T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: .....
KARAR NO: .....
HAKİM: .....
KATİP: .....
DAVACI :.....
VEKİLLERİ: .....
DAVALI : .....
VEKİLLERİ.....
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 16/07/2019
KARAR TARİHİ: 12/07/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 03/08/2023
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 07/06/2018 tarihinde davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalı bulunan.....plakalı araç ile müvekkilin sevk ve idaresinde bulunan..... plakalı motosiklet arasında meydana gelen kaza neticesinde müvekkilin yaralandığını, kazaya ..... plakalı araç sürücüsünün sebebiyet verdiğini ve kusurlu olduğunu, manevi tazminat talepli araç işleteni aleyhine açılan Gaziantep 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/314 esas sayılı dosyasında maluliyet raporunda müvekkilin %5 oranında malul kaldığının tespit edildiğini, dava açılmadan ZMSS genel şartlarıyla belirlenen belgelerle davalı tarafa başvurularak Adli Tıp Kurulunca tespit edilen maluliyet nedeniyle tazminatın ödenmesini talep ettiklerini ancak davalı tarafın başvuruya cevap vermediğini, akabinde Gaziantep İcra Müdürlüğü7nün 2019/97156 esas sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığını, davalı tarafın haksız itirazı ile takibin durdurulduğunu, açıklanan bu nedenlerle davalının itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Kazaya konu.....plakalı aracın müvekkil şirket nezdinde sigortalı olduğunu, kaza ile sakatlık arasındaki illiyet bağının ve davacının maluliyet oranının tespiti bakımından dosyanın Adli Tıp İhtisas Kurumu'na sevk edilmesi gerektiğini, kusur oranının tespiti bakımından dosyanın Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi'ne gönderilmesi gerektiğini, söz konusu kanıtlanmayan borca ilişkin yapılan icra takibine karşı müvekkil şirketin itirazının haklı olduğunu, takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu aşikar olan davacının davasının reddi ile %20 oranında kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
1-Taraflarca usulüne uygun olarak ileri sürülen iddia ve savunmalar,
2-Gaziantep İcra Dairesinin 2019/. Esas Sayılı İcra Dosyası
3-İlgili kamu kurumlarından celp edilen cevabi yazılar,
4-Bilirkişi raporları,
5-İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar,
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE :
Dava Nevi İtibari İle Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle Açılan İtirazın İptali Davasına ilişkindir.
Uyuşmazlığa uygulanacak normlar açısından yapılan değerlendirme;
İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır.
İcra takibi açısından yapılan değerlendirme;
Dava konusu icra takibinde ödeme emrinin davalıya tarihinde tebliğ edildiği, davalının tarihinde borca itiraz talebinden bulunduğu, davalının borca itiraz talebinin davacıya tebliğ edilmediği ve bu nedenle davacının davayı 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmüştür.
Mahkememizin görevi açısından yapılan değerlendirme;
Yargıtay 17'inci Hukuk Dairesi'nin 2019/6195 Esas, 2020/3056 Karar ve 02/06/2020 tarihli "Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar ticari davalardır. TTK 5/1. maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye Ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3. maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.
Açılan somut davada davalılar arasında zorunlu mali sorumluluk sigortacısı da bulunmaktadır. Sigorta hukuku 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6. kitabında 1401 ve devamı maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortası ise 1483 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlardan olması nedeniyle dava ticari dava olup Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanı içinde olduğundan" şeklindeki ilamı doğrultusunda davayı görme konusunda mahkememizin görevli olduğu tespit edilmiştir.
Davalının sorumluluğu açısından yapılan değerlendirme;
Sigorta sözleşmesi davanın açıldığı tarih itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 1263. maddenin birinci fıkrasında (6102 sayılı TTK, m. 1401); “Sigorta bir akittir ki bununla sigortacı bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısiyle bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üzerine alır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Sigorta sözleşmelerinde sigortacı, sigorta ettirene bir prim karşılığında belirli bir rizikoya karşı koruma sağlamayı üstlenir (Avrupa Sigorta Sözleşmesi Hukuku İlkeleri, m.1:201). Sigorta sözleşmeleri tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 3. maddesinde; araç sahibi, araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişi, işleten ise; araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hâllerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişi olarak tanımlanmış ve ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimsenin de işleten sayılacağı belirtilmiştir. İşleten ile sigorta ettiren kişi de farklı kavramlardır.
İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğuna KTK’nın 85. maddesinde yer verilmiş, aynı Kanun’un 91. maddesi ile poliçenin geçerlilik süresinde meydana gelen kaza tarihinde ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın (ZMSSGŞ) A-3. maddesinde, sigortacının poliçede belirtilen aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı KTK’ya göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği düzenlenmiştir. KTK’nın 91. maddesi ile işletenlerin 85. maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanması amacıyla mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunlu kılınmıştır.
Dosyada yer alan trafik kaza tespit tutanağından ve davalının mahkememize ibraz etmiş olduğu poliçe tetkik edildiğinde kaza tarihinde aracın ZMSS poliçesi ile sigortalanıp sigortalanmadığı tetkik edildiğinde kaza tarihi itibariyle ..... plakalı aracın ZMSS ile davalı sigorta şirketi tarafından sigortalandığı tespit edilmiştir.
Davalı sigorta şirketlerine dava açılmadan önce yapılan başvuru ve poliçeler;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi ile zorunlu mali sorumluk sigortasından faydalanmak isteyen hak sahiplerinin dava yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuru yapması gerektiği düzenlenmiş olmakla birlikte, bu başvuru yapılmadan dava yoluna gidilmesi halinin dahi HMK'nın 115/2. maddesi gereği tamamlanabilir dava şartı olduğu Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları ile kabul edilmektedir. (Y4HD 2021/4498 Esas, 2021/7405 Karar sayılı ilamı)
Dosyada yer alan davalı sigorta şirketinin cevabi yazıları ve davacının dosyaya ibraz ettiği başvuru ile başvuruya ilişkin tebliğ mazbataları tetkik edildiğinde; davacının iş bu davayı açmadan önce davalı sigorta şirketine 02/04/2019 tarihinde başvuru yaparak, 2918 sayılı KTK m.97 hükmünde düzenlenmiş olan başvuru şartını yerine getirmiş olduğuna kanaat getirilmiştir.
Arabuluculuk dava şartı bakımından yapılan değerlendirme;
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/14429 Esas, 2021/5729 Karar sayılı ve 29/09/2021 Tarihli ilamı ile Gaziantep 17. Hukuk Dairesi'nin 2021/1131 Esas, 2023/261 Karar sayılı ve 03/02/2023 Tarihli ilamında belirtildiği üzere eldeki dava bakımından arabuluculuk dava şartı bulunmadığı belirtilmiş olup bu nedenle arabuluculuk ücreti davacı üzerinde bırakılmıştır.
Davacıya kaza nedeniyle herhangi bir gelir bağlanıp bağlanmadığı yönünden yapılan tespit;
SGK'ya müzekkere yazılmış olup, SGK yazı cevabında davacıya herhangi ödeme yapıldığı görülmüştür. Bu ödemenin aktüer bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada tenzil edildiği görülmüştür.
Kusur bilirkişi raporuna ilişkin değerlendirme;
Mahkememizin 3. Nolu celsesi, 1 nolu ara kararı gereği Gaziantep 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/. esas sayılı dosyasında alınan kusur raporu işbu dosyada kusur raporu yerine geçmek üzere taraflara tebliğ edildiği, anlaşılmıştır.
