez ilçe dışında çayırlık alana pikniğe gittik. Bu piknikte iki kez cinsel ilişkiye girmiştik. Benim üzerime kayıtlı arabanın içerisinde cinsel ilişkiye girdik. Kendisiyle ilişkiye girdiğimiz vakit sonbahardı. Kış ayları gelmemişti. Tarihi tam olarak hatırlayamıyorum. E. tarihini hatırlamadığım bir zaman bana mesaj çekerek hamile olduğunu söyledi. Ben kendisine inanmadım. Bende şaka mı yapıyorsun dedim. Kürtaj için para istedi. Ben yine inanmadım. Karnı da büyümemişti. Ben, hamile değilsin, hamile olsan bile benden mi dedim. Sonra E.'le görüşmemeye başladık. İlişkimiz bitmişti. Ben bugün karakoldan çağırıldığım da durumdan haberdar oldum. Ben E. 'in çocuk doğurduğundan ve çocuğun öldüğünden dahi bilgim yoktu. Kendisi ile bu şekilde bir gönül ilişkisinden başka irtibatımız yoktur. Ölüm olayı ile ilgili bir kusurum yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Benim çocuğun ölümünden dolayı şikayetim yoktur. " şeklinde beyanda bulunmuştur. (Dizi:263)
Tanık Z. B. kovuşturma aşamasında; "Benim sanıkla cinsel birlikteliğim oldu, hamile olduğu hususunda bilgi sahibi değildim, sadece bir keresinde telefonda benden hamile olduğunu söyledi, ben de benden mi dedim, başkaca bir konuşmamız olmadı. Sanık benden kürtaj için para istemedi, böyle bir şey hatırlamıyorum, o yöndeki ifademi kabul etmiyorum " şeklinde beyanda bulunmuştur. (Dizi:335)
Tanık B. D. kovuşturma aşamasında; "Ben Narman sağlık ocağında doktor olarak görev yapmaktayım, hamileliğinin belli bir süresinde kontrollerini bizim ocakta yaptırdı, çocuğun doğduğu gün bizim sağlık ocağına telefon açtı, hemşire hanımla görüştü, doğum yaptığını söylemiş, bu konuda daha da fazla bilgi sahibi değilim, ertesi gün doğumla ilgili işlemler yapılacağından kendisine ulaşılmasını istedik, ulaştık, öldüğünü söyledi, daha sonra sağlık ocağına geldi, çocuğu getirmesini yasal işlemler olacağını söyledik, geldiğinde mesai bitmek üzereydi, akşam 22:00 civarında da çocuğu getirdi, ben de durumu emniyete bildirdim, o saate kadar çocuğu getireceğim dediği için emniyeti bilgilendirmedim, çocuğun doğduğunda nefes alıp almadığı, yaşayıp yaşamadığı hususunda çocuğu getirdiği zaman ölü doğduğunu söyledi, çocuğu yaklaşık 2 gün sonra getirdi, bilgim bundan ibarettir " şeklinde beyanda bulunmuştur. (Dizi:334)
D-MADDİ DELİLLER
Dizi 6'da kayıtlı ölü muayene tutanağı içeriğinden; cesedin yeni doğmuş kız bebek olduğu, göbek bağının kesilmiş olduğu, karın bölgesinde morarma olduğu, bacak araları, koltuk atlarından başlayan çürüme olduğu, karnın sağ tarafında bir kısım plesenta dokusunun kalkmış olduğu, sol ayak posteriorda yaklaşık 4x4 cm ebatında muhtemel yüzeysel laserasyon olduğu, sol ayak lantar yüzde yaklaşık 1x1 cm ebatında muhtemel ekimotik alan olduğu, bacak bölümünde ve gövde bölümünde toprak parçasına benzeyen çok küçük boyutlarda maddeler olduğu, kesin ölüm sebebinin ve zamanının tespiti, ölü doğup doğmadığının tespiti için klasik otopsi yapılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Dizi 9'da kayıtlı adli ölü muayene ve otopsi tutanağı içeriğinden; cesetten toksikolojik ve histopatolojik inceleme amaçlı örneklerin alındığı, kesin ölüm sebebinin histopatolojik ve kimyasal incelemeler sonucunda bildirileceği anlaşılmıştır.
Dizi 283'te kayıtlı otopsi raporu içeriğinden; sorulan hususlarda İstanbul ATK 1. İhtisas Kurulundan görüş alınmasının uygun olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Dizi 290'da kayıtlı İstanbul ATK 1. İhtisas Kurulu raporu içeriğinden; kişinin travmatik tesirle öldüğüne dair tıbbi delil bulunmadığı, zehirlenerek öldüğüne dair tıbbi delil bulunmadığı, miadında intrauterim (rahim içinde) gelişim gösteren bebeğin otopsisinde çürüme bulguları nedeniyle iç organlarda ayrıntılı makroskobik ve histopatolojik incelemeler yapılmadığından mevcut verilerle canlı olup olmadığı ve ölüm sebebinin tespit edilemediği anlaşılmıştır.
Dizi 313'te kayıtlı İstanbul ATK Genel Kurul raporu içeriğinden; mevcut delillerle bebeğin canlı doğup doğmadığının tespit edilemediği, canlı doğduğunun kabulü halinde bebeğin ölümünün, doğumun gerçekleştiği olumsuz ortam koşulları ile, göbek kordonunun zamanında ve uygun şekilde bağlanmaması sonucu meydana gelmiş olabileceği, doğumdan sonra geçen kısa sürede bebeğin beslenmemesinin ölümde doğrudan etkisinin olmasının beklenmediği anlaşılmıştır.
Dizi 247'de kayıtlı Doktor B. D. ve Ebe A. İşler tarafından düzenlenen tutanak içeriğinden; sanığın olay tarihi olan 21/07/2015 tarihinde saat 06:00 sıralarında evde banyoda kendi başına doğum yaptığını, bebeğin ağlamadığını ve yaşam belirtisi olmadığını belirterek, bebeği battaniyeye sarıp biyolojik babasına teslim ettiğini, bebeğin akıbeti hakkında bilgisinin olmadığını, biyolojik babasıyla ilgili olarak herhangi bir bilgi vermediği yönünde tutanak düzenlendiği anlaşılmıştır.
Dizi 253'te kayıtlı Doktor B. D. tarafından düzenlenen 30/12/2015 tarihli tutanak içeriğinden; sanığın 22/07/2015 tarihinde, saat 22:00'da Narman İlçe Hastanesine getirmiş olduğu kız bebek cesedinin Doktor B. D. tarafından teslim alındığı, ivedilikle emniyete bilgi verildiği, saat 23:45'te Cumhuriyet Savcısı nezaretinde ölü muayenesinin yapıldığı, saklama süresinin dolması nedeniyle olayla ilgili kamera kayıtlarına ulaşılamadığı anlaşılmıştır.
Dizi 249'da olay yeri krokisi kayıtlıdır.
Dizi 251'de kayıtlı olay yeri inceleme raporu içeriğinden; sanığın doğum yaptığı anlaşılan evde görevlilerce gerekli incelemelerin yapıldığı, kapı ve pencerelerde zorlama olmadığı, odaların dağınık olmadığı, yatak odasında bulunan yatağın alt kısmı karyola altında yer zemin yüzeyinde, naylon poşet içerisinde sanığın çocuğa sardığını beyan ettiği bir adet şüpheli kırmızı renkli tülbent bulunduğu anlaşılmıştır.
E-İNCELENEN HÜKMÜN ÖZETİ
Yerel Mahkemece, "Her ne kadar sanık hakkında maktul bebeği ihmal sureti ile kasten öldürdüğünden bahisle TCK 83/1,2 (a),3 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemli kamu davası açılmış ise de; oluşa göre sanığın olaydan önce evlilik dışı hamile kaldığı bunu çevresinden gizlediği, ancak rutin kontrollerini sağlık ocağı ve hastanede yaptırdığı; olay günü olan 21/07/2015 tarihinde sabahın erken saatlerinde evinde kendi başına yardım almaksızın doğum yaptığı; doğumdan sonra bitkin düştüğü ve yattığı; gebeliğini gizli tutması hasebi ile kimseden yardım isteyemediği; öğlen sonuna kadar yattıktan sonra sağlık ocağına gidip tanık A.'a durumu anlatıp bilgi aldığı; tanık A.'un bebeği getirmesini söylediği, sanığın tekrar evine gittiği bebeği kontrol ettiğinde ağlamadığını fark ettiği bunun üzerine ertesi gün gece saat 22:00 civarında bebeği hastaneye götürdüğü sabit görülen olayda;
Maktul bebeğin ölü doğup doğmadığı konusunda; bebeğin sağ doğduğunu gösterir tek delilin sanığın hazırlıkta vermiş olduğu ifadeler olduğu; ancak sanık mahkememizdeki ifadesinde bebeğin ölü doğduğunu beyan ettiği; bu hususu ve bebek sağ doğmuş ise ölüm sebebini belirlemek için İstanbul Adli Tıp kurumu ihtisas dairesinden ve genel kurulundan alınan raporlarda bebeğin sağ doğup doğmadığının tespit edilemediği gibi sağ doğumunun kabul halinde de göbek kordonunu yanlış bağlanmasından veya doğum koşullarındaki olumsuzluklardan kaynaklanabileceğinin bildirildiği görülmüştür.
