T.C.
GAZİANTEP
2 ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: ...
KARAR NO: ...
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVACI : ... - ... ...
VEKİLİ: Av. ... - ...
DAVALI : ... - ... ...
VEKİLİ: Av. ... - ...
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 26/07/2022
KARAR TARİHİ: 12/07/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 23/07/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilin 10/12/2021 tarihli sözleşme ile davalıdan 48 adet 4+4 mm lamine cam ve 96 adet 6 mm düz cam imalatı ve araca teslim şeklinde cam satın aldığını, ürünlerin bedelinin müvekkil tarafından ödendiğini, davalı tarafından 6 mm düz cam imalatı ve tesliminin yapıldığını, 4+4 mm lamine camın 31/12/2021 tarihinde davalı tarafça araca yüklendiğini ancak davalıca yüklemenin hatalı istiflenmiş olması ve malların gevşemeye, kaymaya ve devrilmeye karşı yeterince emniyete alınmamış olması nedeni ile ürünlerin telef olduğunu, nakliyeyi yapan ... 'ın olayla ilgili ceza soruşturması sırasında tanık olarak dinlenildiğini, bunun üzerine 10/01/2022 tarihinde Gaziantep 21. Noterliği aracılığı ile ... yevmiye numaralı ihtarname ile müvekkil tarafından davalıya edimin aynen ifası veya bedel iadesi istemini de içeren sözleşmeden dönme iradesiyle müracaat edilmiş olduğunu, müvekkilin cevapsız bırakıldığını, olay nedeni ile müvekkilin gelir kaybı yaşadığını ve zarara uğradığını, açıklanan bu nedenlerle, 48 adet 4+4 mm lamine camın (428,74 m2) sözleşme standartlarına uygun olacak şekilde müvekkile aynen teslimi veya aynen teslim edilemeyecek ise teslim sırasında telef olan malın satım bedeli olan 98.378,68 TL ve KDV'si olan 17.708,16 TL olmak üzere toplam 116.086,84 TL'nin satım tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek mevduat faizi ile davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddialarının gerçek olmadığını, müvekkil şirket çalışanlarının davacı tarafından gönderilen araca sözleşme konusu ürünleri indirdiğini ve sözleşmede kendisine yüklenen edimleri eksik bir şekilde yerine getirdiğini, taşıma işleminin ... tarafından yapıldığını, taşıma ücretinin de ... tarafından ödendiğini, davacı ile bahse konu şahıs arasında, taşıtan tarafı ..., taşıyıcı tarafı ... olan Türk Ticaret Kanununun 850 ve devamı maddelerinde tanımlanan taşıma sözleşmesi kurulduğunu, ... ' ın vermiş olduğu "ben yolda ilerlerken hatalı yükleme yapıldığından camlar zarar gördü" ifadesi tamamen sorumluluktan kurtulmak için verilmiş bir ifade olduğunu, dava dilekçesi ekinde sunulan belgede "fabrikada araç üstü teslimi" şeklinde net bir ifade bulunduğunu, taşıma, yükleme, ürünlerin güvenli taşınmasını sağlama şeklinde müvekkil şirkete yükenen bir edim bulunmadığını, zarar gördüğü iddia edilen ürünlerde herhangi bir zararın meydana gelip gelmediği, zararın ne sebeple meydana geldiğinin net olmadığını, bu hususta davacı tarafından yaptırılan bir delil tespitinin bulunmadığını, davacının göndermiş olduğu ihtarnameye ilişkin Gaziantep 21. Noterliğinin 13/01/2022 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle herhangi bir sorumluluklarının olmadığına dair cevap verildiğini, açıklanan tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
1-Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları,
2--Celp edilen kurum cevabi yazıları,
3-İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar,
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava satım sözleşmesinde yükleme ve istiflemeden kaynaklanan zararın tazminine ilişkindir.
Taşınır satım sözleşmesinde yararın ve hasarın geçişine dair yağılan değerlendirme;
TBK'nun 208'inci maddesi; "Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir. Taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer. Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere yarar ve hasarın satıcıya ait olması için geçerli bir satış sözleşmesinin mevcut olması, zilyetliğin henüz devredilmemiş olması ve hasarın beklenmedik bir olay neticesinde meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Bu durumun istisnaları da mevcuttur. Kanundan doğan istisnaları ise TBK 208/2 hükmünde gösterilmiştir.
Buna göre ; ifa yerinden başka yere gönderilecek satışlarda yarar ve hasar satılanın bağımsız bir taşıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçmesi ve satılanın zilyetliğinin alıcı tarafından devralınması halleridir.
Somut olayımızla doğrudan ilgili olan 208/2 hükmü " Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer" şeklindedir.
İlgili düzenlemeye göre; alıcı, satıcıdan satılanın ifa yerinden başka yere gönderilmesinin isteyebilir. Bu tür satışlara mesafeli satışlar denilmektedir. Mesafeli satışlar, gönderilecek borçların bir bir uygulamasıdır. Burada satılan mal ifa yerinden başka bir yere gönderilmektedir. Mesafeli satışlarda hasar, satıcının gönderilecek mal üzerindeki hakimiyetinin kalkıp malın bağımsız taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer. Satıcının, satılan şeyi alıcıya göndermek amacıyla taşıyıcıya teslim ettiği anda şey üzerindeki hakimiyeti kalkmış olur. Taşıyıcı, satıcıyla ilgisi olmayan bağımsız bir taşıyıcı olmalıdır. Dolayısıyla, satıcı malın taşınmasını kendi yardımcılarına bırakmışsa, satıcının mal üzerindeki hakimiyeti kalkmış sayılmaz. (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Bası, Ankara 2017, s. 85).
Taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin uygulanmasına dair değerlendirme;
Hukuki işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmelerdir. Doktrin ve uygulamada “akit”, “mukavele” veya “bağıt” şeklinde ifade edilen sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşması ile oluşmaktadır. Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.
Kural olarak taraflar özgür iradeleri ile oluşturup, içeriğini serbestçe belirledikleri sözleşmenin kurulmasından sonra sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kararlaştırılan şekilde ve zamanda yerine getirmek zorundadırlar. Bu kurala “Ahde vefa (söze bağlılık)” ilkesi denilmektedir. Latince “pacta sunt servanda” olarak ifade edilen ahde vefa ilkesi, insanların verdikleri sözleri tutması gerektiğini dile getiren ahlâkî bir prensiptir. Herkes sözleşme ile verdiği sözde durmalıdır ve sözleşme yapıldıktan, bir takım haklar ve yükümlülükler doğduktan sonra, tarafların özel durum ve ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bakılmamalıdır ve bu değişiklikler sözleşme ile verilen sözü etkilememelidir. Yani taraflar değişikliklere karşın, kendileri için zor da olsa verdikleri sözü yerine getirmelidirler (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 26-27). Aynı zamanda dürüstlük kuralının da bir görünümü olan “ahde vefa (anda bağlılık)” ilkesi gereğince kişilerin serbest iradeleriyle sözleşme ile verdikleri sözleri ve karşılıklı taahhütlerin, bu kişiler arasında bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur (Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarihli ve 2021/(23)6-901 Esas, 2022/837 Karar sayılı kararı).
Somut olay bakımından yapılan değerlendirme;
Somut olayda taraflar arasındaki satım sözleşmesi, satış bedeli ve ürünün davalı (alıcıya) teslim edildiği noktalarında bir ihtilaf bulunmamaktadır.
İhtilaf satılanın davalı (satıcı) tarafından davacı (alıcıya) teslimi esnasında düzgün istiflenmemesi/yüklenmemesi nedeniyle davalının (satıcı) sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Yarar ve hasarın geçişine dair değerlendirmelerde de açıklandığı üzere taşınır satışlarında yarar ve hasarın geçiş anı şeyin teslim anıdır. Kanunun hükmü emredici değil düzenleyici olmakla birlikte taraflar arasında aksinin kararlaştırılması mümkündür.
Kanun hükmünün düzenleyici olması taraflar arasındaki sözleşmenin kanun hükmünün aksine düzenlenebileceği ve sözleşmenin tarafların anayasası olması sonucunu doğurmaktadır.
Bu noktada taraflar arasındaki sözleşme hükmünün TBK 208/2 hükmünden farklı bir düzenleme içerip içermediği ve içermiyorsa TBK 208/2 hükmüne göre değerlendirmek, içeriyorsa sözleşme hükümlerine göre değerlendirme yapmak gerekecektir.
Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde malın tesliminin "fabrikada araç üstü teslim" şeklinde kararlaştırıldığı görülmektedir. Buna göre davalı (satıcı) malın mesafeli olarak gönderilmesini sözleşme ile yardımcıları ile üstlenmemiştir. Davacı (alıcı), malı kendi ayarladığı araç ile davalının (satıcı) fabrikasından almayı üstlenmiştir.
Taraflar arasındaki düzenleme TBK 208/2 hükmünün aksine bir düzenleme içermemekle kanun hükmü ile paralellik arzetmektedir. Buna göre taraflara arasındaki uyuşmazlıkta TBK 208/2 hükmüne göre değerlendirme yapmak gerekecektir.
Davacı tarafından alınan mal ise taşıma sırasında zarar görmüştür. Malın davacının ayarladığı taşıyıcıya teslim anı zilyetliğin devri anını oluşturmaktadır. Zilyetliğin devri anı ile birlikte hasarın davacıya (alıcı) geçtiği ise kuşkusuzdur. Devir anından sonra malda meydana gelebilecek hasar ve yarardan davalıyı (satıcı) sorumlu tutmak mümkün görülmemektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere TBK'nun 208/2 düzenleme şeklindeki madde hükmü ve taraflar arasındaki sözleşmenin TBK 208/2 hükmü ile paralellik gösteren sözleşmede teslim anının kararlaştırılmış olması birlikte değerlendirildiğinde taşınır sözleşmesinde hasarın alıcıya geçtiği, taraf beyanları, dosyada bulunan deliller birlikte değerlendirilerek davanın reddi yönünde kanaat oluşmakla aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın REDDİ ile;
2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 1.982,48 TL peşin harcın mahsubu ile fazladan alınan 1.712,63 TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
3-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
5-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen maddi tazminat bakımından yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 18.413,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin 02/06/2018 Tarihli ve 30439 Sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m.26/4 hükmü uyarınca davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
7-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi.12/07/2023