AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 37588/12
Fikri ETGÜ ve Kibar ETGÜ / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 31 Ocak 2017 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 24 Nisan 2012 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Fikri Etgü ve Kibar Etgü, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1959 ve 1955 doğumludurlar. Başvuranlar, İzmir’de ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi huzurunda, İstanbul Barosuna bağlı Avukat C. Çelik tarafından temsil edilmişlerdir.
A. Davanın başlangıcı
Davanın kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği üzere, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.Başvuranların oğlu Cihangir Etgü, 22 yaşında iken, Gebze (Kocaeli) Tabur Komutanlığı’nda zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmek amacıyla 24 Şubat 2010 tarihinde birliğine katılmıştır.Askerlik hizmetine başlamadan önce, Cihangir Etgü, özellikle psikolojik bir muayeneyi de kapsayan sağlık muayenesiyle ilgili olağan prosedüre tabi tutulmuştur. C. Etgü, bilgi formunda herhangi bir sorunu olmadığını belirtmiştir. Doktorlar, C. Etgü’nün askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişli olduğuna karar vermişlerdir.28 Eylül 2010 tarihinde, saat 19.45 sularında, taburun ikmal noktasında nöbet tutan C. Etgü, ateşli silahla başından ağır yaralanmış bir halde bulunmuştur.C. Etgü derhal hastaneye, öncelikle Gebze Devlet Hastanesine ardından da Haydarpaşa GATA Askeri Hastanesine götürülmüştür, ancak doktorlar ilgiliyi kurtaramamışlar ve ilgilinin 3 Ekim 2010 tarihinde saat 16.20’de hayatını kaybettiğini tespit etmişlerdir.
B. Soruşturma tedbirleri
Ceza soruşturması, olayların meydana gelmesinin ardından 28 Eylül 2010 tarihinde, Kartepe (Kocaeli) Askeri Savcısı tarafından resen açılmıştır.Askeri savcının talimatı üzerine, ulusal jandarma kriminal inceleme bilirkişi ekibi aynı gün olay yerine gelmiştir.Olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiştir. Bir kroki çizilmiş ve olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir. Soruşturma, ilk tespitlerin yapılmasına imkân vermiştir. Askeri savcı tarafından dinlenen tanıklara göre, Cihangir Etgü’nün çavuş rütbesi bulunmaktaydı ve ilgili, tabur bünyesinde yazışmayla ilgili görevleri yerine getirmekteydi. Tanıklar, ilgilinin herhangi bir sorundan şikâyetçi olmayan herkes tarafından sevilen bir asker olduğunu belirtmişlerdir. C. Etgü, "eğitim" kategorisinde "ayın en iyi askeri" olarak gösterilmiştir. Kendisine yakın olan bazı erlere göre, Cihangir Etgü trajik olaydan önceki hafta kendisini iyi hissetmemekteydi. Söz konusu erlere göre, arkadaşları özellikle daha mesafeli ve ketum davranmış, ancak kimseye bu ani davranış değişikliğinin sebebini açıklamamıştır. Cihangir Etgü’ya yakın olan M.B. isimli er, ilgilinin üç veya dört günden beri kaygılı göründüğünü, dikkatini toplayamadığını ve az yemek yediğini belirtmiştir. M.B., kendi ifadesine göre, Cihangir Etgü’nün kendisini vurduğu gün, son sigarasının bulunduğunu söylediğini dile getirmiştir. M.B., ilgilinin sigara içmeyi bırakmaya karar vermesi sebebiyle böyle konuştuğunu düşündüğünü eklemiştir. Bir diğer asker Y.N., Cihangir Etgü’nün kendisine olaydan kısa bir süre önce son nöbetinin olduğunu söylediğini belirtmiştir. Y.N., komutanlarının bundan böyle Cihangir Etgü’nün nöbet tutmasını emretmemeye karar verdiğini düşündüğünü ve bu sözler nedeniyle endişelenmediğini eklemiştir. Cihangir Etgü’nün 28 Eylül 2010 tarihinde, saat 19.30’dan 21.30’a kadar kışlada devriyede olması gerekmekteydi. Askerler V.S. ve E.E.’nin bu saat dilimi boyunca taburun ikmal noktasında nöbet tutmaları öngörülmüştür. Askerler, C.E. ve