Gaziantep 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/. esas sayılı dosyasında alınan, Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan 16/08/2019 tarihli raporda özetle;
A)..... plakalı otobüs sürücüsü ..... ....., sevk ve idaresindeki otobüs ile meskun mahalde gündüz vakti seyri sırasında geldiği olay yeri kavşakta sevk ve idare hatasıyla önünde kırmızı ışıkta beklemekte olan dava dışı sürücü ..... ..... idaresindeki ..... plakalı otomobilin arka kısımlarına ve bu otomobilin sağ yanında durmakta olan davacı sürücü ..... ..... idaresindeki..... plakalı motosikletin arka kısımlarına tehlikeli biçimde yaklaşıp çarpmasıyla meydana gelen olayda dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketiyle kusurlu olduğunu,
B) Sürücü ..... ..... ve dava dışı sürücü ..... ....., sevk ve idarelerindeki araçlar ile olay yeri ışıklı kavşakta kırmızı ışık nedeniyle beklemekte oldukları sırada meydana gelen mevcut koşullardaki olayın oluşumu üzerine etken hatalı tutum ve davranışları bulunmadığından sonuçta atfı kabil kusurları olmadığını,
Yukarıdaki hususlar muvacehesinde, olayda;
Sürücü ..... .....’nın %100(yüzde yüz) oranında kusurlu olduğunu,
Sürücü ..... ..........in kusursuz olduğunu bildirmişlerdir.
Akabinde mahkememizin 9 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği dosya kusur raporu aldırılmak üzere kusur bilirkişisine tevdii edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 18/10/2021 tarihli raporda özetle;
A) ..... plakalı otobüs sürücüsünün;
Gündüz vakti meskun mahalde, iki yönlü yolda seyri sırasında, Karayolları Trafik Kanunu'nun 56. Maddesi gereği aracın hızını görüş alanı ile orantılı şekilde ayarlaması, kavşağa yaklaşırken hızını azaltması, seyir istikametinde ön ilerisinde kırmızı ışıkta bekleyen araçlara yaklaştığında, araçlarla arasında yeterli mesafe bırakarak durması, trafik ışıklarının seyir istikametine göre yeşil yandığında, yolun trafik güvenliği açısından uygun olduğunu gördükten sonra dikkatli ve tedbirli bir şekilde seyrine devam etmesi gerekirken sürücünün bu hususlara uymadığını, hız sınırının 50 km/s olduğu eğimli yolda, seyir şeridini etkin şekilde kontrol altında bulundurmadığını, kavşağa hızını azaltmadan yaklaştığını, trafik ışıklı kavşağa yaklaşırken önünde kavşakta kırmızı ışıkta bekleyen araçları gördüğünde ön tedbir almakta geciktiğini, sevk ve idare hatasıyla kırmızı ışıkta bekleyen araçlara tehlikeli bir biçimde yaklaşarak ..... plakalı otomobil ve .....plakalı motosiklete arkadan çarpması sonucu meydana gelen kazada Karayolları Trafik Kanunu'nun 56/1-c maddesindeki "Sürücüler önlerinde giden araçları yönetmelikte belirtilen güvenli ve yeterli bir mesafeden izlemek zorundadırlar" kuralını ihlal ettiğini,
B) ..... plakalı araç sürücüsünün;
Kırmızı ışıkta beklediği esnada aynı istikamette arkadan gelen otobüsün otomobiline arkadan çarpması sonucunda meydana gelen kazayı önleyebileceği etken bir davranışının ve kural ihlalinin bulunmadığını,
C) .....plakalı motosiklet sürücüsünün;
Kırmızı ışıkta beklediği esnada, aynı istikamette arkadan gelen otobüsün motosikletine arkadan çarpması sonucunda meydana gelen kazayı önleyebileceği etken bir davranışının ve kural ihlalinin bulunmadığını mahkememize bildirmiştir.
6098 sayılı TBK'nun 74'üncü maddesi gereği hakim kusur oranını belirlemede tam bağımsız ve yetkili kılınmıştır.
Denetime elverişli kusur bilirkişi raporunun kazanın gerçekleşme şeklinin doğru bir şekilde irdelendiği ve bu haliyle de raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğuna kanaat getirilmiş ve davalı tarafından sigortalanmış aracın sürücüsünün %100 kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Maluliyet yönünden yapılan değerlendirme;
Kusura ilişkin tespit yapıldıktan sonra dosya maluliyet bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir. Burada davacının maluliyeti tespit edilirken öncelikle hangi yönetmeliği uygulanacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu noktada alınacak maluliyet raporlarında uygulanacak yönetmeliğin tespitine ilişkin olarak; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2020/7120 Esas, 2021/2627 Karar sayılı ve 11/03/2021 Tarihli ilamında "...2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir.
Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihi 11.10.2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013-01.06.2015 tarihleri arası Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015-20.02.2019 tarihleri arası Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir..." denilmektedir. Görüldüğü üzere uygulanacak yönetmeliği tespiti noktasında kaza tarihinin baz alınması gerekmektedir.
Mahkememizin ara kararı gereği dosya rapor aldırılmak üzere maluliyet bilirkişi heyetine tevdii edilmiş olup, hazırlanan 07/12/2020 tarihli raporda özetle;
Davacı .....'in 07/06/2018 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucunda oluşan arızaları nedeniyle 30/03/2013 tarihinde 28603 sayıyla Resmi Gazetede yayınlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik" hükümlerine göre;
Özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %5(beş) olduğunu,
Tıbbi iyileşme süreci dikkate alındığında 1,5(birbuçuk) ay süre ile geçici iş göremezliğinin olduğunu,
İyileşme dönemi içerisinde 3(üç) hafta tam gün bakıcı ihtiyacı olduğunu,
Devamlı suretle başkasının yardım ve bakımına muhtaç olmadığını mahkememize bildirmişlerdir.
Kazanın gerçekleştiği tarihteki yürürlükte olan yönetmeliğe göre alınan ve kaza neticesinde meydana gelen arazları doğru şekilde tespit eden bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır.
Talep edilebilecek tazminat miktarının belirlenmesi yönünden yapılan değerlendirme;
Burada talep edebilecek tazminat miktarının belirlenmesi noktasında baz alınacak yaşam tablosu ve uygulanacak hesaplama yönteminin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir. Bu noktada benzer bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2019/1290 Esas, 2021/751 Karar sayılı ve 21/05/2021 Tarihli ilamında "...Mahkemece yapılacak iş, bilirkişi kuruluna anılan yönetmelik çerçevesinde yeni bir maluliyet raporu tanzim ettirdikten sonra, davacının muhtemel yaşam süresinin TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenerek, hesaplamalarda progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle tazminatın hesaplanması için yeni bir aktüerya raporu almaktan ibaret olup..." denilmektedir.
Dosya hesaplama yapılmak üzere aktüerya bilirkişisine tevdi edildiği, bilirkişi hazırlamış olduğu 08/01/2020 tarihli raporda özetle;
07.06.2018 tarihli kazada davacı .....'in kusurunun bulunmaması dahilinde;
İyileşme döneminde 3 hafta tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığının = 1122,18
TL
1,5 ay geçici işgöremezliği karşılığı zararının = 2.404,68 TL
%5 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 43.815,37 TL
Olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 47.342,23 TL şeklinde hesaplandığını, hesaplanan tazminat tutarından mahsup edilecek bir ödemeye rastlanılmadığını,
Hesaplanan tazminat tutarına itirazın iptali istenilen takip talebinde belirtilen 08.04.2019 tarihinden 26.06.2019 tarihine kadar yasal faiz işletilmesi halinde; işlemiş faizin 935,01 TL (79/360*0,09*47342,23= 935,01)
olarak hesaplandığını,
Kaza tarihi itibariyle 27 S 3609 plaka sayılı aracın ..... ..... Sigorta A.Ş nezdinde 31.07.2017/2018 tarihleri arasında geçerli ZMMS poliçesi kişi başı bedeni teminat limitinin 330.000,00 TL olarak belirlenmiş olduğunu mahkememize bildirmiştir.
