AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 78852/11
Yaren Nur ESER ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Yargıçlar
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan ve 27 Eylül 2016 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Kasım 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR:
A. Davanın Koşulları
1. Başvuranlar Yaren Nur Eser (2001 doğumlu), Figen Eser (1971 doğumlu) ve Salih Eser (1968 doğumlu) Türk vatandaşları olup, Malatya’da ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Y.İmrek tarafından temsil edilmektedirler.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Diğer iki başvuranın kızı olan başvuran Yaren Nur Eser 10 Eylül 2001 tarihinde Malatya SSK Hastanesinde (Malatya Devlet Hastanesi adını almıştır, “SSK Hastanesi”) prematüre olarak dünyaya gelmiştir.
4. Başvuran Yaren Nur Eser aynı gün, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Araştırma Hastanesine (“İnönü Hastanesi”) sevk edilmiş; burada, yenidoğan ünitesine konulmuştur.
5. Başvuran Yaren Nur Eser 26 Ekim 2001 tarihinde taburcu olmuştur.
6. Başvuran Figen Eser belirtilmeyen bir tarihte, Yaren Nur Eser’in görme yetisinde bir anomali olduğundan şüphe duyması ve bu durumun prematüre bebeklerde sıklıkla gözlemlenen fizyolojik bir sorun olduğunu öğrenmesi üzerine yeniden SSK Hastanesine gitmiştir.
7. SSK Hastanesi 16 Ocak 2002 tarihinde, başvuran Yaren Nur Eser’e, doktor tarafından, “bilateral retinopati evre 5” tanısı konulan bir rapor vermiştir.
8. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği 23 Ocak 2002 tarihinde aynı sonuca varmıştır.
9. Bunun üzerine başvuranlar 21 Mart 2003 tarihinde, İnönü Üniversitesi Hastanesi ve Doktor S.G. aleyhine hukuk mahkemelerinde tazminat davası açmışlardır.
10. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde görev yapan üç uzman doktordan oluşan bilirkişi heyeti 1 Kasım 2004 tarihinde düzenledikleri raporda, başvuran Yaren Nur Esen’in görme yetisini kaybetmesinin kaynağında retinopati rahatsızlığı bulunduğunu ve bu durumun, ebeveynlerin konuyla ilgili olarak bilgilendirilmemesinden ve ilgiliye yoğun bakım ünitesinde uygun tedavi yapılmamasından kaynaklandığını doğrulamışlardır. Bilirkişiler bunun yanı sıra, tarama ve tedavinin zamanında yapılmış olması halinde bile, bu hastalığa yakalan prematüre bebekte görme kaybı riskinin % 25 oranında olduğunu belirtmişlerdir.
11. Adli Tıp Kurumu bilirkişileri 26 Ağustos 2005 tarihinde aynı sonuçlara varmışlar ve İnönü Hastanesinin 2/8 oranında kusurlu olduğunu belirtmişlerdir.
12. Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (“AHM”) 13 Nisan 2006 tarihinde Turgut Özal Hastanesi aleyhine açılan davayla ilgili olarak görevsizlik kararı vermiş ve Doktor S.G. ile ilgili taleplerini reddetmiştir.
13. Yargıtay 12 Ekim 2006 tarihinde bu kararı bozmuştur. Yargıtay, iddia edilen ihmalkârlığın kime yüklenebilir olduğu ve hastanenin, bu hastalığı belirtilen sürelerde teşhis etmek için takip gerekliliğinden hangi aşamada ilgilileri haberdar etmesi gerektiğini tespit etme noktasında iki bilirkişi raporu arasında var olan çelişkilerin kaldırılması gerektiği değerlendirmesinde bulunmuştur.
14. Dosya yeniden AHM’ye geri gönderilmiş; AHM konuyla ilgili bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
15. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu bilirkişileri 7 Haziran 2007 tarihinde, bilgilendirmenin ve tıbbi muayenenin, bebeğin halen yenidoğan yoğun bakım ünitesinde olduğu, doğumun beş ila yedinci haftalarında yapılmış olması gerektiğini raporlarında belirtmişlerdir. Bu nedenle, bilirkişiler, Doktor S.G.nin çalıştığı hastanenin, uyarıda bulunma görevini yerine getirmeme nedeniyle 2/8 oranında kusurlu olduğu sonucuna varmışlardır.
16. AHM 23 Ekim 2007 tarihinde verdiği kararla, Doktor S.G.ye atfedilebilir kişisel kusur bulunmaması nedeniyle başvuranların iddialarını reddetmiştir. Hastane ile ilgili olarak ise, görevsizlik kararı vererek, dosyayı idare mahkemelerine göndermiştir.
17. Davaya bakan Malatya İdare Mahkemesi (“İM”) 3 Nisan 2009 tarihinde, başvuranlara manevi tazminat bağlamında 3.000 Türk lirası ödenmesine ve ilgililerin maddi tazminat taleplerinin reddine karar vermiştir.