Bu hususlar dikkate alındığında ilk olarak bebeğin ölü doğup doğmadığı hususunda her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı tarafsız bilimsel verilere dayalı bir delil elde edilememiş; mevcut şüpheninde ceza hukukunun temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanık lehine yorumlanması gerektiği gözetilerek; kabule göre ölü doğmuş kişi hakkında ihmalen, kasten, taksiren öldürme gibi suç tipleri açısından işlenemez suç söz konusu olduğundan sanığın beraatine yönelik hüküm kurmak gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır. İkinci olarak ise maktul bebeğin sağ doğduğu kabul edilse bile; bebeğin ölüm nedeni tam olarak belirlenememesi, çocuk sanığın ilk beyanlarında olduğu gibi doğduğunda ağlamış ve kısa süre sonra ölmüş olsa dahi tek başına, yeni ve ilk kez doğum yapmış biri için göbek kordonu bağlama, ailesinden gizli doğum yapan biri için uygun ortamda doğum yapma gibi bir beklenti ve yükümlülükten bahsedilemeyeceği gibi çocuğun ölüm saati konusunda da herhangi bir delilin bulunmadığı buna göre; bebek doğduktan hemen sonra da ölmüş olabileceği, bu süre zarfında sanığın bebeği hastaneye götürmesi, etraftan yardım istemesi durumunda dahi mevcut ölümü engelleyemeyeceği hususları birlikte gözetildiğinde; mevcut şüphelerin sanık lehine yorumlanması gerektiği gözetilerek sanığın ölüm olayında atfı kabil bir kusuru bulunmadığı" gerekçesiyle yukarıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
F-İSTİNAF BAŞVURUSUNDA GÖSTERİLEN NEDENLER VE DAVANIN YENİDEN GÖRÜLME SEBEBİ
Cumhuriyet Savcısı istinaf dilekçesinde; sanığın eylemine uyan TCK'nun 83/1,2-a,3;53 maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Sanığın üzerine atılı eylemin sübutunun değerlendirilmesi için davanın yeniden görülmesine karar verilmiştir.
G-İSTİNAF AŞAMASINDAKİ DELİLLER
Sanık E. G. müdafiisi Huzurunda alınan savunmasında: "Hamilelik süresince sürekli hastaneye gidip tedavi olmuştum, doğum yaptığım sabahta babam evde değildi, doğum yaptığım saatin yaklaşık 06:00 olduğunu hatırlıyorum, doğum yapmadan hemen önce belime ağrı girdi, banyoya giderken zaten doğum suları gelmişti, benim babam 65 yaşlarındadır, tiberküloz hastasıdır, yatalak değildir, ancak hastalığı nedeniyle uyku uyumaz, bu nedenle doğum sırasında evde yoktu, erkenden evden çıkmıştı, annem ise 22 yıl önce ölmüştür, evde bizimle kalan başkada kimse yoktur, dedi.
Devamla; Bebeğin göbek kordonunu banyoda bulduğum makas ile kestim, önceden hazırlık yapmamıştım, ben doğumun şokundan dolayı kordonu bağlayıp bağlamadığımı hatırlamıyorum, bebeğim hiç yaşamadı, dünyaya ölü olarak geldi, oturduğum yerde fazla ikamet yoktur, zaten gayrimeşru çocuktan dolayı kimseye bir şey söyleyememiştim, hamile olduğumu öğrenmem sonra kendimi eve kapatmıştım, sadece akşamları evin ihtiyacı için alışverişe gidiyordum, ben Oltu Devlet Hastanesinde muayene olduğumda bebek 7,5 aylıktı, sisteme de otomatik olarak Narman Devlet Hastanesine düştüğünden dolayı onlar benimle irtibata geçti, bir keresinde çağırdılar iğne oldum, bir kere daha çağırdılar onda da kilo ölçümü yapıldı, en son çağrıldığımda da bebeğin doğum tarihini belirlemeye çalıştılar, ben normalde Erzurum'da doğum yapmak istiyordum, Erzurum'da kalacak yerim yoktu, bu nedenle doğumdan önce Erzurum'a gitme imkanım yoktu, çok yaklaştığında gidecektim ancak aniden sancılandığımdan dolayı evde doğum yapmak zorunda kaldım, bebeği de doğum yaptığım aynı gün hastaneye götürdüm, dedi.
Soruldu; bebeğimde kırpırdama olmadığından şoka girdim, kendimi toparlamaya başladığımda saati tam hatırlamıyorum ancak o gün içerisinde hastaneye götürdüm, ben kendim uyumadım ancak bebeği çarşafa sarmıştım, dedi.
Önceki ifadeleri okunarak çelişki nedeniyle sorulduğunda; Bebeğim ölü doğmuştu, travma halinde olduğumdan dolayı önceki ifadelerimde bebeğin canlı doğduğu yönünde beyanda bulunmuştum, karakoldaki ilk ifademde ölü olduğunu söylemiştim, Savcılıkta ifade verdiğim sırada savcılık benim E. G. olduğuma dair kuzenimi tanık olarak çağırmıştı, ismi B. G.'di. Bu kişi bana koridorda saldırdı ve "böyle şeyleri yaşıyorsun bizim niye haberimiz yok, babası kim" diye sıkıştırdı. Ben savcıya da bebeğin dünyaya ölü olarak geldiğini söylediğimi hatırlıyorum, dedi.
Sanığa 22/02/2015 tarihli kolluk ifadesinde bebeğin ölü doğduğunu belirtmesine karşın 23/07/2015 tarihli karakol, Cumhuriyet Savcılığı ve Sorguda alınan ifadelerinde bebeğin canlı olarak doğduğu yönünde beyanları hatırlatılarak sorulduğunda; ben öyle bir ifade vermedim, dedi.
Lüzumu üzerine soruldu; bebeğin kontrollerinde herhangi bir olumsuzluk söylenmedi, herhangi bir rahatsızlığı olduğu tespit edilmedi, dedi.
Soruldu; bebeğin çarşafındaki toprak parçası diye geçen hususlar evin banyosunun taş duvarında bulunan topraklardır, ben kesinlikle bebeği gömmedim, dedi.
Sanık müdafiinin talebi üzerine sanıktan soruldu: ben savcının odasının önünde beklerken benden önce Z. B.'nın ifadesi alınıyordu, o sırada yanımda oturan polis memuru cep telefonunu bana uzatarak "seni arıyorlar" dedi. Telefondaki kişi karakoldan aradığını söyleyerek "E. bebeğini ne zaman alıyorsun" diye sordu. Bende o zaman travmanın etkisiyle bebeğin yaşadığı gibi bir izlenime kapıldım, Savcıya ifade verirken bebeğin ölü olduğunu özellikle vurguladım, Savcı bey bana "siz bu işi para karşılığı mı yapıyorsunuz " diye sordu. Buradaki kasıt cinsel ilişkinin para karşılığı yapılmasıdır. Ben bundan etkilendim ama yinede ben bebeğin sağ doğduğu yönünde bir beyanda bulunduğumu hatırlamıyorum" şeklinde savunma yapmıştır.