Mahkememizin 6 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği, davacı vekilinin itirazı doğrultusunda PMF 1931 yaşam tablosu esas alınarak maluliyet nedeniyle davacının zararının tespiti için dosya aktüer bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 04/04/2021 tarihli raporda özetle;
07.06.2018 tarihli kazada davacı ..... ..... kusurunun bulunmaması dahilinde;
A) ..... Mortalite Tablosuna Göre;
İyileşme döneminde 3 hafta tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığının = 1.420,65 TL
1,5 ay geçici işgöremezliği karşılığı zararının = 2.404,68 TL
%5 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 63.771,22 TL
olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 67.596,55 TL şeklinde hesaplandığını,
B) TRH 2010 Mortalite Tablosuna Göre;
İyileşme döneminde 3 hafta tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığının = 1.420,65 TL
1,5 ay geçici işgöremezliği karşılığı zararının = 2.404,68 TL
%5 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 81.985,52 TL
olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 85.810,85 TL şeklinde hesaplandığını, hesaplanan tazminat tutarından mahsup edilecek bir ödemeye rastlanılmadığını,
Hesaplanan tazminat tutarının itirazın iptali istenilen takip talebinde belirtilen asıl alacak tutarından fazla olduğunu mahkememize bildirmiştir.
Akabinde mahkememizin 8 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği, davacı vekilinin 30/01/2021 tarihli rapora itiraz eklerinde sunmuş olduğu müvekkiline ait bordrolar dikkate alınarak hesaplama yapılması için 7327 sayılı İcra Ve İflâs Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la değişik 2918 Sayılı Kanun'un 90'ıncı maddesinde sayılan kriterlere uygun şekilde ek rapor hazırlanması için dosya aktüer bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 03/08/2021 tarihli ek raporda özetle;
07.06.2018 tarihli kazada davacı .....'in kusurunun bulunmaması dahilinde ve 7327 sayılı İcra Ve İflâs Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la değişik 2918 Sayılı Kanun'un 90'ıncı maddesinde sayılan kriterlere göre;
İyileşme döneminde 3 hafta tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığının = 1122,18
TL
1,5 ay geçici işgöremezliği karşılığı zararının = 2.404,68 TL
%5 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 52.686,27 TL
olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 56.213,13 TL şeklinde hesaplandığını, hesaplanan tazminat tutarından mahsup edilecek bir ödemeye rastlanılmadığını mahkememize bildirmiştir.
Yine mahkememizin 10 no.lu celsesi 3 no.lu ara kararı gereği, dosyada güncel asgari ücret ve davacının bordrolarındaki maaş bilgileri baz alınarak işlemiş dönem bordrolardaki maaş bilgilerinden işleyecek dönem ise son maaş bilgilerinden yararlanılarak hem TRH 2010 yaşam tablosu, teknik faiz uygulanmaksızın ve progresif rant usulü ile hem de 7327 sayılı İcra Ve İflâs Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la değişik 2918 Sayılı Kanun'un 90'ıncı maddesinde sayılan 04/12/2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Genel Şartlara ilişkin kriterlerle uygun şekilde terditli rapor hazırlanması için dosya aktüer bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 25/04/2022 tarihli ek raporda özetle;
A. TRH 2010 Ulusal Yaşam Tablosu ve prograsif rant usulüne göre(Yargısal Uygulamalara Göre; bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 Ulusal Yaşam Tablosu'nun esas alınması ve 1,8 teknik faiz uygulanmaksızın) 07.06.2018 tarihli kazada davacı .....'in;
İyileşme döneminde 3 hafta tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığının = 1.420,65
TL
%5 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 133.797,20 TL
olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 135.217,85 TL şeklinde hesaplandığını,
B. 7327 sayılı İcra Ve İflâs Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la değişik 2918 Sayılı Kanun'un 90'ıncı maddesinde sayılan kriterlere göre(04.12.2021 tarihli değişiklikle Genel Şartlara Göre; bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 Ulusal Yaşam Tablosu'nun esas alınması ve 1,65 teknik faiz uygulanmasıyla) 07.06.2018 tarihli kazada davacı .....'in;
İyileşme döneminde 3 hafta tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığının = 1.420,65
TL
%5 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 100.827,57 TL
olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 102.248,22 TL şeklinde hesaplandığını, hesaplanan tazminat tutarından mahsup edilecek bir ödemeye rastlanılmadığını mahkememize bildirmiştir.
Akabinde mahkememizin 12 no.lu celsesi 2 no.lu ara kararı gereği davacının geçici iş göremezlik talebi açısından hesaplama yapılması için dosyanın aktüer bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişi tarafından hazırlanan 28/06/2022 tarihli ek raporda özetle;
Mahkememize sunulan 25.04.2022 tarihli bilirkişi raporunda davacının 1,5 aylık geçici işgöremezlik dönem zararı 2.729,06 TL olarak hesaplanmış ise de, dosya arasında bulunan Gaziantep Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nün 07.02.2022 tarihli cevabi yazısı kapsamında davacıya 07.06.2018 tarihli kaza nedeniyle 2.819,54 TL (666,44+410,12+406,85+406,85+929,28) geçici işgöremezlik ödemesi yapılmış olduğunun belirtildiğini, 25.04.2022 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği üzere Yargıtay yerleşik kararlarında kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerlerinin, geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesinin rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayanmakta olduğu belirtildiğini, şu halde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya yapılan toplam 2.819,54 TL işgöremezlik ödemelerinin (güncelleme yapılmaksızın) tazminat tutarından indirilmesi gerektiğini, davacıya SGK tarafından yapıldığı belirtilen-tenzil edilecek geçici işgöremezlik ödeme tutarının bilirkişiliğimizce hesaplanan geçici işgöremezlik dönem zararından fazla olmasına göre davacının eksik geçici işgöremezlik zararının bulunmadığını mahkememize bildirmiştir.
Daha sonra mahkememizin 14 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği dosya 2023 yılı asgari ücret tarifesi üzerinden rapor hazırlanılması için aktüer bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 27/04/2023 tarihli ek raporda özetle;
İyileşme döneminde 3 hafta tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığının = 1.420,65
TL
%5 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 259.582,69 TL
olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 261.003,34 TL şeklinde hesaplandığını, hesaplanan tazminat tutarından mahsup edilecek bir ödemeye rastlanılmadığını mahkememize bildirmiştir.
Yukarıda zikredilen güncel Yargıtay içtihatları nazara alınarak TRH 2010 Ulusal Yaşam Tablosu ve prograsif rant usulüne göre ve teknik faizsiz, aktif dönemi davacının bordrolarındaki geliri esas alınarak hazırlanan ve pasif dönemi gelir vergisi istinasız, davacı vekilinin 2023 temmuz asgari ücret zammına ilişkin ek rapor talebinin olmadığına dair beyanı dikkate alınarak 27/04/2023 tarihli aktüer bilirkişi raporuna itibar edilmiştir.
Davalının geçici işgöremezlik ve bakıcı gideri tazminatının teminat kapsamında olmadığına dair itirazları bakımından yapılan değerlendirme;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde, bedensel zarar kapsamına giren zarar türleri örnekseme yoluyla sayılmış olup, Daire uygulamaları gereği geçici işgöremezlik, bakıcı gideri ve SGK sorumluluğunda olmayan (belgesiz) tedavi giderleri de anılan kanun hükmü kapsamında tazmini gereken zararlardandır.
Diğer yandan, davalı tarafın savunması haklı kabul edilerek, 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMSS Genel Şartları'nın A.5-b maddesi gereği, zarar görenin tedavisinin devam ettiği döneme ilişkin geçici bakıcı gideri zararının, geçici işgöremezlik zararının ve tedavi giderlerinin sağlık giderleri içinde yer aldığı ve ZMSS teminatı kapsamında olmadığı kabul edilmişse de, 6111 sayılı Kanun'un 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nca karşılanacak sağlık hizmeti bedellerinin neler olduğu açıklanıp sınırlandırılmıştır. KTK'nın 98.maddesi gereği SGK Başkanlığı'nın sorumlu olduğu sağlık giderleri, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarında yapılan tıbbi tedaviye ilişkin sağlık hizmet bedellerinden ibarettir. SGK'nın hangi sağlık giderlerinden sorumlu olduğu kanunla belirlenmiş olup, normlar hiyerarşisinde daha altta olan genel şartlar ile kanun kapsamının değiştirilip genişletilemeyeceği aşikardır. (Emsal kararlar için bknz. Yargıtay 4’üncü Hukuk Dairesi’nin 2021/8288 Esas ve 2022/1147 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 4’üncü Hukuk Dairesi’nin 2021/8341 Esas ve 2022/1644 Karar sayılı ilamı)
Güncel yargıtay içtihatlarının bakıcı gideri açısından brüt asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamanın dikkate alınması gerektiği belirtildiğinden brüt asgari ücret üzerinden yapılan hesaplama hükme esas alınmıştır. (Emsal karar için bknz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 04/04/2019 tarih, 2016/8786 Esas, 2/019/4141 Karar sayılı ilamı)
Müterafik kusur indirimi bakımından değerlendirme;
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur, Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinde düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun, zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması sözkonusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılması da gerekebilecektir.
Dosya içeriğine bakıldığı zaman davacının müterafik kusurunun bulunmadığı kanaati hasıl olmuştur.
Hatır taşıması bakımından yapılan değerlendirme;
Ayrıca bu noktada hatır taşıması ancak davacının yolcu olarak bulunduğu aracın sigortacısı bakımından gündeme gelebilecektir. Benzer bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3454 Esas, 2019/224 Karar sayılı ve 16/01/2019 Tarihli ilamında "...3-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığından, bu gibi taşımalarda BK.nun 43. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmakta ise de bu indirimin yapılabilmesi için davalının savunmasında bu hususu ileri sürmesi icap eder. Davalı sürücü ...'nun bu yönde bir savunması olmamasına rağmen mahkemece sürücü yönünden de resen hatır taşıması indirimi yapılması isabetli değilir..." denilmektedir.
İlam metninden de açıkça anlaşıldığı üzere hatır taşıması savunması defi niteliğinde olup süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde usulünce ileri sürülmedikçe mahkemece resen nazara alınamayacaktır. Dosyaya bakıldığı zaman davalı Sigorta vekili 6100 sayılı HMK m.317/2 hükmünde düzenlenen yasal cevap süresi içerisinde cevap dilekçesini dosyaya sunmuş ve hatır taşıması indirimi yapılması gerektiği yönünde savunmada bulunmamıştır.
Bunun yanında hatır taşımasının ancak taşınanın bulunduğu araç bakımından ileri sürülebileceği dikkate alındığında; davalının taşıyan araç sigortası olmadığı için hatır taşıması indirimini gerektirecek bir durumun bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Bedel artırım talebi açısından değerlendirme;
Davacının dava dilekçesinde davanın açıkça belirsiz alacak davası olduğu belirtilmediğinden dava kısmi alacak davası olarak değerlendirilmiştir. (Emsal karar için bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/9-485 Esas ve 2021/971 Karar sayılı ilamı)
Davacı vekili 29/04/2021 havale tarihli ıslah dilekçesi sunmuş olup ve davasının değerini 81.895,00 TL kalıcı işgöremezlik ve 2.404,00 TL geçici işgöremezlik olmak üzere 84.389,00 TL'ye yükseltmiş ayrıca davasının türünü de "itirazın iptali" davasından "alacak davası" olarak ıslah etmiştir.
Davacının ıslah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmiş ve tam ıslah olarak değerlendirilmiştir.
Yargılama aşamasında davacı tarafından "değer arttırım dilekçesi" adı altında 12/05/2023 tarihinde dilekçe verilmişse de HMK 176 hükmü gereği kısmi davada ancak bir defa ıslah hakkı olduğu gözetilerek daha sonra verilen dilekçeye itibar edilmemiştir.
Gerçek zararın belirlenmesin ilişkin yapılan değerlendirme;
Davacının kusur indirimsiz hali ile; TRH 2010 yaşama tablosu ve prograsif rant yönetimi kullanılarak hesaplanan kalıcı iş göremezlik zararının 259.582,69 TL, sürekli bakıcı gideri zararının 1.420,65 TL olduğu belirlenmiştir.
Hesaplanan bu bedel üzerinden bir indirim sebebi olmadığından bu surette sonuç tazminatın belirlenmesi gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi'nin 2021/3581 Esas ve 2022/565 Karar sayılı benzer yöndeki;
"Tazminatın kapsamını belirleme biçimi ve tazminattan yapılacak indirimler ve sıralaması TBK 51 ve 52. (818 Sayılı BK 43-44 mad) maddelerinde düzenlenmiştir. TBK 51. maddesine(BK 43. mad.) göre hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak tazminatı belirleyecektir.Hakim tarafların kusur durumunu dikkate alarak tazminatın kapsamını belirledikten sonra Yargıtay kararlarında yerleşmiş olduğu üzere tazminattan müterafik kusur indirimi yapılarak nihai zarar ve ödenmesi gereken tazminat belirlenecek, son olarak da davadan önce yapılan ödemenin güncellenen değeri düşülecektir. İlgili kanun maddeleri incelendiğinde,davalı tarfından yapılan ödemeler tazminatı belirlemede bir indirim nedeni olarak gösterilmediği gibi, Yargıtay uygulamaları ile artık yerleşik hale geldiği üzere borcu söndüren bir nitelik taşımaktadır." içtihadı ile gerçek zararının nasıl belirleneceğinin bahsedilen şekilde olacağını bildirmiştir.
Buna göre davacının gerçek zararı; 259.582,69 TL kalıcı işgöremezlik tazminatından ibaret olduğu kanaati oluşmuştur.
Şöyle ki davacı tarafından mahkememize ibraz edilen 29/04/2021 tarihli dilekçe ile sadece kalıcı ve geçici işgöremezlik talep edilmiştir.
Bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada ise geçici işgöremezlik zararının olmadığı belirlenmiştir.
Davacı vekili tarafından 24/01/2023 tarihli dilekçe ile alacak kalemleri ayrıca bildirilerek daha önceden talep edilmeyen bakıcı gideri talep edilmişse de 29/04/2021 tarihli dilekçe ile davacı alacak kalemlerini sınırlandırdığı bu beyana itibar edilmemiştir.
Bunun yanında davanın kısmi alacak davası olması ve davacının davasını 29/04/2021 tarihinde ıslah ederek 81.895,52 TL kalıcı işgöremezlik tazminatı talep ettiği dikkate alınarak, daha sonraki arttırımlara itibar edilmemiş, ilk ıslahtaki taleple bağlı kalınarak hüküm tesis edilmiştir.
Faiz başlangıcı yönünden yapılan değerlendirme;
Davacının iş bu davaya açmadan önce davalı sigorta şirketine yaptığı başvurulara ilişkin tebliğ mazbataları tetkik edildiğinde başvuru dilekçesinin davalıya 02/04/2019 tarihinde ulaşmış olduğu görülmektedir. Bu noktada 2918 sayılı KTK m.99/1 hükmünde "Sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar." denilmektedir. Bu haliyle davalının temerrüde düşme tarihi 13/04/2019 tarihidir.
Neticeten;
Tüm dosya kapsamı denetime elverişli şekilde aldırılmış bilirkişi raporu, taraf beyanları hep birlikte incelendiğinde davasının kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın Kısmen KABULÜ Ksımen REDDİ ile; 81.985,52 TL kalıcı işgöremezlikten kaynaklı maddi tazminatın 57.469,38 TL'lik kısmına davalının temerrüt tarihi olan 13/04/2019 tarihinden bakiye kısmına ıslah tarihi olan 05/05/2021 tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya dair istemin REDDİNE,
2- Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 81.985,52 TL üzerinden alınması gereken 5.600,43 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 732,05 TL peşin harç, 685,50 TL ıslah harcının toplamı olan 1.417,55 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.182,88 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-Davacı tarafından yatırılan 732,05 TL peşin harç, 685,50 TL arttırım harcının toplamı olan 1.417,55 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,.
4-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen toplam 3.515,70 TL yargılama giderinin davanın kabul (%97,15) ve ret (%2,85) oranlarına göre hesaplanan 3.415,50 TL yargılama ve 44,40 TL başvurma harcının toplamı olan 3.459,90 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın kabul edilen değeri üzerinden hesaplanan 13.117,68 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın ret edilen değeri üzerinden hesaplanan 2.404,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
7-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
8-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
9-Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk kurumu nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi. 12/07/2023