T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: ....
KARAR NO: ....
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ: ....
DAVALI : ... - ...
VEKİLLERİ: ....
....
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 26/10/2017
KARAR TARİHİ: 17/05/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 30/05/2023
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İstinaf öncesi Gaziantep 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/.. Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada;
İDDİA:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkili .... Ambalaj plastik ve Kimyaevi maddeleri üreten bir şirket olduğunu, borçlu .... hizmet Temizlik şirketinin de temizlik işi ile uğraşan şirket olduğunu, yapılan sözleşme ile müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki kurulduğunu müvekkili olduğu şirketten değişik ebatlarda ve değişik miktarda çöp poşeti aldığını, alınan çöp poşetlerinin teslim ettiğini ancak borçlu şirketin verilen emtia bedellerini karşılığını müvekkiline ödenmediğini, bu nedenlerle Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2017/. Esas sayılı dosya ile davalı şirket aleyhine icra takibi başlattığını, borçlunun ise buna itiraz ettiğini, bu nedenlerle borçlu tarafından yapılan itirazın müvekkilini zor durumda bıraktığını haksız ve hukuka aykırı olduğunu, borçlunun itirazının iptali ile %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına ödetilmesine karar verilmesi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, bu haliyle de gayet tabi müvekkili şirketin davaya konu icra takibinin itirazının haklı ve yerinde olduğunu, bu nedenlerle açılan davanın reddi ile davacı aleyhine tazminata hükmedilmesi ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacının üzerinde bırakılmasını talep ettiği görüldü.
Dava İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasıdır.
Davacı vekilinin mahkememize ettiği cevaba cevap dilekçesinde özetle; borçlunun 2017/125449 Esas icra takibine yapmış olduğu itirazın iptaline %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödetilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep ettiği görüldü.
Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2017/. Esas sayılı dosyası incelenmek üzere istenilmiş olup, dosyanın bütün evrakları uyap sistemi üzerinden gönderilmiş olup, dosya ve ekleri incelenerek dosya içerisine alınmıştır.
Dosya taraflarının uyuşmazlıklarının çözümlenmesi bakımından dosyanın resen seçilecek bilirkişiye tevdi edilerek rapor alınmasına karar verilmiş olup, bilirkişinin 11/07/2019 havale tarihli raporunda özetle; davalı tarafa ait 2015 yılı yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre davalı tarafın dava dosyasına dayanak olan icra takibine faturalarla davacıdan toplam 71.272,00 TL tutarında alış yaptığı bu alışlarına karşılık davacıya 38.884,00 TL çekle, 32.388,00 TL nakit ile olmak üzere toplam (38.884,00+32.338,00) = 71.272,00 TL ödeme yaptığı böylece davalı tarafın incelenen bu yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre davalının davacı tarafa (71.272,00-71.272,00) = 0,00 TL borcunun yani borcunun olmadığı kaydının olduğu tarafınca düzenlenen raporda tespit edilmiştir.
Mahkememizin 14/11/2019 tarihli celsede davacı vekilinin bilirkişi raporuna itirazları nedeniyle dosyanın önceki bilirkişi dışında resen seçilecek bilirkişiye tevdi edilerek rapor aldırılmasına karar verilmiştir.
Adli Muhasebe uzman bilirkişinin mahkememize ibraz etmiş olduğu 09/12/2019 havale tarihli raporunda; davalının davacı tarafa 38.884,00 TL olduğunu raporda tespit edildiği görülmüştür.
Davalı vekili tarafından mahkememize ibraz edilen bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde özetle; hukuka aykırı bir şekilde eksik inceleme ve araştırma sonucunda hazırlanan bilirkişi raporuna itirazlarının kabulü ile müvekkili olduğu şirketin 2016 yılı yasal defter ve belgelerin incelenmesine ve bilirkişiler tarafından dikkate alınmayan 9.721 TL tutarında çekin bilirkişi raporuna konu edilmesi, nakit olarak ödenen 17.667 TL'nin doğru olarak hesaplattırılmasını, 21/05/2015 tarihinde ödenen 5.200 TL nin banka havalesi yolu ile ödendiğinin kayıt altına alınmasını bu durumların gözetilerek yeniden rapor alınmasını talep ettiği görüldü.
Sunulan bilgi ve belgeler incelenerek dosya içine alınmıştır.
Mahkememizin görevli ve yetkli olduğu anlaşılmakla davanın esasına girilmiştir.