S.G.’nin saat 17.30’dan 19.30’a kadar olay yerinde bulunması gerekmekteydi. Akşam yemeğinin ardından, Cihangir Etgü V.S.’ye, canının sıkkın olduğunu, yalnız kalmak istediğini ve kendisinin yerine nöbeti üstleneceğini söylemiştir. V.S. bunu reddetmiş, ancak Cihangir Etgü, kendisine emirlere itaat etmesi gerektiğini söyleyerek ısrar etmiştir. Cihangir Etgü, V.S.’nin silahı olan G3 tipi tüfeği almış ve nöbet tutmaya başlamıştır. Kısa bir süre sonra, asker E.E., Cihangir Etgü’nün silahını çalıştırdığını duymuş ve kendisine bunu niçin yaptığını sormuştur; ilgili kendisine, nöbete başlamadan önce tüfeğin mekanizmasının iyi çalışıp çalışmadığını kontrol ettiği yönünde cevap vermiştir. Silahı elinde tuttuğu sırada, bir mermi yere düşmüştür; E.E. bu mermiyi yerden almış ve Cihangir Etgü’ye vermiştir. Cihangir Etgü mermiyi tüfeğe geri koymuş ve nöbet tutmaya devam etmiştir. Saat 19.45 sularında, Cihangir Etgü, bilerek kendisini başından vurmuş ve bu nedenle ağır yaralanmıştır. Cihangir Etgü’nün anne ve babasına göre, oğullarının herhangi bir psikolojik sorunu bulunmamaktaydı. Cihangir Etgü, hiçbir zaman askerlik hayatına ilişkin koşullardan şikâyetçi olmamıştır ve başvuranların kanaatine göre, ilgilinin intihar etmesi için herhangi bir neden bulunmamaktaydı. Cihangir Etgü’nün ölümünün ardından, 3 Ekim 2010 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’nın gözetimi altında cesedin otopsisi yapılmıştır. Otopsi, ölümün ateşli silahla vurulma sonucu meydana geldiğinin ve merminin ilgilinin kafatasından çıkmadan önce çenesinin altına girdiğinin tespit edilmesine imkân vermiştir. Atış mesafesi, ilgiliyi kurtarmaya çalışmak için kendisine uygulanan cerrahi müdahale nedeniyle belirlenememiştir. İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı, 3 Ocak 2011 tarihinde bilirkişi raporunu düzenlemiştir. Söz konusu raporda, Cihangir Etgü’nün ellerinden alının numunelerin, ilgilinin sol elinin ayasında ve üstünde ve sağ elinin üstünde atış kalıntılarının bulunduğunu gösterdiği, askerler V.S., E.E., C.E. ve S.G.nin üzerinde herhangi bir atış kalıntısının bulunmadığı, kullanılan silahın V.S.ye ait olduğu ve bu silahın iyi çalışır durumda olduğu belirtilmiştir. Savcı ayrıca, Cihangir Etgü ile aynı zamanda askerlik hizmetini yerine getiren bir asker olarak kendisini tanıtan, M.E. isimli bir kişi tarafından yazılan ve 6 Şubat 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmayı’na gönderilen isimsiz bir e-mailden haberdar edilmiştir. Bu e-mailde, M.E., Cihangir Etgü’nün kendi hiyerarşik üstleri tarafından maruz kaldığı aşağılayıcı, küçük düşürücü ve onur kırıcı muamele nedeniyle intihar ettiğini yazmıştır. Savcı aynı zamanda, Balıkesir İnsan Hakları Derneği’nin, aynı ifadelerle yazılan ve kendi üyelerinden birine elden teslim edilen bir mektup aldığını tespit etmiştir. Bu isimsiz e-mail konusunda yapılan incelemeler, M.E. isimli herhangi bir askerin Gebze (Kocaeli) Tabur Komutanlığında askerlik hizmeti yapmadığının, bu taburda askerlik hizmetini yerine getiren herhangi bir askerin bu elektronik adresi kullanmadığının, verici bilgisayarın IP adresinin belirlenemediğinin ve son olarak, söz konusu mektubu Balıkesir İnsan Hakları Derneği’ne teslim eden kişinin iletişim bilgilerini bırakmadığının tespit edilmesine imkân vermiştir. Savcı, birçok tanığı yeniden dinlemiş ve tanıklar, askerlik hayatının kendilerine uygun olduğunu ve hiyerarşik üstleri tarafından herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadıklarını ifade etmişlerdir. Sorgulanan kişiler, Cihangir Etgü’ye uygulanan herhangi bir kötü muameleye tanık olmadıklarını ve ilgilinin diğer yandan bu tür bir sorundan şikâyet etmediğini eklemişlerdir.
C. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
Ceza soruşturmasının sonunda, Kartepe (Kocaeli) Askeri Savcısı, 26 Aralık 2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Askeri savcı, görünüşe göre kişisel sorunlar yaşayan Cihangir Etgü’nün arkadaşının silahıyla bilerek kendisini başından vurduğu ve yaralanması neticesinde hayatını kaybettiği kanaatine varmıştır. Başvuranlar, oğullarının hiyerarşik üstleri tarafından kendisine uygulanan kötü muamelelerden dolayı yaşadığı depresyon nedeniyle intihar ettiğini iddia ederek, avukatları aracılığıyla, yukarıda belirtilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmişlerdir. Gölcük (Kocaeli) Askeri Mahkemesi, 23 Şubat 2012 tarihinde, soruşturmada herhangi bir eksikliğin tespit edilmediği gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir. Askeri Mahkeme, soruşturmanın Cihangir Etgü’nün ölüm koşullarının aydınlatılmasına imkân sağladığı ve herhangi bir delil unsurunun ilgilinin kötü muamelelere maruz kaldığı yönündeki iddiayı desteklemediği kanısına varmıştır.
ŞİKÂYETLER Sözleşme’nin özel bir hükmünü ileri sürmeksizin, başvuranlar, kendi kanaatlerine göre, üstü tarafından maruz kaldığı aşağılayıcı muameleler sebebiyle intihar eden oğullarının hayatını kaybetmesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, ulusal makamları, etkin bir ceza soruşturması yürütmemekle ve sorumluları cezalandırmamakla suçlamaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme’nin 2. maddesinin esas ve usul yönleriyle ilgili olduğunu saptamaktadır. Bu hükmün somut olaya ilişkin kısmı aşağıdaki gibidir:
"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)"
A. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü hakkında
Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin devlete, başkasının suç oluşturan davranışları nedeniyle hayatı tehdit altında olan kişiyi korumak için gereken bütün önleyici tedbirleri alma yönünde pozitif bir yükümlülük yüklediğini hatırlatmaktadır (Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 115, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998‑VIII). Mevcut davada, söz konusu ölüme ilişkin koşulları ve incelemeler sırasında toplanan ilgili unsurları dikkate alarak, Mahkeme, ulusal mercilerin itibar ettikleri intihar iddiasına itiraz etmek için herhangi bir nedenin bulunmadığı kanısına varmaktadır. Başvuranlar diğer yandan, bu iddiayı kabul etmektedirler. Mahkeme ardından, kişinin mercilerin sorumluluğu altında bulunması halinde, Sözleşme’nin 2. maddesinin devlete ayrıca, kendi davranışları nedeniyle hayatı tehdit altında olan kişiyi korumak için gereken tüm önleyici tedbirleri alma yönünde pozitif bir yükümlülük yüklediğini hatırlatmaktadır (Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, § 89, AİHM 2001‑III). Başlıca sorun, askeri makamların Cihangir Etgü’nün gerçek ve yakın bir intihar riski taşıdığını bilip bilmediklerinin ya da bilmelerinin gerekip gerekmediğinin, şayet ilgilinin bu türden bir risk taşıması durumunda, makamların bu tehlikeyi önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarının tespit edilmesinden ibarettir (Yukarıda anılan Keenan kararı, § 93). Bu bağlamdaki incelemesi çerçevesinde, Mahkeme, orduda görev yapan uzmanlara atfedilebilecek olası bir kusurun, basit bir muhakeme hatası veya ihtiyatsızlığın ötesine geçip geçmediğini tespit etmelidir. Gerçekte, bu tür davalarda, insan davranışının öngörülemezliğini göz ardı etmemek ve devletin pozitif yükümlülüğünü kendisine dayanılmaz ya da aşırı bir yük yüklemeyecek şekilde yorumlamak gerekmektedir (Yukarıda anılan Keenan kararı, § 90). Elinde bulunan dosyada yer alan unsurlar bakımından, Mahkeme başvuranların oğlunun, birliğine katılmadan önce intihara yatkınlığı olduğunu düşündürebilecek psikolojik sorunlardan muzdarip olduğunu gösteren herhangi bir unsurun bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu hususta, Mahkeme, Cihangir Etgü’nün askerlik eğitimine başlamadan önce sağlık muayenesine ilişkin olağan prosedüre tabi tutulduğunu ve ilgilinin askerlik hizmetini yapmaya elverişli olduğu kanısına varıldığını saptamaktadır (Yukarıda 4. paragraf). Diğer taraftan, Cihangir Etgü’nün askerlik görevini yerine getirmeye psikolojik yönden elverişli olduğuna başvuranlar tarafından itiraz edilmemiştir. Başvuranların oğlunun askerlik hizmetini yapmaya devam etmesini engelleyen psikolojik bir sorun yaşadığının iddia edilmesine imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır. İlgilinin "eğitim" kategorisinde "ayın en iyi askeri" olarak gösterildiğini tespit etmek gerekmektedir. Bütün unsurlar, Cihangir Etgü’nün söz konusu trajik olaya kadar, gerçek ve yakın bir intihar riskine işaret edecek nitelikte bir davranış sergilemediğini düşündürmektedir. Cihangir Etgü’nün diğer askerler ya da hiyerarşik üstleri tarafından onur kırıcı bir muameleye maruz kaldığı da tespit edilmemiştir. Bu bağlamda Mahkeme, bu hususun savcı tarafından incelendiği ve savcının söz konusu iddiaların herhangi bir dayanağının bulunmadığı sonucuna vardığını kaydetmektedir (bk., yukarıda 18. paragraf). Mahkeme, bazı tanıkların, ilgilinin söz konusu olaydan önceki hafta endişeli olduğunu ve daha ketum bir tavır sergilediğini, ancak bununla birlikte bu davranış değişikliğinin nedenlerini arkadaşlarına açıklamamayı tercih ettiğini belirttiklerini tespit etmektedir. Bu koşullarda, Cihangir Etgü’nün kişisel kaygıları, hiyerarşisinin farkına varması gereken, yakın bir intihar riskinin habercisi işaretler olarak değerlendirilemeyecektir (bk., mutatis mutandis, Ayan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 6376/10, 4 Ekim 2011, ve Dalar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 35957/05, 21 Şubat 2012). Bu bağlamda, Mahkeme daha önce, kişinin, diğer askerlerin ya da kendisinin hayatını korumak için tedbirler alma gerekliliğini ortaya koyan herhangi bir dengesizlik belirtisi göstermemesi halinde, kişinin üstlerinin olayı önlemek amacıyla elinden gelenin daha fazlasını yapmamakla suçlanmasının, kendilerine aşırı bir yük yüklemek anlamına gelebileceğini ifade etmiştir (Nurten Deniz Bülbül/Türkiye, no. 4649/05, § 37, 23 Şubat 2010, ve Uzun/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 38679/07, § 45, 1 Mart 2016). Mahkeme, bu içtihadın mevcut dava hakkında uygulanabilir olduğu kanısına varmaktadır. Başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüne dayanan şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
B. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönü açısından Mahkeme, mevcut davaya benzer davalarda, yaşam hakkının usulen korunmasının, ölümü çevreleyen koşulları belirleyecek ve sorumlulukları tespit edecek nitelikte bağımsız bir soruşturma şeklini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Çiçek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 67124/01, 18 Ocak 2005). Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında soruşturmanın etkinliği konusundaki ilkeler, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, §§ 169-182) kararında hatırlatılmaktadır. İnceleme ve araştırmalar, bilhassa ayrıntılı, tarafsız ve dikkatli şekilde yapılmalıdır (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 161 ila 163, A serisi no. 324). Bir soruşturmanın Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle yeterli olması gerekmektedir (Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II). Bu durum, soruşturmanın sorumluların tespit edilmesine ve - gerektiği takdirde- cezalandırılmasına imkân vermesi gerektiği anlamına gelmektedir (Armani Da Silva/Birleşik Krallık [BD], no. 5878/08, § 233, AİHM 2016). Merciler, diğerlerinin yanı sıra, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişi incelemeleri ve gerektiği takdirde, yaralanmalara ilişkin eksiksiz ve doğru bir rapor sunulmasını sağlayacak nitelikte bir otopsi ve klinik bulguların, bilhassa ölüm sebebinin objektif bir analizi de dâhil olmak üzere, söz konusu olaylara ilişkin delilleri elde etmek için imkânları dahilindeki makul tedbirleri almalıdırlar (Natchova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve 43579/98, § 160, AİHM 2005‑VII, ve Jaloud/Hollanda [BD], no. 47708/08, § 186, AİHM 2014). Ölüm sebebini veya olası sorumlulukları tespit etme kapasitesini zayıflatan, soruşturmaya ilişkin her türlü eksiklik, bu hukuk kuralına uyulmamasına yol açabilecektir (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], no. 23458/02, § 301, AİHM 2011 (özetler)). Özellikle soruşturma sonuçları, ilgili bütün unsurların titiz, objektif ve tarafsız bir incelemesine dayandırılmalıdır. Şüphesiz gerekli olan bir inceleme konusunun incelenmesinin reddedilmesi, soruşturmanın davanın koşullarını ve gerektiği takdirde, sorumlu kişilerin kimliğini tespit etme kapasitesini muhakkak olumsuz etkilemektedir (Kolevi/Bulgaristan, no. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009). Soruşturmanın etkinliğine ilişkin asgari kıstası karşılayan incelemenin niteliği ve derecesi, davanın kendine özgü koşullarına bağlıdır. Meydana gelebilecek çok çeşitli durumların, yalnızca soruşturmaya ilişkin işlemler listesine veya diğer basitleştirilmiş kıstaslar düzeyine indirgenmesi mümkün değildir (Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 101-110, AİHM 1999‑IV, ve Velikova/Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, AİHM 2000‑VI). Diğer yandan, soruşturmadan sorumlu olan kişilerin, olaya müdahil olan veya müdahil olabilecek nitelikteki kişilerden bağımsız olmaları gerekmektedir. Bu durum, yalnızca hiyerarşik ya da kurumsal bir bağın bulunmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirmektedir (Anguelova/Bulgaristan, no. 38361/97, § 138, AİHM 2002‑IV). Ayrıca soruşturma, mağdurun ailesi açısından, meşru menfaatlerinin korunması için gerektiği ölçüde erişilebilir olmalıdır. Sözleşme’nin 2. maddesi mercilere, soruşturma sırasında mağdurun bir yakını tarafından dile getirilebilecek soruşturmaya ilişkin her türlü tedbir talebini yerine getirme yükümlülüğü yüklememektedir (Yukarıda anılan Ramsahai ve diğerleri kararı, § 348, ve Velcea ve Mazăre/Romanya, no. 64301/01, § 