Sanık müdafiinin ilk celse alınan savunmasında: "Yerel mahkeme kararı doğrudur, Davanın yeniden görülmesi kararını anlamış değilim, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki delilleri karşılaştırdığımızda bebeğin sağ doğmadığını ortadadır, müvekkilim bebeği emzirmek istemiştir ancak bebek yaşamadığı için emzirememiştir, sanığın yasa dışı dünyaya getirmiş olduğu çocuktan dolayı psikolojisi bozuktur, müvekkilim 22/07/2015 tarihli karakol ifadesinde çocuk doğduktan sonra nefes alamadığını ve ölü doğduğunu beyan etmiştir, müvekkilim doğum yapana kadar bebeği kontrole götürmüştür, yine doğumdan sonrada bebeği hastaneye kendisi götürmüştür, 22/07/2015 tarihli ifadesinin göz ardı edilmemesini istiyorum, ertesi gün müvekkil yine ifade vermiştir, daha sonra Cumhuriyet Savcılığında her nasılsa ayrıntıya girilmiştir, müvekkilimin kovuşturma aşamasındaki ifadesi daha sağlıklı bir ifadedir, çünkü bu ifadesi 3 Hakim ve Cumhuriyet Savcısının huzurunda alınmıştır, yapılan otopside ve daha sonra Adli Tıp Kurumundan aldırılan raporlarda ölüm sebebi tespit edilememiştir, ilk otopsi raporunu görmemezlikten gelemeyiz, ölüm sebebi anlaşılamadığına dair otopsi raporuna paralel kovuşturma aşamasında yeni rapor aldırmıştır, raporlarda ölüm sebebi kesin olarak belli olmadığı bildirilmiştir, yine Genel Kuruldan da rapor aldırılmasına karar verilmesi üzerine bu seferde Genel kurul rapor sunmuştur, bu raporda da kesin ölüm sebebinin belli olmadığı bildirmiştir, dosyada 4 tane rapor var, bunlar sıradan deliller değildir, sadece Savcılıktaki ifade esas alınarak hareket edilemez" şeklinde savunma yapmıştır.
Sanık müdafii ikinci celsede alınan savunmasında: "Olay öncesi ve olay sonrasını değerlendirmekte yarar vardır, müvekkil bebeği dünyaya getirmeden önce bebeğin doğması için özen göstermiştir, hastane gitmiş, ebeyle görüşmüştür. Tüm bu gayretler bebeğin yaşaması içindir, bu dönemdeki davranışlar göz ardı edilmemelidir. Toplumumuzun kadına bakış açışı bellidir, müvekkil ile Z. B. evlenme vaadiyle birlikte olmuştur, Savcı beyin "siz bu işi para karşılığı mı yapıyorsunuz" şeklindeki sorusu doğru değildir, müvekkil bebeği emzirmek için beklemiştir. Adli Tıp Genel Kurulu rapor sanığın lehinedir, Ceza Hukukunda da şüpheden sanık yararlanır ilkesi mevcuttur, Adli Tıp Genel Kurul raporunun sonu ihtimalli yazılmıştır, bu nedenle şüpheden sanığın yararlandırılması gerekir, yine biraz önce tarafınızca sanığa hatırlatılan kolluktaki ikinci ifadesi olan 23/07/2015 tarihli ifadesinde de bebeğin kısa bir süre yaşadığı ancak kısa bir süre kendiliğinden öldüğü, kendisinin bir zarar vermediği yazılıdır, ifadeler parça parça değil, bütün olarak değerlendirilmelidir, yerel mahkemenin kararı doğrudur, bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasını talep ediyoruz, yine karar verirken sanığın 22/07/2015 tarihli ifadesini dikkate alınmasını talep ediyorum" şeklinde savunma yapmıştır.
H-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CUMHURİYET SAVCISININ ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASI:
Oltu Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.12.2016 gün ve 2015/48Esas-2016/ 34 Karar sayılı ilamı hakkında Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince yapılan inceleme ile; Sanığın üzerine atılı eylemin sübutunun değerlendirilmesi için Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verildiği,
Sanık E. G.'in Z. B. isimli şahısla gönül birlikteliği yaşadığı rızaları ile cinsel ilişkiye girdikleri, bu ilişkiden sanığın hamile kaldığı, sanığın hamileliği süresince Narman Aile Hekimliği tarafından hamileliğinin takibinin yapıldığı, hatta bu süreçte sanığın hamileliği dolayısıyla Oltu Devlet Hastahanesine gittiği, daha sonra sanığın 22/07/2015 tarihinde sabah 06:00 sıralarında sancılarının arttığı, kendi beyanına göre evlilik dışı hamileliği olduğu için kimseye haber vermeden evin banyosunda kendi imkanlarıyla bebeği doğurduğu, savcılıkta kollukta ve sorguda alınan ifadesinde bebeğin bir müddet ağladığını ve dolayısıyla yaşadığını kabul ve beyan ettiği, ayrıca bebeğin kordonunu makasla kestiği, canlı doğan bebeği çarşafa sararak yatağa götürdüğü ve bu saatten öğle saat 14:00 sıralarına kadar uyuduğu, uyandıktan sonra saat 17:00'a kadar da rutin ev işleri ile uğraştığı daha sonra bu saatlerde ebe olarak görev yapan tanık A. İ.'in yanına gittiği ve evde doğum yaptığını anlattığı, tanık A. İ. ise beyanında sanığın kendisine doğum yaptığını söylediğini, kendisinin de sanığa çocuğu hastahaneye getirmesini, çeşitli tahliller yapılması gerektiğini söylediğini beyan ettiği, buna rağmen sanığın bebeği hastahaneye götürmediği, yine tanık A. İ. in beyanına göre ertesi gün yani 22/07/2015 gürü saat 22:00 sıralarında sanığın bebeği ölü vaziyette hastahaneye getirdiği, sanığın hamilelik sırasında bir kaç defa hastaneye gittiği ve doğumdan sonra da yine ebe A. İ. ile görüştüğü nazara alındığında sanığın " ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, korktum, çevreden çekindim" gibi beyanlarına itibar edilemeyeceği, her ne kadar Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda bebeğin ölümünün doğumunun gerçekleştiği olumsuz ortam koşulu ile göbek kordonunun zamanında gerekli ve uygun olarak bağlanmaması sonucu meydana gelmiş olabileceği bildirilmiş ise de; sanıktan bebeğin kordonunun uygun bağlanması beklenemese dahi hem doğum yaptığı ortam hem de doğumdan uzun bir süre geçmiş olmasına ve tanık olarak dinlenen ebe A. İ.'in uyarılarına rağmen bebeği hastaneye götürmemesinden dolayı bebeğin ölümünde ihmali olduğu, sanığın bu suretle yükümlü olduğu icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla bebeğinin ölümüne neden olduğu, sanığın eylemleriyle altsoya karşı ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu işlediği anlaşılmakla,
Oltu Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.12.2016 gün ve 2015/48Esas-2016/ 34 Karar sayılı ilamının KALDIRILARAK, sanığın üzerine atılı bulunan altsoya karşı ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan TCK'nun 83/1,2-a,3;53 maddeleri gereğince CEZALANDIRILMASINA,
Sanık hakkında heyetce uygun görülecek adli kontrol kararı uygulanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
I-DAİREMİZCE YAPILAN DEĞERLENDİRME VE KABUL
a-Sanığın 22/07/2015, 23/07/2015 tarihli kolluk ve 23/07/2015 tarihli Cumhuriyet Savcılığı ifadeleri sanığa atılı suçun kanında öngörülen cezasının alt sınırına rağmen müdafiisiz alınmış olmaları ve sanık tarafından sonradan doğrulanmamaları nedeniyle Dairemizce kurulan hükme esas alınamayacağı,
b-Sanığın 23/07/2015 tarihinde Sulh ceza Mahkemesinde müdafii huzurundaki sorgusu, tanıklar A. İ., B. Doğan, Z. B.'nın beyanları, ölü muayene ve otopsi raporları, Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Genel Kurulu raporları bir arada değerlendirildiğinde; bekar olup annesinin uzun süre önce ölmesi nedeniyle hasta ve yaşlı olan babasıyla yaşayan sanığın, muhasebe işleriyle ilgilendiği Z. B. isimli kişiyle gönül ilişkisi ve cinsel birliktelik yaşadığı, bu birliktelikten hamile kaldığı, sanığın hamileliğini çevreden ve babasından gizlediği, sanığın yaklaşık 30 haftalık hamileyken bir rahatsızlığı nedeniyle gittiği Oltu Devlet Hastanesinde yaptırdığı tahliller nedeniyle hamileliğinin anlaşılarak sistem üzerinde ikamet adresi itibariyle Narmandaki Aile Hekimliğine uyarı gönderildiği (Bu itibarla sanığın hamilelik kontrolünü kendi isteğiyle gittiği yönündeki savunmasının doğru olmadığı), bu tarihten sonra Aile Hekimliğinde görevli tanık ebe A. İ. tarafından hamilelik kontrollerine çağrıldığı, sanığın görevli ebeye bebeği doğurup babasına vereceğini, doğumu Erzurum'da yapacağını söylediği, sanığın hamileliğinin resmi kayıtlara girmesi nedeniyle gizli doğum yapmasının bir anlamı kalmadığı halde bir sağlık kuruluşuna başvurma veya bir sağlık görevlisi çağırma seçeneklerine başvurmayıp 21/07/2015 tarihinde sabah saat 06:00 sıralarında evinin banyosunda kendi kendine doğum yaptığı, bebeğin canlı doğduğu ve miadında gelişmiş sağlıklı bir kız bebek olduğu, bir süre ağladığı, sanığın bebeğin kordonunu makasla kestiği, ancak kordonunu bağlamadığı, bebeği çarşafa sardığı ve birlikte yatağa girdiği, bebeği emzirmediği, saat 14:00'e kadar uyuduğu, sanığın uyandıktan sonra banyoyu temizlediği, saat 17:00 sıralarında tanık ebe A. İ.'in yanına gidip doğum yaptığını anlattığı, ebenin kendisine topuk kanı alınacağından bebeği getirmesini istediği, sanığın eve döndükten sonra bebeği kontrol ettiği ve çoktan ölmüş olduğunu anladığı, ertesi gün saat 22:00 sıralarında bebeği siyah bir çanta içinde tanık doktor B.'a götürdüğü, tanık B.'ın bebeği çoktan öldüğünü anladığı (Her ne kadar sanık, bebeği doktora doğum yaptığı gün götürdüğünü savunmuş ise de; tanık A.'un beyanı, otopsi raporunda tespit edilen ölüm saati, otopside ileri derecede otoliz tespit edilmesi nedeniyle sanığın bu savunmasının doğru olmadığı)
c-Her ne kadar sanık kovuşturma ve istinaf aşamalarında bebeğin ölü doğduğunu savunmuş ise de;
aa-Sanığın müdafii huzurundaki Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda bebeğin canlı doğduğunu, bir süre ağladığını, yaşamakta olduğunu belirtmesi, aynı ifade de bebeği doktor B.'a götürdüğünde korkusundan bebeğin ölü doğduğunu söylediğini belirtmesi, aynı ifadenin sonunda canlı doğuma vurgularcasına "bebeğin ölümünde az da olsa ihmalim vardır, keşke bebeği doğurduğumda baksaydım, ilgilenseydim ve emzirseydim, ölmesini asla istemedim" sözlerini söylemesi,
bb-Adli Tıp genel bilgilerine göre hava almadığı takdirde 35'er gram, hava aldığı halde 70'er gram olması gereken akciğerlerin sağ doğumu doğrular şekilde maktul bebekte 50'şer gram ölçülmesi,
cc-Otopsi işlemi sırasında maktule ait akciğerlerin su testinde sağ doğumu teyit eder şekilde suyun üzerinde kalmaları,
dd-Ölü doğum halinde istinaf aşamasındaki savunmasına göre gündüz saatlerinde babası evde olmayan sanığın yorgunluktan uyumuş olsa dahi uyandığı saat 14:00'dan sonra bir sağlık kuruluşuna gidip ölü doğum yaptığını beyan etmesi veya hamileliği bilen ebe A.'u arayıp durumu söyleyerek babası gelmeden cesedin alınmasını sağlaması mümkün iken bunu yapmaması,
ee-Sanığın doğum yaptığı günün akşam üzeri saat 17:00 sıralarında ebeye gittiğinde bebeğin ölü doğduğundan bahsetmemesi,
ff-Tanık ebe A.'un bebekten topuk kanı alınacağından aile hekimliğine getirmesini söylemesine rağmen bebeği ertesi gün götürebilmesi karşısında bu savunmaların doğru olmadığı,
d-Bebeğin cesedinde ileri derecede otoliz oluşması nedeniyle Adli Tıp Kurumu tarafından bebeğin sağ olarak doğup doğmadığı konusunda kesinlik belirtilmemiş ise de; bu durumun adli tahkikatla açığa çıkartılmasına engel bulunmadığı, bebeğin sağ doğduğuna dair kanıtlara yukarıda yer verildiği,
e-Adli Tıp Genel Kurulu raporuna göre ölümün doğumun gerçekleştiği olumsuz ortam koşullarından veya göbek kordonunun zamanında ve uygun şekilde bağlanmamasından kaynaklanmış olabileceği,
f-Sanığın Türk Medine Kanuna göre annesi olduğu ve sağlığını koruma, tehlikelerden uzak tutma, besleme, büyütme gibi icrai davranışlarda bulunma yükümlülüğü bulunmasına rağmen bu icrai davranışlar silsilesi içinde doğumdan hemen sonra gelen bebek kordonunu bağlama yükümlülüğünün ihmalinin ölüm sonucunun oluşmasında icrai davranışa eşit olduğu, bu suretle sanığın eyleminin TCK'nun 83/2-a maddesinde düzenlenen ihmalli davranışla kasten öldürme suçuna nitelik olarak uyduğu,
g-Bebeğin ölümü ister olumsuz ortamda doğmaktan, ister bebek kordonun bağlanmamasından pek ihtimal verilmemese de ister bebeğin emzirmemesinden kaynaklansın, sanığın tüm bu ihmalli davranışlarının hepsini gerçekleştirdiği, illiyet bağının tam olduğu,
h-Sanığın göbek kordonunu bağlaması gerektiğini bilmediği yönünde bir savunmasının bulunmadığı gibi kordonu kestiğinde bağlanması gerektiğini bilmemesinin gelişen komplikasyonları teşhis etmememesinin mümkün olmadığı vicdani kanaate varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
IV-İSTİNAF HÜKMÜ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere.
A-Oltu Ağır Ceza Mahkemesinin 08/12/2016 tarih 2015/48 Esas, 2016/34 Karar sayılı kararının CMK'nun 280/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
B-1-Sanığın sübut bulan, eylemine uyan TCK'nun 82/1-d-e, 83/2-a maddeleri yollamasıyla TCK'nun 83/3. maddesi gereğince suçun işlenmesindeki özellikler, fiile ve faile bağlı şartlar, suçun konusun önem ve değeri dikkate alınarak takdiren ve teşdiden 21 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2-Sanığın duruşma sırasındaki saygılı tutum ve davranışları ve cezanın geleceği üzerindeki etkisi dikkate alınarak TCK'nun 62. Maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 17 YIL 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
3-Sanık hakkında 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararındaki iptal edilen hususlar gözetilerek, 5237 sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddelerinin UYGULANMASINA,
4-Sanığın gözaltı ve tutukluluk sürelerinin TCK'nun 63 .maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
5-Adli emanetin 2015/138 sırasına kayıtlı bir adet el çantası ile bir adet eşarbın sanığa ait olduğu anlaşıldığından sanığa İADESİNE,
6-Katılan aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ilk derece yargılamasına ait 3.600,00 TL istinaf aşamasına ait 1.980,00 TL olmak üzere toplam 5.580,00 TL vekalet ücretinin sanıktan alınarak katılan Bakanlığa VERİLMESİNE,
7-Sanığın CMK'nun 109/3-a maddesi gereğince yurt dışına çıkamama ve 109/3-b maddesi gereğince her ayın ilk 5 gününün birinde bulunduğu yerdeki karakolda tutulacak deftere imza atmak şeklinde adli kontrol altına ALINMASINA, bu hususta Oltu Cumhuriyet Başsavcılığına MÜZEKKERE YAZILMASINA.
8-Adli kontrol tedbirine uymaması ve delillere etki etmeye çalışması ve kaçmaya çalışması halinde yeniden tutuklanacağının ihtar edilmesine.(İhtar edildi)
9-Adli Tıp giderine ilişkin 760,00 TL, otopsi giderine ilişkin 257,74 TL, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan 194,43 TL, ilk derece mahkemesince yapılan 11 davetiye giderine ilişkin 110,00 TL, istina aşamasında yapılan 2 adet davetiye gideri olan 22,00 TL olmak üzere 1.344,17 TL yargılama giderinin sanıktan tahsili ile hazineye İRAT KAYDINA,
10-Karar kesinleştiğinde bir örneğinin 5320 sayılı Yasanın 16. maddesi gereğince soruşturmayı yapan kolluk birimine GÖNDERİLMESİNE,
Dair, sanık ve müdafiinin yüzüne karşı, katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin yokluğunda, Cumhuriyet Savcısının huzurunda, huzurda bulunanlar için tefhimden yoklukta olanlar için kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle Yargıtay ilgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere TEMYİZ yolu açık olmak üzere 24/05/2017 tarihinde oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. (¤¤)