18. Danıştay 25 Mart 2014 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan harcamaların yanı sıra başvuran Yaren Nur Eser’in iş göremezliği de göz önünde bulundurarak, maddi zararın yeniden hesaplanması gerektiğini belirterek bu kararı bozmuştur. Danıştay, manevi zararla ilgili olarak ise, bu yeni unsur dikkate alınarak tazminat miktarının artırılmasının uygun olduğu kanaatine varmıştır.
19. İM tarafından görevlendirilen bilirkişi 9 Nisan 2015 tarihli raporla, maddi tazminat miktarını 116.939,57 Türk lirası olarak belirlemiştir.
20. Başvuranlar 20 Nisan 2015 tarihli dilekçeyle, İM tarafından görevlendirilen bilirkişi tarafından belirlenen meblağın ödenmesi isteğiyle -şimdiye dek yasak olan bu işlemin 30 Nisan 2013 tarihli Kanun’dan itibaren (6459 sayılı Kanun, 28633 sayılı Resmi Gazete) mümkün kılındığını bilerek- başlangıçta talep edilen tazminat miktarının değiştirilmesi istemiyle İM’ye başvurmuştur.
21. İM 5 Haziran 2015 tarihinde, dava açıldığı tarihten başka bir ifadeyle 21 Mart 2003 tarihinden itibaren işleyen yasal oranda gecikme faiz eklenmiş olan meblağların yani maddi tazminat olarak 116.939,57 Türk lirası, manevi tazminat olarak 6.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir.
22. Danıştay 15. Dairesi 10 Aralık 2015 tarihinde, gecikme faizlerinin başvuranların karar düzeltme talebinde bulundukları tarihten yani 20 Nisan 2015 tarihinden itibaren işlemeye başlaması gerektiği gerekçesiyle kısmen bozma kararı vermiştir.
23. Başvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme başvurusu halen aynı mahkeme önünde derdesttir.
ŞİKÂYETLER
24. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, tam yargı davaları çerçevesinde başlangıçta talep edilen tazminat miktarını değiştirmenin kendileri için mümkün olmaması nedeniyle mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiği kanısındadırlar.
25. Başvuranlar, mahkemeler önündeki yargılamanın süresinin, Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen makul süre gerekliliğini karşılamadığından yakınmaktadırlar.
26. Öte yandan, başvuranlar, başvuruda bulunmaları sonrasında, yeni bir şikâyet ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak Danıştay tarafından dikkate alınan tarihin, gecikme faizlerinin hesaplanmasında başlangıç tarihi (dies a quo) olarak kabul edilmesi nedeniyle mülkiyetlerine saygı gösterilmesi haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
27. Mahkeme öncelikle, başvuru yapıldıktan sonra yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurmakla yetkili olduğunu hatırlatmaktadır.
28. Başvuranların, yargılama sırasında başlangıçta talep ettikleri meblağın yeniden değerlendirilmesi isteminde bulunmalarının mümkün olmadığı yönündeki iddialarıyla ilgili olarak Mahkeme, yargılama sırasında yeniden değerlendirme isteminde bulunma yetkisinin 30 Nisan 2013 tarihli Kanunla iç hukukta tanındığını (yukarıda 20. paragraf) ve başvuranların, başlangıçta talep ettikleri tazminat miktarını, bilirkişiler tarafından tespit edilen tutarı öğrenmeleri sonrasında değiştirebileceklerini gözlemlemektedir. Başka bir ifadeyle, Türk mevzuatı, Sözleşme’nin gerekliliklerini karşılayacak şekilde değiştirilmiş (bk. a contrario, Okçu/Türkiye, No. 39515/03, §§ 51 ila 69, 21 Temmuz 2009) ve başvuranlar, mahkemeler önünde haklarını arayabilmişlerdir.
29. Başvuranlar bundan böyle, bu bağlamda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle “mağdur” oldukları iddiasında bulunamayacaklardır.
30. Başvurunun bu kısmı, 35. maddenin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmamaktadır ve 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
31. Mahkeme, devam eden yargılamaya ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, kendisine ancak bütün iç hukuk yolları tüketildikten sonra başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Her başvuranın, kural olarak, ulusal mahkemelere, Sözleşmeci Devletlere aleyhlerinde ileri sürülen ihlalleri önleme veya telafi etme imkânı sunması gerekmektedir (bk. örnek olarak, Cardot/Fransa, 19 Mart 1991, § 36, A serisi no 200).
32. Bu nedenle, bir şikâyet, iddia edilen Sözleşme ihlalini telafi etme durumunda olan ulusal makamlar önünde usulüne uygun olarak dile getirilmediği sürece, Mahkeme bu şikâyet hakkında karar veremeyecektir. Gerektiği takdirde, başvuranlar açtıkları dava sonunda halen Sözleşme’nin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur oldukları kanısında olmaları halinde yeniden Mahkeme’ye başvurabilirler.
33. Bu nedenle, Mahkeme, başvurunun bu kısmının vaktinden önce yapıldığı kanaatine varmakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddetmektedir.
34. Makul süre ilkesinin ihlali ile ilgili 6. madde bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak, Mahkeme, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 58 ve 60, 26 Mart 2013) kararına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme bu nedenle, işbu şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 20 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy