T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: ....
KARAR NO: ....
HAKİM: ....
KATİP:....
DAVACI : ....
VEKİLİ: ....
DAVALI :....
VEKİLİ: ....
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 09/05/2022
KARAR TARİHİ: 14/06/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 18/07/2023
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili adına düzenlenen 13.04.2021 tarih, vergiler dahil 133.400,80 TL , 66.700,00 TL, 66.700,00 TL, 66.700,00 TL olmak üzere toplamda 4 adet fatura toplamı olan 333.500,80 TL fatura tanzim edilmiş olup müvekkili tarafından fatura tutarını davalı şirketin .... .... Bankası’nda bulunan TR .... NOLU hesabına 14/04/2021 tarihinde 133.400,80 TL, 15/04/2021 tarihinde 133.400,80 TL, 16/04/2021 TARİHİNDE 66.700,00 TL gönderildiğini, davalı tarafça göndermeyi taahhüt ettikleri ürünlerin tamamını göndermemeleri üzerine .... 7. Noterliği'nin 12/01/2022 tarih, .... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile 213.995,00 TL + KDV tutarının ödenmesi talep edilmişse de taleplerinin yerine getirilmediğini, akabinde Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2022/23636E. Sayılı dosyası ile ilamsız takip yapılmış olup davalı taraf takibe haksız şekilde itiraz etmiş ve takibin durmasına sebebiyet verdiğini, bunun üzerine taraflarınca Şanlıurfa Arabuluculuk Bürosu'na başvuru yapılmış ve 2022/358 büro dosya numarası, 2022/41457 arabulucuk numarası kapsamında açılan dosya ile anlaşmama yönünde tutanak tanzim edildiğini beyanla itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının açmış olduğu haksız icra takibinin takip talebinde asıl alacak miktarı olarak 280.431,37 Tl belirtilmiş iken dava dilekçesinde 213.995,00 Tl+KDV istenmiş olup bu istem itirazın iptali istenen icra dosyası bedeliyle uyuşmadığından haksız davanın usulden reddi gerektiğini, açılan davanın “hukuki yarar” yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, müvekkillinin şirket ile davacı arasında bir dönem ticari ilişki mevcut olup müvekkil bu ilişkinin gerektirdiği tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, müvekkilinin davacı tarafa herhangi bir borcu söz konusu olmadığını, davaya konu edilen faturalardan kaynaklı olarak davacı tarafından talep edilmiş olan bütün mallar davacıya teslim edildiğini, müvekkilinin belirtilen tarihlerde malların teslimini yaparak kendisine yüklenen tüm edimlerini ifa ettiğini, beyanla haksız ve hukuki dayanaktan yoksun işbu reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
1-Tarafların iddia ve savunmaları,
2-Celp edilen kurum cevabi yazıları,
3-Davacı tarafça dosyaya ibraz edilen belgeler,
4-İlgili yasal mevzuat ve yargısal kararlar,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ GEREKÇE:
Dava Nevi İtibari İle Davalı tarafın icra takiben karşı yapmış oldukları İtirazın İptali İstemine İlişkindir.
Uyuşmazlığa uygulanacak normlar bakımından yapılan tespitler;
İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
İspat yükü bakımından yapılan değerlendirme;
Özel hukuka ilişkin bir davada, hâkim kural olarak doğduğu iddia edilen bir hukuki sonucun, gerçekten doğup doğmadığını belirleyebilmek için, o hukuki sonucu öngören hukuk kuralındaki şartların (unsur vakıaların, öğe olayların), somut olarak ortaya çıkıp çıkmadıklarını kendiliğinden araştıramaz. O hukuki sonucun doğduğunu iddia eden taraf, gerçekleşmesi gereken şartların, unsur ve vakıaların somut olarak gerçekleştiğini ispat etmelidir (Umar, B./Yılmaz, E.: İspat Yükü, İstanbul 1980, s.l). Bu çerçevede ispat, bir davada ileri sürülen hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların gerçekten mevcut olup olmadıkları konusunda, birtakım araçlarla mahkemeye kanaat verme işlemi olarak tanımlanabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.6 hükmünde "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan m.190 hükmünde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” denilmektedir.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
Her iki yasa düzenlemenin lafzından da açıkça anlaşılacağı üzere bir taraf bir vakıayı iddia ettiğinde iddia edilen vakıanın gerçekleşmiş olduğunu ispatla mükelleftir.
Bu haliyle somut olayda davacı davalıdan alacaklı olduğu vakıasını ispatla mükelleftir.
Bu yönde mahkememizce davacının alacağının bulunup bulunmadığının ve bulunuyor ise miktarının tespiti amacıyla 6100 sayılı HMK m.266/1 hükmü uyarınca bilirkişi incelemesi yapılmasına dair 07/11/2023 tarihli ara kararı ihdas edilmiş ayrıca ara kararın yerine getirilmesi için gerekli olan delil avansına yönelik ihtar yapılmıştır. Delil avansının yatırılmaması halinde de doğacak sonuç açıkça belirtilmiş ve ara karar davacı vekilinin yüzüne ihtar da yapılmıştır. Ancak davacı vekilince verilen kesin süre içerisinde ve yapılan ihtara rağmen eksik delil avansı ikmal edilmemiştir. Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6100 sayılı HMK m.324/2-2. cümle hükmü uyarınca davacılar bu delile dayanmış olmaktan vazgeçmiş sayılmıştır.
Bu yönde benzer bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2017/5042 Esas, 2019/2694 Karar sayılı ve 18/04/2019 Tarihli ilamında "...Mahkemece verilen karar Dairemizin 12.01.2014 tarihli kararı ile sözleşmedeki imzanın davalıya ait olup olmadığının tespiti noktasında yeniden bilirkişi incelemesine gönderilmesi yönünde bozulmuştur. Bozma ilamına uyan mahkemece ispat yükü üzerinde olan davacı tarafa bilirkişi masrafının yatırılması için kesin süre verilmesine rağmen masraf yatırılmadığından davanın HMK 114/1-g ve 115/2. maddeleri gereğince reddine karar verilmiş ise de yargılamanın bulunduğu aşama ve masrafın delil için istenmiş olmasından dolayı kesin süreye konu olan masraf gider avansı değil delil avansı mahiyetindedir. Delil avansının kesin süreye rağmen yatırılmaması halinde davanın usulden değil esastan reddi gerekir..." denilmektedir.
Davada ticari defter incelemesinin gerekliliğine ilişkin yapılan değerlendirmede;
Davacı vekili dava dilekçesinde davalıya yapmış olduğu ödemeler karşılığında davalının dava konusu edilen faturalardaki malların tamamının kendilerine teslim edilmediği iddia etmiştir.
Havale bir borcun ödemesi için yapılmakla birlikte TBK'nun 207. Maddesinin ikinci fıkrasında da asıl olanın peşin satış olduğu, buna göre davacının malları teslim aldığının kabulü gerekmekle, dava konusu ödemenin avans olarak verildiğini, ödemesi yapılan malların teslim alınmadığını iddia eden davacının, bu iddiasını yazılı delil ile ispat etmesi gerektiğinden, davalının dava konusu ödemeler karşılığı mal teslim edildiğini savunması ispat yükünü değiştirmeyeceği gibi, davacı tarafından açıkça yemin deliline dayanmadığından, münhasıran davalı taraf ticari defterlerine de dayanmadığından davacının davasını ancak kendi ticari defterleri veya kesin delillerle ispat edebilecek konumdadır. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2018/2473 Esas-2019/5340 Karar) Davacı tarafından dosyaya sunulmuş bir kesin delil bulunmamakla birlikte, ticari defter incelemesine ilişkin bilirkişi delilinden yukarıda açıklanan sebeplerle vazgeçmiş sayılmıştır.
Dolayısıyla da iş bu dava dosyası kapsamında davacı davaya konu faturalar nedeniyle davalıdan alacaklı olduğu vakıasını ispatlayamamıştır.
Bu açıklamalar doğrultusunda da davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.r.
Neticeten;
Tüm dosya kapsamı taraf beyanları hep birlikte incelendiğinde davasının reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİ ile;
2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 179,90 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 2.252,34 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 2.072,44 TL harcın karar kesinleştikten sonra talep halinde DAVACI TARAFA İADESİNE,
3-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
5-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 32.959,30 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin 02/06/2018 Tarihli ve 30439 Sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m.26/4 hükmü uyarınca davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
7-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi. 14/06/2023