Tüm dosya kapsamı göz önüne alındığında; Mahkememizce tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm kanıtları toplanmış tetkik edilerek dosya içerisine alınmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, mahkememizce yapılan yargılamaya, dosyaya sunulan belgelere gelen müzekkere cevaplarına ve mahkememizce alınan bilirkişi raporuna göre; davacı tarafın davalı şirketten değişik ebatlarda ve değişik miktarda çöp poşeti aldığı, alınan çöp poşetlerinin teslim edildiği, ancak borçlu şirketin verilen emtia bedellerini karşılığını davacıya ödenmediği tarafından davalı hakkında başlatmış olduğu icra takibinin davalının itirazda bulunduğu, davalı tarafın davacı şirkete olan borcunu ödememekte direndiği tespit edilmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında ticari alış veriş söz konusu olmasına rağmen hesap değerlerinin uyumunu kontrol etmek ve karşılıklı teyit edilmesini sağlamak amacıyla 6102 sayılı TTK'nun 94. Maddesine göre karşılıklı imzalı kaşeli bir şekilde teyitlerinin yapılmadığı tespit edilmiştir.
Davalı tarafın dava dosyasına dayanak olan icra takibine konu faturalarla davacıdan toplam 71.272,00 TL tutarında mal alışlarına karşılık davacıya 38.884,00 TL çekle ödeme yapıldığı tespit edilmiş, davalı tarafın bakiye 32.388,00 TL nakit işlem kaydı dayanağına tediye makbuzu düzenlenmediği tespit edilmiştir.
Somut olayda davalı tarafın davacı tarafa ödemesi gereken 38.884,00 TL borcunun olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenlerle açılan davanın kabulü ile Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2017/125449 Esas sayılı dosyasında yapılan takip ile ilgili olarak davalının itirazının iptaline, takibin devamına, İcra İnkar Tazminatı talebi yargılamayı gerektirir mahiyette olduğundan İcra İnkar Tazminatı talebinin Reddine dair karar verilmiştir.
İstinaf incelemesinde;
Dava, faturaya dayalı ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nun 3. maddesinde “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” hükmünün düzenlenmiştir. Kanun'un 4/1. maddesinde "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hukuk davalarının” ticari dava sayıldığı, aynı kanunun 5. maddesinde de aksine hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesinin tüm ticari davalara bakmakla görevli bulunduğu belirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı ve davalı tacirdir. Dava konusu tarafların ticari işletmesini ilgilendirmektedir. Uyuşmazlık ticari dava niteliğinde olup çözümü Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına girdiğinden mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davaya devamla yukarda belirtildiği şekilde davanın esası yönünden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının görevsizlik nedeniyle esası incelenmeksizin kaldırılmasına, davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin kaldırma nedenine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın 6100 sayılı HMK'nın 20. maddesi kapsamında talepte bulunulması şartıyla kayıtları kapatılarak görevli ve yetkili Gaziantep Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmek üzere gerekli işlemlerin tamamlanması için mahalli mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
GAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİNİN 25/05/2022 TARİH 2021/167 ESAS VE 2022/886 KARAR SAYILI ilamı sonrası mahkememizin 2022/572 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada;
Yeni duruşma gün ve saati taraflara tebliğ edilmiş olup;
Uyuşmazlığa uygulanacak niteliği bakımından yapılan tespitler;
İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin geçerliliği bakımından yapılan değerlendirme;
Tarafların HMK 20 hükmünde yer alan işlemleri tamamlaması üzerine görevli mahkemede görülmeye başlanan dava yeni bir dava değildir. Görevsiz mahkemede başlayan davanın devamı niteliğinde kabul edilir.
Tarafların görevsiz mahkemede yaptıkları işlemler geçerlidir. Dava dilekçesi, Savunma dilekçesi, ikrar, yemin, kabul,sulh, feragat de geçerlidir. Taraflar görevsiz mahkemede göstermiş oldukları delillerle bağlıdırlar. Yani yeni delil gösteremezler. Buna karşılık görevsiz mahkeme tarafından yapılan usul işlemleri kural olarak geçersizdir. Ancak, görevli mahkeme, görevsiz mahkemenin yapmış olduğu işlemleri tekrarlaması için neden yoksa kararına esas alabilir.( Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü. 6. Bası. Cilt 1.SH.347)"
Nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/14-402 Esas ve 2022/391 Karar sayılı ilamında;
"Tarafların görevsiz mahkemede yaptıkları usul işlemleri geçerli ise de görevsiz mahkeme tarafından yapılan usul işlemleri kural olarak geçerli değildir. Yani görevli mahkemeyi bağlamaz. Bu işlemlerin görevli mahkemede tekrarlanması gereklidir. Bununla birlikte, görevli mahkeme, görevsiz mahkemenin yapmış olduğu usul işlemlerini özellikle tespit etmiş olduğu delilleri, bunların tekrarlanması için bir neden yoksa, kararına esas alabilir." denilmiştir.
Görevsiz mahkemede taraflara ticari defterlerini ibraz etmek için verilen kesin sürede HMK 22 hükmüne uyulmamanın sonuçları açıkça anlatılmadığına kanaat edinildiğinden, yeniden taraf ticari defterlerin ibrazı için kesin süre verilmesi ve ticari defterlerin incelenmesi için bilirkişi raporu alınması gerektiğine kanaat edinilmiştir.
Ticari defterlerin delil niteliğinde ilişkin yapılan değerlendirme;
Hukuk Muhakemeleri Kanununun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. maddesi;
"(1)Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2)Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
3)İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4)Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5)Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." hükmünü amirdir.
Yine HMK nın 222 ve devamı maddelerine göre defterlerin sahibine delil olabilmesi için uyuşmazlığın ticari işten kaynaklanması, uyuşmazlığın tacirler arasında çıkmış olması, ticari defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması, ticari defterlerin kanuna uygun tutulmuş olması gerekir.
Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda; ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de; ancak, HMK'nın 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. (Sakarya BAM 7. HD 2021/408 Esas, 2021/2124 Karar sayılı ve 06/12/2021 tarihli ilamı)
7251 S.K/Madde 23. Maddesi ile HMK’nın 222/3 maddesinde getirilen ekler olmadan önce, ticari deftelerin sunulmaması halinde HMK’nın 220.maddesinin mi, yoksa 222. Maddesinin mi uygulanacağı yönünden var olan görüş farklılıkları, bu değişiklikle, 220.maddedeki imkanın 222/3. Maddesine de getirilmesi artık ticari defterler yönünden 222. Maddesinin özel bir düzenleme olduğu söylenebilir. Nitekim HGK’nın 23.11.2021 T. ve 2017/1542 E. – 2021/1474 K. ; 09.11.2021 T. ve 2017/11-833 E. – 2021/1371 K. sayılı kararlarında da HMK’nın 222/3. Maddesinde 7251 sayılı K.’nun 23. Maddesi ile getirilen yeni hüküm, eski olaylara da uygulanabilecek hükümler arasında gösterilmiştir. Bunlardan ikincisinde, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun olmaması nedeniyle HMK’nın 220/3. Maddesinin olaya uygulanamayacağı kabul edilmekteyken artık bunun kabul edilmesi mümkün görünmemektedir.
Ticari defterlerin incelenmesine ilişkin bilirkişi incelemesine dair tespitler;
a) Davacı taraf ticari defterlerinin incelenmesinde;
Mahkememizin 05/10/2022 tarihli 1 no.lu celsesinde taraflara ticari defterlerini bildirmek üzere kesin süreli ihtarat yapıldığı, davacı vekilinin taraf ticari defterlerini bildirmediği, davalı taraf görülmüştür.
HMK 222/3 hükmü "İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir." düzenlemesi ile ticari defterlerin ibraz edilmemesine bir sonuç bağlamıştır.
HMK 222/3 değişikliği ile ilgili TBBM Komisyon gerekçesi "Madde 24- Maddeyle, Kanunun ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin 222 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Mevcut metne göre diğer tarafın defter kayıtlarında ilgili hususta hiçbir kayıt bulunmaması halinde, ibraz eden tarafın ticari defterindeki kayıtlar, sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmektedir. Ticari defteri ibraz edenin tek taraflı işlemiyle oluşturduğu kayıtların, bu kayıtlardan hiçbir şekilde haberi olmayan karşı taraf aleyhine delil teşkil ediyor olması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edebilmektedir. Bu sebeple maddede yapılan değişiklikle, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için öngörülen unsurlardan biri olan, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" hali, madde metninden çıkarılmaktadır. Kural tersine çevrilmekte ve karşı tarafın maddede belirtilen usule uygun olarak tuttuğu ticari defterini ibraz ettiği halde ileri sürülen hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterin, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı açıkça hükme bağlanmaktadır. Madde metni dışına çıkarılan "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" durumunun yerine, "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmelidir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır." şeklindedir.
Bunun yanında davacı tarafça davalının ticari defterlerindeki hususların aksini ispata elverişli senet veya kesin delil de ibraz edilmemiştir.
HMK 222/3 değişikliğiyle kanunun gerekçesinde de açıklandığı üzere davacı artık davasını münhasıran ticari defterleri ile ispatlayabilecektir. HMK'da ticari defterlerin ayrı bir delil olarak düzenlenmiş olması, TTK'da tacir olmanın hüküm ve sonuçlarında ticari defter tutma zorunluluğunun getirilmiş olması dikkate alındığında da ticari hayatın ilerleyebilmesi ve ticari uyuşmazlıkların hızlı ve doğru şekilde çözümlenebilmesi için hükmün bu şekilde değerlendirilmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla davalı yanın ticari defterlerindeki kayıtlar delil niteliğinde sayılacağına dair kanunun amir hükmü gereği işlem yapılmıştır.
b) Davalı taraf ticari defterlerinin incelenmesinde;
Mahkememizin 05/10/2022 tarihli 1 no.lu celsesinde taraflara ticari defterlerini bildirmek üzere kesin süreli ihtarat yapıldığı, davacı vekilinin taraf ticari defterlerini bildirmediği, davalı vekilinin 06.10.2022 beyan dilekçesi ile taraf ticari defterlerini bildirdiği görülmüştür.
Dosya davalı taraf ticari defterlerinde inceleme yapılmak üzere mali müşavir bilirkişiye tevdii edilmiş olup, hazırlanan 01/02/2023 tarihli raporda özetle;
Davalının dava dosyasına 2015 yılına ait yevmiye, envanter ve kebir defterlerini ibraz ettiğini, davalının dava dosyasına ibraz ettiği bu yasal defterlerinin açılış noter tasdiklerini zamanında ve usulüne göre yaptırdığı gibi 2015 yılına ait yevmiye defterlerinin Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen kapanış noter tasdikini de zamanında ve usulüne göre yaptırdığını,
Davalı tarafa ait 2015 yılı yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre, davalı tarafın dava dosyasına dayanak olan icra takibine konu faturalarla davacıdan toplam 71.272,00 TL tutarında alış yaptığını, bu alışlarına karşılık davacıya 38.884,00 TL çekle, 32.388,00 TL nakit ile olmak üzere toplam 71.272,00 TL ödeme yaptığını, böylece davalı tarafın incelenen bu yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre davalının davacı tarafa 0,00 TL borcunun yani borcunun olmadığını,
Diğer yandan, dava dosyasının içerisinde bulunan davacının 2015 yılı Bs bildirim formlarının incelenmesinde, davacının davalıya 8 belge ile KDV hariç 60.400,00 TL tutarında satış yaptığını bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirdiği gibi yine dava dosyasının içerisinde bulunan davalının 2015 yılı Ba bildirim formlarının incelenmesinde davalının davacıdan 8 belge ile KDV hariç 60.400,00 TL tutarında alış yaptığını bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirdiğini, yani diğer bir deyişle davacının 2015 yılı Bs bildirimi ile davalının 2015 yılı Ba bildiriminin birbiriyle örtüştüğünü mahkememize bildirmiştir.
İspat yüküne ilişkin yapılan değerlendirme;
Özel hukuka ilişkin bir davada, hâkim kural olarak doğduğu iddia edilen bir hukuki sonucun, gerçekten doğup doğmadığını belirleyebilmek için, o hukuki sonucu öngören hukuk kuralındaki şartların (unsur vakıaların, öğe olayların), somut olarak ortaya çıkıp çıkmadıklarını kendiliğinden araştıramaz. O hukuki sonucun doğduğunu iddia eden taraf, gerçekleşmesi gereken şartların, unsur ve vakıaların somut olarak gerçekleştiğini ispat etmelidir (Umar, B./Yılmaz, E.: İspat Yükü, İstanbul 1980, s.l). Bu çerçevede ispat, bir davada ileri sürülen hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların gerçekten mevcut olup olmadıkları konusunda, birtakım araçlarla mahkemeye kanaat verme işlemi olarak tanımlanabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.6 hükmünde "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan m.190 hükmünde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” denilmektedir.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
Her iki yasa düzenlemenin lafzından da açıkça anlaşılacağı üzere bir taraf bir vakıayı iddia ettiğinde iddia edilen vakıanın gerçekleşmiş olduğunu ispatla mükelleftir.
