(5237 S. K. m. 221, 302, 314) (5271 S. K. m. 280, 286, 289)
DAVA: İlk derece Mahkemesince verilen hüküm resen istinaf kanun yoluna tabi olmakla kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
KARAR: İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
TCK'nın 302. maddesinin gerekçesinde, suçun yalnızca “cebri” fiillerle işlenebileceği belirtilmiş ve dolayısıyla suçun niteliği gereğince cebri fiiller dışındaki hareketlerin elverişli sayılamayacağı ifade edilmiştir. Şu halde 302. maddedeki suç, korunan değerlere yönelik olarak tehdit veya şiddet içeren baskı, korkutma, yıldırma, sindirme gibi yöntem ve eylemlerle işlenebilir. Yine madde gerekçesinde, eylemin maddede korunan değerlere yönelik neticeleri gerçekleştirmeye ‘elverişli' bulunması gerektiği vurgulanmış, yerleşik Yargıtay kararlarında da suçun oluşabilmesi için fiilin amaca elverişli olması şartı süregelen uygulamalarda aranmıştır. Yargıtay, maddede gösterilen tehlikeyi oluşturmaya yönelik eylemde, sonuca uygun ve elverişli araçları aramakta ve bunu suçun işlendiği yer, zaman ve neticeleri ile birlikte değerlendirmektedir.
Bu kapsamda; ülke bütünlüğünü bölmeyi amaçlayan örgütün, amacı doğrultusunda kolluk görevlilerine veya sivil halka saldırı, terör ortamı yaratmak için kamu veya özel kişilere ait araç, bina ve benzeri yerlerin yakılması, silahlı taciz, yaralama, öldürme, yağma, örgüte gelir temini maksadıyla kişilerin alıkonulması, hürriyetten yoksun bırakma, güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girilmesi, köy basılması, silahla ve roketle saldırıda bulunulması, öldürme eylemi için eleman temin edip eyleme katılmalarının sağlanması ve benzeri eylemler Devletin ülkesine, egemenliğine ve birliğine yönelik önemli nitelikte eylemler olarak kabul edilmektedir.
Silahlı örgüte üye olmak suçu ise, nitelikleri belirtilen örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Böylece bir örgüte katılmakla kişi örgüt üyeliğini kabul etmiş sayılmaktadır. Bu itibarla TCK'nın 314/2. maddesinde yazılı örgüt üyeliği suçunun oluşması için, bu maddenin 1. fıkrasında yazılı suçları işlemek için oluşturulan silahlı bir örgütün bulunması veya böyle bir örgütün yöneticilerinin herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde durumlarının hukuken belirgin olması gerekir. Örgüte katılanların, örgütün gayesini bilerek ve benimseyerek bu örgüte girmiş olmaları ve yapıya dahil olma kastıyla ilişki içerisine girmeleri gerekir. Örgüt üyeliği suçunun oluşumunda temel ölçüt, kişinin rızasıyla örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmasıdır (organik bağ kriteri). Ayrıca sanığın eylemlerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğu kriteri ile eylemin niteliği kriteri (karineden yola çıkan kriter) örgüt üyeliği suçunun maddi unsuru bakımından organik bağ kriterine ilave istisnai ölçütlerdir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Dosya içeriğinden, 2014 yılı içerisinde PKK terör örgütünün dağ kadrosuna katılan ve "..." kod adını kullanan sanığın, 24/10/2016 tarihinde kendiliğinden karakola gelerek teslim olduğu ve gerek çok sayıda örgüt mensubunun kimliği, gerekse örgüte ait silah, patlayıcı madde ve yaşam malzemelerinin bulunduğu yerler hakkında ayrıntılı bilgiler verdiği, sanığın verdiği bilgiler doğrultusunda terör örgütüne ait bir çok barınak bulunarak buralardaki silah ve diğer malzemelerin ele geçirildiği, yine teşhis ettiği kişiler hakkında terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma başlatıldığı, aşamalardaki savunmalarında halka veya güvenlik kuvvetlerine yönelik silahlı saldırı gibi herhangi bir eyleme katılmadığını söyleyen sanığın bu beyanının aksini gösteren herhangi bir delilin dosyada bulunmadığı, sanığın beyan ve yer göstermeleri üzerine sığınak ve mağaralarda depolanmış olarak ele geçirilen silah ve patlayıcı maddelerin muhafaza ve bulunuş şekilleri itibariyle TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen suçun oluşması için gerekli vehamet unsurunu ihtiva ettiğinden söz edilemeyeceği, zira anılan maddedeki suçun oluşumu için kanun maddesinde ve yerleşik yargısal uygulamalarda belirtildiği üzere yukarda açıklanan tarzda bir eylemde bulunulması veya bu eylemlere teşebbüs edilmesi gerektiği;
Bu durumda; Mahkemece, sanığın terör örgütü içerisinde bulunduğu süre içerisinde herhangi bir eyleme katılıp katılmadığı hususunun etraflıca araştırılması ve katıldığı herhangi bir eylem bulunduğunun anlaşılması halinde, bu eylemin niteliği yukarda açıklanan hususlar çerçevesinde tartışılarak hakkında TCK'nın 302. maddesinin tatbik edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi, herhangi bir eyleme iştirak ettiğinin belirlenememesi halinde ise, sanığın eyleminin terör örgütü üyeliği niteliğinde bulunduğu gözetilerek hakkında TCK'nın 314/2 ve 221/4. maddelerine göre uygulama yapılması gerektiği halde, bu hususlarda herhangi bir açıklama yapılmaksızın ve yalnızca sanığın yer göstermesi üzerine ele geçen silah ve patlayıcı malzemelerin nitelik ve miktarı itibariyle vehamet arz ettiği şeklindeki soyut ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
SONUÇ: Kanuna aykırı, re'sen istinaf kanun yoluna tabi olan hükmün bu sebeplerle CMK'nın 280/1-b ve 289/1-g maddeleri uyarınca BOZULMASINA ve dosyanın yeniden incelenip, hükmolunmak üzere hükmü veren ilk derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, CMK'nın 286/1. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere, 21.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)