(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 134, 135, 157, 170, 230, 250, 279, 280, 281, 282, 289, 314, 332) (5237 S. K. m. 2, 3, 21, 31, 53, 58, 61, 62, 63, 314) (3713 S. K. m. 1, 5, 7) (5271 S. K. m. 100, 160)
Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarihli ve 2017/77 Esas, 2017/243 Karar sayılı ilamı ile sanığın "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" suçundan mahkumiyetine karar verildiği, bu kararın sanık müdafi tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizce CMK'nın 279 ve 280. maddeleri uyarınca yapılan ön inceleme ve inceleme sonucunda, sanığın suçunun sübutu, suç vasfının değerlendirilmesi ve diğer hususların takdiri açısından duruşma açılması gerektiği kanısına ulaşıldığından, 5271 sayılı Kanunun 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına 02/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.
Yapılan yargılama sonunda,
Gereği düşünüldü;
I-İDDİA:
A)İDDİANAME;
"Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığının 28/02/2017 tarih ve 2017/185 Esas sayılı iddianamesi ile Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan sanık hakkında Türk Ceza kanunu 314/2, 53/1,2 vd., 58/9, 63/1, Terörle Mücadele Kanunu 5. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemi ile mahkememize kamu davası açılmıştır. "şeklinde kamu davası açılmıştır.
B) İSTİNAF MAHKEMESİNDE İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDA MÜTALAASINDA
"Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/10/2017 tarih ve 2017/77 (E), 2017/243 (K), sayılı kararı hakkında, Sanık müdafi tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince yapılan inceleme ile; Sanığın suçunun sübutu, suç vasfının değerlendirilmesi ve diğer hususların takdiri açısından duruşma açılması gerektiği kanısına ulaşıldığından, Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verildiği,
Yapılan yargılama ve dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, Sanığın Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı ve Hedef IP kayıtlarına göre, 0 505 … .. .. numaralı GSM hattı üzerinden Bylock isimli FETÖ-PDY terör örgütü tarafından kullanılan gizli haberleşme programını kullandığının tespit edildiği, Bylock isimli programın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren önemli bir delil olacağı, bu noktadan hareketle sanığın söz konusu suç örgütü ile organik ve hiyerarşik bağ kurduğu, örgütün varlığından ve amaçlarından haberdar olduğu, bu amaçlarının gerçekleşmesi için istenilen ve gereken eylem ve işlemleri ika ettiğinin değerlendirildiği anlaşılmakla,
Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 22/09/2017 tarih ve 2017/182 (E), 2017/224 (K) kararının KALDIRILARAK, Sanığın Silahlı Terör Örgütü Üyeliği suçundan TCK. nun 314/2, 3713 sayılı TMK.nun 5/1, TCK nun 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca CEZALANDIRILMASINA Dosya kapsamına, suçun CMK'nun 100/3-a-2 maddesinde sayılan suçlardan olmasına, sanık hakkında talep edilen sonuç cezaya kıyasen tutuklu kaldığı süreye ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacak olmasına göre tutukluluğun ölçülü ve gerekli olduğu anlaşılmakla; sanığın HÜKMEN TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur dedi. " şeklindedir.
II-SAVUNMA:
A)İLK DERECE MAHKEMESİNDE YAPILAN SAVUNMALAR:
"Sanık mahkememizce usulüne uygun olarak alınan savunmasında; ".......... ismim, 1 Eylül 2016 tarihine kadar Emniyet .......... vekili olarak Bitlis Emniyet Müdürlüğünde görev yapıyordum, geçtiğimiz dönem itibariyle de 2000-2014 yılları arasında .......... Genel Müdürlüğü .......... Başkanlığında dini istismar eden terörle .......... müdürlüğünde .......... yardımcısı ve şube müdür vekilliği görevlerinde bulundum, kaderin cilvesidir ki ben 14 yıl dini istismar eden terörle mücadele şube müdürlüğü görevini yürütmeme rağmen bugün hakkımdaki suç isnadı yine bir dini istismar eden terör örgütü olan fetö pdy silahlı terör örgütüne üye olma isnadıdır, başlangıçta ifade etmek istiyorum, mesleki hayatım sosyal yaşandım etrafımdan yapılacak araştırmadan anlaşılacaktır, anlaşılmıştır 9 aydır, pkk gibi, d-hkpc gibi, daiş gibi, fetö pdy silahlı terör örgütü gibi tüm terör örgütlerini kesinlikle lanetliyorum, bunlara sebep olanların yapanların da en ağır şekilde cezalandırılmasını başta ben talep ediyorum, eğer benim de bununla alakalı bir rabıtai illeyim, bir illiyet bağım kuruluyorsa şahsımla alakalı en ağır cezanın verilmesini talep ediyorum, kesinlikle böyle bir yapılanmanın içinde bulunmadım, kesinlikle bir iştirakım yok, hakkımdaki silahlı terör örgütüne üye olma isnadına kesinlikle net bir dille reddediyorum, kabul etmiyorum, bununla alakalı silahlı terör örgütüne üye olma isnadıyla alakalı hakkımda gerekçe olarak sunulan bu suçun bileşeni olarak sunulan temelde dört iddia bulunmaktadır, birincisi bylock kullandığımın tespit edildiği iddiası, ikincisi .......... Katılım Bankası AŞ.ye mevduat artışı yapma, para yatırma iddiası, üçüncüsü 2010 yazıyor iddianamede yazdığı şekliyle söylüyorum, bunlar sehven yazılanlar düzelteceğim, 2010-2014 yılları arasında terörle mücadele dairesi başkanlığında çalıştığım iddiası bu TCK'da suç değil, nasıl suç onu da konuşalım biraz sonra, dördüncü hakkımdaki iddia ise oğlumu iddianamede oğlumu yazıyor, oğlum okula gitmiyor, oğlumu Özel Reşat Kazancı İlk Öğretim Okuluna gönderdiğim iddiası, şimdi iddianamede silahlı terör örgütüne üye olma isnadıyla alakalı suçunun bileşenleri olarak sunulan dört iddiayla alakalı öncelikle şahsi değerlendirmem makamınızın takdirine tabiki arzdır, bunların somut delil niteliği olmadığı, TCK'da suç olarak tanımlanmadığı, suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaştırılamayacağı bu hususların, niyet okumaya yönelik iddia makamınca değerlendirmeler içerdiği, iddianamenin girişindeki anlatılan örgütle alakalı bilgilendirmeyle şüpheliyle ilgili yapılan değerlendirme kısımları arasında çelişkilerin bulunduğu şahsımın değerlendirmeleridir, madde madde ifade etmek istiyorum, birincisi bylock kullandığımın tespit edildiği iddiası, bununla alakalı birincisi iddianamenin ve dosyanın tümü birlikte değerlendirildiğinde iki tane tespit yöntemi olduğu dosyanın genelinde yazılmış, bunlardan birincisi yazılan birinci metod telefonun içinde kurulu olup olmadığı, ikincisi eğer telefonda bu uygulama kurulu değilse bununla alakalı bir iz bir kırıntı bir buluntu kalıntının olup olmadığı, bununla alakalı şahsımla alakalı iki defa yazışma yapılmış, dosyanın içerisinde var isterseniz gösterebilirim, bunlardan birincisi ilk gözaltına alındığı müteakiben 23 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alındım ben iki defa gözaltına alındım, ayrıca telefonda çağrılmam üzerine gittim, 25 Temmuz tarihli siber suçlarla mücadele adli bilişim büro amirliğince yapılan imaj ve isport işleminin müteakibinde hazırlanan imaj inceleme ve tespit tutanağı var, bu tutanak diyor ki şahısla alakalı yakalandığı zaman üzerinde bulunan telefonda yapılan imaj incelemesinde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamıştır diyor, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde net bir ifade kullanıyor, birinci lehime olan tutanak budur, dosyanın içerisinde mevcuttur, nitekim ben 23 Temmuz'u müteakiben 27 Temmuz tarihinde adliyeye sevk edildim, savcılık makamınca adli kontrol talebiyle Sulh Cezaya sevk edildim ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım, imza hükümlülüğü karşılığı, ikinci lehime bir tutanak daha var, bu da 24 Şubat 2017 tarihli ikinci bu tutuklandığım tarihten sonra ben cezaevindeyken yine siber suçlarla mücadele adli bilişim büro amirliğince hazırlanmış, burada ufed analayzız isimli uluslararası işletme lisansa sahip bir programla daha detaylı elde edilen imaj verisi üzerinde adli makamda bulunan imaj verisi üzerinde detaylı bir inceleme çalışması yapılmış, telefonun bütün verilerine ulaşılmış ve en nihayetinde dört ana kelime savcılık talimatıyla arattırılmış, bylock arada by. Lock, eagl ve kakao kelimeleri arattırılmış ve telefonun gerek hafıza erimlerinde gerekse tamamen içinde yapılan aramada bununla alakalı bir tespite rastlanılmadığı yine raporu hazırlayan adli bilişim uzmanlarınca tespit edilmiş, yani benimle alakalı araştırma yapılabilecek iki metod da denenmiş ve bu iki metod nihayetinde bylock kullandığım tespit edildiği var iken bizzat iddia makamının yaptırdığı araştırma CMK 160. Madde çerçevesinde yaptığı araştırma çerçevesinde maddi gerçeğin araştırılması ortaya çıkarılması için yapılan araştırmada bu delilin elde edilemediğini bizzat iddia makamı kendisi kayıt altına almıştır, bununla alakalı bir tespit yoktur, peki o zaman bu gün neden burada bununla alakalı kullandığım iddiası halen mevcut olarak devam etmektedir, bununla alakalı benim kafama takılan soru şu, öncelikle kısa bir metafor anlatıp devamında iddiamı şekillendirmek istiyorum, sizlerle ortak bir örnek olması adına ifade ediyorum, her birimiz trafikte şuanda var oluyoruz, yer alıyoruz, emniyet genel müdürlüğü içerisinde bulunduğum 14 yıllık dönem içerisinde emniyet genel müdürlüğü tarafından kullanılan tüm projeler tüm programlarla alakalı kurulum aşamasında geliştirme aşamasında ve konsollüdosyon aşamasında yer aldım, programların mahiyetini az çok iyi şekilde biliyorum, sizlere ortak bir örnek olması adına ifade etmek istiyorum, mesela trafiktesiniz sabah buraya geldiniz arabanızla gelirken sizinle alakalı trafik polisi sizi durdurdu, ondan sonra ceza kesti ve geldik biz buraya burası karakol mahallebaşı polis merkezi amirliği mahallebaşı polis merkez amirliğindeki ekip projesine girdik, oradaki trafik kayıtlarınıza ulaştık, burada hangi verilerin var olmasını hayal edersiniz bir TC Kimlik no’nuz olabilir, bu veriler niçin anlattım izah edeceğim, adınız soyadınız olabilir, plakanız olabilir, ehliyetinizle alakalı bilgiler olabilir, ceza bilgileriniz cezayı ödeyip ödemediğiniz bilgileriniz olabilir, bakın program üzerinden yapılan sorgulamada sizin verilerinize ulaşılabiliyor, bugün benimle alakalı da bylock kullandığım iddiasıyla alakalı burada iki farklı programın çıktısı var, biraz sonra izah edeceğim, ancak trafik örneğinden devam edelim, bu programdaki verilerin maddi somut delil olarak şekillenmesi nedir mesela siz hız sınırını aştınız, bunu radarla çekeriz, tespit ederiz elimizde verisi vardır, yahut sizi ihbar ettiler, telefon kaydı 155'te vardır, bunu biz tutanağa çeviririz, ihlalinizi ortaya koyarız, yahut tutanakla biz tespit etmişiz, iki memur veya bir müdür imzalamışızdır, bunu tespit ederiz, şunu demeye çalışıyorum, programın arkasındaki veri tabanı önem arzetmektedir, veri tabanının somut delil niteliği önem arzetmektedir, nitekim CMK madde 100'de vurgulanan hususta bu değil midir, kuvvetli suç şüphesini ortaya koyacak somut delillerin varlığı halinde tutuklama tedbirinden bahsedilebilmektedir, benimle alakalı bugün burada program olarak ortaya konulan iki tane program var, vakit almamak için kağıtlara dönmüyorum, ezbere biliyorum zaten bakmak istiyorsanız göstereyim, birinci program 08/08/2016 tarihli program sorgulama modülü üzerinde yapılan tespit 09/08/2016 tarihinde beni zaten yine telefonla çağırdılar, gözaltına alınacağımı bilmeme rağmen kendi irademle gittim savcılıkta ifade verdim, savcılıkta tutanak bize gösterilmeden sadece okundu, ifadede yazıyor zaten sanığa okundu diyor, şüpheliye okundu diyor, evet bize okundu ve ben daha sonradan dosyadaki gizlilik kalktıktan sonra burada o tutanağı gördüm, o tutanakta ne var biliyor musunuz, bir tane excel bloku var, excel blokunun üzerinde şu bilgiler var, TC bylock sorgu yazıyor, programın adı belli değil, bylock sorgu yazıyor, programın adı belli değil, TC kimlik no var, adı soyadı var, telefon numarası var, ünvan, kurum, il, ilçe var, bir tane excel sayfası çıktı olarak alınmış sadece bir tane sayfa üstüne de iki kişinin imzaladığı bir tutanak var, şimdi iki kişinin imzaladığı tutanakta şu yazıyor, emniyet genel müdürlüğü terörle mücadele daire başkanlığınca benim çalıştığım yer 14 sene çalıştım, terörle mücadele daire başkanlığınca kelime kelime takip edin adli tahkikat işlemlerine esas teşkil etmek üzere pvsk ek 7 kapsamında istihbari bilgi sağlamak ve dosya kapsamındaki şüphelilerle ilgili kanaat oluşturmak maksadıyla burada kesiyorum cümleyi, bakın tutanak diyor ki tutanak kendi kendisini taraf ediyor, dosyanın içindeki tutanak, benim tutuklanmama sebep olan tutanak, pvsk ek 7 kapsamında diyor, pvsk ek 7 istihbari bir tutanak olduğunun ispatıdır, tutuklandığım gün de bunu ifade ettim iddia makamına da sulh cezaya da istihbari deliller haricen delillendirilmedikçe bizatihi hiçbir zaman delil niteliği teşkil edemezler, bugün siz istihbari bilgilerle insanları tutuklayacaksanız Türkiye'de ki herkesi tutuklayabilirsiniz, çünkü sizin istihbarat dediğiniz mevzu terörle mücadele dairesinde çalıştım, açık istihbarat kapalı istihbarat müdelleriyle dört farklı istihbarattan bahsedilir, bir kişinin sizin hakkınızdaki beyanı istihbarattır, ben bugün buradan çıktım, sizden biriyle alakalı istihbari bir bilgi verdim, isimsiz imzasız, istihbari bir bilgidir, peki siz bununla şahsı tutuklayacak mısınız, bakın bir bunu diyor, pvsk ek 7 madde kapsamında istihbari bilgi diyor, iki kanaat oluşturmak maksadıyla diyor, tespit demiyor, benimle ilgili kanaat oluşturacak bu program üzerinden ancak ne yazıktır pvsk ek 7 ve kanaat oluşturulacak tutanakla 274 gündür bugün 10. Aydır cezaevinde tutuklu olarak bulunuyorum. Bakın birinci tutanak bu tem daire başkanlığınca hazırlanan tutanak lütfen biraz önce ki trafik örneğini hatırlayın, bu veriye nereden ulaştılar, bu verinin nereden ulaşıldığı dosyada yazmıyor, ben soruyorum eğer biliyorsanız bana söyleyin onu da izah edeyim, bu verinin bankası nerededir, hangi yolla elde edilmiştir, bizim ceza muhakemesi kanununun mantığı bu değil midir, ben yıllarca kendim mevzuat dersi verdim, mantık şudur, hukuka aykırı delil yasak delil hiçbir soruşturmada delil niteliği olarak kullanılamaz, hukuka uygunsa bu delil hukuka uygun elde edildiyse dosyada neden yok, ben hakkımdaki isnadı net olarak bilmeliyim ki kendimi savunabileyim, şimdi burada iki tane yöntemden bahsediliyor, telefonun içindeki kurulu olup olmadığından yahut telefonda kırıntı olup olmadığından bunlar bende bulunamamış, o zaman üçüncü yöntemin adı nedir, nasıl tespit ettiler, bu veri bankası nasıl edildi, hukuka uygun tespit edildi mi, mahkeme kararı var mı, 2014/149, 2015/112, Anayasa mahkemesinin kararı özetle dediği cümle şu hakim kararı olmadan elde edilen deliller delil olarak kullanılamaz çok iyi biliyorsunuz, sadece altını çizmek için ifade ediyorum, böyle diyor, bakın benle alakalı ikinci tutanak, daha renkli bir tutanak haline getirmişler, ilki excel listesiydi, bunu biraz daha renkli hale getirmişler, bu sefer enteresandır birim değişmiş, tepesinde yazıyor kocaman kom dairesi başkanlığınca yapılan sorgulamada, evet savcılarımız görev verebilir, en nihayetinde adli kolluktur, tem birimine de görev verebilir, kom birimine de görev verebilir, bunda bir problem yok, asli olarak işin sahibi tem birimidir, yıllarca ben kendim 14 sene dosya yaptım, şimdi kom biriminin hazırladığı rapor yine excel tabanlı bir programla çekilmiş yahut bir program arayüzüyle yazılmış bir sorgu ekranı, şimdi biraz evvelkiyle biraz farkları var, onları ifade etmek istiyorum, çünkü teknik hatalar var, birincisi excel programında .......... yazıyor benim ismim, benim ismimde Türkçe karakter var, ü bakın program kodlama dilinde Türkçe karakter bulunduramazsınız, benim tutuklandığım tutanakta .......... yazıyor, bu ne anlama geliyor biliyor musunuz, bu program bir excel listesi oluşturulmuş, bunun nasıl oluşturulduğunun izahını ben bulamadım hakim bey, biliyorsanız bana sorun onu da sorun izah edeceğim diyorum, elle girilme ihtimali var, bu programın manuel olarak girilme ihtimali var neden çünkü emniyet bu hatasının farkına varmış olacak ki bu programdan vazgeçerek üstünde yazıyor, 10 Ocak 2017 tarihi itibariyle bir arayüz program geliştirmiş, geliştirdiği programda bakın bu sefer ne yazıyor, M. N. yazıyor, burada doğrusu yazıyor, diğerinde yanlış yazıyordu, birinci sıkıntı bu, ikinci sıkıntı bakın buradaki teknik hataların bir kaçından daha bahsetmek istiyorum, çok fazla sayabilirim, ama mahkemenin vaktini gereksiz almak istemiyorum, bunlardan bir tanesi bakın yine yapılan yanlışlar, emniyet genel müdürlüğünde bulunduğum konsolüzasyon çalışması nedeniyle 2014 yılı tarih 2014 yılı itibariyle 66 farklı program vardı, hiçbir programda telefon numarası 505 diye başlamaz, bu da manuel giriş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirir niye siz uluslararası standartlarda program diliyle yazılım yapıyorsanız bu ne diye çıkar biliyor musunuz, artı 90 yahut 0090 505 diye çıkar, nitekim siber suçlarla mücadelenin yaptığı raporda bu şekilde çıkmıştır, niye ufetanaliziz promu kullanmıştır, o program uluslararası lisanslı bir programdır, o zaman burada akla ne geliyor, bu program lisanslı bir program değildir, yasal bir program değildir, yine başka bir konu bu telefon numarasının benim ımei numaramla eşleştiğini buraya koymuşlar, ben kesinlikle bu ımei numarası benim değil diyorum, neden bu kadar net konuşuyorsun .........., sebebi şu hiçbir zaman ımei numarası 14 haneli olmaz, bakın kendi telefonunuza gidince eve lütfen bütün ımei numaraları 15 hanelidir, burada 14 hane var, 15. Hanenin olmaması basit ihtimal bile korelasyon hesabı ikisini çok kısa ifade edeyim, basit hesap ihtimaline göre kaç değişken oluşturur 15 hanede bir karakter 15 tane yer değiştirebilir, her karakter 0'dan 1'den 9'a kadar 10 kere yer değiştirebilir, 150'de 1 ihtimal bu ımei'nin benim olma ihtimali vardır, dolayısıyla 150'de 149 ihtimal bu ımei bana ait değildir, sanıktan şüphe yararlanmaz mı 150'de 1 ihtimalle tutukluluğumun devamını ocak ayından beri karar veriliyor bu tutanakla halbuki şubat ayında da siber suçlarla mücadele incelemesini yapmış, demiş ki bu ..........'ın telefonunda kılıntı, kalıntı, bylock, eagl, kakao hiçbir şey bulunamamış diye %50'de bir ihtimalle burada tutuluyorum, korolesyon hesabıyla bu 3,5 katrilyonda bir ihtimaldir, korelasyonun ne olduğunu bilmiyorsak hızlıca ifade etmiş olayım, 5 haneli şey üzerinden düşündüğünüz zaman ........................................ bütün değişkenler kendi arasında yer değiştirdiğini de ifade ediyor 120 altıncı karakterde 720 yedinci karakterde 5000 ihtimale çıkar, 15. Karakter katrilyona çıkar, basit ihtimalle bile bunu değerlendirseniz ben bunu 150'de bir ihtimalle kullanmışım, bu ımei bana ait değil, kesinlikle değil, bakın net konuşuyorum bana ait değil, başka ifade edeceğim hususlar bakın emniyette böyle bir raporlama sistemi yoktur, biliyorum aksi varsa araştırın, bildiğim kadarıyla ifade ediyorum, ilk raporda tutuklandığım günkü raporda raporun altında raporu sorgulayan memurun sicili yoktur, log kayıtları yoktur, tarihi yoktur, saati yoktur, bunlar olmak zorundadır, bakın bu belgede bu hataları gidermeye çalışmışlar, buraya isim yazmışlar, terör soruşturmalarında buraya isim yazılmaz, bu arkadaşımız kendisini sıkıntıya sokmuş normalde sicil ssg yazılır biliyorsunuz, sicil yazılır, çünkü ben gerçekten bir teröristsem bu kişinin kim olduğunu öğrenmiş olurum, eğer gerçekten teröristsem bakın buraya tarih atmışlar, log kayıtları sizin uyaptaki ekranı hayal edin bildiğiniz bir örnek olsun diye söylüyorum, altta çıkar, log kayıtları yoktur, bu program yönetimi ile alakalı ve bu program eski genel kurmay başkanımız sayın ..........'un ifade ettiği bir toplantıda internet andıcı diye hatırlıyorum, o iddianamelerden hatırlayın, internet andıcı diye bir belge çıkmıştı, o belgelerle alakalı kendisi eline alıp şöyle demişti, bu bir kağıt parçası demişti, sebebi şuydu, imzasız bir evraktı, buyrun imzasız bir evrak ve bakın yine 2009 yılında yürütülen ergenekon ana başlığı altında yürütülen soruşturmalar, irticayla mücadele eylem planı hatırlayacaksınız, 4 sayfalık bir metin olayın sujelerinden birisi .........., .......... burada imza da vardı, imza siyah beyaz fotokopi imzaydı, dedi ki bunun hukuken bir değeri yok, bunun kriminal tespiti yapılsın dedi, bakın imza olan belge bile ıslak imzalı olmadığı için tespite gitti ve bakın 2013/7800 sayılı karar balyoz kararı Anayasa Mahkemesinin lütfen aynı yere dönmeyelim diye anlatmaya çalışıyorum, balyoz kararının özünde şu yazıyor Anayasa Mahkemesi dijital delillerin dijital verilerin bir gerçekliğe kendi başına tam anlamıyla temsil edilemeyeceğinden yargılamanın yeniden yapılmasına diyor 2013/7800 sayılı karar, şimdi hakkımdaki bütün doneler dijital veriler bunlar somut delil olmadığını sizlere ispat etmeye çalıştım ve daha önemli mevzu bakın unutmadan ifade etmek istiyorum, ilk tutanak Tem daire başkanlığı tarafından yapılmış, ikinci tutanak kom daire başkanlığı tarafından yapılmış, peki ortada kaç tane veri bankası var, bu mantıkla en az iki tane veri bankası olması lazım, hangi veri bankası güvenilir hangi veri bankası doğru, hangi veri bankasının üstünde oynanmamış, iki veri bankası da oynanmış nereden biliyorsun, nereden bildiğimi size ifade edeyim, bu bilgilerin temin edilebileceği Türkiye'deki yer operatörlerdir, ..........'dir, ..........'dir, ..........'dır, bunu temin etme yöntemini iyi biliyorsunuz, BTK aracılığıyla yapılır, ülke içinde bu verileri temin edecekseniz ve mahkeme kararıyla yapılır, bütün şartların olgunlaştığını düşünelim peki bu operatörde ilk tutanak için söylüyorum, 08/08/2016 tarihli tutanak için söylüyorum, bu operatör bilgilerinin içerisinde benim ünvanım kurumum ilim ilçem yazar mı, imkansız yazmaz, sizin hakim olduğunuz ..........'de, ..........'da, ..........'de yazar mı, çalıştığınız yer Bitlis yazar mı, ben daha önce Ankara'da çalışıyordum, tayinen başka yere gidecektim, yazdıysa kendisiyle çelişir, en fazla hangi bilgiyi alabilir, e-Devlet entegrasyonundan dolayı mernis bilgilerinizi alabilir, mernisteki bilgim yazmıyor da Bitlis Merkez emniyet amiri yazıyor, rütbede de sıkıntı var, benim rütbem davalık terfi etsem o da yanlış çıkacak, şube müdürü olmam gerekiyor normalde, bakın bu bilgiler orada yazmaz bu ne anlama geliyor biliyor musunuz, bu elde edilen ham veri bankasının üzerine ekleme çıkarma yapılmış, peki .......... bey soruyorum, benim ünvanımı ekleyen kurumumu ekleyen, ilimi ilçemi ekleyen benim telefon numaramla yanlış olmakla beraber benim ımei numaramla yanlış olmakla beraber benim diğer bilgilerimi ekleyez mi çıkaramaz mı, mantıken bu hem eklenebilir demektir, hem çıkartılabilir demektir, bunun önüne nasıl geçilir, bunun önüne geçilecek yöntem bellidir, sizler arama kararları çıkartıyorsunuz, bizim ellerimize gönderiyorsunuz polis arkadaşlar, geliyorlar dijital malzemeleri mühürlüyorlar götürüyorlar, onda bir hata olmasın diye ne yapıyorlar, harici bir diskse bir bilgisayarsa hec değerini alıyorlar, hec değeri onun kimlik bilgisi, yani ilk alındığı anla sonraki anın arasında bekleme çıkarma varsa bunu ölçmek için peki biliyorsanız bana bunun cevabını verin ben bulamadım dosyada, bu veri bankası nereden ele geçirildi, bu veri bankasının hec değeri var mı, ekleme çıkarma var mı, hangi yöntemle bu tespit yapıldı, yani bu tespiti ortaya koymadıktan sonra hakkımızdaki basit şüphelerle tabiri caizse kağıt parçalarıyla adli bilişim raporlarına rağmen bakın adli bilişim raporları imzalı burada iki tane rapor var, bunlar imzasız, onlar varken ben onlarla tutukluluğum devam ediyor, ancak bu kağıtlarla esas raporlarla ben tahliye olamıyorum ve bir iddia daha var, ifade etmedi demeyin diye bylock'u onu da söyleyip geçeceğim bylock'u bitireceğim diğerlerini de kısaca ifade edeceğim vaktinizi almadan bylock'la alakalı benimle üçüncü bir tespit iddiası da bu iki tutanaktan hariç Burdur CBS tarafından yürütülen soruşturma bu soruşturma da bir tane savcı beyin interneti ile ilgili araştırma yapılıyor, internetini ortak kullandığı kişi Mersin Aydıncık'ta benim devre arkadaşım .........., .......... ..........'ın beraber kullandıklarını ifade ediyorlar, bu şahıslarda bylock tespiti olduğu iddiasıyla bu şahısların tutukluluğuna karar veriliyor ve çözüm raporundan bahsediliyor, dosyada çözüm raporu yok, kom tarafından hazırlandığı söyleniyor, siz vakıfsanız bana söyleyin onu da izah edeyim, neden yanlış olacağını, çözüm raporu dosyaya konulmamış, ama Burdur CBS ikna olmamış olacak ki şunu yazmış, demiş ki bylock arkadaş grubu listesindeki şahıslardan birinin de Bitlis CBS tarafından yürütülen 2016/2744 soruşturma numaralı .......... olduğu şüphelilerden birinin benim ismim orada yazıyormuş bylock listesinde bu bir unutmayın, ikincisi de diyor ki şahıslar 17-25 aralık 2013 tarihine müteakiben gizlice görüşme çabası içine girdikleri yazıyor, yani görüştüğümü tespit etmemiş, böyle bir çaba girdiğimi tespit etmiş, şimdi önce ikinci kısımdan başlayayım, böyle bir çaba içine girdiğimi nasıl tespit etmiş o yok evrak, bir tespit yok, ikincisi hukuk niyete mi bakar, hukuk TCK 21'in en net ifadesidir, kast, suç, suçun oluşması kastın ağırlığına bağlıdır aynen ifade, ortada kast yoksa böyle bir çaba içine girdiğimi nasıl okuyor, bu niyet okumak değil midir, nereden biliyor beni tanımıyor, görmüyor, ifademi aldı sayın savcımız ifademizi alırken bilmeme ihtimalini bir tarafa koyuyorum, başsavcıymış kendisi ben daha sonra öğrendim, segbisle benim ifademi aldılar, benim avukatsız ifademi aldı, alabilir mi benim avukatsız ifademi, ben ifademin yine arkasındayım, problem yok, bakın usulü işlemleri anlatmaya çalışıyorum, terörle mücadeleden biz şuanda terörle mücadele alıştığım için diyorum, terör örgütüne üye olmaktan şuanda ben suçlanıyorum, ceza sınırı beş yılın üstünde benim tek başıma ifademi alıyor ve bana sormuyor, ya ben istemesem bile vermek zorundasın sen bana avukat, bir bu usul işlemi hatası, iki şahsın ben bylock listesinde çıkıyorum, ya bakın iddianamede yazdığına göre böyle bir şey mümkün değil, varsa bunu da iddianameye eklesinler, çünkü iddianamede diyor ki iki kişinin karşılıklı olarak listeden bahsetmiyor, iki kişinin karşılıklı olarak programı yükleyecekleri bir aracı veya kurye vasıtasıyla kendilerini eşleştirecekleri ve TC kimlik nosu isim bilgilerinin kullanılmayacağı bunun yerine kod isim veya sayı kullanılacağı diyor, o zaman soruyorum ben Burdur savcılığı buradaysa benim k od ismim neymiş, benim aynı şekilde isim numaram neymiş, siz bunları yazdınız, iki ay oldu cevap geldiyse bunların da cevabı varsa bana söyleyin onları da izah edeyim, bunlarla alakalı zaten gözüküyor, ayrıca yine unutmadan söylemek istiyorum, bylock'la alakalı ben tensip zaptında gördüm, ta Marttaki tensip zaptında 17 Martta siz Emniyet Genel Müdürlüğüne ve Bitlis Emniyetine de yazdınız, haricen destekleyecek somut delil niteliğinde bir evrak haizse onu da lütfen söylemenizi isterim ki savunayım kendimi benim bildiğim şu CMK 332'ye göre ben kendim aynı süreci yaşadığım için biliyorum, adli makamların talepleri en geç 10 gün içinde cevaplandırılmak zorundadır, 60 gün evvel yazıldı yazılar, tensip zaptını yazmışsınız, şuan gelmiş olması gerekiyor, gelmediyse kişiler hakkında soruşturma açılması gerekiyor, çünkü ben aynı süreci yaşadım, 9. gün içinde cevap veriyordum, Ağır Ceza Mahkemesi ile yüzyüze gelmemek maksadıyla şuan cevapların gelmiş olması gerekiyor diye düşünüyorum, özetle bylockla alakalı iddialar, daha anlatabilirim ama benden sonra sorgulayacağınız kişiler de var, eğer ikna olmadıysanız yine detaylandırabilirim projelerle alakalı, bylock iddiasıyla alakalı tespitler somut delil niteliğine haiz değildir, birincisi bunu söylemek istiyorum, ikincisi biraz evvel ifade ettiğim gibi niyet okumaya yönelik kastın varlığını ortaya koyamayan ifadeler vardır, usul yöntemiyle alakalı bu veri bankasının hele hele nasıl ele geçirildiğini dosya bütünlüğü içinde ortaya çıkmamıştır, mahkeme kararının varlığı yokluğu CMK 134-135 kararlarının varlığı yokluğu, dosyada gözükmemektedir, öyleyse ortada bir yasak delil mi vardır, yasak delil varsa biz bu yargılamayı nasıl devam ettireceğiz, hukuki olarak buna nasıl devam ettireceğiz, bylckla alakalı son önem ittihaz edebilecek bir hususun altını çizip geçmek istiyorum, bunlardan biri de IP çakışması mevzusu, nasıl bir konu teknik anlatırsam anlaşılmayabilir, senarize etmek istiyorum, avukatım .......... bey ben .......... biz ikimiz kendi aramızda konuşuyoruz, bir program üzerinden hangi program üzerinden konuşalım Watsapp programı üzerinden konuşalım, Watsapp programı üzerinden .......... bey bana yazsın, bizim de haberimiz yok, Mit teşkilatı yahut emniyet istihbarat teşkilatı bizi aldı mahkeme kararıyla tırnak içinde söylüyorum aldı mahkeme kararıyla ikimizi takip ediyordu, yazdı bana bakın bir tane senaryo kuracağım bana dedi ki .......... bey what is your project ingilizce yazmamın sebebini de anlatacağım, proje nedir ben de söyledim orada dedim ki my project is lock-doors benim projem kilitli kapılardır, lock'ı özellikle kullanıyorum, lock-doors, mit dedi ki doğru izin üzerindeyiz, lock'u kullandı niye bylock arıyor çünkü, lock oradan tutturdu, lock-doors dedim halbuki biz alakasız bir şey konuşuyoruz, whatsapp üzerinden konuşuyoruz ve biz izleniyoruz istihbari olarak şimdi devam ettik, ondan sonra dedik ki what is your desicion bakın kelimeyi getireceğim tam, what is desicion about your signature of icon senin ikonlan işareti ile alakalı ne karar verdin ne düşünüyorsun, devamında şu soruyu sordu bana which will you prefere hangisini tercih edeceksin which will you prefere lock our key kilidi mi seçeceksin anahtarı mı, niye benim projemin adı çünkü neydi lock-doors buna uygun bir tane icon bulmaya çalışıyoruz, lock mu olduyoruz, key mi olsun diyoruz, bana soruyor, ben de cevaben diyorum ki I decide ben karar verdim bu projeyle alakalı with this project by lock neye karar vermişim iconumun ismi olarak soruyu oradan çıkartırsanız geride ne kaldı son cümleyi alırsanız ben bylock dedim mi dedim, mitin aradığı kelimeyi kullandın mı, kullandım, peki buradan sonra yapılması gereken işlem ney, mit istihbari bir faaliyet yürütüyor, Emniyet istihbarat teşkilatı istihbari bir faaliyet yürütüyor, suçun hazırlık hareketlerini oluştuğunu düşündü benimle alakalı yapması gereken faaliyet ney suçu adli makamlara terör birimine savcılığa devretmesi lazım, zaten mitin ve emniyet istihbaratın dosyaya delil sunma yetkisi yok, sunamazlar, adli olarak sunamazlar, adli olarak delile dönüşmesi için ne yapması lazım bu veriyi adli delile dönüştürmesi lazım işte bu dosyadaki en büyük sıkıntılardan birisi de o iddia o ki zaten kendi tutanaklarında yazılmış, pvsk ek 7 kapsamında istihbari bilgilerin var olduğunu, ancak bunların adliye nasıl dönüştüğünü ortaya koyamıyorlar bariz ve ben diyorum ki kesinlikle kullanmadım, reddediyorum, kullandığımı ortaya koyabilecek bir donenin de olmadığını ben iddia ediyorum, yok kesinlikle kullanmadım ben programı, kullandığımın en küçük bir tespiti bir evrakı bile bu dosya içerisinde yoktur, bylock'la alakalı IP çakışması olduğunu da bakın .......... ile yazışmalar yapıldı, çok enteresandır şunu söyleyecektim esas unutmadan, ben .......... beyle bunu yazışırken buradaki üç tane hakimimize aynı ortam içerisinde internete bağlandılar üç kişi, toplam olduk 5 kişi .......... bizi takip ediyordu, bakın ülkemizdeki ağband sayısı yetersiz olduğu için geniş bant ağ paylaştırma yöntemi kullanılmaktadır, ne demeye çalışıyorum, mesela Bitlis için bu gün bu saatte şuanda ki saat 11:25'te 20 tane bant ayrılmış olsun internet bandı 19'u doluydu, biz 20. Banda .......... beyle beraber girdik, ondan sonra siz internetten ..........'e girdiniz, siz ..........'e girdiniz, siz başka bir yere girdiniz, size bant kalmadığı için ne yapıyor biliyor musunuz .......... operatörü veya .......... veya .......... bizim kullandığımız IP'i size paylaştırıyor, .......... bizi takip ederken benim kullandığım aynı IP'i siz de kullanıyorsunuz, siz de kullanıyorsunuz, siz de kullanıyorsunuz, ondan sonra bakın buradaki gibi bir şey çıkıyor, IP ile telefon numarasını eşleştirecek, şimdi bylock gibi bir suç işliyorsam ben işliyorum, ama siz de aynı IP kullandınız, dolayısıyla ne olacak siz de potansiyel kendinizi izah edemeyecek duruma düşeceksiniz, bu yetersizlikten dolayı, ben daha çok anlatabilirim bylockla alakalı ama burada keseyim, bu hata payları bu teknik analizle beraber hakkımda çünkü üç iddia daha var onlarla alakalı da kısaca bahsetmek istiyorum, hakkımdaki ikinci iddia .......... bankası AŞ'ye para yatırdığım iddiası, iddianın özü bu ve iddiayla alakalı mülkiye müfettişliği, İçişleri bakanlığınca tevdii raporu hazırlanmış, tevdii raporunda benimle alakalı sayfalar var ve iddia şu ki 17-25 2013 tarihinden itibaren paralel devlet yapılanmasının kendisine müzahir yapılanmalara maddi finansman destek sağlanması amacıyla örgüt liderinin talimat verdiği, fetö pdy terör örgütü liderinin talimat verdiği ve bu talimatın tevdii raporunun konusu kısmında yazıyor bakabilirsiniz, bu talimatın 15 Ocak 2014 tarihinde basına yansıdı ve bu tarihten itibaren de amacın mevduat artışının çıkışını engellemeye yönelik olduğu, mevduat artışını artırmak için de yeni hesap açılması yahut para eklenmesinin istendiği söyleniyor, iddia bu, şimdi bununla alakalı bizimle alakalı yapılan tespit şu birincisi yazılmış ki şüpheli ..........'