T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1037
KARAR NO : 2025/404
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/03/2023 (Karar)
NUMARASI : 2022/596 Esas, 2023/226 Karar
DAVA : Tazminat (Tapunun Haksız Ele Geçirilmesi Nedenli)
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olup, söz konusu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK 353. madde uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kooperatifin 15...2005 tarihli “DAİRE SATIŞ PROTOKOLÜ” ile inşa etmekte olduğu... Mahallesi ... Caddesinde kain ve imarın ... ada .. parsel (değişerek ... Ada ... parselde) kayıtlı binanın 4. katındaki birer daireyi müvekkillerine 45.000.00-TL peşin bedelle sattığını ve 2008 yılı Haziran ayında teslim edeceğini taahhüt ettiğini, dairelerin taahhüt edilen tarihte müvekkillerine teslim edilmediğini, Erzurum .. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava neticesinde, her bir müvekkiline birer daire karşılığında 118.125,00 TL olmak üzere toplam 236.250,00-TL tazminat 19.375,00-TL vekalet ücreti ve 3.193,44-TL vekalet ücreti ödemesine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, ilam alacağı için davalı kooperatif aleyhine Ankara .... İcra Müdürlüğü'nün 2018/... E. sayılı dosyası ile takip yapıldığını, takibin kesinleştiğini, temerrüte düştüğünü, temerrüt tarihinden bu yana her hangi bir tahsilat yapılmadığını, tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak müvekkillerinin munzam zararı çok daha fazla olmasına rağmen şimdilik her biri için 500.000,00-TL munzam zararı olmak üzere toplam 1.000.000,00-TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açılması gerektiğini, görevsizlik itirazlarının olduğunu, arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğini, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, munzam zarar isteme koşullarının oluşmadığını, davalının temerrüte düşürülmediğini, borcun ödenmemesinde kusurlu olmadıklarını, davacının etkin ve usulüne uygun bir icra takibi yapmaması nedeniyle alacağına kavuşamadığını belirterek reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda;"Somut olayda, davacı dava dilekçesinde davalı kooperatiften satın aldığı taşınmazın teslim edilmemesi üzerine açmış oldukları dava sonucunda taşınmaz bedelinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiğini, kararın icra takibine konu edilmesine rağmen bugüne kadar ödenmediğini, davalının temerrüte düşmesinden bu zamana kadar geçen süre içerisinde paranın çok önemli ölçüde değer kaybettiğini, bu alacak miktarı ile artık taşınmaz satın alma imkanlarının kalmadığını belirterek oluşan munzam zararlarının tahsilini talep etmiş olup; davacı vekili duruşma esnasındaki beyanında da 2008 yılında tahsil edilmesi gereken alacağın halen tahsil edilemediğini, bugün bu bedeller ödense dahi iki daire bedeli kadar olmayacağını, yaşanan enflasyon ve paranın değer kaybı karşısında alacağın faizi ile birlikte tahsil edilmesi halinde dahi iki daire satın alınabilmesinin mümkün olmadığını belirterek munzam zararlarının tahsilini talep ettiğini beyan etmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalarda ve emsal Yargıtay içtihadında da belirtildiği üzere 6098 sayılı TBK'nun 122. Maddesinde ön görülen ve faizle karşılanmayan zararın talep edilebilmesi için, zarara uğradığını iddia eden davacının somut verilerle ve somut vakalarla zararını net bir şekilde ispat etmesi gerekmektedir. Genel ekonomik olumsuzluklar içerisinde enflasyon değişkenlikleri gibi genel ifadelerle paranın satın alma gücünde azalma meydana geldiği ileri sürülerek munzam zarar talep edilebilmesine imkan bulunmamaktadır. Dava konusu olayda davacı mahkeme kararı ile hüküm altına alınan miktarın daire bedeline ilişkin olduğunu, bu bedelin faizi ile beraber bugün tahsil edilse bile daire bedelini karşılamayacağını belirterek munzam zararını talep ettiğini beyan etmiş olup; bu haliyle davacı oluştuğunu iddia ettiği munzam zararını somut vaka ve verilerle ispatlayamamış olup iddiasını genel ekonomik olumsuzluklar içerisinde ileri sürmeye çalışmıştır. Bu şekilde munzam zararın oluştuğunu kabul etmek mümkün olmayıp" gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, esasa ilişkin irdelenmesi ve incelenmesi gereken hususların incelenmediğini, munzam zarar miktarının dosyaya sundukları deliller ile sabit olduğunu, icra dosyası gerektiği gibi incelenmeden temerrütü, aradan geçen süreyi belirlemeden, delilerin tamamı irdelenip incelenmeden karar verildiğini, ispat haklarının elinden alındığını, mahkemenin munzam zararın borçlu temerrüte düşmeden borcunu ödemiş olsaydı alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki fark olduğunu, bu farkı belirlemek için gerekli inceleme ve irdelemenin yapılmasının zorunlu olduğunun dikkate alınmadığının, munzam zarar taleplerinin davalı borçlu kooperatifin borcunu ödemediği için alacaklarına uygulanan temerrüt faizinin zararlarını karşılamaya yetmediği bir durum ortaya çıkmış olduğunu saptayamadığını, davalının altı yılı yakın bir süredir borcunu ödememesi ülkemizdeki enflasyon oranlarının yıllar itibariyle yüksek seyretmesi ve döviz kurlarındaki olağan üstü değişimler nedeniyle ve halen ödenmemiş olan alacağın, temerrüt faizi ile birlikte ödense bile zararlarını karşılamaya yetmeyeceğinin çok açık olduğunu, borçlunun haksız kazanç elde edeceğinin inkar edilemez bir gerçek olduğunu, borçlunun temerrüte düşmesi yani ifayı geciktirmesi halinde kanunun temerrüt faizi işletilmesi yolunu düzenlediğini, ancak temerrüt faizinin tek başına gerçekte uğranılan zararı veya yoksun kalınan kazancı karşılamaya yetmediğini, bu sebeple eldeki davanın ikame edildiğini, ortada yasal temerrüt faizi ile giderilemeyen bir zarar söz konusu olduğunu, altı yıl boyunca borcunu ödemeyen kooperatifin kusurlu olduğunun açık ve net olduğunu, borçlunun temerrüte düştüğü andan itibaren paranın değer kaybından sorumlu olduğunu, davanın reddi kararının müvekkillerinin çok ciddi hak kaybına uğramasına yol açacak kötü niyetli davalının gayesine ulaşmasına imkan sağlayacak bir karar olması nedeniyle kararın kaldırılması gerektiğini, belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava,yasal faizle karşılanmayan munzam zarar tazminatı istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta; davacılar vekili dava dilekçesinde müvekkillerinin davalı kooperatiften 15/..../2015 tarihinde daire satın aldığını, dairelerin taahhüt edilen tarihte teslim edilmemesi nedeniyle açıklan davada Erzurum .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 16/06/2015 tarih, 2012/... Esas 2015... Karar sayılı dosyası ile her bir daire karşılığı 118.225,00-TL'nin davalıdan tahsiline karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, Ankara ... İcra Müdürlüğü'nün 2018/... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takibin kesinleştiğini, ancak bu güne kadar her hangi bir tahsilat yapılamadığını, takip tarihinden itibaren aradan geçen süre içerisinde paranın çok önemli değer kaybetmesi, yüksek enflasyon ve döviz kurlarındaki artış nedeniyle müvekkillerinin alacağına uygulanan % 9 faizi çok çok aşan oranda zarara uğraması nedeniyle bilirkişi tarafından belirlenecek munzam zararın tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, her bir davacı için 500.000,00-TL olmak üzere toplam 1.000.000,00-TL munzam zararın davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı davanın reddini savunmuş, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle verilen karara karşı davacılar vekilinin istinaf yasa yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 Esas 2022/401 Karar sayılı ilamında da aynen "20. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (...: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). ....(munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
21. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
22. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
23. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
24. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
27. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
29. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. ...
31. Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.
32. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz." denilmektedir.
O halde, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zararın ispatlanamadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İlk derece mahkemesinin hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacılar vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Başvuru sırasında peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 435,50-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan tarafça bu aşamada yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Gerekçeli kararın taraflara tebliği ile harç tahsil müzekkeresi işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine,
6-Kararın kesinleştirme ve gider avansı ikmali/iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK’nın 361. ve İİK’nın 364. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süresi zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 12/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.