T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/824
KARAR NO: 2025/178
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/01/2024 (Karar)
NUMARASI: 2021/535 Esas, 2024/9 Karar
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerde Kaynaklanan (Menfi Tespit)
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, söz konusu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK 353. madde uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı banka şubesinin kredi müşterisi olup zaman içinde kredi kullandığı ve kredilerin vadelerinde geri ödemelerinin yapıldığını, müvekkilleri aleyhine davalı banka tarafından 156.234,00 TL nakit borçları olduğu gerekçesiyle ihtarname çekildiğini, ihtarname konusu olan ve kredi sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilen alacağın gerçekte, davalı bankanın ...müdürü ...'in müvekkillerinin kredi hesabını kendi adına kullanmasından kaynaklandığını, şirket tarafından kullandığı iddia edilen krediye ait sözleşmenin hukuken geçerli olmadığını, banka müdürünün yaptığı işlemlerin müvekkilerinin bilgisi dışında yaptığını belirterek müvekkillerinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespitini talep ve dava emiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacı şirkete, müvekkili banka şubesi tarafından 150.000,00 TL'lik kredi kullandırıldığı ve şirketin vadesiz mevduat hesabına aktarıldığını, aktarılan bu miktar ile firma yetkilisi ...'in vadesiz hesabından 60.000,00-TL'nin ...Müdürü ...'e borç alacak ilişkisi çerçevesinde verildiğini, ...'in söz konusu ilişki çerçevesinde 3.000,00 TL ödeme yaptığını, tüm bu işlemler ile ilgili davacı şirketin yetkililerinin haberdar olup belgeleri bizzat imzaladığını, davacıların basiretli bir tüccar gibi davranmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda;"Davalı bankanın sorumluluğu yönünden yapılan değerlendirmede ise, davalı bankanın müfettişleri tarafından düzenlenen raporda, banka müdürünün ve diğer banka görevlilerinin usulsüz işlemler yaptıklarını kendi beyanları ile kabul etmesi, dava konusu 150.000,00 TL tutarındaki kredinin tahsisi esnasında banka çalışanları ..., ... ve ...'nın beyanları ile sabit olduğu üzere, davacı şirketin risk grubunun usulsüz şekilde banka müdürü ... tarafından değiştirilmesi, yine ...'in ...'e boş fiş imzalattığının bankanın kamera kayıtlarından anlaşılması, banka görevlisi ...'ın kredi modülüne geçek dışı bilgi girişi olduğunu bilmesine rağmen kredi tahsisine onay vermesi ve banka yönetmeni ...'nın kredi modülüne geçek dışı bilgi girişi olduğunu bilmesine rağmen ...Kredi Komitesi Karar Formuna imza atmış olması nedenleriyle davalı bankanın kullanılan kredi nedeniyle meydana gelen zarardan %50 oranında sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Tarafların kusur durumuna ilişkin bu değerlendirmeden sonra, 28.04.2015 tarihinde davacı şirketin hesap hareketleri üzerinde yapılan değerlendirme neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, kat tarihinden (08.05.2013) ve dava tarihinden (13.05.2013) sonra davacı şirketin hesabından dava konusu kredi borcu nedeniyle 158.712,00 TL tutarında ödeme yapılmıştır. 150.000,00 TL tutarındaki krediden yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davacı şirketin sorumluluğu %50 oranında kabul edildiğinden, davacı şirketin borcu 75.000,00 TL anapara olarak belirlenmiştir. Bu 75.000,00 TL tutarındaki anapara faiz ve ferilerine öncelikle faiz ve ferilerinden mahsup edilmek üzere davacı şirketin hesabından yapılan ödemeler mahsup edildiğinde 08.05.2013 kat tarihinde davacı şirketin 69.371,99 TL borcunun kaldığı anlaşılmaktadır. Kat tarihinden ve dava tarihinden sonra davacı şirketin hesabından 158.712,00 TL tutarında ödeme yapıldığı anlaşıldığından, davacının istirdadını talep edebileceği tutar 89.340,01 TL'dir. Açıklanan nedenlerle bu ödeme davacı şirketin hesabından yapıldığından davacı şirketin istirdat talebinin 89.340,01 TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin kaldırma kararında, dava dışı banka müdürü ...'in yargılandığı Erzurum .... Ağır Ceza Mahkeme'sinin 2016/... Esas sayılı dosyasının olası bir mahkumiyet kararının TBK'nin 74.maddesi kapsamında hukuk hakimini bağlayıp bağlamayacağı hususunun değerlendirilmesi ve gerekirse ceza dosyasının bekletici mesele yapılması gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Kaldırma kararı gerekçesi doğrultusunda Ağır Ceza Mahkemesi dosyası bekletici mesele yapılarak akıbeti sorulmuştur. Kaldırma kararı sonrasında Mahkememiz'in ilk celsesinden 8.celsesine kadar Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının akıbeti sorulmuş ve dosya fiziken dosya arasına alınarak incelenip iade edilmiştir. Son akıbet sorma müzekkeresinde Ağır Ceza Mahkemesi'nin 29.celsesinde sanık ...'in yakalamasının beklenmesinden başka bir ara karar kurulmadığı, sanığın kovuşturmanın başından beri yakalamasının beklendiği, Ağır Ceza Mahkemesince başkaca bir araştırmaya yönelik ara karar kurulmadığı anlaşılmıştır. Ceza dosyasının incelenmesinde iddianamenin, davalı banka müfettişlerinin düzenlediği 22/01/2013 tarihli ... sayılı müfettiş raporu doğrultusunda düzenlendiği, Mahkememizce bu raporun dosya arasına alındığı ve bu rapor ile yukarıda izah edilen sair nedenlerle davalı bankanın dava konusu kredi nedeniyle %50 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığından, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının bekletici mesele yapılmasının dosyaya bir yenilik katmayacağı kanaatine varılarak bu yönde 8 nolu karar celsesinde ara karar kurulmuştur. TBK'nin 74.maddesinde "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz." şeklinde, HMK'nin 30.maddesi "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." şeklinde ve Anayasa'nın 36.maddesi " Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Adil yargılanma ilkesi, usul ekonomisi ilkesi TBK'nin 74.maddesi gereğince ceza hakiminin kusur değerlendirmesine ilişkin kararın hukuk hakimini bağlamaması nedenleriyle, davalı bankanın sorumlu olduğu oran Mahkememizce %50 oranında belirlendiğinden ceza dosyasının bekletici mesele yapılmasının yargılamaya bir yenilik katmayacağı değerlendirilerek ve yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda davacı ...'in davasının kabulü ile; davacının Beşiktaş ... Noterliğinin 09/05/2013 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacı ... İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Tic. San. Ltd. Şti'nin davasının kısmen kabulü ile; Beşiktaş .... Noterliğinin 09/05/2013 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, 89.340,01 TL'nin davalıdan alınarak davacı ... İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Tic. San. Ltd. Şti'ne verilmesine (istirdadına), fazla istemin reddine," gerekçesiyle davacı ... yönünden davanın kabulüne, davacı şirket yönünden davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Erzurum ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/... Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerekirken, bekletici mesele yapılmasın dair ara kardan vazgeçilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ceza davasının akıbetinin beklenmesi gerektiğini, kredi sözleşmesi nedeniyle düzenlenen dekontlar altındaki imzaların davacı şirket yetkilisi ...'e ait olduğu, müvekkili bankaya %50 oranında bir sorumluluk yüklenmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, banka çalışanı ... ile davacı ... arasında yakın bir ilişkinin olduğu yönünde hiç bir tereddüt bulunmadığını, ... ile davacı arasında müvekkili bankanın sorumluluğu dışında başka bir ilişkinin varlığı nedeniyle müvekkili bankanın % 50 oranında sorumlu tutulmasının haksız olduğunu, davacı ...'in ...'e borç olarak vermiş olduğu tutarları bilgisi dışında işlem yapılmış gibi göstererek bahse konu tutarları müvekkili bankadan tahsil etme amacı ve gayreti içerisinde olduğunun anlaşıldığını, davacı tarafın bütün işlemlerden ve 150.000,00-TL kredi limitinin bulunduğunun bildiğinin anlaşıldığını, müvekkili bankanın basiretli bir tacir gibi davrandığını, ancak davacı tarafın kötü niyetli olarak bu davayı açtığını, söz konusu ilişkiler neticesinde asıl zarara uğrayanın müvekkili banka olduğunu, davacıların müvekkili bankaya borçlu olduğunu, belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, bankacılık işleminden kaynaklanan menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta; davacı ... İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti. ile davalı banka arasında toplam tutarı 173.250,00 TL olan 5 adet Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davacı ...'in genel kredi sözleşmelerinde müteselsil kefil olduğu, davalı bankanın Beşiktaş .... Noterliğinin 19/05/2013 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, kredi sözleşmelerinden kaynaklı 156.234,00 TL nakdi alacağın ödenmesi için davacı tarafa süre verdiği anlaşılmıştır. Davacı vekilinin müvekkillerinin bankaya borçlarının bulunmadığını, banka müdürü ...'in müvekkillerinin hesabını kendi adına kullandığını, müvekkillerinin hiçbir kredi kullanmadığını ve hiçbir kredi ödemesi yapmadığını iddia etmiş, davalı vekili ise davacıların basiretli tacir gibi davranmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece davanın reddine dair verilen 17/10/2018 tarihli karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemizin 2019/391 Esas, 2021/1066 Karar sayılı ilamı ile; "Mahkemece yapılan yargılama da 3 ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınmış, 17/02/2012 tarihli ...kayıtlarında davacı ...'in boş banka dekontuna imza attığının tespit edildiği, ilgili işlemlerden haberdar olduğu, banka dekontlarında davacı ...'in imzası bulunduğundan aksi kanıtlanmadıkça kredilerin rızası dışında çekildiği ve kullanıldığının tespit edilemeyeceği kabul edilmiştir. Dosya da aslı bulunan 12/03/2012 tarihli 150.000,00 TL bedelli, 17/07/2012 tarihli 60.000,00 TL bedelli dekontlarda davacı ...'in imzasının bulunduğu ve davacı tarafça imzaların inkar edilmediği anlaşılmaktadır.
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 25/05/2016 tarihli, 2012/... soruşturma numaralı iddianamesinde, davacı ...'in müşteki olduğu, davalı banka müdürü ... ve banka çalışanı ... hakkında "Bankacılık Zimmeti" suçundan cezalandırılmalarının talep edildiği ve sanıklar hakkında Erzurum ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/... E. Sayılı dosyasında yargılamaya devam edildiği anlaşılmaktadır.
O halde; söz konusu ceza dosyasının incelenerek, ceza mahkemesinin olası bir mahkumiyet kararının Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimini bağlayıp bağlamayacağının değerlendirilmesi ve gerekirse söz konusu ceza davasının sonucunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun 165/1 hükmü uyarınca bekletici mesele yapılması gerekir." gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiş, kaldırma kararı sonrası yapılan incelemede Erzurum .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/... Esas sayılı dosyasında sanık ... hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenildiğini, davanın halen derdest olduğu anlaşılmıştır. Kaldırma kararı sonrası alınan bilirkişi heyet raporunda; dava konusu işlemelerin gerçekleşmesinde kendi iradesiyle boş dekonta imza atan davacı tarafın sorumluluğunun bulunduğu, buna karşılık hafif kusurundan dahi sorumluluğu bulunan bankanın, çalışanlarının görev ve sorumluluklarına uygun olarak davranması gerektiği, müşterilerin güvenliği açısından uygulanması gereken işlem prosedürleri sürecinde zafiyet olduğu, her iki tarafında zarardan sorumlu olduğu, görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2008/3438 Esas, 2010/317 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi; "Davalı Bankanın çalıştırdığı kişilerin seçiminde gerekli özeni göstermesi, ...içi denetim yolları ile personelini ve işlemlerini denetlemesi pek çok müşteri ile ilgili usulsüzlüklere sessiz kalmaması, çalışanın kişisel hesabının fiktif hesap olup olmadığını incelemesi, hesap hareketlerini takip etmesi, banka içinde bir banka gibi nitelendirilebilecek bu tür bir oluşumun önüne geçilmesinde aktif davranması gerekir. Sonuçta bankaya güvenen davacı ile çalışan arasındaki ilişkiyi, salt vekalet kapsamında gören bankanın denetim görevini gündeme getirmeyen bir yaklaşımla, usulsüzlüğün sonuçlarına davacının katlanması gerektiğinin kabulü doğru görülemez. Bankaların mudi ile olan sözleşme ilişkilerini çalıştırdığı kişiler aracılığı ile yapması, diğer anlatımla mudi ile çalışanı arasında BK’nun 55 nci maddesinde olduğu gibi haksız eylem ilişkisi bulunmaması nedeniyle bankalar, BK’nun ilke olarak kurtuluş kanıtı öngörmeyen BK’nun 100 ncü maddesi ile sorumlu olup, aynı Kanun’un 99/2 nci maddesi, 100/son maddesindeki kurtuluş halini hafif kusurlar için dahi kaldırmaktadır."
Bu durumda, davacı tarafça boş dekontlara imza atılması nedeniyle davacının meydana gelen olayda müterafik kusurlu olduğu, davalı bankanın ise denetim görevini yerine getirmeyerek müterafik kusurunun bulunduğu, ilk derece mahkemesince tarafların % 50-%50 oranında kusurlu olduğu yönündeki tespitte bir isabetsizlik bulunmadığı, ceza yargılamasının uzun süredir devam ettiği ve sanık hakkında düzenlenen yakalama emrinin halen infaz edilmediği, bu sebeple ceza dosyasının beklenilmesinin dosyaya bu aşamada bir yenlik katmayacağı, bu sebeple ceza dosyasının beklenilmesinde vazgeçilmesinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. (Bknz. Yargıtay 11.HD. 2023/2663 Esas, 2024/5177 K. saylı ilamı)
Yukarıda açıklanan nedenlerle dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İlk derece mahkemesinin hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu aşamasında alınması gereken 10.672,34-TL karar harcından peşin alınan 2.668,09-TL harcın mahsubu ile bakiye 8.004,25-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan tarafça bu aşamada yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi/ikmaline ilişkin işlemlerin mahal mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 05/02/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.