ün mevduat hesabında artış bulunmadığı, iddia neydi mevduat hesabını artıranlarla alakalıydı, şüpheli ..........'ün mevduat hesabında artış olmadığı, ya eylemsizlik diye bir suç var mı, yani ben işlemediğim bir suçtan nasıl suç isnadına tabi tutulabiliyorum, bu bir ikincisi savcılık benim hesabımın olmadığını biliyor, peki ben bildiğini nereden biliyorum onu da söyleyeyim size dün burada yine sorgusunu yaptınız, .......... isimli şahıs sanık ..........'ın ifadesinde benimle alakalı kocaman bir paragraf yazıyor .......... diye orada ne yazıyor biliyor musunuz, şüpheli ..........'ün başkasının iddianamesinde benim adım yazıyor benim bilgilerim yazıyor, soruşturmanın gizliliği var, CMK 157 var, şimdi orada da şu yazıyor, şüpheli ..........'ün mevduat hesabının bulunmadığı, savcı benim hesabımın bulunmadığını biliyor, benim hesabım yok, ama benim iddianamemi yazarken diyor ki oradan vazgeç o paragraf duruyor, kıyaslayın lütfen 81 sayılı iddianame .......... ismi, benim iddianameme geçerken diyor ki şüpheli ..........'ün mevduat hesabında artış olmadığı, birincisi benim hesabım kesinlikle yok araştırabilirsiniz TC kimlik numaramı yazarsınız var olup olmadığını bulursunuz, benim eşimin hesabı var idi, eşimin hesabı vardı, eşimin hesabı da bu raporun konusu olamadı, niye olamadı onu da izah edeyim, bir kere eşimin hesabı 17/09/2010 tarihinde açılmış, örgüt liderinin talimatı ne zamandı, 15 Ocak 2014 tarihindeydi, bizim açtığımız hesap 17/09/2010 tarihinde ve bu hesabın biz bu bankanın kartını almamışız, efd'sini hiç kullanmamışız, dökümleri var, virman yapmamışız, sadece elimizdeki eşimin çalışmama sebebi ile tasarruf amaçlı paramızın çalınmaması için elimizdeki parayı almışız o dönem itibariyle legal bir banka olan bankaya götürmüş ve yatırmış ve işin daha manidar kısmını anlatayım, 17/25 2013 olmuş, 15 Ocak 2014'te örgüt liderinin talimatı basına yansımız, 25 Şubat iddianamede yazıyor 25 şubat 2014 tarihinde MGK'da karar alınmış, paralel devlet yapılanmasıyla alakalı ve yine benle alakalı lehime olan delil kısmı yazılmamış, 5 Mart 2014 tarihinde MGK toplantısından 7 gün sonra MGK toplantısından 7 gün sonra hesaptaki bütün parayı çekerek hesabı kapatmışız, hükümetimizin duruşunu kendimize çizgi kabul etmişiz, devletimizin yetkili organlarımızın duruşunu kendimize çizgi kabul etmişiz 7 gün içinde örgüt liderinin talimatının tam aksine o diyor ki mevduat çıkışını engelleyin biz mevduatımızı kapatmışız, o diyor ki yeni hesap açın biz hesabımızı kapatmışız, o diyor ki mevcut hesapta para artırın, biz hesabı kapatmışız, ya lütfen soruyorum eylemsizlik diye bir suç var mı ceza kanununda ve bunu da iddianamede savcılık şöyle açıklıyor, diyor ki örgüt terminolojisinde tedbir olarak ifade edilen ya normalde yatıracaktı ama yatırmadı, yine de biz buna ceza verelim, ya yapmadığım bir eylemin ben trafik kazası yapmamışım, bu adam iyi araba kullanamaz tipi göstermiyor benim kaza yapabilir ceza verelim diye polis bir şey diyebilir mi, ikinci iddiayla alakalı söylemek istediğim hususlar bunlar yani yok hükmünde bir iddia benim kanaatim eğer yine ikna olmadığınız bir husus varsa bunların her birini detaylı olarak açıklayabilirim, üçüncü iddia şahsımla alakalı 2010 iddianamede yazan metni okuyorum, 2010-2014 yılları arasında TEM dairesi başkanlığında çalıştığım iddiası, TCK'yı defalarca karıştırdım, TEM dairesi başkanlığında çalışmak diye bir suç bulamadım, bunun niye suç olduğunu da anlamadım bu bir, ikincisi bilgi yanlış ben 2010-2014 yılları arasında değil 2000-2014 yılları arasında 14 yıla yakın çalıştım, buradaki kurgu 17-25 öncesinde beni iddianame terör dairesi atamamı yapıyor, halbuki ben 2000 yılından beri orada çalışıyordum, 14 senedir oradaydım, yani bunun bulunduğu dönem içerisinde kaç hükumet değişti, kaç tane yapı değişti, şimdi beni 2010 tarihinde olursa bir mantığı oluşacak oraya yerleşmemin biri diyor ki yerleştiğimin iddia edildiği iddianamede lütfen buna müsaade ederseniz çok hızlıca anlatayım, 5 yaşından beri 5 yaşında annem okuma yazma bilmiyordu benim Çankırı'da doğan bir Anadolu insanı, eskiden Ali okulları derlerdi bilir misiniz anne babalarınızdan dedelerinizden bilmiyorum, ona gidiyordu, ben de evde bırakacak kimse olmadığı için beni de götürüyordu, ben daha 5 yaşındayken okuma yazma 4 işlem hepsini öğrendim, daha okul kaydı vakti gelmeden, 6 yaşına geldim örgütün benimle 5 yaşından beri teması olması lazım, 6yaşına geldim, 6 yaşına gelince ilk okula gittim, okuma yazma biliyorum, dört işlem biliyorum, dediler ki buna sınıf atlatalım, ailem baktı ufak tefek bir adamım o zaman çok daha küçüğüm dediler bu ezilmesin yaşıtlarının arasında gitsin, ilk okul 5 seneyi birincilikle bitirdim, önde başlamamın avantajı oldu, orta okula geçtim, hepsini devlet okulunda okudum, üç sene orta okulu birincilikle bitirdim, kayıtlarımı isteyin, okulların adlarını isimlerini söyleyebilirim, polis koleji sınavına girdim maddi imkansızlıklardan dolayı, eğer devletimizin sağladığı imkan olmasaydı, benim ailemin geniş imkanı olsaydı ben ..... kolejine giderdim, ne işim vardı polis kolejinde polis kolejine gittim, ekonomik gerekçelerle niye çünkü devlet her şeyinizi karşılıyor, polis koleji sınavına girdim 20. Olarak kazandım Türkiye geneli 16000 kişinin girdiği sınavdı ve bu başarımı bakın devam ettirdim, polis kolejini dördüncü olarak bitirdim, örgüt benimle temastaysa 5 yaşından beri temasını koparmaması lazım benimle ben her girdiğim yerde dereceyle çıktım, yetmedi polis akademisine girdim, polis akademisini de 10. dereceyle bitirdim, yani 5 yaşından itibaren ki girdiğim bütün sınavlar, bütün yani cezaevinde bir birincilik varsa onu da almaya çalışacağım şimdi, girdiğim bütün sınavlardan imtihanlardan yapılardan birinci olarak çıktım, bakın enteresandır bizim eğitim araştırma yönetmeliğimizin içinde vardır ve teamül olarak uygulanmaktadır, akademiyi bitirenlere tercih hakkı verilir dereceyle bitirenlere burada diyor ya gizlice yerleştikleri ya gizlice değil ben akademiyi dereceyle bitirdim, dereceyle bitiren bir insana sorulur kura torbası koyulur, sizler de yaşamışsınızdır kura torbasından istediğinizi al derler, siz de istediğinizi alırsınız, çünkü dereceye girmenin bir karşılığı vardır bir bedeli vardır, ben dereceye girdim, Ankara'yı seçtim, annem babam Ankara'da yaşıyorlar çünkü, Ankara ilini seçtim, şimdi burada iddia diyor ki gizlice yerleşti ..... başkanlığına kısa bir dönem başka bir birimde çalıştı diyor, onu da izah edeyim, mezuniyetim itibariyle Ankara'ya aldım o zaman ki bakanımız sayın .......... kendi öngörüsü şu bizatihi bizlerle konuştu Emniyet Genel Müdür yardımcımızla beraber, dedi ki doğrudan genel müdürlüğe gidiyorsunuz, il birimlerinde karakollarda çalışmıyorsunuz, tecrübeniz az oluyor bu derececiler, siz bir kaç ay karakolda kalın daha sonra istediğiniz birime sizi alacağım şeklinde beyanı var, zaten böyle bir teamül de var, velhasılı ben üç ay ..... polis merkezinde çalıştım, Ulus'ta Ankara'da üç ayın sonunda bize iki tercih sunuldu, TEM mi KOM mu diye ben de TEM'i seçtim, TEM'e geçmemin hikayesi tamamen bu dereceyle mezun olduğum için Tem'de uzun yıllar çalıştığım iddiasına cevap vermek istiyorum, tem'de uzun yıllar çalıştı, evet uzun yıllar çalıştım, çalıştığım süre içinde alanımda uzman oldum, uzman olmam sebebiyle pbs diye bir proje var emniyette personel bilgi sistemi demek özlük dosyası demek, kayıtları dijital olarak 2007'ten itibaren tutuluyor, 2007'den itibaren 62 tane eğitim verdim isteyebilirsiniz dosyamı 62 tane eğitim vermişim, 2007'den itibaren 16 defa üç kıtada farklı ülkelere kurs seminer bestpraktisıs denilen yabancılardaki en iyi terörle mücadele uygulamaları Rusya ile uluslararası istişareler Dışişleri Bakanlığı personeli ile beraber gitmeler, ben bunların hepsine gittim geldim, ben nasıl bir vatan hainiyim ki nasıl bir teröristim ki devlet erkanımızın en yakınlarında yer aldım, resmi toplantılara katıldım, bana agit tarafından ostçe tarafından teşekkür takdir belgeleri gönderildi ve yine yurt içinde sayısız teşekkür takdir belgesi aldım, özlük dosyamdan isteyebilirsiniz, ne kadar aldı ve bütün bunlar olmuşken gizlice yerleşip uzun yıllar çalıştığım iddiasını bir organizasyona bağlamaya çalışıyorlar, ya benim organizasyona ihtiyacım yok, ben çünkü bu iddianameden öğrendim ki bu örgütün bu fetö pdy'nin bu terör örgütünün içi kifayetsiz adamlarla adamın kabiliyeti yok, yeteneği yok, bu gün ayrı bir soruşturma konusu olmadı mı 2010 KPSS soruşturması, adam başarılı değil soru veriyor, ya ben girdim 5 yaşından beri bütün sınavları dereceyle kazandım, ben kifayetsiz bir adam benim bir örgüte bir yapıya bir şeye ihtiyacım yok ki bakın çok önemli bir konu daha ifade etmek istiyorum Emniyet Genel Müdürlüğü pbs sisteminde personel bilgi sisteminde bütün referanslar kaydedilir, lütfen benim referanslarımı sorun kimmiş, benim bugüne kadar referansım yok, önce Allah sonra kendim, referansım çalıştım çabaladım gayret ettim, devletimize layık gördü buralara getirdi, devletime de hala küskün kırgın değilim, bugün itibariyle de böyle takdir etti, ben orada bir hata olduğunu düşünüyorum, inşallah hatanın adaletin tecelli edeceği kapılar buralar, buralardan tecelli edeceğini düşünüyorum, bakın 2014'e kadar ki sürece geldik, iddianamede oraya kadar yazılmış 17-25 2013 tarihine kadar gizlice buraya yerleştikleri, bu iddiayı ifade ettim, ondan sonra diyor ki 17-25 2013 tarihinden itibaren tespiti yapılan ifadeyi aynen söylüyorum, tespiti yapılan tüm örgüt mensupları gibi pasif göreve atandı, iddianame ne diyor, 17-25/2013 tarihi itibariyle benim terör örgütü mensubu olduğum tespit edilmiş, ya hakim bey benim terör örgütü mensubu olduğum tespit edilmişse üç senedir benimle alakalı niye adli soruşturma açılmadı, niye kimse çağırıp bana sormadı kardeşim sen teröristsin geziyorsun, işin daha kötüsünü ifade edeyim, benim terörist olduğumu tespit etmişler, ondan sonra beni nereye atadılar biliyor musunuz, Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğüne Ankara'yı bilmeyeniniz yoktur aranızda ama anlatayım, Çankaya Emniyet Müdürlüğünün sorumluluk alanında kim var biliyor musunuz, Meclis, Çankaya Köşkü, ..... Konutu, bakın Bakanlıklar, Beysukente kadar uzanıyor efendim, yani ben daha bütün milletvekillerimizin evleri, ben bunların soruşturmalarına gittim, etkinliklerde görev aldım, güvenlik tedbirleri aldım, madem ki ben teröristim bunu tespit etti devlet beni devletin en yakın markajlarının yanına nasıl oluyor da hangi mantık beni oraya koyuyor, Çankaya ilçe emniyet müdürlüğünde beni çalıştıracaksınız, Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğündeki görevime 2014 Temmuz itibariyle tamamladım, ondan sonra Bitlis'e doğrudan mahallebaşı polis merkez amiri olarak tayin edildim, bakın pasif göreve atandığım iddiası var, Çankaya'da çalışıyorum, Bitlis'te de Mahallebaşı polis merkez amiri olarak çalışıyorum, burada iki karakol var, sizler daha iyi biliyorsunuz hukuken, Hersan Karakolu ve Mahallebaşı karakolu bütün işin döndüğü merkezin yapıldığı karakol mahallebaşı polis merkez amirliğidir, daha ben cezaevine girene kadar adliye binası burada değil de adliye binası valilik konut her şeyi biliyorsunuz Mahallebaşı polis merkez amirliğinin uhdesindedir yetki alanındadır, ben bu dönem içerisinde de burada çalıştım, enteresandır ki yine terör örgütü mensubu olduğum tespit edildikten sonra daha acısını ifade edeyim, terör örgütü mensubu olduğum tespit edildikten sonra Bitlis'te çalışmaya başladım, yine çalışkanlığımı gösterdim, liyakatımı gösterdim, gösterdikten sonra Türkiye geneli 600 kişiye kurs vermeye karar verdiler asayiş birimlerinde ve daha enteresanı asayiş birimleri iddianamede yazıyor, bu iddianameye göre mahrem birimlerden gizli birimlerden bir tanesi TEM birimi, istihbarat birimi KOM birimi asayiş birimi, ben yine mahrem birimden başka bir mahrem birime atanmışım, ama örgüt mensubu olduğum tespit edilmiş, iddianamedeki çelişki ya nasıl olmuş atanmışım, 600 kişiye mevzuat eğitimi verilecek bunlar eğitici olacak Türkiye geneli Bitlis'ten seçilenlerden biri benim, gittim eğitimi tamamladım, sertifikamı aldım, bütün Bitlis Merkez teşkilatına mevzuat eğitimi verdim, bunu hem 2015'te yaptım hem 2016'da yaptım, bütün rütbeli personelimize polis memurundan il emniyet müdürüne kadar ve bununla alakalı çok sayıda şifaen teşekkür aldım, bununla alakalı takdir belgesi aldım, bu duyulduğu için polis meslek eğitim merkezi öğrencilere de mevzuat eğitimi vermemi yazılı olarak talep ettiler ve gittim orada da eğitim verdim öğrencilere ve o öğrencilere verdiğim eğitim neticesinde bana teşekkür belgesi verildi, velhasılı ben başarılarımı anlatmakla bitiremem daha fazla da var, ama bu kadarının kararında olduğunu düşünüyorum, dolayısıyla son bırakıldığım güne kadar bakın bırakıldığım gün de enteresandır, gözaltına alındığım gün bırakıldığım gün daha yok, gözaltında tutukluyuz hala gözaltına alındığım gün de ......... vekiliydim, yani Mahallebaşı polis merkez amirliğindeki çalışmalarımdan müdürlerimiz memnun kalmış olacak ki benim rütbem şube müdürü olmamasına rağmen beni .......... vekili yaptılar, halbuki rütbem yetmiyor şube müdürü olmaya emniyet amiriyim, dolayısıyla onure etmek için liyakatımın üstünde bir makam kendileri bana takdir etmiş oldular, dolayısıyla üçüncü iddiada yok hükmünde bir iddia TCK'da suç olarak tanımlanamayacak bir iddia, dördüncü iddiası beni vicdanen en çok yaralayan iddia, sebebi bakın kendi beyanımla tespit edilen ifadeden bahsediliyor nedir o beyan KHK ile kapanana kadar oğluna iddianamede aynen bu yazıyor, oğlunu Özel Reşat Kazancı İlköğretim Okuluna gönderdi, birincisi benim oğlum şu gün itibariyle 5 yaşında, gözaltına alındığımda 4 yaşındaydı, ömrü boyunca ne kreşe gitti ne okula gitti, hiçbir zaman okula gitmedi, birincisi benim kendi beyanım bile iddianameye düzgün aksettirilmemiş, ben kendi beyanımda söylemişim, o da yanlış yazılmış diğerlerinde yanlış yazıldığı gibi, ikinci konu ben 2015-2016 dönemlerinde çocuğumu okula gönderdim evet gönderdim çünkü bu suç değil, legal olarak olan bir okula gönderdim, işin daha garabet kısmını ifade edeyim size ben bu okula nasıl gönderdim, çok basit benim çocuğum kızım .......... birinci sınıfı Ankara'da devlet okudu, ben bir devlet memuruyum eşim çalışmıyor, imkanlarımız kısıtlı, Bitlis'e geldim, özel okulların fiyatını sordum, çocuğumun daha güzel bir eğitim alması için ve o dönemde çok enteresandır teşvik çıktı, 2014 yılında biliyorsunuz teşvik çıktı ve teşvik için müracaat eşimle konuştuk, oturduk, dedik ki eğer biz bu teşviki alabilirsek çocuğumuzu okula gönderebiliriz, alamazsak paramız yetmeyecek gönderemeyeceğiz, açık açık ifade ediyorum, tıpta ve hukukta ayıp olmaz, burada her şeyi anlatıyorum, bakın teşvik için biz müracaat ettik internet üzerinden ve bize Milli Eğitim Bakanlığı ökgm diye hatırlıyorum, özel okullarla ilgili bir internet sitesiydi ve onun cevabı olarak teşvike hak kazandınız cevabı geldi devlet teşvike hak kazandırdı, bununla bitmedi ondan sonra dedi ki şu kadar gün içinde tarihini hatırlamıyorum 2014'te tercih listesini oluşturun, ben tercih listesini açtım Bitlis merkezden ilk öğretim okulu olarak tek tercih var, Özel Reşat Kazancı İlk Öğretim Okulu benim başka tercih hakkım var mı, bunu seçtim, ha buna rağmen milli eğitim bunu onaylayamayabilirdi, seçtim Milli Eğitim Bakanlığından onay geldi cevap ve devlet bana 3000+3000 iki yıl boyunca 6000 lira teşvik parası verdi, okula verdi şahsım adına değil, bizim adımıza yatırdı, bakın dolayısıyla benim çocuğumu okula gönderme sürecimin tamamı Milli Eğitim Bakanlığının koordinasyonu çerçevesinde oldu, şimdi burada ne denilmiş örgütün düşünsel alt yapısını kavrayabilmesi için bu tabiri kimin için kullanıyor, 8 yaşındaki kızım için ya ceza konusuna suje olabilmek için TCK madde 31'de demiyor mu 12 yaşını doldurmuş olmak ya Allah'tan korkmaz mısınız yani bir çocuk vicdanımı en çok yaralayan mevzu bu 8 yaşındaki bir çocuk örgütün düşünsel alt yapısını nasıl kavrayabilir, benim böyle bir amacımı savcılık iddia makamı nasıl tespit edebilir, böyle bir amacım olduğumu niyet okumaktan ibaret değil midir bu, daha komiğini söyleyeyim, savcılık iddianamesinde kendi kendiyle çelişiyor, savcılık iddianamesinde demiş ki örgütün mahrem yapısı içinde yer alanlar, kimler tarif etmiş, tem, istihbarat, kom, asayiş biriminde çalışanlar, ben hem tem biriminde çalıştım hem asayiş 16 yılım bu birimlerde geçti, bu örgütün mahrem yapısı unutmayın lütfen örgütün mahrem yapısında bulunan örgüt mensupları, çocuklarının bu okullara kaydının yapılmadığı diyor iddianamede, benim çocuğumun okula kaydı yapıldı, ben örgüt üyesiysem fetö pdy terör örgütü üyesiysem benim çocuğumun zaten okula kaydının örgüt tarafından kabul edilmemesi lazım, iddianamede bu deniliyor, daha enteresan bir şey diyor ki mahrem yapı içinde olmasaydı %50 indirim yapılacağı, eğer ben mahrem yapı içinde değil değerlendirildiysem iki ihtimali de konuşalım bana %50 indirim teklif edilmediği gibi konuşulmadı bile, indirime yanaşılmadı bile bana ne indirim yapıldı ne de çocuğunu kaydettiremezsin denildi, iddianamedeki iki maddenin var olduğunu doğru olduğunu kabul etsek ikisi de çelişiyor, her tarafından çelişen bir mevzu ve bakın bununla benim amacım ölçülmeye çalışılmış, şüphelinin çocuğunu göndererek örgütün düşünsel alt yapısını kavramasının sağlandığı amaçlandığının değerlendirildiği diye bir cümle var, benim amacımın değerlendirildiği de var, hukuk niyete bakmaz tekrar ifade ediyorum söylüyorum ve ama savcılık hakkını teslim edeyim, orada bir konuda altını çizmiş demiş ki okula gönderme dersaneye gönderme iddiası örgüt üyeliği açısından tek başına delil olarak kabul edilemez ise de demiş, yani bu tek başına kendileri de ifade etmişler hemen yazdıkları iddianın altında bu yazıyor, yani bu zaten tek başına delil olarak kabul edilemez diyor, silahlı terör örgütü üyeliğine bileşen olarak sayılan dört tane hakkımda iddia vardı, bu dört iddiayla alakalı ikna olmadığınız aklınıza yatmayan her konuyu detaylandırmaya hazırım, soracağınız her türlü soruya cevap vermeye hazırım, şüphe uyandıran her mevzuyla alakalı size cevap vermeye hazırım, bu dört iddiayla alakalı ben ifadelerimi söylemeye çalıştım, bunun dışında özetle şunu söylemek istiyorum, en son örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alarak silahlı terör örgütü üyesi olduğunun işte iddia edildiği, buna göre sevk maddeleriyle ceza verilmesi diye yazılmış, ben bu da aklım almadı, iddianame tek kişilik hazırlanmış bir hiyerarşi içinde olduğum iddia edilmiş, bir hiyerarşi içinde olduğuma dair hiçbir tespit yapılmamış, iddianamede yani CMK'da yazan bir husus diyor ki suçun tarihi yeri ve zaman dilimi yazılması gerekiyor diyor CMK 170 diye hatırlıyorum, 170 olması lazım, bakın burada suçun tarihi iddianamede şu yazıyor, 28 Şubat 2017, 28 Şubat 2017'de ben cezaevindeydim, suçun tarihi olmadan ben kendimi savunmaya çalıştım, zaman dilimi olması gerekiyor çünkü örgüt üyeliği temadi gerektiren bir suç bir radikalleşme süreci gerektiriyor, doğrudan bir örgüte giremezsiniz çıkamazsınız, bu zaman diliminden bahsedilmiyor, bu zaman diliminde ben kimlerle temas edilmişim, etmişim benimle kimler temas etmiş, bu örgütten beni hiç tanıyan yok mu benim tanıdığım hiç kimse yok mu, ben kod isim kullandım mı burada yemin uygulamasından bahsediliyor, yemin uygulaması yaptım mı örgüte finansman sağladım mı örgüte eleman temin ettim mi hadi bunları geçiyorum, bunları illegal eylemleri, örgütün legal kanadı gibi gözüken iddianamede yazdığı kadarıyla legal eylemlerle destek vermiş miyim, ney bunları da yazmışsınız cevabı da gelmiş, mesela demiş ki örgüte müzahir televizyonun kapatılması aşamasında ..........'ün veya ..........'ın aranarak ses kaydının olup olmadığı, araştırdığınız benim öyle bir kaydım yok zaten aramadım, böyle bir destek olunmamış, 17-25 sürecinden sonra yapılan gözaltılara gidip destek olup olmadığıma dair terörden bilgilerimi istemişsiniz, olduğuna dair hiçbir şey gelmemiş, legal protesto eylemlerin hiçbirine ben gidip katılmamışım, 2911 kapsamında yaptıkları gösterilere ben katılmamışım, örgütün derneğiyle dergisiyle, vakfıyla, gazetesiyle, herhangi bir kuruluşuyla tespitim ortaya konulamamış, ama bütün bu saydığım hususlara rağmen bugün ben burada silahlı terör örgütü üyesi olma isnadıyla karşınızdayım, mağduriyetimle alakalı ifade etmek istediğim husus şu kesinlikle sizlerin şahsından değil, şahsınızın temsil ettiği makama konuşuyorum, ömrüm boyunca da bu üslubu sevmedim, kendimi acındırma gibi bir diyalog içerisine girmek niyetinde değilim, böyle bir şey hissederseniz lütfen bana müdahale edin ama adalet burada tecelli edecek, makul gerçekliği bilmeniz lazım, bakın 23 Temmuz çok hızlıca bitireceğim 5 dakikada endişeniz olmasın, 23 Temmuz 2016 tarihinde ben gözaltına alındım, beni telefonla aradılar, benim kaçma şüphem olsaydı gitmezdim, ben kendim gittim teslim oldum, ifademi aldılar, telefonumun şifresini istediler verdim, kendim verdim, delilleri karartma şüphem olsaydı, kendimden emin olmasaydım vermezdim, 27 Temmuz'da sevk olundum serbest bırakıldım adli kontrol kararıyla, bu arada imza hükümlülüğümü aksatmadan yerine getirdim, 9 Ağustos'ta tekrar çağrıldım, çağrıldıktan sonra tekrar yine telefonla çağrıldım yine gittim, ya nasıl bir teröristim ki her çağrıldığımda gidiyorum teslim oluyorum yani ve gittikten sonra tekrar teslim oldum bu sefer tutuklandım cezaevine girdim, cezaevine girmemi müteakiben 9 Ağustos’ta girdim, 1 Eylül'de sorgum yapılmadan savunmam alınmadan meslekten ihraç edildim, halen niye alındığımı bilmiyorum, bununla alakalı Emniyet Genel Müdürlüğüne ben bu gün dilekçelerimi getirmedim, 100'e yakın dilekçem var farklı kurumlara yazdım, dedim ki izah edin niye meslekten atılmışım, bir savunma hakkımı kullanayım, bunu bir dava edeyim, edildikten sonra şuan itibariyle eşim çalışmıyor iki tane çocuğum var, maddi gelirimiz yok, herhangi bir maddi gelirimiz yok, maddi gelirimiz olmamasına rağmen çocuğum okuluna devam etmek zorunda, bir ev kiralayıp evde yaşamak zorundayız, elektrik su gibi giderlerimiz olmak zorunda okul masrafları olmak zorunda, ondan sonra kirayı (anlaşılamadı) olmak zorunda ve daha başka başlık altında yazabilirsiniz, tabi ki biz yine devletimize itimat ettik, dedik ki bir kere masumiyet karinesi var, burada sizin verdiğiniz karar ben hanımefendilerin isimlerini bilmiyorum, .......... hakimimizle beraber muhtemelen bayan ismiydi sizin verdiğiniz mahkemenin kararıdır, 4 Nisan 2017 tarihli karar fetö pdy terör örgütü mensubu olduğu iddiasıyla ilgili açılan dava sizin yazdığınız gerekçe yazdığınız şu yanlışsam düzeltin, üçünüz de buradasınız, masumiyet karinesi ile alakalı anlatıyorsunuz, Anayasa 38/4'ten başlayıp şunu diyorsunuz özetle benim anladığım, masumiyet karinesine göre kişi suçsuzluğunu ispat etmek zorunda değildir, müdde iddiasını ispatla mükellef olduğundan iddia makamı suçluluğunu ispat etmek zorundadır, dolayısıyla davacıya fetö pdy terör örgütü mensubu denilemez diyorsunuz, ben 9'unda cezaevine girdim, 12'sinde bana tebligat geldi, kısıtlama kararı, fetö pdy terör örgütü mensubu olduğu tespit edilen .......... avukatımla itiraz ettik, hala cevabı gelecek gelmedi, hala gelecek o mevzunun cevabı bu bir, ikincisi bütün gelen evraklarda bu tabir kullanılmaya devam edildi, işin daha kötüsü bizi ekonomik yansıması toplumdaki algı ney ben fetö pdy mensubu terör örgütü mensubu olarak girdiğim için bizi Ankara'da hayatımızı devam ettiriyorduk, eşim Ankara'da ev aramaya gitti, sordular eşin nerede eşim cezaevinde, neyden düştü, işte fetö pdy darbenin zaten devamında gelişen bir konu malum biliyorsunuz, bize ev vermediler, hadi masumiyet karinesini halk ihlal etti, bunu bir tarafa koyuyorum, ondan sonra devletimiz de ihlal etti maalesef nasıl ya dedik ki Anayasa 66'ya göre Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşıyız, bizi vatandaşlıktan kimse atmadı, şuan benim suçluluğum ortada değil, muhakeme neticesinde belli olacak, yargılamanın sonucunda belli olacak, bitiriyorum hakimim bitiriyorum, bakın aile sosyale müracaat ettik, yeşil kart için sağlık kurumlarına müracaat ettik, Ankara'da bu müracaatlar, bu müracaatlarımız gerekçe gösterilmeden reddedildi, yani şimdi biz bu işi nasıl çözebileceğimize dair akıl verebilir misiniz, şimdi Devlet bizimle alakalı tasarrufunda diyor ki, siz diyor zaten şuanda ön yargılı olarak suçlu mu kabul ediliyoruz, yoksa kabul edilmiyorsak gerekçesi ney, işin daha komiğini anlatayım devamında Bitlis'e geldi eşim çocuklarım sürekli rahatsız olduğu için psikolojik olarak tedavi gördükleri için beni görmeleri için buraya yerleştiler geçici olarak burada müracaat ettik, burada bu sefer müracaatın şartı olumlu görüldü, hangisi yeşil kart sadece diğeri hala olumlu görülmedi, yani hukuk birdir, ya doğrudur, ya yanlıştır, ya önceki doğrudur, ya bu yanlıştır, ya bu yanlıştır, ya o doğrudur, yani işin içinden çıkamadığımız mevzular sadece son cümlem şu olacak bununla alakalı şahsımda yani emniyet müdürlüğü rütbesinden böyle bir pozisyona dini istismarla mücadele eden bir durumdan böyle bir duruma düşürüldüğüm için ekim ayı diye hatırlıyorum, kayıtları cezaevinde mevcuttur, ekim ayından itibaren psikiyatrik ilaç kullanıyorum, psikiyatrik ilaç kullanmanın neticesi olarak ben bilmiyordum, en son 12-13 yaşında diş doktoruna gitmiştim, diş sağlığıma dikkat ederim, ne önemi var anlattın diyeceksiniz, anlatayım, 39 yaşında tekrar cezaevinde diş doktoruna gittim, diş doktoru bana dedi ki sen dedi ne yaptın böyle 7 tane dişin zarar görmüş, dedim neden sebebi ne olabilir, iki ihtimal var dedi, sorabilirsiniz, birincisi uyuşturucu kullanmak, ikincisi stresten sinirden dişlerinizi sıkmak, ben uyuşturucu bırakın ben hayatımda sigara bile içmedim, zaten cezaevinde uyuşturucu kullanıyorsam bu da ayrı bir suç, eğer kullanıyorsam, bu toplam 10 aylık zaman dilimi içinde 7 tane dişime müdahale edildi şuanda yaşadığımız ağır mağduriyetleri de lütfen anlamanızı istiyorum daha fazla da detaylandırmak istemiyorum, sabırla dinlediniz, teşekkür ederim hakim bey "Şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanığa bylock tespit ve değerlendirme tutanağının lüzum görülen yerleri okunup, sanıktan sorulduğunda: "Okumuş olduğunuz ıd numarası, kullanıcı adı, sisteme giriş sayısı, alınan ve gönderilen mesaj sayısına ilişkin tespitleri kabul .........., .......... devrem olur, Ankara'da birlikte çalıştık, ben 2014'te Ankara'dan ayrıldım, ..........'ı Bitlis'te beraber çalıştığım için tanıyorum, .......... devrem olur, daha sonra Emniyet'i bıraktı, doktora yapmıştı, .......... .......... devrem olur, Ankara ilinde Emniyet Genel Müdürlüğünde aynı dönemde çalıştık, .......... devrem olur, Emniyet Genel Müdürlüğü binasında ortak çalıştık, .......... devrem olur, Ankara ilinde aynı dönemde çalışmışlığımız vardır, .......... ile Bitlis'de çalıştık, .......... devremdir, Ankara ilinde aynı dönemde çalışmışlığımız vardır, .......... devrem olur, Ankara ilinde aynı dönem çalışmışlığımız vardır, diğer kişileri tanımıyorum. " şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık mahkememizce usulüne uygun olarak alınan son savunmasında; "Önceki ifadelerimi aynen tekrar ediyorum, kesinlikle terör örgütü üyeliğini kabul etmiyorum, 4 Temmuz 2017'de iki tane evrak tebliğ edildi bana, bylock tespit ve değerlendirme tutanağıyla alakalı olarak bu evrakın belge olabilmesi için imza lazım, elektronik imza lazım, mühür yok, çıktı alan farklı düzenleyen farklıdır, resmi evrak niteliği bulunmamaktadır, az önce okuduğunuz bilgilerle elimdeki belge arasında farklılık vardır, değerler birbirini tutmamaktadır, benimle ilgili bilgiler 0'dır, ben bylock kullanmadım." şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık müdafii Av. …… mahkememiz huzurunda usulüne uygun savunmasında; "Başkanım öncelikle müvekkilimiz kendisine karşı yöneltilen isnatlara karşı dört ana başlık altında özellikle bylock konusunu çok teknik açıklayıcı beyanlarda bulundu, efendim şimdi biz bu dosyamızda isnat edilen müvekkilime isnat edilen aslında hukuka uygun eylemlerin hukuka uygun olduğunu açıklamak zorunda kalacağız, efendim dosyamızda müvekkilimin fetö pdy silahlı terör örgütüne üye olduğuna dair bizce gerçekten hiçbir delil bulunmamaktadır, yani bu dosyada delilden sanığa değil de sanıktan deliller yani delil oluşturularak sanığa ulaşılmak istenmektedir, efendim bunu ergenekon, balyoz gibi kovuşturma dosyalarında da çok gördük, yargıtayın bu dosyalarda yeniden yargılanmayı kabul edip beraat kararı vermesinin en büyük sebebi de yine delil konusunda oldu, yani sahte delil üretilerek sanığa ulaşılmaya çalışılmıştır, maalesef bu dosyamızda da yine aynı şekilde böyle bir yöntem izlenilmiştir, efendim, şimdi iddia makamının dört tane ana başlıkta iddiası var, birincisi bylock kullandığı iddiası, işte 9562 numaralı hattında bylock kullandığı tespit edilmiş, ikincisi bank .......... iddiası, üçüncüsü TEM şubede kritik belli dönemlerde görev yapması, dördüncü iddiası ise çocuğunu daha doğrusu kızını örgütle iltisakı olan bir okula göndermiş olması dedi.
Başkan; Sanık hepsini izah etti ayrıntılı olarak.
Sanık müdafii devamla; efendim teknik analizlerine girdi, bizim girmemiz hukuki boyutuna gireceğiz, efendim şimdi bylock iddiası, efendim şimdi müvekkilim yaklaşık 2012 yılından beri aynı hat ve aynı telefonu kullanmaktadır, şimdi imaj incelemesi yapıldı, imajında herhangi bir eagl, kakao işte bylock gibi hiçbir programa rastlanılmadığı, efendim şimdi bylock tespitini yapan kurumumuz Milli İstihbarat Teşkilatımız, efendim şimdi bu konuda sorulması gereken çok husus var, birincisi Milli İstihbarat Teşkilatımız bu verilere nasıl ulaştı, basına yansıyan şekliyle efendim şöyle başka bir Avrupa ülkesinin serverine girilerek oradan bu bilgilere ulaşıldı, yani bunlar sadece iddia şimdi efendim Milli İstihbarat Teşkilatının raporunun bu dosyada olması ayrı bir sıkıntı nasıl olduğunun açıklanmaması başlı başına bir sıkıntı, efendim şimdi öncelikle Milli İstihbarat Teşkilatının bu bilgilere hangi yasal yollarla nasıl ulaştığının muhakkak açıklanması gerekmektedir, şimdi dosyamızda tem şube ve kom şube tarafından bir sorgulama tutanağında müvekkilimin bylock kullandığı tespit edilmiş, efendim şimdi dosyada delil olabilecek bir hususun adli kararla mı alındığı, işte kurum amirlerinin sıralı amirlerinin talebiyle mi alındığı buna dair hiçbir şey yok, efendim bu çok soyut bir şey bu bizim savunma yapmamızı da engelleyen bir husus çünkü somut hiçbir şey yok, biri bize diyor ki sen busun ve biz bunu böyle olmadığını ispatlamak zorunda kalıyoruz, bu husus bizim için çok önemli efendim, şimdi efendim, devlet istihbarat hizmetleri ve milli istihbarat teşkilatı kanununun ek birinci maddesi aynen şöyle diyor, milli istihbarat teşkilatı uhdesindeki istihbarat nitelikleri bilgi belge veri ve kayıtlar ile yapılan analizler TCK'nın 2. Kitap 4. Kısım, 7. Bölümde yer alan suçlar, yani devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk hariç olmak üzere adli mercilerce istenemez, efendim çok açık bu hüküm, buna rağmen bu sorgulamaların ana delil kaynağı bylock ama burada çok açık bir milli teşkilat istihbarat teşkilatın kanunu yer almakta buna rağmen yargılamalar bylock sorgulama tutanağı üzerinden devam etmektedir, efendim şimdi mit personelinin görev ve sorumluluklarını düzenleyen 2937 sayılı yine aynı teşkilat kanunu burada aynen şöyle demektedir 2937 sayılı kanunda mit personelinin görev ve yetkileri açıkça yazılmıştır, bu görev ve yetkilerin hiçbirinde adli mercilere rapor sunma gibi bir görev ve yetkisinin olmadığını görmekteyiz, yani bu başlı başına bu bylock raporları üzerine inşa edilen bu iddiaların kovuşturma aşamasında yapılan yargılamanın aslında bir delil üretme aracı olarak kullandığını görmekteyiz, efendim şimdi bylockla ilgili Kayseri 2. ACM ..........'ya bir yazı yazıyor şüpheli hakkında sanık hakkında orada ..........'nın birden fazla kişiye aynı zamanda birden fazla IP adresi verip verilmediğini soruyor ..........'ya, .......... AŞ'ye, efendim, .......... AŞ'nin Kayseri 2. ACM'ye yazmış olduğu cevabi yazı şu IP adresinin yani internet dünyasında geçerli olan görünen IP belirli bir gün ve saatte birden fazla kullanıcıya verilmesi yani birden fazla abonenin aynı IP adresini kullanması mümkün olabilmekte, kullanıcıya tahsis edilen IP adresinde kullanılan port bilgileri farklılık göstermektedir diyor, yani efendim bu çok açık bir şey benim müvekkilim .......... AŞ'ye ait bir abone, .......... hattını kullanan bir abone, yani bu çok açık bir şey, yani bu şunu gösteriyor, müvekkilimle aynı zamanda internet üzerinden mesajlaşmak ya da haberleşme programında 10 kişiye aynı IP adresini kullandırtmış olabilmekte efendim yani bunlar aslında bylock iddiasını çökertebilecek iddialar bizce efendim şimdi bylockla ilgili diğer bir sıkıntımız, velev ki diyelim ki delil olarak kabul edilmesi bizce mümkün değil, diyelim ki kabul edildi mahkemenizce kanaatiniz bu yönde gelişti, efendim bunun içeriklerinin muhakkak olması gerekiyor, şimdi müvekkilime fetö pdy silahlı terör örgütüne üyelikten yargılıyoruz, efendim bu örgütte müvekkilim hangi kademe, bu örgüt mensuplarınca kimlerle görüştü, kimlerden talimat ne talimat aldı, şimdi bunun hiçbiri yok, şimdi önümüze her ne kadar hukuka aykırı bile olsa bylock içerikleri konulmuş olsa örgüt mensuplarıyla konuştuğu tespit edilmiş olsa, örgüte ait talimatlar aldığı önümüze koyulmuş olsa biz bir nebze kabul etmemekle birlikte bir nebze gönlümüz daha ferah olacak, lakin bunların hiçbiri yok efendim. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi efendim, Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin kararını söylediğimiz bu gerekçelerle bozuyor, efendim İstinaf Mahkemesi aynen şu gerekçeyle 6 yıl 3 ay sanığa verilen cezayı bozuyor, şu gerekçelerle, sanığın bylock'u hangi tarihler arasında kaç kez kullandığı, bylock uygulaması üzerinden sesli görüşme yapıp yapmadığı, yapmış ise kimlerle yaptığı, elektronik posta ve yazılı mesaj sistemini kullanarak örgütsel haberleşme yapıp yapmadığı, örgütsel haberleşme yapmış ise kimlerle haberleştiği, içerik ve örgütsel yazışma yapmış olduğu kişilere ilişkin fetö pdy terör örgütü kapsamında soruşturma olup olmadığının araştırılmasının eksik yapıldığı gerekçesiyle bozarak kararı göndermiştir, efendim bunlar çok haklı kararlar, çok yerinde kararlar, yani biz bylock'un başlı başına sıkıntılar içinde yani hukuki güvenilirliği yok bylock'un efendim, yani müvekkilimin ismi hata yapılıp bu listeye yapılmış olabilir, bu listeye ekle ya da çıkarma yapılmış olma ihtimali çok yüksek, efendim şimdi bylock yine dediğimiz gibi emniyetin kullanmış olduğu bu gibi programların muhakkak lisanslı hangi tarihte kimlerin girdiğinin çıktığının kayıtlı olması lazım, bizim kullandığımız uyap programında indirdiğimiz girdiğimiz her tarih ne kadar süre kullandığımız aldığımız her çıktının muhakkak bilgisi uyap sisteminin beyninde bir admin tarafından kontrol edilmekte ve kaydedilmektedir, efendim şimdi bylock listelerinde böyle bir uygulamanın olmadığını görmekteyiz, yani efendim şimdi biz müvekkilim söyledi, ımei telefonun kullandığı ımei numarası 14 haneli olarak girilmiş, 15 haneli olması gerekir, 14 haneli olarak girilmiş, yani bunlar şunu göstermektedir, yani bu listelere bir polis memurunun müdahale etme yetkisinin olabildiğini göstermektedir, bunlar hukuki güvenlik olarak çok sıkıntı arz etmektedir, efendim şimdi biz örnek verelim, hani biz dedik ya manuel kullanımına yani giriş ve çıkışların kontrolünün yapılmadığının tespitini örneklerle vereceğiz, efendim şimdi emniyet genel müdürlüğü terörle mücadele dairesi başkanlığınca müvekkilimin ilk tutuklanmasına delil gösterilen bylock sorgulama tutanağı, efendim şimdi bu tutanakta yani 08/08/2016 tarihli tem şubenin tutanağı, altına sorgulama yapan yani tutanağı hazırlayan polislerce ıslak imzalı olarak imzalanmış ve buradaki sorgulama parametreleri TC kimlik numarası ve isim orada excel'den çok güzel çıkmış, yani iki sorgulama parametresi var, efendim gelelim Bitlis kom şube ekiplerince hazırlanan bylock sorgulama tutanağı, 10/01/2017 tarihli efendim şimdi burada kollukça hazırlanmış bir rapor, hiçbir şekilde ıslak imzası olmayan bir rapor, efendim adli kolluk biriminin hazırlamış olduğu her tutanakta muhakkak ıslak imza olmak zorunda yani bunun aksi düşünülemez şimdi kom şube ekiplerince hazırlanmış olan tutanakta ise yani sorgulama parametresi sadece TC numarası, yani iki tutanak var, farklı zamanlarda farklı ekiplerce hazırlanmış ve sorgulama parametreleri farklı, yani bu muhakkak hata olabileceğini göstermektedir efendim, yani bunlar bizim için çok önemli, efendim şimdi birinci iddiamız bu, yani kısaca toparlarsak bylock'un istihbari rapor olduğu ve adli mercilerce kesinlikle bırakın delil olarak kabul edilmesini dosyada bile bulunmaması gerektiğini söylemekteyiz, efendim şimdi diğer bir iddia müvekkilimizin bank .......... hesabı olduğu hakkında savcılığın iddiası efendim İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerince tevdii raporu hazırlanıyor, bu raporda Bitlis'te görev yapan emniyet görevlilerinin kendisine eşlerine ve çocuklarına ait söz konusu örgüte ait bankada hesabının olup olmadığına dair rapor hazırlıyor, şimdi bu raporu da efendim müvekkilim hakkında soruşturması gereken bir husus yok diye rapor düşülüyor, sadece eşine ait bir hesap var, o hesap da efendim 05/03/2014 tarihinde Cumhurbaşkanımızın bankayla ilgili söylemlerinden sonra müvekkilimiz bu söyleme itibar edip söz konusu bankada hesabını kapatıyor, efendim şimdi buna rağmen iddianamede müvekkilimin kullandığı söz konusu bankayla hesap açtığını bu bankayla çalıştığını iddia edilerek şöyle bir vahim sonuca vahim kanaate varılıyor, o da ney müvekkilimizin söz konusu örgüte üye olduğu vahim kanaatine ulaşılıyor, efendim bunlar zaten ayrıntısıyla müvekkilim bunları söyledi, şimdi efendim diğer bir husus müvekkilimin Tem şubede çalışması 17-25 aralık olaylarından sonra diğer örgüt mensupları gibi pasif göreve alındığı iddiası, müvekkilim bu konuda da çok ayrıntılı açıklamalarda yeterli ve ayrıntılı açıklamalarda bulundu, bu hususu da böyle geçmekteyiz, efendim şimdi diğer bir okul ise özel okula örgüte ait olduğu tespit edilen özel reşat kazancı okuluna müvekkilimin oğlunu gönderdiği bir oğlu değil kızını gönderiyor ve kendisi de anlattı, teşvik kazanıyor ve Bitlis ili merkezinde tercih edilebilecek tek okul söz konusu okuldur, efendim şimdi bu okulla ilgili biz öğrenciyken bile bu yörede çalışan hakim savcı olsun emniyet amirleri olsun askeri personel olsun üst düzey yöneticilerin ve Bitlis'te ileri gelen zengin kişilerin tümünün çocuğunu gönderdiği bir okuldur, solcusuyla sağcısıyla sosyalistiyle demokratıyla bu şunu göstermekte yani çocuklarını gerçekten iyi bir eğitim almalarını istemelerinden kaynaklanmaktadır, bu hususu da dipnot olarak geçmek istiyoruz, efendim şimdi Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığına bir fetö bilgi notu gönderiyor, şimdi 31. Ve 32. Sayfasında örgütle ilgili şöyle bir açıklama yapılıyor, tespit yapılıyor, örgüt üyeleri eş ve çocuklarının örgütün güdümünde faaliyet gösteren okul, yurt, dersane, ışıkevi ve benzeri yerlerde kayıt aşamasında muhatapsız koşulsuz ve şartsız direk olarak %50 indirim kazandıkları, ancak Emniyet, TSK, Mit ve Adliye gibi kurumların kritik yerlerinde görevli olan bir örgüt mensubunun çocuğunun örgüte bağlı hiçbir okul, dersane, yurt gibi yerlerde kaydının yapılmadığı şeklinde bu aynı şekilde iddianamede de geçiyor, yani savcılığın şimdi bizim efendim bu gibi kızı yerine oğlunu yazması, bank .......... hesabı olmamasına rağmen yapıldı denmesi, biz bunları söylememizin yegane sebebi iddia makamının müvekkilim hakkında yeterli soruşturma yapmadığını göstermektedir, yani bu maddi hataları söylememizin en büyük sebebi de bu sayın hakim, bu hususların dikkate alınmasını talep etmekteyiz, şimdi efendim 15 Temmuz gecesi müvekkilimin Whatsapp konuşmaları başka bir polis memurunun telefonundan alınarak dosyamıza eklenmiş, tüm konuşmaları teker teker inceledik, bir devlet memuru amirine yakışır bir şekilde hareket ve davranışlarda bulunmuştur, herhangi bir olumsuzluğa da rastlanmamıştır, bu hususun da bizce iddianamede ne k adar aleyhe delil toplanmış olsa bile lehe deliller olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz, efendim şimdi müvekkilim soruşturma aşamasından ilk gözaltına alındığı tarihten bu tarihe kadar ki aşamaların hepsinin tutarlı bir biriyle paralel bir şekilde olduğunu görmekteyiz, hiçbirinde tek bir tane bile çelişki bulunmamaktadır, yani bu husus müvekkilimin doğru ve haklı olduğunu göstermektedir, efendim şimdi dedik ki bir cihazlarında imajlarında ev ve işyerinde yapılan aramalarda tekniki cihazlarında yapılan imaj incelemelerinde hiçbir suç unsuruna rastlanmamıştır, efendim şimdi müvekkilimin 10 aydır tutuklu kalmakta ve tutukluluk halinin devamında gerekçeler delillerin yeterince toplanmamış olması, ondan sonra kaçma şüphesinin olması gibi hususlar gösterilerek müvekkilimin tutukluluk halinin devamı talep edilmektedir, ben müvekkilim ifadelere ikinci kez ifadeye çağrıldığında kendi rızasıyla gelmiştir, adli kontrol altına alındığında imzalarını eksiksiz yerine getirmiştir, bu husus tutukluluk halinin devamına gerekçe gösterilen gerekçelerin haklı olmadığını göstermektedir, efendim şimdi müvekkilimiz ailevi olarak eşi çalışmamakta, çocuğu ve eşi ilk başta Ankara iline ailesinin yanına gitti, lakin çocuklarının ve müvekkilimin eşinin müvekkilimi sık sık görme niyetleri yüzünden burada yaşamak zorunda kaldılar ve eşi çalışmıyor, kendisi ihraç oldu, efendim yani tutuklulukta 10 ay bir süre geçirildi, bu aşamadan sonra müvekkilimin uğramış olduğu maddi ve manevi mağduriyetin kat ve kat artarak devam edeceği muhakkaktır, bu hususları lütfen dikkate alınız efendim, şimdi efendim biz iddia makamının dört tane ana başlıkta iddiası vardı, biz bunları çürütmek için ilgili yerlere bazı müzekkerelerin yazılıp cevabını talep etmekteyiz, bunu biz yazılı savunmamızda da belirttik, burada sözlü olarak isterseniz hemen kısa kısa şey yapalım dedi.
Başkan; Ben okudum gereğini yapmaya karar verdik dedi.
Sanık müdafii devamla; Zaten dereceyle mezun olması, tercih hakkının olup olmaması, efendim dosyada muhakkak bu hususların celbini talep etmekteyiz, bu aşamada tutuklu kalmasına ilişkin hukuki ya da ailevi olarak mağduriyet yaşamaktadır, derhal tahliyesini akabinde beraatini talep etmekteyiz dedi. " şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık müdafii Av. ….. mahkememiz huzurunda usulüne uygun son savunmasında; "Önceki celselerde ayrıntılı savunmalarda bulunduk, yazılı olarak da savunmamızı bildirdik, Burdur CBS'de ifadesi alındı, tespit ve değerlendirme tutanağındaki isimler ile Burdur CBS'deki isimlerin çoğunun uyuşmadığını gördük, iddianamede yapılan hata mütalaada da tekrarlanmış, mütalaada 17/25 aralıkta müvekkilin pasif görevlere alındığı belirtilmiştir, bu durumda bahsedilen birimlerdeki herkesin yeri değiştirildi, bu durum aleyhe değerlendirilemez, müvekkil teknik açıklamalarda bulundu, bu tutanaktaki verilerin hukuki olarak bir uzman tarafından açıklanması gerekmektedir, biz bu konuda çok fazla açıklama yapamamaktayız, emniyet tarafından hazırlanan belgelerin ıslak imzalı olması gerekir, tespit ve değerlendirme tutanağı çıktısı alınarak dosyaya konulmuştur, ıslak imza mevcut değildir, bunu anlayamıyoruz, sgk kayıtlarının bu tutanakta nasıl yer aldığını bilemiyoruz, bu programın halka açık uygulama marketlerinde bulunduğu ve herkesçe yüklenebildiği öğrenilmiştir, bu programı yanlışlıkla veya meraktan indirenlerin oranı nedir, bunu biliyor muyuz, Yargıtay kararında bylockun hukuki ve teknik verilere dayanılarak tespitinin gerektiği belirtilmektedir, müvekkil 15 ay tutuklu kalmıştır, kendisi ve ailesi bu işin sonlandırılmasını istemektedirler, maddi ve manevi zorluklarına şahit oldum, biz tüm bu hususlar değerlendirilerek müvekkilin tahliyesine, aksi kanat halende lehe olan hükümlerin uygulanmasını istiyoruz. " şeklinde savunmada bulunmuştur.
B) İSTİNAF AŞAMASINDA ALINAN SAVUNMASINDA:
"SANIK SEGBİS VASITASIYLA ALINAN SAVUNMASINDA: Önceki aşamalardaki savunmalarımı tekrar ederim. ByLock programını kullanmadım. Buna ilişkin iddia ve tespitleri reddediyorum. Bunun dışında ByLock sorgulama raporlarıyla sonradan dosyaya gelen ID tespit ve değerlendirme tutanağındaki veriler tamamen çelişkilidir, itibar edilemez. Ayrıca bugüne kadar istihbari nitelikteki delil değeri bile taşımayan belgelerle tutuklu kaldım. Bunların hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınamayacağını belirtmek isterim. İlk derece mahkemesi cezanın belirlenmesinde alt sınırdan ayrılmayı gerektirir herhangi bir yön bulunmadığı halde alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verdi. Yine adli sicilimin temiz olması, mahkemeye yönelik saygısız bir davranışımın bulunmamasına rağmen sırf masum olmam ve suçumu kabul etmemem nedeniyle hakkımda takdiri indirim maddesi uygulanmadı. Bunun adalete ve hakkaniyete aykırı olduğunu düşünüyorum. 22 aydır tutukluyum, eşim ev hanımı, kirada oturuyoruz, iki çocuğum var. Bu olaylar nedeniyle hem eşim hem ben psikiyatrik tedavi görüyoruz. Her ikimiz de bu süreçten yıprandık. Yargıtay'da bekleyen dosya sayısı ve muhtemel temyiz aşamasında geçecek süre nazara alındığında tedbir olan tutukluluk benim için bir infaza dönüşecektir. Bu nedenlerle atılı suçu işlemediğimden bahisle beraatime karar verilmesini ve hükümle birlikte tahliyemi talep ederim dedi.
SANIK MÜDAFİ BEYANINDA: Önceki savunmalarımızı ve istinaf dilekçemizi tekrar ederiz. Her şeyden önce dosyada mahkemenin takdirinde olduğu gibi suç sabit görülse dahi cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini gerektirir herhangi bir durum yoktur. Yine müvekkilim hakkında hiçbir gerekçe olmaksızın ve sırf suçlamayı kabul etmiyor diye takdiri indirim hükmü uygulanmamıştır. Oysa, kendisiyle aynı suçlamayla yargılanan emsalleri alt sınırdan cezalandırılmış ve lehe olan hükümler tatbik edilmiştir. Bunun dışında ByLock tespit tutanaklarıyla ID tespit ve değerlendirme tutanaklarındaki verilerin birbirleriyle tamamen çeliştiğini belirtmemiz gerekir. Biz önümüzdeki süreçte bu konuda yeni gelişmeler olacağını ve müvekkilimin uğradığı haksızlığın ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Beraat kararı ancak müvekkilimin itibarının iade edilmesi anlamına gelecektir. Zaten 22 aya yakın bir süredir tutukludur. Bu nedenle öncelikle ailevi durumu ve kendisinin mağduriyeti gözetilerek bihakkın veya uygun bir adli kontrol tedbiriyle tahliyesine ve beraatine karar verilmesini talep ederiz dedi. " şeklinde savunmada bulunmuştur.
III-DELİLLER:
Sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları dosya kapsamında olup incelenmiştir.
Gözaltı belgeleri, Bank .......... ile ilgili İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin raporu, ByLock sorgu sonuçları, Arama tutanağı, FETÖ/PDY ile ilgili bilgi notu, Nüfus ve adli sicil kayıt örneği ile tüm soruşturma evrakı, bylock tespit ve değerlendirme tutanağı dosya kapsamında olup incelenmiştir.
IV-DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A)İLK DERECE MAHKEMESİNCE DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE MAHKEMENİN ULAŞTIĞI KANAAT:
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Yukarıda yazılı iddianame ile açılan dava üzerine, mahkememizce yapılan yargılama sürecinde, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, mahkememizce edinilen vicdani kanaate göre;
Öncelikle sanığın üyesi olduğu iddia edilen FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütüne ilişkin değerlendirme yapmak ve bu yapılanmanın silahlı terör örgütü olup olmadığının tespitini yapmak gerekirse;
.......... tarafından 1966 yılında çevresinde bulunan arkadaşları ile dini motifleri istismar etmek suretiyle kurulan örgütün faaliyetlerini öğrenciler ve genç kesim üzerinde yoğunlaştırarak, teyp ve video kasetlerine çekilen konuşmaları ve sohbet toplantıları aracılığıyla görüşlerini ulaştırdığı sempatizan grubu ile birlikte kendi adıyla anılan, "cemaat", "hizmet hareketi" diye de adlandırmıştır. Örgüt özellikle 1990’lı yılların başından itibaren yurt dışına da açılmaya başlayıp zaman içerisinde 160 ülkede faaliyet gösterir hale gelmiştir.
1970'li yıllardan günümüze kadar uygulamış olduğu örgütlenme yöntemleri, taktik ve stratejiler bütüncül bir bakış açısıyla incelendiğinde, FETÖ/PDY örgütünün, kuruluş yıllarından itibaren toplumun dini duygularını istismar ederek “Himmet” adı altında topladığı maddi kaynaklar ile yurt içi ve yurt dışında faaliyete geçirdiği eğitim müesseselerinde kendi amaç ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirdiği öğrencileri, özetle insan kaynağını, ekonomik ve siyasi gücünü, örgüt ideolojisi doğrultusunda kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasal kurumlarında (yasama, yürütme, yargı erklerini) kadrolaşmayı ve aynı zamanda Uluslararası platformlarda da etkin bir güç haline gelmeyi hedeflemiştir.
Bu kapsamda örgütün; tabanında bulunan insanların dini duygularını kullanarak kaynak ve meşruiyet devşirmeye çalıştığı, öğrenci seçme ekipleri ile köy ve semtlerden topladığı gençleri, bünyesindeki vakıf, ışık evleri, okul ve dershaneleri marifetiyle ideolojisi doğrultusunda yetiştirerek insan gücü elde ettiği, devlet modeline paralel bir örgütlenme ile gizlice başta siyaset, mülkiye, adliye, askeriye ve emniyet olmak üzere devletin tüm kılcal damarlarına sızdığı, yurt, okul, dershane ve ışık evlerinde, beyin yıkama metotları ile sorgulamayan, düşünmeyen, mutlak itaati esas alan yapıya bağlı insan tipi yetiştirdiği, dinler arası diyalog adı altında, diğer dinlerin temsilcileri ile görüşerek, kendisini İslam adına muhatap göstermeye çalıştığı, şirket birlikleri ve konfederasyonlar kurarak kendisine bağlı bir zenginler kulübü oluşturmaya ve böylelikle ulusal ve uluslararası ticarette söz sahibi olmaya çalıştığı, ÖSS, YDS, DGS, ALES, YÖS, ÜDS, KPDS, TUS, KPSS, askeri okullara giriş sınavı, polislik sınavı, hâkim adaylığı sınavı başta olmak üzere birçok sınav sorularını hukuka aykırı yollarla ele geçirip sınav öncesi yandaşlarına vererek kendi mensuplarının eğitim kurumlarına veya kamu kurumlarına yerleştirilmesini sağladığı, ürettiği sahte belge ve delillerle, örgüt mensubu olmayan kişiler hakkında adli ve idari soruşturmalar açılmasını sağlayarak bu kişilerin haksız şekilde Devlet kadrolarından tasfiye edilerek yerlerine kendi örgüt elemanlarının yerleştirilmesini sağladığı tespit edilmiş, bu gibi yöntem ve araçlarla örgüt nihai amacına ulaşmaya çalışmıştır.
FETÖ Örgütü; 'coğrafi', 'sektörel' ya da 'kurumsal' anlamda, "imam " olarak ifade edilen sorumlulardan oluşan bir çalışma ve hiyerarşik düzene sahiptir. Ast-üst ilişkisi, askeri bir hiyerarşiden daha sistemlidir.
Mensuplarınca "Kâinat İmamı" ve "Mehdi" olarak kabul edilen terörist başı ..........'in liderliğini yaptığı örgütün yurtdışı yapılanmasını, kıta imamları ve onlara bağlı ülke imamları oluşturmaktadır. Her kıta imamının altında sorumlu ülke imamları bulunmakta, kıta ve ülke imamlarının koordinesinde o ülkenin alt yapı çalışması yapılmakta ve örgütün o ülke üzerindeki politikası belirlenmektedir.
Örgütün yurt içi yapılanması ise, Türkiye imamı, bölge (eyalet) imamları, il imamları, küçük il bölge imamları (sadece büyük şehirlerde), ilçe imamları, semt imamları, mahalle imamları, ev imamları (abileri), talebe imamları, serrehberler, belletmenler şeklinde hiyerarşik bir yapı izlemekte ve örgüt tabanına yayılmaktadır. Türkiye'den sorumlu imama, beş bölge imamı, ona da bu beş bölgeyi oluşturan şehirlerden sorumlu imamlar bağlıdır. Her şehir, büyüklüğüne göre alt bölgelere, bölgeler semtlere bölünmüş olup her semte ayrı bir imam atanmaktadır. Semt imamlarının altında ise o semte bağlı ışık evlerinin imamları yer almaktadır.
Her bir ilçe imamı, sorumluluğu altındaki ilçede, "sohbet toplantısı" olarak adlandırdıkları toplantıya katılan esnaf, memur vb. listesini, bunların irtibat bilgilerini, anılanlardan ne kadar himmet alındığını, kendilerine bağlılık derecesini, ne iş yaptığını, sohbetlerdeki tutum ve davranışlarını, ilçede örgüte bağlı menkul ve gayrimenkul listesini tutmakta, ilçeye yeni atanan kamu kurum/kuruluş yetkililerinin tutum davranışlarını takip etmekte, kendilerinden olan ve olmayanları belirlemekte, kişisel zaafları dahil şahıslar hakkında biyografik bilgi formları tutmaktadır.
Kamu kurumlarında çalışan örgüt mensuplarının bilgileri de örgüt tarafından güncel olarak arşivlenmektedir.
FETÖ/PDY, “abilik” ve “ablalık” müessesi sayesinde temas kurduğu öğrencilerin aileleri hakkında da bilgi toplayarak; ailelerin dini, siyasi, ekonomik, etnik köken vb. durumlarını kayıt altına almaktadır.
Bu kapsamda ışık evlerinden, mahalle, ilçe, il, bölge ve Türkiye geneline, yurt dışında ise yine örgütün faaliyet gösterdiği her bir yerleşim yerine ve alanına kadar, örgüt hafızası niteliğinde arşivleri ile her bir sorumlunun, sorumluluğu altındaki birime ya da alana dair tutuğu ve bir üstüne gönderdiği kayıtları/arşivi vardır.
Sözde lider ..........’in 1999 yılı içerisinde ABD’ye gitmesinden sonra Türkiye’deki faaliyetlere ilişkin sorumluluk Türkiye imamına geçmiştir. Ülke içerisindeki faaliyetler ülke imamına bağlı olarak yürütülmekte ve yapılan faaliyetler kurye aracılığıyla ya da doğrudan irtibata geçilerek Gülen’e aktarılıp onayı istenmektedir. Özel hizmet birimi imamları, tayin heyeti, yargı imamı, medya imamları, Türkiye mütevelli heyeti, kıta imamları, bölge imamları ve akademik kadro imamı doğrudan Türkiye imamına bağlıdır.
Öncelikle, tüm meslek grupları içinde örgüt mensubu kişiler yönünden silsile şeklinde ayrı bir hiyerarşik yapı bulunduran, bir meslek grubu içinde yer alan örgüt üyesinin, diğer bir meslek grubunda yer alan örgüt üyesini tanımadığı, bir örgüt mensubunun en fazla üç veya dört kişiyle irtibat kurduğu hücre tipi yapının benimsendiği bu örgüt için, örgütün tüm üyeleri arasında haberleşme ağı ve bağlantısının aranması abesle iştigalden öteye gidemeyecektir.
Kamuda (Bakanlıklar ve taşra teşkilatları, yerel yönetimler, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, vb.) ve özel sektörde (Hukuk büroları, bilişim şirketleri, muhasebe firmaları vb.) faaliyet gösteren kurumlar için de örgüt tarafından imamlar atanmaktadır.
Örgüt mensupları tarafından haberleşmede kullanılan yöntemler: Ru be ru (yüz yüze), kurye kullanmak, cep telefonu, özel not, internet ağı, sosyal medya, basın yayın organları aracılığıyla genel açıklamadır. Birinci derecede iletişim şekli ru be ru (yüz yüze) şeklindedir. Buna göre, acil durumlarda görüşülmesi gereken bir kişi veya konu varsa mutlaka yüz yüze gerçekleştirilmekte, mecbur kalınmadıkça telefonla görüşme yapılmamaktadır.
Mobil veri ile iletişime imkân tanıyan Skype, Tango, Bylock, Line, .........., .........., Whatsapp vb. programlar da düşük maliyetli olması ve mesajlaşmaların şifrelemek suretiyle korunması sebebiyle sık tercih edilen haberleşme yöntem ve araçlarıdır. Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmekte, özellikle örgütün lideri .......... ile haberleşmede çoğunlukla bu yöntem kullanılmakta, talimat almak yahut faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla ABD’nin Pensilvanya Eyaletine gidilerek yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat kendisinden alınmaktadır.
Örgütün önemli bir ayağını toplumun çeşitli kesimlerinden özellikle de kırsal bölgelerden şehirlere gelen fakir aile çocukları oluşturmaktadır. Örgütün okul ve dershanelere yönelmesinin temel amacı örgüte öncülük edebilecek ve zamanla kadrolarında yer alabilecek zeki kişileri yetiştirmektir. Bu kapsamda, ortaokul ve lise döneminden başlayarak örgütün eleman kazanmak amacıyla piknik, yemek adı altında toplantılar düzenlemekte, bu toplantılarda öğrenciler örgüte bağlı etüt merkezlerine ve dershanelere yönlendirilmekte ve söz konusu yerlerde öğrencilerden sorumlu örgüt mensupları bulunmaktadır. Örgütle teması sağlanan öğrenciler, ağabeylerin veya ablaların sorumlu oldukları evlere dağıtılmaktadır. Her öğrenciye kod adı verilmektedir. Mülki idare, emniyet, TSK ve yargı gibi stratejik kurumlar için hazırlanacak öğrenciler, daha özel şartlarda seçilip, özel şartlarda hazırlanmaktadır. Bunlara hücre tipi yapılanma modeli uygulanmakta; askeri okullara, Polis Akademisi ve Polis Koleji'ne sokulacak öğrenciler, kesinlikle kendi dershanelerine gerçek isimleri ile kayıt edilmemektedir. Bu öğrencilere sınav soruları önceden verilerek ezberletilmekte ve bu husus örgüt jargonunda “Fetih okutmak” olarak adlandırılmaktadır.
Üniversite döneminde, öğrencilerin örgüt mensuplarınca yurtlarına veya ışık evi olarak adlandırılan örgüt evlerine yerleştirilmekte, bazı örgüt mensupları ise Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda kalarak örgüte öğrenci kazandırmaya çalışmaktadır. Ev ve yurtlarda kalan öğrencilerden sorumlu olan ve kod isim kullanarak örgütün gizlilik kuralına riayet eden abi veya ablaların asıl görevi, öğrencilerin örgütle bağının kuvvetlendirilmesi ve takibidir.
Örgütün himmet yolu ile sağladığı gelirler genel olarak mütevelli heyetleri vasıtası ile toplanmaktadır. Örgütün sohbet gruplarında yer alan kişilerden; sohbet toplantılarına düzenli olarak katılıp verilen görevleri yerine getiren, örgütün verdiği talimatlara sorgusuz itaat eden ve maddi gücü yerinde olan kimseler seçilerek mütevelli heyeti üyesi yapılmakladır. Sohbet gruplarında zekât, burs, kurban ve himmet adı altında paralar toplanırken; mütevelli heyeti üyesi kişiler ayrıca bir ışık evinin maddi ihtiyaçlarından sorumlu tutulmaktadır.
İl imamının koordinesinde yılda en az bir kez mütevelli heyeti üyelerinin katılımı ile kamp düzenlenmektedir. Kamplar esnasında dini duygular istismar edilerek himmet, zekât, kurban ve öğrenci bursu adı altında toplanan paraların artırılması sağlanmakta, toplanan paraların karşılığının Cennet ile mükâfatlandırılma olacağı vurgulanmaktadır.
Örgütün Gelir Kaynakları;
a) Usulsüzce Kamu Kaynaklarından Elde Edilen Gelirler;
b) İş Adamlarından Sağlanan Gelirler;
c) STK'lardan Sağlanan Gelirler;
d) Gönüllülük Esaslı Sağlanan Gelirler;
e) Eğitim Faaliyetleri Gelirleridir.
Örgütün, insanları beş farklı dereceye tabi tutarak sınıflandırdığı, bunlardan beş birlik olarak adlandırılan birinci sınıfı örgüte düşmanca davranan ve aleyhine mücadele eden kişilerin; beş ikilik olarak adlandırılan ikinci sınıfı düşman görülmemekle birlikte örgüte ilgi duymayan kişilerin; beş üçlük olarak adlandırılan üçüncü sınıfı hiçbir yardım ve katkıda bulunmaksızın örgütü seven kişilerin; beş dörtlük olarak adlandırılan dördüncü sınıfı doğrudan örgütün bir ferdi olmamakla birlikte örgüte her türlü yardımı yapan ve destekleyen kişilerin; beş beşlik olarak adlandırılan beşinci sınıfı örgüte mensup olup her şeyi ile kendisini örgüte adamış ve örgütü sorgulamayan kişilerin oluşturduğu belirlenmiştir.
Örgüt içerisinde ..........’in verdiği kararı sorgulama anlamına gelecek her düşünce, eylem ve tavır kuvvetle ezilmekte, liderin ve ona bağlı diğer yöneticilerin tüm talimatları aklın da ötesinde kutsiyet kazandırılarak uygulanmaktadır. .......... başta olmak üzere örgüt yöneticileri, halka hitap ederken büyük bir tevazu sergilerken, örgüt içerisinde mutlak bir otorite ile hareket etmekte olup, örgüt içerisinde ödül ve ceza sistemi uygulanmaktadır.
Örgüt mensuplarının iş ve özel hayatlarındaki bütün kararlarını, örgütün tasarrufuna bırakmış olmalarının altında yatan sebeplerden en önemlisi, bağlı oldukları imamların ve örgütün sözde lideri ..........'in hata yapmayacağına olan inançlarıdır. Hatta örgüt mensuplarının evlilikleri dahi çoğu zaman bağlı bulundukları imamların izin ve talimatları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Evlilik kararı veren örgüt mensubu bu durumu kendisinden sorumlu imama iletmekte, müstakbel eşini yine örgüte bağlı olan bayanların resimlerinin bulunduğu bir katalogdan seçmektedir. Böylelikle hem mensupların örgüte bağlılığı artırılmakta hem de örgütten ayrılma durumunda ayrılan kişilerin eş ve çocukları örgüt talimatı ile kendisinden uzaklaştırılarak baskı oluşturulmaktadır.
Örgütün sözde lideri ..........'in "Ne olursanız olun makam şöhret başınızı döndürmesin. 'Sıfır' olun. Olun ki büyük rakamlarda büyük yerlerde kullanılasınız." şeklindeki sözleri, örgüt mensuplarının fonksiyonel değerini ifade etmekte olup Gülen'e göre bireysel olarak hiçbir anlam ifade etmeyen fertler, örgüt bünyesindeki faaliyetleri ile değer kazanmaktadır.
Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ/PDY’nin, dini değerleri zamana ve şartlara göre kendi idealleri doğrultusunda yorumlaması, ülkesi ve devleti ile barışık olmak yerine devleti kendisine hasım olarak görmesi, açık ve şeffaf olmak yerine bir istihbarat örgütü gibi "kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar” kullanılması, yönetim kadrosunun faaliyetleri yurt dışından idare etmesi ve hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasadışı yöntemi kullanması, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de gerçekleştirebilecek tarzda yapılandığını göstermektedir. Nitekim 15 temmuz silahlı darbe ve işgal girişimi sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yaptığı açıklamada da belirtildiği üzere, "emellerine ulaşmak için her türlü yolu mübah gören, dini ve dinî duyguları istismar eden, dini görünümlü eğitim faaliyetlerini bir güç ve çıkar ağına dönüştürerek dünyevî, siyasî ve ekonomik bir yapı oluşturan, sözde dini söylemlerinde, İslâm'ın temel bilgi kaynaklarından çok, rüyalar, gizemli hikâyeler barındıran kendisine bağlı medyanın aracılığı ile sık sık Peygamber Efendimizin de katıldığı belirtilen sohbet, vaaz ve konferanslar yoluyla İslam dininin tahrifine tevessül eden, kendini gizleme, olduğundan farklı görünme, ikiyüzlü davranma, çift dilli konuşma, takiyye gereği helal-haram gözetmeme, kod adı kullanma, bulunduğu ortamda inandığından farklı yaşama, yalan söyleme, tecessüste bulunma, mahremiyeti ihlal etme, şantaj yapma, kayırmacılık, kötü emeller için örgütlü dayanışma gibi yöntemler kullanması nedeniyle gayr-i İslâmî ve gayr-i ahlaki özellik taşıyan, dinler arası diyalog adına din mühendisliği yapan ve kelime-i tevhidi parçalayan bu yönü ile İslam dinine zarar veren sahte bir mehdi hareketi olduğu" belirtilmiştir.
..........’in 1970’lerin sonunda başlattığı uzun vadeli projenin ilk halkasını eğitim oluştururken, tedrisattan geçenler başta Emniyet, Yargı, TSK ve Mülkiye olmak üzere, devletin önemli kademelerine yerleştirilmiş, bir kısmı ise “işadamı” olmaya aday gösterilmiştir. Örgüt bir yandan eğitimle kadro yetiştirip, bir yandan da diğer alanlarda etkinliğini artırmıştır.
.......... ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş; bu nedenle, mevcut sistemi yıkmak yerine, devletin tüm kurumlarını ele geçirmeyi hedeflemiştir.
FETÖ/PDY, yurt içinde ve yurt dışında çok miktarda vakıf, dernek, özel okul, şirket, dershane, öğrenci yurdu, yayın organı, gazete, TV istasyonu, faizsiz finans kurumu, sigorta şirketi ve radyo istasyonunu denetim altında bulundurarak; amacına uygun planlı, programlı ve gizli olarak faaliyetlerini yürütmüştür.
“Hizmet ve eğitim hareketi” olarak görünmesine rağmen, FETÖ/PDY’nin paralel kadrolaşma hedefinin “Askeri” ve “Stratejik” birimlere yöneldiği; gücün, stratejik bilginin ve paranın olduğu her yerde örgütlendiği" görülmektedir.
Örgütün, devlet yapılanması içerisinde en güçlü olduğu alanların başında, güçlü bir istihbarat ağına sahip olması gelmektedir. Örgütün sözde liderinin kamuoyuna yansıyan bazı konuşmalarında, örgütün hedeflerine ulaşması için gerçekleştirilen faaliyetlere ilişkin olarak örgüt mensuplarına aktardığı talimatlara göre, düşmanlardan bir adım önde olmak için istihbarat en önemli unsurdur, gerekli büyüklüğe, olgunluğa ve uygun şartlara ulaşmadan saldırıya geçilmemelidir, yeterli güce ulaşana kadar ılımlı gözükmeli ve alttan alınmalıdır, harekete geçmeden önce plânlama yapılmalı, plânsız hiçbir iş yapılmamalıdır, strateji ve taktikler kimseye söylenmemelidir, hatta bazı strateji ve taktikleri işin başında bulunan tek insan bilmelidir, nihai hedefe ulaşmak için her yol mübahtır. Bu kapsamda, kamu kurumlarında çalışan örgüt mensupları elde ettikleri bilgileri örgüte aktarmakta ve toplanan bütün bilgiler yukarıda birleştirilerek, büyük bir havuz oluşturulmaktadır. Örgüt, hedeflerine ulaşmak için bu havuzdaki bilgi ve belgeleri, örgüt lideri ..........'in de bilgisi ve onayı ile amaca uygun hale getirerek hasım cephedeki kişi ve kurumlar aleyhinde kullanmaktadır. ".........." isimli twitter kullanıcısı bu konunun somut örneğidir. Süreç, önce olayın kendilerine yakın medyaya sızdırılması ve kamuoyu oluşturulması ile başlamaktadır. FETÖ/PDY; Mülkiye, MİT, TSK ve Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde örgütlenerek, “güvenlik bürokrasisi” ve “istihbarat” alanında bir ağ oluşturma yoluna gitmiştir. Bu kurumların yanı sıra, bu yapının paralel bir örgütlenmeye giderek istihbarat ağına katmaya çalıştığı kurumlar arasında “TÜBİTAK”, "BTK" ve "TİB" gibi kurumlara özel önem verilmiş, TÜBİTAK'da yer alan “Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi”ndeki kadroları sayesinde, devletin üst düzey siyasileri ve bürokratlarınca kullanılan kriptolu telefonların dinlendiği ortaya çıkmıştır.
Örgütün genel itibariyle tüm devlet birimlerinde özellikle devletin savunma mekanizmasını üstlenen Adalet, Emniyet ve Silahlı Kuvvetlerde örgütlenme yoluna gittiği, burada devletin hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir hiyerarşik yapı oluşturdukları, bu örgütün lideri olan ..........'in yapmış olduğu konuşmalardan anlaşıldığı üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal, ekonomik, askeri ve idari mekanizmasına yön veren kadroların, sızmak veya satın alınmak gibi gayrımeşru suretle, ele geçirilerek etkisiz hale getirilmesinin amaçlandığı açığa çıkmıştır.
Yargı teşkilatı irdelenecek olursa; 1990 yıllarından itibaren örgüt evlerinde yetişen elemanların Hakim ve Savcılığa yönlendirilmeye başlandığı, 2010 Anayasa değişikliğine kadar Hakim ve Savcılar üzerinde etkisi olan Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde, Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde yoğun bir kadro oluşumuna gidildiği, müfettişler aracılığı ile örgüt elemanı olan Hakim Savcılara yüksek not verilerek emsalleri ile aralarında fark yaratıldığı, yine Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığı ile Hakim Savcılar hakkındaki şikayetin istenildiği şekilde sonuçlandırıldığı, ayrıca Personel Genel Müdürlüğü aracılığı ile dönemin HSYK üyelerinin düşünce yapısına uygun olarak üyeler ile örgüt elemanlarının irtibatı sağlanarak unvanlı atamaların yapıldığı, 2005 tarihinde yürürlüğe giren ve CMK m.250 ile kurulan Özel Yetkili Mahkeme Hakim ve Savcılarının özellikle örgüt üyeleri arasından gizlilik esasına uyularak atanmalarının sağlandığı, Emniyet ve Yargıya yerleştirdikleri örgüt üyeleri ile ülkenin yargı sistemini tamamen kendisine hizmet eder hale getirdiği, adeta devlet içinde paralel bir yargı ve polis teşkilatı kurduğu, bu kurumları ile iş adamların sahte soruşturmalar ile sindirildiği, askerler ve bürokratların tutuklandığı, insanların özel görüntüleri ve konuşmalarının usulsüz olarak elde edildiği ve örgütün medya kanallarında servis edilerek bir korku imparatorluğu kurulduğu, yerelde bu örgüte mensup kişi ve kurumlar aleyhine, terör suçu dışında her hangi bir soruşturma ve koğuşturma yürütme girişiminde bulunulmasında dahi, örgütün sorumluları tarafından hiyerarşik düzene uygun bir şekilde bu durum üstlere iletilerek, bizzat bu yargı mensuplarının uydurma şikayet ve soruşturmalarla karşı karşıya bırakıldığı, aslında kamunun tüm alanlarında örgüte dokunan ya da dokunmaya teşebbüs edenlerin, bu yapının devlet içindeki gizli gücünün devreye girmesiyle adli ve idari soruşturmalara, haksız tayin ve görev değişikliklerine sebebiyet verildiği bilinen bir gerçektir.
FETÖ/PDY mensubu olmayan kamu çalışanlarına haksız yere birtakım idari cezalar verilmesi ya da davalar açmak suretiyle önemli görevlere gelmelerinin engellenmesi, sicillerinin bozularak yükselmelerinin önüne geçilmesi, yükselme sınavlarında kopya çekilmesi, şahıslar hakkındaki soruşturma dosyalarının ve ses kayıtlarının dava sonuçlanmadan algı operasyonları yaratmak amacıyla kamuoyuna el altından sızdırılması, Devletin gizli bilgi ve belgelerinin yayınlanması, Devletin imkânlarını kullanmak suretiyle FETÖ/PDY lehine istifade etmek üzere bilgi, belge ve görüntü temin edilmeye çalışılması, Devletin gizli arşivlerinde bulunması gereken bilgi ve belgelerin ilgili kurum dışına çıkartılması, FETÖ/PDY’nin “Altın Nesil” adıyla yetiştirip kamu kurum/kuruluşlarına yerleştirdiği mensuplarının bazı eylemleri olarak ilk etapta akla gelmektedir. Örgüt, bu eylemlerle, kendisinden olmayanların önünü kesmiştir. FETÖ/PDY mensubu olmak, bazı kurum ve kuruluşlar içerisinde üst düzey görevlere gelebilmek için asli şart haline gelmiş olup, örgüte biat eden ve verilecek her türlü görevi yerine getirmeyi kabul eden şahıslar, en üst görevlere çıkartılmışlar, bu şekilde önünde durulamaz, durdurulamaz bir korku imparatorluğu oluşturmuşlardır.
Örgütün çok büyük bir camiaya sahip olduğu düşüncesi ile artık önlerinde kimsenin duramayacağı fikrine kapıldığı, yaşadıkları özgüven patlamasının neticesi olarak 2007 yılından beridir devletin güvenliğinin teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetlerinde kendilerine muhalif olan subayları pasivize edebilmek ve yerlerine kendi yetiştirdikleri kadroları getirebilmek için kendi uydurdukları deliller ile operasyon yaptıkları, bu şekilde yüzlerce subayın hayatını kararttıkları anlaşılmıştır. Yargı organlarının hukukun sınırlarını aşarak yaptığı uygulamaların kişi mağduriyetlerine yol açtığı, kişileri intihara sürüklediği, bazı mağdurların cezaevinde hastalığa yakalandığı veya intihar ettiği, uzun tutukluluk ve yöntemi hukuki olmayan davaların kişilerde psikolojik çöküntüye, depresyona yol açtığı, savunması hukuka uygun şekilde alınmayan ve yaptığı savunmaya itibar edilmeyen, iftiraya uğrayan, sahte delil oluşturulup hakkında adli soruşturma yapılan insanların üzerinde kamu gücünün cebren kullanıldığı, Devletin kamu gücünü kendi çıkarına kullanan örgütün hukuku, amacına araç haline getirdiği, emrindeki Hakim ve Savcıların hukuka ve vicdanına göre karar vermek yerine örgüt abilerinden, yöneticilerinden gelen emirleri uyguladığı, örgüt hiyerarşisinin devlet hiyerarşisini gölgeleyip kaldırdığı, kamu yararı yerine örgütün yararının gözetildiği görülmektedir.
Fetullahcı Terör Örgütü emrindeki yargı, emniyet askeriye mensuplarını kullanarak kişilerden himmet toplamış, örgütün taleplerine karşı gelen kişiler bir suç veya terör örgütü ile ilişkili gösterilmiş ve örgüt elindeki silahlı kamu gücünü kullanarak tutuklamalar yapmıştır. Örgüt ekonomik kaynak toplamak için iş adamlarını takibe almıştır. Hedefine aldığı iş adamları hakkında bilgi ve belge toplamış, elinde bulunan bilgileri şantaj olarak kullanmış, takipler ve usulsüz dinlemeler sırasında elde edilen bilgiler kullanılıp sahte delillerle soruşturmalar yaptırılarak kişiler hapse attırılmış, kumpas ve şantaja boyun eğen iş adamları haraca bağlanmıştır.
2014 HSYK seçimlerinde birbirinden bağımsız görünen adayların ve yargı teşkilatında hiç tanınmayan bazı adayların bile 4500 civarında oy aldığı, bağımsız görünen adayların tanıtım broşürlerinin aynı merkezden postaya verildiği görülmüştür. Öte yandan örgüte mensup, örgüt yararına soruşturma ve kovuşturma yapan hakim ve savcıların yurt dışına kaçırıldığı ve orada örgütün desteği olmadan barınmalarının mümkün olmadığı açık bir gerçektir.
Yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son karar verici olmasının örgütün işini kolaylaştırdığı, örgütün, yargıyı her açıdan etkin bir silah olarak kullandığı, sadece rakiplerini bertaraf etmek için değil, siyaseti tanzim etmek, siyasi partilerin yönetimlerini değiştirmek, toplumdaki etkinliğini artırmak, toplumu kontrol etmek, herkesle ilgili bilgi toplamak, ticari faaliyet alanlarını ve kamu kurumlarını ele geçirmek, hatta hükümeti yıkmak ve kendi felsefesine uygun bir siyasi yapı oluşturmak için de bir araç olarak kullandığı, yargının, soruşturma unsurlarıyla, alt yapısıyla ve polisle desteklendiğinde örgütün kullanabileceği muazzam bir silaha dönüştüğü, yüksek yargıdaki değişimle örgütün elindeki bu silahın etki alanının zirve yaptığı, yargıyı tekelinde ve yedinde tutan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kendisine engel olacağını düşündüğü hâkim-savcı, asker, emniyet personeli, mülki amirler ve diğer kamu personeli hakkında uydurma tahkikatlar, tutuklamalar yaparak saf dışı bıraktığı, bu yolla aynı zamanda diğer kişilere de gözdağı verdiği, silahlı kuvvetler mensupları ile ilgili uydurma soruşturmalar, toplu tutuklama ve davalarla TSK’nın etkisiz hale getirildiği, böylece kendi örgüt mensuplarının terfi etmesinin yolunun açıldığı, neticeten örgütün ceza ve hukuk davalarında en büyük belirleyici güç olduğunu gösterdiği anlaşılmaktadır.
Örgütün, 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendinden olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT'i ele geçirmek, bir yandan da aynı soruşturmayla hükümetin güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği, MİT yöneticilerinin, hükümetin ve başbakanın terör örgütüne yardımla suçlanmak istendiği, bu soruşturmanın hükümeti yıpratıp gözdağı vermek için yapıldığı, örgütün bu denemesinin istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilerek önlendiği ve FETÖ/PDY mensuplarının bu olayda örgüt amaçları için görevli MİT mensuplarına silah çekerek silah kullandıkları belirlenmiştir.
Bir terör örgütünün varlığının kabul edilebilmesi için, örgütlü bağlılık, üyeler arasında görev bölüşümü, kod isimleri, bir hiyerarşi ve bu örgütün ideolojisini savunan insanların olması gerekir. FETÖ/PDY mensuplarının hücresel şekilde birbirleriyle bağlantıları, kendi aralarında bir rapor, talimat alışverişi bulunmaktadır. Alttan yukarıya doğru rapor, yukarıdan aşağıya doğru talimat verilmekte, örgüt mensuplarının, kendilerine yeni örgüt mensupları kazanma faaliyetleri bulunmakta, yeni çocuk ve gençler örgüte alınmakta, eğitilip, yetiştirilerek bu örgütün kadrolarına ilave edilmektedir. Örgütün eğitim malzemeleri, kitabı, bildirisi, ideolojisini anlatan belgeler, evraklar, dokümanları, ordu ve emniyet içerisinde teşkilatlanmış silahlı gücü bulunmaktadır. FETÖ/PDY de diğer terör örgütleri gibi bir inanca dayanmaktadır. Fetullahçı Terör Örgütü, üyelerinin uğrunda zorluklarına katlanabildiği, fedakârlıkta bulunduğu, amacına yönelik bir şeyler yapabildiği, bir inanç, bir ideoloji sistemidir. Örgüt kadrolarının sızdığı devletin güvenlik kurumlarının silahlı olması ve bu silahları kullanma yetkisinin bulunması, örgütün silahlı ve askeri eğilimini göstermesi açısından çok önemlidir. ..........'ın çevresinde kümelenen Haşhaşilerin, yaklaşık bin yıl kadar önce afyon çekip fedailerini kullanarak devlet görevlilerini öldüren bir terör örgütü olarak ortaya çıkmalarında olduğu gibi, FETÖ/PDY üyeleri de mutlak itaat ve cennete kavuşacakları saiki ile hareket ederek yukarıda örnekleri de verildiği ve en son Rusya Büyükelçisinin öldürülmesi olayında görüldüğü üzere devlet içinde suikast benzeri hareketlere başvurmuştur.
Tüm bu açıklamalar ışığında; Aşağıda değinilecek 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önce de; mahiyeti gereği silahlı olarak Emniyet, Jandarma ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde devletin hiyerarşisinden ayrı bir hiyerarşi kurarak ve bu hiyerarşiye sıkı bağlılıkla hareket eden bu örgütün, “terör örgütü ile mücadele” adı altında yetkilerini görevlerinin gereklerine aykırı kullanmak suretiyle amaca ulaşmak için toplum üzerinde baskı, korkutma, sindirme ve yıldırma yöntemi kullanarak işlemler yaptığı ve bu işlemleri kendisine bağlı medyada yayınlamak suretiyle korkutma ve sindirme politikasının ülke geneline yayılmasını sağladığı, bu itibarla örgütün hem manevi cebir ve şiddet kullanmak suretiyle hem de MİT tırlarının durdurulması olayında olduğu gibi doğrudan silahlı cebir ve şiddet kullanarak ve ele geçirmeye çalıştığı kurumların silah kullanma yetkisi olan emniyet ve askeri kurumlar olması, cebir ve şiddet kullanımına ilişkin güncel tehdidin de bulunması göz önüne alındığında terör örgütünün "yönteme yönelik" özelliğini gösterdiği; silahlı darbe girişimi ile bu özelliğin tartışılmaz bir şekilde netleştiği,
Örgütün amacının 3713 sayılı Kanunun 1. maddesinde düzenlendiği üzere Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya ele geçirmek, Devletin iç ve dış güvenliğini bozmak olduğu, devlet hiyerarşisinde daha üst konumda olan kişinin memuru olan kişiden veya memuriyetle hiçbir bağlantısı olmayan dolayısıyla hiyerarşik yapıda bulunmayan kişilerden alınan emirlerin uygulanması hususunun Devlet otoritesini zaafa uğratma amacı olduğu ve devletin içerisinde ayrı ve sert bir hiyerarşi oluşturularak gerçekleştirilen bu eylemlerin örgütteki "hiyerarşik yapıyı" açıkça ortaya koyduğu,
Devlet kurumlarına hakkı olmadığı halde kopya çekmek ve bunun gibi hukuka aykırı yollarla, girmek ve makam sahibi olmak amacıyla o makamda bulunan kişilerin hukuksuz olarak özel hayatının gizliliğini ihlal etmek ve gerekirse iftira atmak ve delil oluşturmak suretiyle kendilerine yarayacağını düşündükleri makamı ele geçirme hususunun Devleti ele geçirme amacı olduğu; MİT tırlarının durdurulması olayında Türkiye Cumhuriyeti Devletini terör örgütlerine yardım eden bir ülke olarak gösterme çalışmasında olmaları halinin Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürme ve Devletin iç ve dış güvenliğini bozma amacı olduğu dolayısıyla terör örgütü tanımının "amaç" unsurunu da taşıdığı;
Örgütün üye sayısı, yukarıda açıklandığı üzere terör örgütünün maddi desteğini legal çalışmalardan sağlayabileceği hususu nazara alındığında sermaye şirketleri göz önüne alınmak suretiyle ekonomik gücü, yine yukarıda açıklandığı üzere devlet kademelerinde ve özellikle silahlı birimler olan Emniyet ve Silahlı Kuvvetler birimlerine yerleşmeye çalışması ve yerleşmesi nazara alındığında araç ve gereç yönünden de amaç suçları işlemeye elverişli olarak terör örgütünün "elverişlilik" unsurunu da taşıdığı;
Örgütün kurulum aşamasından günümüze kadar yapmış olduğu devletin askeri ve stratejik olarak etkin kurumlarına örgüt yöneticisinin tabiriyle sızma suretiyle (soruların çalınması, önemli makamlarda bulunan kişilerin hukuka aykırı şekilde şantaj ve tehditle uzaklaştırılması, görev verilirken kişinin liyakatinden ziyade örgüte yakınlığının gözetilmesi gibi) devleti ele geçirmeye yönelik faaliyetler özellikle 2008 yılı ve sonrasın da örgüt elemanlarının devletin etkin olduğunu düşündükleri birimlerde yoğun şekilde kadrolaşmaya gitmesi nazara alındığında "süreklilik" unsurunun da gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.
Sıkı ve hiyerarşik yapılanmanın, yukarıda açıklandığı üzere en tepeden aşağıya doğru merkezi, sıkı ve menfaate dayalı olduğu, ayrıca cep telefonlarının dahi dışarıda bırakıldığı toplantıların yapılıyor olması ve bu toplantılara katılabilecek kişilerin önceden belirlenerek başka kişilerin toplantıya katılımının engellenmesi nazara alındığında faaliyetlerin gizlilik içerisinde ve örtülü bir biçimde yürütüldüğü, bu itibarla yerleşik Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere FETÖ/PDY yapılanmasının yukarıdaki açıklamalar ışığında terör örgütünün bütün unsurlarını taşıdığı hususunda bir şüphe bulunmamaktadır.
Bu aşamada değerlendirilecek diğer bir husus örgütün silahlı olup olmadığıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin terör örgütlerine yardım ettiği algısı oluşturmak amacı ile 1 Ocak 2014 tarihinde Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde 19 Ocak 2014 tarihinde Adana'nın Ceyhan ilçesinde MİT'e ait yardım tırlarının aranması eylemlerinin Fetullahcı Terör Örgütü içerisinde yer aldığı tespit edilen kişiler tarafından gerçekleştirildiği, bu kapsamda sözde "Kudüs ordusu terör örgütü soruşturması" kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanının Başdanışmanları olmak üzere üst düzey devlet yetkililerinin resmi ve özel telefonlarının dinlenildiği, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğini veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken görüşmelerin kayıt altına alındığı, MİT tırlarının durdurulması eylemi öncesi ve sonrasında örgüt güdümündeki yazar ve basın yayın kuruluşları aracılığı ile kamuoyu oluşturma girişiminde bulunulduğu, her iki ihbarın da isimsiz sahte isimlerle yapıldığı, daha sonra her iki ihbarı yapan kişinin jandarma istihbarat görevlisi olduğunun anlaşıldığı, 17-25 Aralık girişiminden sonra devlet kurumundaki özellikle Emniyet teşkilatından bir çok atamanın yapılarak örgüt elamanlarının tasfiye edildiği, bunu göz önünde bulunduran örgütün, ihbara konu tırların emniyet bölgelerinden geçmesine rağmen ihbarın ısrarla jandarma ihbar hattına yapıldığı, tırların durdurulmasında il emniyet müdürlüklerinin bilgisi olmadığı, jandarma birimlerinin ihbarla ilgili diğer birimlere paylaşımda bulunmadığı, 19 Ocak 2014'te Ankara'dan Ceyhan'a kadar tırlara müdahale edilmemesinin belli bir amaca yönelik olduğu, belirli plan dahilinde sürecin yürütüldüğü, Adana Ceyhan'da MİT tırlarının durdurulduğu, MİT mensupları ile jandarma mensupları arasında arbede yaşandığı, MİT personelinin silah kullanılarak darp edildiği, bu hususun basına da yansıdığı, görüldüğü üzere örgüt elemanlarının devlet hiyerarşisinden ayrı olarak silah kullanmak sureti ile örgütün amaçlarını gerçekleştirdiği;
Kamuoyunda "Tahşiye davası" olarak bilinen İstanbul C. Başsavcılığı iddianamesi ile açılan ve Mahkemece kabul edilen iddianamede belirtildiği üzere, ..........'in emir ve talimatları doğrultusunda ilk önce örgüte ait basın yayın kuruluşlarında yayınlar yapıldığı ve 22/01/2010 tarihinde 16 ilde eş zamanlı olarak 122 kişiye yönelik operasyon yapıldığı ve bir kısım şüphelilerin tutuklanarak 17 aya kadar tutuklu kaldıkları, şüphelilerden ..........'ın bulunduğu Bahçelievler ilçesinde bulunan ikametgahında yapılan aramada el bombaları, mermiler, krokiler ele geçirildiği, el bombaları üzerinde yalnızca arama yapan polis memurlarının parmak izinin tespit edildiği, yine suça konu el bombaları ve mermilerin MKE yapımı olduğu, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında Beykoz ilçesi ......... mevkiinde yapılan kazılarda ele geçen bir adet şeffaf poşete sarılmış vaziyette bulunan sarı renkli sis kutusu ile aynı seriden olan el bombalarının seri numaralarının Kartal İlçe Emniyet Müdürlüğünde bulunan 6 adet el bombası ile benzeştiği görülmüştür.
Erzincan ilinde ......... mevkiinde silah mermilerinin bulunduğu yerin jandarma bölgesinde olmasına rağmen o dönem özellikle emniyete ihbarda bulunulduğu ve gizli tanıkların bu şekilde yönlendirildiği, bu nedenle yerleştirilen silah ve mermilerin örgütün kullanımında olan silah ve mermiler olduğu, dolayısı ile örgütün silahlı örgüt olarak kabul edilmesi gerektiği,
15/07/2016 günü hain darbe girişimi ile, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülkenin muhtelif yerlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yuvalanan, aralarında generaller ve amirallerin de bulunduğu subay, astsubay, uzman er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler aracılığıyla, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak ve Anayasal düzeni değiştirmek amacı ile eyleme geçtiği, bu kapsamda; saat 22:00 sularında İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinin silahlı terör örgütü üyeleri tarafından tank ve paletli zırhlı araçlar ile trafiğe kapatıldığı, İstanbul Yeşilköy Atatürk Havalimanı’nın tanklar vasıtasıyla sevki sağlanan örgüt üyesi askerler tarafından ele geçirilerek, 22:15 itibariyle havalimanına giriş ve çıkışların kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilerek tüm yurt içi ve yurt dışı uçuşların durdurulduğu, F-16 savaş jetleri ile havalimanı üzerinde alçak uçuş yapılarak yolcu uçaklarının iniş ve kalkış yapmalarının engellendiği, yine aynı saatlerde ..........5 Havalimanı’nın ele geçirilmesi maksadıyla benzer bir girişimde bulunulduğu, ......... Caddesi’nin giriş ve çıkışı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, .......... Lisesi başta olmak üzere stratejik öneme sahip karakollar, limanlar, köprüler ve meydanlarda, örgüt mensubu askerlerin tank ve zırhlı araçlar ile hâkimiyet kurmaya çalıştıkları, savaş jetleri ile ses hızını aşacak şekilde alçak uçuş yapan ve zaman zaman ses bombası atan örgüt mensubu askerlerin, korku ve paniğe sevk ederek halkın meydanlara çıkmasını engellemeye çalıştığı, milli iradeye sahip çıkmak üzere Boğaziçi Köprüsü’nde toplanan halkın üzerine uzun namlulu silahlar ile ateş açıldığı, çok sayıda sivil vatandaşın yaşamını yitirmesine sebebiyet verildiği,
Eş zamanlı olarak Ankara’da milli egemenliğin oluştuğu Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü üzerinde F-16 savaş jetlerinin alçak uçuş yapmaya başladıkları, ağır silahlarla donatılmış helikopterlerin onlara eşlik ettiği, Meclis’te temsili bulunan tüm siyasi parti milletvekillerinin, demokrasiye ve Meclis’e sahip çıkmak üzere TBMM Genel Kurul Salonu’nda toplanmaları üzerine, Meclis ana binasının bulunduğu yerleşkenin bombalandığı, sokağa inerek, demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkan vatandaşların üzerine helikopterlerden ateş açıldığı, çok sayıda vatandaşın şehit edildiği ve yaralandığı, Yenimahalle ilçesinde bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı binasına kobra tipi iki helikopterden ateş açılarak saldırıda bulunulduğu, Gölbaşı ilçesinde bulunan .........7 Eğitim Merkezi binasının tank ve savaş uçaklarının yoğun bombardımanına maruz kaldığı, saldırılar esnasında 47 özel harekât polisinin şehit düştüğü, halkın meydanlara çıkmasını engellemek amacıyla savaş uçakları ile sürekli sorti yapıldığı, TBMM, MİT ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü başta olmak üzere kamu binaları önünde, cadde ve meydanlarda toplanan vatandaşlara karşı uzun namlulu silahlar ile saldırıldığı, kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden silahsız ve savunmasız halkın üzerine rastgele ateş açıldığı, bu suretle ülke genelinde gerçekleşen çatışmalar sonucu 246 kişinin şehit olduğu, 2.194 kişinin de yaralandığı tespit edilmiştir.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından 19/07/2016 günü saat 13:00’da yapılan basın açıklamasında, terör örgütünce başlatılan darbe girişiminin 17/07/016 saat 16:00 itibariyle tüm yurt genelinde bastırıldığı, kalkışmayı yapanların FETÖ/PDY mensubu olduğuna yönelik birçok itirafçı subay ifadesinin bulunduğu anlaşılmakla, darbe girişiminden önce de; devletin silahlı unsurları olan emniyet ve askeriye içindeki mensuplarınca, devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla hareket eden, bu amaçla devletin silahlı imkanlarını kullanan, silahlı güce idari hiyerarşi dışında emir ve talimat alarak paralel devlet yapılanmaları aracılığı ile hükmeden ve darbe girişiminde de olduğu gibi bu gücü kullanma imkan ve iradesine sahip olan FETÖ/PDY terör örgütünün yukarıda anlatılanlar ışığında "silahlı terör örgütü" olduğu hususunda kuşku yoktur.
Tek başına darbe girişimi dahi bu örgütün silahlı terör örgütü olduğunun delilidir ve söz konusu darbe girişiminin bir gecede ya da kısa bir süre önce kararlaştırılan bir olgu olmasının mümkün olmaması, öncesinde yukarıda açıklandığı üzere yıllar süren, gizli, terör yöntemleri ile büyüyen, bünyesinde silahı barındıran bir yapının varlığını gerektirmesi karşısında 15 Temmuz öncesi için de bu örgütün silahlı terör örgütü olduğunu göstermeye yeterlidir.
Tartışılması gereken bir diğer husus FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütü üyelerinin kendi aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullandıkları Bylock programının irdelenmesi hususudur.
Bu yönden yapılan değerlendirmede; .......... uygulaması güçlü bir kripto sistemi ile internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayalı bir programdır. Bylock uygulamasını geliştiren ve kullanıma sunan kişinin bu programı kullanan kullanıcı sayısını arttırmayı ve ticari değer haline gelmeyi hedeflemediği anlaşılmaktadır. .......... uygulamasını kullanıcı bilgilerinin ve iletişimin güvenliğinin azami şekilde korunmasını amaçladığı anlaşılmaktadır. Bylock uygulamasında iki kullanıcının haberleşmesi için her iki tarafın çoğunlukla yüz yüze veya bir aracı (kurye, mevcut Bylock kullanıcısı gibi) vasıtasıyla temin edilen kullanıcı adlarının eklenmesinin gerektiği, mesajlaşmanın her iki kullanıcının da birbirini eklemesinden sonra başlatılabilmesi sebebi ile haberleşmenin sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde gerçekleştirilmesine imkan verecek şekilde kurgulandığı anlaşılmaktadır. Bylock uygulamasında kullanıcıların örgütsel mahiyetteki haberleşme ihtiyaçlarının başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duyulmadan gerçekleştiği ve tüm iletişim sunucu üzerinden geçtiğinden oluşturulan grupların ve haberleşme içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrollerinde olmasını sağladığı anlaşılmıştır. Gerçekleştirilen haberleşmenin cihaz üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra manuel işleme gerek duyulmaksızın otomatik olarak silindiği, kullanıcıların haberleşme güvenliği bakımından silmeleri gereken verileri silmeyi unutsalar dahi sistemin gerekli tedbirleri alacak şekilde tasarlandığı anlaşılmaktadır. Böylece .......... uygulamasının olası bir adli işlem sonucunda cihaza el konulması durumunda dahi uygulamada yer alan verilere erişimi engelleyecek şekilde kurgulandığı anlaşılmaktadır. Kullanıcıların kendilerini gizlemek amacıyla uzun parolalar belirledikleri, bu uygulama kullanılarak yapılan mesajlaşama içeriklerinin tamamına yakınının FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütünün unsurlarına ait örgütsel temas ve faaliyetleri içerdiği anlaşılmaktadır. Tüm bu değerlendirmeler sonucunda 15 Temmuz 2016 Askeri Darbe girişimi sonrasında hakkında adli işlem yapılan örgüt üyelerinin ve gizli tanıkların ifadelerinden ayrıca elde edilen teknik bilgilerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda Bylock programının 2014 yılının başlangıcından itibaren FETÖ-PDY terör örgütü üyelerinin örgütsel haberleşme aracı olarak kullandıkları bir program olduğu mahkememizce sabit kabul edilmiştir.
Bu değerlendirmeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanık Bitlis İl Emniyet Müdürlüğünde .......... olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY soruşturması kapsamında memuriyetten ihraç edilmiş bir kamu görevlisidir.
Ankara C.Başsavcılığı'nın Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle mahkememize gönderdiği cevabi yazı ve Bitlis Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün yeni bylock sorgu sonucu raporuna göre sanık 08/11/2014 tarihinden itibaren;
Sisteme Giriş sayısı: 60
Alınan Mesaj sayısı: 87
Gönderilen Mesaj sayısı: 153
Alınan Mail sayısı: 307
Giden Arama sayısı: 7
olmak üzere Bylock programını kullanmıştır. Ayrıca; Sanığın kullanıcı id numarası ……, kullanıcı adı …..'dir. Sanık ile bağlantılı tespit edilen 18 kullanıcı vardır. Sanık bu kişilerle irtibatlıdır, bir kısmı ile Bitlis'de çalışmaları bir kısmı ile Ankara'da birlikte çalışmaları bir kısmı ile ise devre olması sebebiyle tanışmaktadır. Bunlardan ..........,.........., ..........,..........,..........,.......... ile devre olup Ankara'da aynı dönemde çalışmış, ..........,.......... ile Bitlis ilinde birlikte çalışmış, .......... ile sadece devre olması sebebiyle tanışmıştır.
Sanık, söz konusu programı kurmadığını ve kullanmadığını savunmuş ise de, iddianamede belirtilen …… numaralı telefon hattının kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Bitlis İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından mahkememize gönderilen 10/01/2017 tarihli müzekkere ekinde yer alan 'Yeni Bylock CBS Sorgu Sonucu' raporu incelendiğinde; şahsın Bylock programını …… numaralı GSM hattı ile kullandığının bildirildiği görülmüştür.
Bu deliller ve tespitlerden hareketle sanığın bylock programını kurmadığı ve kullanmadığı, ip numaralarının internet sağlayıcısı tarafından birden çok kişiye kullandırılması sonucu karışıklık oluştuğu benzeri savunmalarına itibar edilmemiştir. Zira arkadaş listesi farklı illerde farklı dönemlerde çalışmış kişilerden oluşmakta ve sanık bunlarla bağlantılı bulunmaktadır.
Bylock ile ilgili tespitler hukukidir ve delil gücündedir. Milli İstihbarat Teşkilatı görevlilerinin bir araştırma esnasında suç delilleri ile karşılaşmaları halinde bunu yargı yardımcısı birimler ile paylaşmaları ve yargı yardımcısı birimlerin bu deliller üzerinde gerekli incelemeleri yaparak bunu yargı mercilerine sunmaları hukuk sistemi içinde var olan bir uygulamadır. Organize suçlarla mücadele şubesi veya Terörle mücadele şubesi ve daha geniş anlamda Emniyet birimleri yargı yardımcısı birimlerdir. Bu birimlerin olay yeri inceleme raporları, kaza tespit tutanakları, arama ve elkoyma tutanakları, tape çözümlemeleri, kriminal raporları vb tespitleri yargı birimlerince delil olarak kullanılmaktadır. Bylock programına ilişkin değerlendirme ve tespitlerde emniyet birimlerince tespit edilmiş benzer mahiyette delillerdir ve mahkemece hükme esas alınmıştır. Sanığın bu tespitlerin sırf istihbari delil olduğu yönündeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Sanığın üst aramasında el konulan telefonunda bylock kırıntılarına rastlanmış ve ayrıca bu cihazın imei numarası ile sisteme giriş yapılan cihazın imei numarasının aynı olduğu görülmüştür.
Bylock kullanıcısı olmak fetö/pdy silahlı terör örgütünün üyesi olmak için yeterli bir delildir. Örgüt ancak ketumluğundan şüphe etmeyecek kadar güvendiği üyelerine bu programı yüklemektedir. Başka bir deyişle bylock yüklenmeye değer bulunmak gerekmektedir. Alalade bir örgüt mensubuna programın yüklenmeyeceği açıktır.. Tıpkı pkk terör örgütü yönünden kod isim verilecek kadar güvenilen ve örgütün gizli yapısına dahil olan kişinin örgüt üyesi kabül edileceğine dair yüksek mahkeme içtihatlarında da olduğu gibi, fetö terör örgütü yönünden de bylock mesaj sistemine dahil edilecek kadar önem verilen kişinin örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekecektir. Bu gerekçeler ışığında sanık hakkında mahkumiyet kararı vermek gerekmiştir.
Cezanın belirlenmesi
Sanık Bitlis İl Emniyet Müdürlüğünde emniyet amiri rütbesiyle çalışan kamu görevlisidir. devlet içerisinde yapılanarak güç kazanmayı ve nihayetinde devleti ele geçirmeyi hedefleyen örgüt üyelerinin bir kısmı kamu görevinde olmasına karşılık bir kısmının kamu görevi almaması karşısında kamu görevinde bulunan örgüt üyesinin operasyonel anlamda herhangi bir etkinlik yapabilecek görevde bulunmayan başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanığın duruşmalarda pişmanlığının gözlemlenmemesi, işlediği suç nedeniyle pişman olduğuna dair mahkememizde kanaat oluşmaması, üzerine atılı suçlamayı ve özellikle Bylock programını kurduğunu ve kullandığını ısrarlı bir şekilde inkar etmesi hususları nazara alındığında TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanmasına yer olmadığı vicdani kanaatine varılmış ve yukarıdaki açıklamaların ışığı altında aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
B)DAİREMİZCE DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE ULAŞILAN KANAAT:
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık .......... hakkında yapılan yargılama sonucunda sanığın yüklenen suçtan mahkumiyetine dair verilen Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarih ve 2017/77 esas, 2017/243 karar sayılı ilamının sanık ve müdafi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyanın incelemesini yapan Dairemizin 02/04/2018 tarihli kararıyla CMK'nın 280/1-e maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilmiş olmakla;
Dairemizce dosya üzerinde yapılan ilk incelemede, yüklenen suça ve bunun delillerine yönelik olarak bütünsel inkarda bulunan sanığa ilk derece mahkemesince verilen cezanın TCK'nın 3. ve 61. maddelerindeki ölçütlere uygun olarak belirlenip belirlenmediği, sanık hakkında TCK'nın 62. maddesindeki takdiri indirim hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediği hususlarının Dairemizce yapılacak istinaf duruşmasında ele alınması gerektiği kanısına varılmış, bu bağlamda 5271 sayılı CMK'nın 281. ve 282. maddeleri uyarınca sanık ve müdafinin katılımları ve beyanları alınmak suretiyle istinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmıştır.
Tüm dosya kapsamına göre,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile 16. Ceza Dairesinin kararları nazara alındığında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından gizli haberleşme amacıyla kullanılan, terör örgütü üyeliğinin başlıca delili niteliğindeki ByLock haberleşme sistemine dahil olduğu anlaşılan, bu bağlamda, kendisi tarafından kullanılan ......... nolu telefona ait ID tespit ve değerlendirme tutanağı önceki aşamada dosyaya getirtilerek hükme esas alınan, numarasının Morbeyin uygulamaları olarak belirtilen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) raporunda Ek-1, Ek-2 ve Ek-3 listelerde sayılan numaralar arasında bulunmadığı, soruşturma aşamasında el konulan cep telefonu üzerindeki incelemede Bylock programının kullanıldığına ilişkin kırıntıların varlığı tespit edilen sanığın aksi yöndeki savunmalarının oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmediği ve bu nedenle Dairemizce itibar edilebilir nitelikte görülmediği, tüm bu nedenlerle, kuruluşu, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemlerine göre nihai amacının devletin anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu tartışmasız bulunan FETÖ/PDY terör örgütüyle kurduğu organik bağ çerçevesinde hiyerarşisine dahil olmak suretiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2. maddeleri kapsamında örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin suçun sübutuna ilişkin kabulünde isabetsizlik bulunmadığı,
Bununla birlikte;
Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olmasının Anayasa’nın 141/3, 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 289/g maddelerinin emredici hükmü oluşu,
5237 sayılı TCK'nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi başlıklı 3. maddesinde suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunacağının, "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61. maddesinde ise, Hakimin somut olayda suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suç konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirleyeceğinin düzenlenmesi,
İşlendiği iddia edilen fiilin sübuta erdiğini saptayan ve suçun niteliğini tayin eden Hakim veya mahkemenin bu suça karşılık gelen ceza yaptırımını belirlerken kullandığı takdir yetkisinin ise sınırsız olmayıp, somut olayın özelliklerine, akla ve hukukun genel ilkelerine uygun kullanılması, bu yönüyle de hükmün maddi ve hukuki yönden incelemesini yapan Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin istinaf denetimine tabi bulunması karşısında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği Mahkemece sabit görülen sanık hakkında temel ceza tayin edilirken, sanığın örgüt içindeki konumu ve diğer örgüt üyeleri üzerindeki etki etme gücü, somut veriler ortaya konularak saptanacak amaç ve saiki ile kastının derecesi, örgüt adına girişmiş olduğu eylemler ve işlediği suçlar varsa bunların işleniş biçimi ile gerçekleştirildiği yer ve zaman itibariyle örgüte olan nedensel katkısı ile TCK'nın 61. maddesinde belirtilen diğer hususlar gözetilerek temel cezanın işlenen fiille orantılı biçimde belirlenmesi, bu kapsamda, teşdit gerekçesi olarak kabul edilen hususların temel cezanın tayinine ilişkin genel ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla İlk Derece Mahkemesinin dosya kapsamından anlaşılan olgu ve olaylara göre adalet ve hakkaniyet ölçülerine uygun düşmeyen gerekçelerle alt sınırdan uzaklaşarak ceza tayininin Dairemizce benimsenmediği, bu bağlamda Dairemizin benzer uygulamalarında olduğu üzere sanık hakkında TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi, müteakip uygulamaların da belirlenen bu temel ceza üzerinden yapılması gerektiği görüşüne varıldığı,
Öte yandan, sabıkasız olan, dosya tutanaklarına yansımış olumsuz tutum veya davranışına rastlanmayan, yüklenen suçu kabul etme konusunda yasal yükümlülüğü bulunmayan sanık hakkında "pişmanlığının bulunmadığı" biçimindeki dosya kapsamına uygun düşmeyen, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle TCK'nın 62. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi de hatalı bulunmuş, sanık hakkında Dairemizce takdiri indirim hükmü tatbik edilmek suretiyle ilk derece mahkemesinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurduğu hüküm CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
HÜKÜM: Gerekçesi yukarı kısımda açıklandığı üzere;
1-)Bitlis 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/10/2017 tarih ve 2017/77-243 sayılı ilamının CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-)Sanık ..........'ın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yapılan yargılama ve toplanan delillerle sabit olmakla, sanığın eylemine uyan TCK'nın 314/2.maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın güttüğü amaç ve saik, suç konusunun önem ve değeri gözetilerek takdiren 5 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın işlemiş olduğu suçun 3713 Sayılı Kanun'un 3.maddesinde belirtilen terör suçları kapsamında kaldığı anlaşıldığından, sanığa verilen cezada 3713 SY'nın 5/1.maddesi gereğince 1/2 oranında artırım yapılarak 7 YIL 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın sabıkasız oluşu, yargılama sürecinde olumsuz herhangi bir davranışının olmaması lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek, TCK'nın 62.maddesi gereğince cezasında takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 6 YIL 3 AY HAPİSCEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın kasten işlediği suçtan hapis cezasıyla mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak; 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararındaki iptal edilen hususlar gözetilerek, hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarının tatbikine,
Sanığın atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği anlaşılmakla, hakkında hükmolunan cezanın TCK’nın 58/9.maddesi gereğince, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanık hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA,
TCK'nın 49/son maddesi uyarınca sanığa verilen hapis cezası kısa süreli hapis cezası olmadığından, TCK'nın 50.maddesi uyarınca adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesine YER OLMADIĞINA,
Sanığa verilen hapis cezası 2 yıldan fazla olduğundan CMK'nın 231.maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin sanık hakkında uygulanmasına yasal olarak YER OLMADIĞINA,
Sanığa verilen hapis cezası 2 yıldan fazla olduğundan TCK'nın 51.maddesinde düzenlenen erteleme müessesesinin sanık hakkında uygulanmasına yasal olarak YER OLMADIĞINA,
Sanığın müsnet suç nedeniyle gözaltında ve tutuklulukta kaldığı sürelerin TCK'nın 63.maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanık hakkında takdiren, yukarıdaki kanun maddelerinden başka lehe ve aleyhe kanun maddesinin uygulanmasına yer OLMADIĞINA,
Sanığa yüklenen suçun nitelik ve ağırlığı ile hükmolunan ceza miktarına göre kaçma şüphesi altında bulunması ve bir başka tedbirin tutukluluktan beklenen yararı sağlamasının mümkün bulunmaması, tutukluluk tedbirinin bu aşamada ölçülü ve orantılı olması nedenleriyle sanığın TUTUKLULUK HALİNİN HÜKMEN DEVAMINA,
Sanık hakkında hüküm özeti düzenlenerek ilgili ceza infaz kurumuna gönderilmesine,
Hükmen tutukluluk devamı kararına karşı Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 7 gün içinde Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi nezdinde itiraz hakkının bulunduğunun ihtarına (ihtar edildi),
Toplam 76.30 TL yargılama giderinin (posta 16.80 TL, tebligat 59.50 TL) sanıktan alınarak Hazineye GELİR KAYDINA,
Dair, sanık ile müdafinin yüzlerine karşı, iddia Makamında Cumhuriyet Savcısı ….. huzurunda, mütalaasına uygun olarak tefhim tarihinden itibaren 15 gün içerisinde, Dairemize veya bulunulan yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili birimine (yoksa ilk derece Ceza Mahkemesine), sanığın ceza infaz kurumunda olması durumunda cezaevi idaresine verebileceği temyiz dilekçesi veya zabıt katibine yapılacak temyiz beyanının tutanağa geçirilmesi suretiyle başvurusu halinde, TEMYİZ, (temyiz yoluna başvurulmadığı takdirde kararın kesinleşeceği sanığa ve sanık müdafine ihtar edildi) yolu açık olmak üzere ve oybirliğiyle verilen karar açık celsede okunup gerekçesi ana çizgileriyle anlatıldı. 21.05.2018 (¤¤)