Deliller ve yemin delili bakımından yapılan değerlendirme;
İspat için başvurulan araçları ifade eden deliller ise HMK’da senet, yemin, tanık bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukuki sonuçlar bakımından "kesin" ve "takdiri" deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller hâkimin bağlı olduğu ve takdir yetkisine sahip olmadığı delillerdir.
Bu bağlamda belirtmek gerekir ki uyuşmazlık konusu olan "yemin delili" de kesin deliller içerisinde yer almakta olup, hâkimi bağlamaktadır.
Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK).
Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu 6100 sayılı HMK’nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Görüleceği üzere yemin, tarafın kendisinden kaynaklanan (ondan sadır olan) vakıalar hakkında verilebilir.
Davalının ticari defterlerinin davacının iddialarının aksine delil teşkil etmesi ve davacı tarafından ispat yükünü yerine getirememesi nedeniyle dava dilekçesi tetkik edilmiş ve yemine deliline dayanmamış olduğu görülmüştür.
Bu nedenle davacı tarafa yemin delili hatırlatılmamıştır
Somut olaya ilişkin yapılan değerlendirme;
Yukarıda da açıklandığı üzere davacı taraf, davalı taraftan dava konusu edilen icra takibinden dolayı alacaklı olduğunu iddia etmektedir.
İspat yükü üzerinde olan davacı taraf ticari defterlerini verilen kesin süre içerisinde ibraz etmemiş ve yerini de bildirmemiştir.
Davalı tarafın usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri ise davacının davalıdan alacaklı olmadığına dair kayıtlar içermektedir.
Yukarıda yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davacı tarafın davaya konu edilen alacağın ticari defter deliline dayanarak ispat edebilmesi için HMK 222 maddesi 2 ve 3 nolu fıkralardan da anlaşılacağı üzere öncelikle davacı tarafın kendine ait ticari defterleri usulüne uygun olarak tutmuş olması ve mahkemece ibrazı için belirlenen kesin sürede mahkemeye ibraz edilmiş olması bu durumda da davalı tarafın usulüne uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtlar ile davacı taraf ticari defterlerinde kayıtların birbiri ile uyuşması veya davalı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemiş olması gerektiğinin anlaşıldığı, eldeki dava dosyasında davacı tarafın ticari defterlerini süresinde mahkemeye ibraz etmediği için artık davalı tarafın ticari defterlerini mahkemeye ibraz edip etmemesinin herhangi bir önem arz etmediği, bunun istisnasının ise ilgili maddenin 5. Fırkasında düzenlendiği fakat 5. Fıkradaki istisnanın uygulanabilmesi için ise davacı tarafın delillerini davalı tarafın ticari defterlerine hasretmesi gerektiği, eldeki dava dosyasında davacı tarafın delillerini davalı tarafın ticari defterlerine hasretmediği, bu konuda Yargıtay 11. HD'nin 2020/4127 Esas 2021/5107 Karar sayılı ilamında da aynı hususa ilişkin verilen ilk derece mahkemesi kararının bu sebeple bozulduğu, ispat yükü kendisinde olan davacının davaya konu edilen faturadan kaynaklı davalı taraftan alacaklı olduğunun ispat edemediği anlaşılmıştır.
Bunun yanında davacının açıkça yemin deliline dayanmadığından, münhasıran davalı taraf ticari defterlerine de dayanmadığından davacının davasını ancak kendi ticari defterleri veya kesin delillerle ispat edebilecek konumdadır. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2018/2473 Esas-2019/5340 Karar) Davacı tarafından dosyaya sunulmuş bir kesin delil bulunmamakla birlikte, ticari defter incelemesine ilişkin bilirkişi delilinden ticari defterler ibraz edilmediği için incelenememiştir.
Bunun neticesinde davalıdan alacaklı olduğunu iddia eden davacının davasının ispat edemediği yönünde kanaat oluşmuştur.
Neticeten;
Tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu, tarafların beyanları ve Bölge Adliye Mahkemesi karar ilamı, alınan bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş fakat kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için sadece haksızlığın yeterli olmayıp ayrıca davacı tarafın kötü niyetinin de ispat edilmesi gerektiğinden davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin de reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİ ile;
Şartları oluşmadığından davalı vekilinin kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 179,90 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 316,88 TL peşin harcın mahsubu ile fazladan alınan 136,98 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
3-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen 150,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi.17/05/2023