AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 49801/09
Fırat ESMEZ / Türkiye
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 4 Aralık 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
31 Ağustos 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Fırat Esmez, 1980 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İzmir Barosuna bağlı Avukat N. Paşa tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvuran ve N. İ. 28 Aralık 2005 tarihinde PKK’ya (yasadışı silahlı bir terör örgütü olan Kürt İşçi Partisi) karşı yürütülen bir operasyon sırasında yakalanmıştır.
4. Aynı tarihte polis memurları, başvuran ve N.İ.’nin evinde bir arama gerçekleştirmiştir. Polis memurları tarafından düzenlenen ev arama tutanağına göre, evin içinde diğer şeylerin yanı sıra iki adet el bombası bulunmuştur. Başvuran ve N.İ. bu tutanağı imzalamayı reddetmiştir.
5. Başvuran ve N.İ. 30 Aralık 2005 tarihinde Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hâkim tarafından sorgulanmıştır. Aynı gün hâkim, söz konusu kişilerin tutuklanmasına karar vermiştir.
6. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 28 Aralık 2006 tarihinde başvuranı terör örgütüne üyelik ve yasa dışı patlayıcı madde bulundurmaktan suçlu bulmuş ve 1.500 Türk lirası (TRY) adli para cezasının yanı sıra 9 yıl 9 ay hapis cezasına hükmetmiştir.
7. Yargıtay, 27 Kasım 2008 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
8. Dava dosyası 13 Şubat 2009 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne tevdi edilmiştir. Dava dosyasındaki bilgilere göre, karar başvurana ve/veya avukatına bildirilmemiştir. Başvuranın avukatı, 17 Temmuz 2009 tarihinde nihai karardan haberdar olduğunu belirtmiştir.
9. Başvuran 29 Temmuz 2009 tarihinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca, Yargıtay onama kararının kaldırılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvuruda bulunmasını talep etmiştir.
10. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 23 Aralık 2009 tarihinde, Yargıtay’ın 27 Kasım 2008 tarihli kararında başvuranın iddialarının önceden incelediğini belirtmiş ve bu sebeple Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi kapsamında, başvuranın başvurusunu reddetmiştir.
ŞİKÂYET
11. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında avukat yokluğunda evinin yasaya aykırı bir şekilde aranmasından ve oradan alınan delillerin kendisini mahkûm etmek için ceza yargılamaları sırasında kullanılmasından şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuran, avukat yokluğunda evinin aranmasının yasaya aykırı olduğunu ve oradan alınan delillerin kendisini mahkûm etmek için ceza yargılamaları sırasında kullanılmasının Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
13. Hükümet, ilk itirazda bulunmuş ve başvurunun Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca altı aylık süre kuralına uymadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, Yargıtay kararının ilk derece mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne tevdi edildiği tarihin altı aylık süre sınırının başlangıç tarihi olarak alınması ve başvurunun vaktinde yapılmadığından dolayı kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
14. Başvuranın avukatı Mahkemeye resmi bir belge sunmadan, nihai karardan 17 Temmuz 2009 tarihinde haberdar olduğunu belirtmiştir.
15. Mahkeme, iç hukukta kesinleşmiş kararın yazılı bir kopyasının otomatik olarak başvurana gönderildiği durumlarda, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi ile güdülen amaç ve hedefe, yazılı kararın bildirildiği tarihin altı aylık sürenin başlangıç tarihi olarak alınmasıyla hizmet edileceğini not eder (bk. Worm/Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, § 33, Raporlar 1997‑V). İç hukukta ilgili bilgilendirmenin yapılmadığı durumlarda Mahkeme, tarafların kararın içeriği konusunda kesin olarak bir bilgi sahibi olduğu, yani kararın kesinleştiği tarihin başlangıç noktası olarak alınmasının uygun olduğunu düşünmektedir (bk. diğer kararlar arasında, İpek/Türkiye (k.k.), no. 39706/98, 7 Kasım 2000 ve Karatepe/Türkiye (k.k.), no. 43924/98, 3 Nisan 2003).
16. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 35. maddesi, hüküm ve mahkeme kararlarının davadaki taraflara bildirilmesi gerektiğini öngörmesine rağmen Mahkeme, davalılarla ilgili kararların bildirilmesinin Yargıtay Ceza Dairesinin uygulaması olmadığını hatırlatır (bk. İpek, yukarıda anılan; Alpar/Türkiye (k.k.), no.5684/02, 27 Mayıs 2008).
17. Somut davada, Sözleşme’nin 35 § 1 madde kapsamındaki “nihai karar” Yargıtay’ın 27 Kasım 2008 tarihinde verdiği karardır ve bu karar 13 Şubat 2009 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne tevdi edilmiştir. Fakat başvuru 31 Ağustos 2009 tarihinde, yani altı aylık süre geçtikten sonra yapılmıştır. Bununla beraber başvuranın avukatı, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde düzenlenen zaman sınırını gözetmesini engelleyebilecek herhangi bir özel koşul ortaya koymamıştır (bk. Keskin/Türkiye (k.k.), no. 12923/12, 8 Temmuz 2014).
18. Somut davanın koşullarında Mahkeme, yukarıda anılan yerleşik içtihatlarından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep tespit etmemiştir ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca, altı ay kuralına uymadığı için reddedilmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 17 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy