T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1159
KARAR NO : 2025/876
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 13/03/2023 (Karar)
NUMARASI : 2020/155 Esas, 2023/223 Karar
DAVA : Tapu İptali Ve Tescil (Yükleniciden İşyeri Alımına Dayalı)
Taraflar arasında görülen davaya ilişkin olarak yapılan açık yargılama sonucunda verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK 353. madde uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı Tasfiye Halindeki ... Yapı Kooperatifi'nin üyesi olduğunu, kooperatif faaliyete başlayıp amacı doğrultusunda müvekkiline ve diğer üyelere iş yeri yaptığını, tapu iptali ve tescili talep edilen bağımsız bölümün çekilen kura sonucunda müvekkili adına çıktığını ancak müvekkilinin şehir dışında olması nedeni ile gerekli işlemleri yapıp tapuyu üzerine alamadığını, 13/09/... tarihli kooperatif genel kurul toplantısının yapıldığını, buna istinaden 20/12/... tarihli yönetim kurulu kararı ile üyelere ait iş yerlerinin tapularının kendilerine verilmesine karar verildiğini ancak müvekkilinin bu tarih itibari ile şehir dışında olduğundan şahsına ait iş yeri tapusunu alamadığını, bu nedenle mağdur olduğunu, tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak müvekkiline ait olup davalı kooperatif adına kayıtlı bulunan....İli,... İlçesi, ...Mahallesi .... ada, .... pafta ve ... nolu parsel ve .... Blok üzerinde bulun nolu bağımsız bölümün davalı kooperatif adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk Derece Mahkemesince; "...Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve yapılan yargılama neticesinde; davacının davalı kooperatifin üyesi olduğunu, kooperatifin amacı doğrultusunda üyeler ile iş yeri yaptığını, çekilen kura sonucunda ... Mahallesinde bulunan ... ada ... nolu parsel üzerinde yer alan .... blok ...nolu bağımsız bölümün kendisine isabet ettiğini, ancak tapu kaydının devredilmediğini belirterek taşınmazın davalı kooperatif adına olan tapu kaydının iptali ile kendi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Somut olayda, dosya kapsamında celp edilen kooperatife ait defter ve kayıtlara göre davacının 01/10/1995-22/06/20.... tarihleri arasında alınan kararlara ve davalı kooperatif karar defter kayıtlarında üye olarak kayıtlı olduğu, davacının davalı kooperatife ortak sıfatı ile 07/02/1996-08/06/1996 tarihleri arasında toplamda 75.000.000 TL (75,00 YTL) tutarında ödeme yaptığı, yine davacının genel kurul hazırun tutanaklarında kooperatif ortağı olarak isminin yer aldığı ancak hiç bir genel kurul toplantısına üye olarak katılmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde davacının davalı kooperatife üye olduğu, üye sıfatı ile davalıya ödemeler yaptığı, ancak davacının hiç bir genel kurul toplantısına katılmadığı, davacı hakkında kooperatif üyeliğinden çıkarmaya ilişkin bir kararın da yer almadığı görülmektedir.
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Dürüstlük kuralı bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya borçlunun borcunu ifa ederken dürüst, makul ve orta zekalı bir insandan beklenen hareket tarzına göre davranmasıdır. Dürüstlük kuralı hakların kullanılması, borçların ifası, sözleşmelerin tamamlanması, değişen koşullara uyarlanması, kanunun yorumlanması ve boşlukların doldurulması, kanuna karşı hilenin önlenmesi durumunda uygulama alanı bulur.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bir hak dürüstlük kuralından aykırı kullanılırsa kötüye kullanılmış olur. Bir hakkın kötüye kullanıldığını kabul etmek için failin kusurlu olması özellikle zarar verme kastının bulunmasına gerek yoktur. Ayrıca birine zarar verilmiş olması veya zarar tehlikesi bulunması da hakkın kötüye kullanıldığının kabulü için zorunlu bir şart değildir. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmasını hakim resen nazara almalıdır.
Dava konusu olayda davacının davalı kooperatifte 01/10/1995-22/06/2004 döneminde alınan kararlar ve karar defteri kayıtlarına göre üye olarak yer aldığı, davacının 07/02/1996-08/06/1996 tarihleri arasında toplamda 75.000.000 TL (75,00 YTL) ödeme yaptığı, davacının hazırun listesinde yer almakla birlikte hiç bir genel kurul toplantısına katılmadığı görülmektedir. Buna göre davacının en son aidat ödemesi yaptığı 08/06/1996 tarihinde üye olarak göründüğü, 22/06/2004 tarihine kadar davalı kooperatife her hangi bir ödeme yapmadığı gibi kooperatif faaliyetlerine ilişkin hiç bir girişim ve faaliyetinin bulunmadığı dikkate alındığında davacının kooperatif üyeliğini ve bu üyelikten kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini aktif bir şekilde yerine getirmediği sonucuna varılmaktadır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere; aidat yükümlülüğü bulunan bir kooperatifte ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi dolayısıyla ortaklığının sona erdiğinin zımnen kabul edildiği, diğer bir anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçildiği, bu durumun eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı kabul edilerek işlem yapılmalıdır. Genel kurul toplantılarına çağrıldığı ve hazırun listesinde ismi yer aldığı halde bir genel kurul toplantısına katılmayan, davalı kooperatife sadece 07/02/1996-08/06/1996 tarihleri arasında aidat ödemesi yapan, 22/06/2004 tarihine kadar alınan kararlarda üye olduğu belirtilen davacının son aidat ödediği tarihten itibaren bu tarihe kadar aidat ödemeleri yapmadığı gibi kooperatif faaliyetlerinde üye sıfatı ile yer almadığı, uzun süre kooperatife uğramadığı anlaşılan davacının ortaklık iddiasında bulunması ve bu ortaklıktan kaynaklanan tapu iptali ve tescil talebini ileri sürmesi hakkın kötüye kullanımı niteliğindedir. Böyle bir ortağın açtığı davanın TMK'nın 2. maddesinde öngörülen iyi niyet kuralına aykırı olduğu" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan yargılama, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları ve yapılan keşif sonucunda müvekkilinin davalı kooperatife üye olduğunu, üyelik aidatını yatırdığı hususunun sabit olduğunu, üyelik aidatlarının tamamının yatırıldığının ortaya çıktığını ancak yerel mahkemesince müvekkilinin genel kurul toplantılarına katılmadığından bahisle kooperatif üyeliğinin sona erdiği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini, kooperatif üyeliğinin sona ermesi hallerinin kanunda tahdidi olarak sayıldığını, buna göre kooperatif üyeliğinin çıkma ya da çıkarılma şeklinde son bulduğunu, davalı kooperatifin çıkarılma ile alakalı müvekkili aleyhine herhangi bir usulü işlem başlatmadığı gibi müvekkilinin de bu yönde herhangi bir iradesinin olmadığını, müvekkilinin üyeliğinin ve aidatları yatırdığı hususunun sabit olduğunu, çıkma veya çıkarılma gibi herhangi bir hukuki prosedürün de işletilmediği durumu karşısında yorum yolu ile müvekkilinin üyeliğini yok sayan ve müvekkilinin zararını doğuracak ve hakkını zayi edecek bir şekilde hüküm tesisinin hukukça korunacak bir durumda olmadığını belirterek kararın kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava; kooperatif üyeliğinden kaynaklı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme sonucunda;
1-) İlk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının son aidat ödemesi yaptığı 08/06/1996 tarihinde üye olarak göründüğü, 22/06/2004 tarihine kadar davalı kooperatife her hangi bir ödeme yapmadığı, kooperatif faaliyetlerine ilişkin hiç bir girişim ve faaliyetinin bulunmadığı, kooperatif üyeliğini ve bu üyelikten kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini aktif bir şekilde yerine getirmediği, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre aidat yükümlülüğü bulunan bir kooperatifte ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi dolayısıyla ortaklığının sona erdiğinin zımnen kabul edildiği, diğer bir anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmektedir.
2-) Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2025/196 esas 2025/455 karar sayılı ilamında da ifade edildiği üzere; aidat yükümlülüğü bulunan bir kooperatifte, ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi halinde üyeliğinin sona erdiğini ortağın zımnen kabul ettiği, diğer anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçtiği, eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı ve böyle bir davacının açtığı davanın TMK'nın 2 nci maddesinde öngörülen iyi niyet kuralına aykırı düştüğü ilke olarak kabul edilmektedir.
3-) Somut olayda davacının 07.02.1996 ila 08.06.1996 tarihleri arasında sadece 75,00 YTL aidat ödemesinde bulunduğu, geriye kalan 19 sene içerisinde davalı kooperatife herhangi bir ödemede bulunmadığı, kooperatife uğramadığı, kooperatife olan yükümlülüklerini takip etmediği, genel kurullara katılma yönünde herhangi bir irade ortaya koymadığı, bu durumun üyelik haklarından zımnen vazgeçerek eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı anlamına geldiği şeklinde yorumlanması gerektiği anlaşıldığından ilk derece mahkemesince yazılı gerekçe minvalinde davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Dosyadaki belgeler, kararın dayandığı deliller, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesi kararında, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/(1)-b-1.madde ve bendi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İlk derece mahkemesinin hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Başvuru sırasında peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 435,50-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan tarafça bu aşamada yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Kararın kesinleştirme ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
6-Gerekçeli kararın tebliği ve harç ikmali işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361 ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere 18/06/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.