113, 1 Aralık 2009). Soruşturmanın yeterince etkin olup olmadığı hususu, ilgili olayların tamamı ışığında ve soruşturma işleminin uygulamadaki gerçeklikleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir (Dobriyeva ve diğerleri/Rusya, no. 18407/10, § 72, 19 Aralık 2013, ve Centre de ressources juridiques au nom de Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], no. 47848/08, § 147, AİHM 2014). Somut olayda, Mahkeme, askeri savcılığın trajik olayın meydana gelmesinin ardından resen soruşturma açtığını ve söz konusu durumun gerektirdiği ivedilikle incelemeleri gerçekleştirdiğini tespit etmektedir. Diğer taraftan, Mahkeme, mercilerin söz konusu olaylara ilişkin delil unsurlarını toplamak ve korumak amacıyla uygun tedbirleri aldıklarını kaydetmektedir. Mahkeme böylelikle, birçok tanığın dinlendiğini, Cihangir Etgü’nün arkadaşlarının ve askeri hiyerarşik üstlerinin dinlenmesinin savcıya, olayların meydana geldiği dönemde ilgilinin psikolojik durumuna ve söz konusu olayı çevreleyen koşullara ilişkin bilgileri toplama imkânı verdiğini ve ayrıca Cihangir Etgü’nün ailesinin ifadesinin alındığını saptamaktadır (Yukarıda 10. paragraf). Mahkeme, atış kalıntılarının bulunup bulunmadığını tespit edilmesi amacıyla Cihangir Etgü’nün ve davaya müdahil olabilecek nitelikteki askerlerin ellerinden numunelerin alındığını ve analizlerin sonuçlarının başvuranların oğulları açısından pozitif ve diğerleri açısından negatif olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, yaralanmasının ardından hastanede yaşamını yitiren Cihangir Etgü’nün ölümünün ardından, Cumhuriyet savcısının gözetimi altında otopsinin uygulandığını tespit etmektedir. Bu otopsinin sonucunda, başvuranların oğlunda meydana gelen yaralanmaya ilişkin bir rapor düzenlenmiş ve ölüm sebebine ilişkin klinik bulguların objektif bir analizi yapılmıştır. Ayrıca Mahkeme, başvuranların soruşturmaya yeterli ölçüde katıldıklarını kaydetmektedir: Savcılığın isimsiz bir e-mail gönderen kişinin kimliğini tespit etmek amacıyla araştırmalar yapması nedeniyle, başvuranların ifadeleri dinlenmiş ve beyanları dikkate alınmıştır. Mahkeme, bu araştırmaların, söz konusu isimsiz e-mailin kendisini M.E. olarak tanıtan kişiden geldiğinin, ancak bu kişinin Cihangir Etgü ile aynı taburda askerlik hizmetini yerine getirmediğinin ve M.E.nin Cihangir Etgü’nün askeri hiyerarşik üstleri tarafından kötü muamelelere maruz kaldığı yönündeki iddialarının herhangi bir dayanağının bulunmadığının tespit edilmesine imkân verdiği kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, savcılığın, kendilerine yapılan açıklamalara dayanarak başvuranlar tarafından ileri sürülen konuyu incelememekle ciddi olarak suçlanamayacağı kanaatine varmaktadır. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, başvuranların oğlunun ölümü konusunda yürütülen soruşturmanın yeterince hızlı ve uygun yapıldığını, başvuranların kendi menfaatlerini korumak amacıyla yeterli ölçüde soruşturmaya katıldıklarını değerlendirmektedir. Diğer bir deyişle, söz konusu soruşturma Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin olmuştur. Başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne dayanan şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucunu varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, ardından 2 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy