(5271 S. K. m. 289) (5237 S. K. m. 302, 314) (ANY. MAH. 08.10.2015 T. 2014/140 E. 2015/85 K.)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunanın istinaf dilekçesi içeriğine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
TCK'nın 302. maddesinin gerekçesinde suçun yalnızca ‘cebri’ fiillerle işlenebileceği belirtilmiş ve dolayısıyla suçun niteliği gereğince cebri fiiller dışındaki hareketlerin elverişli sayılamayacağı ifade edilmiştir. Şu halde 302. maddedeki suç, korunan değerlere yönelik olarak tehdit veya şiddet içeren baskı, korkutma, yıldırma, sindirme gibi yöntem ve eylemlerle işlenebilir. Yine madde gerekçesinde, eylemin maddede korunan değerlere yönelik neticeleri gerçekleştirmeye ‘elverişli’ bulunması gerektiği vurgulanmış, yerleşik Yargıtay kararlarında da suçun oluşabilmesi için fiilin amaca elverişli olması şartı süregelen uygulamalarda aranmıştır. Yargıtay, maddede gösterilen tehlikeyi oluşturmaya yönelik eylemde, sonuca uygun ve elverişli araçları aramakta ve bunu suçun işlendiği yer, zaman ve neticeleri ile birlikte değerlendirmektedir.
Bu kapsamda; ülke bütünlüğünü bölmeyi amaçlayan örgütün, amacı doğrultusunda kolluk görevlilerine veya sivil halka saldırı, terör ortamı yaratmak için kamu veya özel kişilere ait araç, bina ve benzeri yerlerin yakılması, silahlı taciz, yaralama, öldürme, yağma, örgüte gelir temini maksadıyla kişilerin alıkonulması, hürriyetten yoksun bırakma, güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girilmesi, köy basılması, silahla ve roketle saldırıda bulunulması, öldürme eylemi için eleman temin edip eyleme katılmalarının sağlanması ve benzeri eylemler Devletin ülkesine, egemenliğine ve birliğine yönelik önemli nitelikte eylemler olarak kabul edilmektedir.
Silahlı örgüte üye olmak suçu ise, nitelikleri belirtilen örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Böylece bir örgüte katılmakla kişi, örgüt üyeliğini kabul etmiş sayılmaktadır. Bu itibarla TCK'nın 314/2. maddesinde yazılı örgüt üyeliği suçunun oluşması için, bu maddenin 1. fıkrasında yazılı suçları işlemek için oluşturulan silahlı bir örgütün bulunması veya böyle bir örgütün yöneticilerinin herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde durumlarının hukuken belirgin olması gerekir. Örgüte katılanların, örgütün gayesini bilerek ve benimseyerek bu örgüte girmiş olmaları ve yapıya dahil olma kastıyla ilişki içerisine girmeleri gerekir. Örgüt üyeliği suçunun oluşumunda temel ölçüt, kişinin rızasıyla örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmasıdır (organik bağ kriteri). Ayrıca sanığın eylemlerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğu kriteri ile eylemin niteliği kriteri (karineden yola çıkan kriter) örgüt üyeliği suçunun maddi unsuru bakımından organik bağ kriterine ilave istisnai ölçütlerdir.
Yine, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik olarak vahamet arz eden olaylara fiilen katıldığı kabul edilen kişilerin 5237 sayılı TCK’nın 302/1. maddesi ile mahkumiyetine karar verilmesi durumunda, anılan maddenin ikinci fıkrasındaki “bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur” şeklindeki düzenleme gereği araç olan diğer suçlardan da kişinin cezalandırılmasına karar verilebilecek ancak, söz konusu atıf aynı kanunun 314/2. maddesinde tanımlanan silahlı örgüt üyeliği suçunu kapsamadığı için bu suçtan ayrıca bir ceza verilmesi mümkün olmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında şüpheli ve tanık olarak ifadesi alınan kişilerin beyanları ile tüm dosya içeriğinde, sanık ve olay tarihinde yanında bulunup birlikte hareket ettiği diğer kişilerin gittikleri köylerdeki evleri tek tek dolaşarak köy halkını evlerinden silah zoruyla alıp, köy meydanında veya camisinde toplayarak bir süre orada kalmaya zorladıkları ve burada bölücü terör örgütü adına kurulacak olan komisyonlarda görev almalarını istedikleri, köylülerin bunu kabul etmemeleri üzerine ise bazı kişileri rızası dışında bu komisyonlarda görevlendirdiklerinin ifade edilmesi karşısında; Öncelikle sanık hakkında her bir mağdura yönelik eylemleri nedeniyle ''kişiyi hürriyetinden yoksun kılma'' suçundan kamu davası açılmasının sağlanması, daha sonra açılan davanın bu dava ile birleştirilmesi ve eyleme katılan diğer kişiler hakkındaki soruşturma veya kovuşturma akıbetleri de araştırılıp, mümkün ise birleştirilmesi, değil ise onaylı suretinin dosyaya getirtilmesinden sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi, bu şekilde yapılacak yargılama sonunda sanığın sabit görülen eylemlerinin bulunması halinde, bu eylemlerinin niteliğine göre yukarıda açıklanan hususlarda gözetilerek suç vasıflarının belirlenmesi gerektiği halde, bu hususlarda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, yalnızca 'sanığın TCK'nın 302/1. fıkrasına girebilecek eylemlerinin bulunmadığı' şeklindeki soyut ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre ise;
Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda yürürlükte bulunan TCK'nın 53/1,2,3. maddelerinin sanık hakkında uygulanmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeyerek anılan maddenin sadece 1. fıkrasının uygulanmasına karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet Savcısının istinaf istemleri bu sebeplerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMK'nın 289/1-g maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın, CMK'nın 280/1-b maddesi uyarınca yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, CMK'nın 286/1. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 04.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)