T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: ...
KARAR NO: ...
HAKİM: ...
KATİP: ...
DAVACI : ...
VEKİLİ: ...
DAVALI : ...
VEKİLLERİ: ...
DAVA: Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Alacak)
DAVA TARİHİ: 09/01/2023
KARAR TARİHİ: 03/05/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 09/05/2023
Mahkememizde görülmekte olan Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafın müvekkil aleyhine, Gaziantep 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/ 8 Değişik iş nolu kararı ile elinde bulunan 1.000,000,00 TL'lik 01/10/2011 tanzim tarihli 01/07/2013 vade tarihli senet ile 350.000,00 TL'lik ihtiyati haciz kararı alındığını, işbu kararın infazı için Gaziantep 7. İcra Dairesi'nin 2013/ esas sayılı dosyası ile icra takibine girdiğini, müvekkil şirketin bu ihtiyati haciz kararını öğrenince 24/10/2013 saat 15.50'de 220.000,00 TL, 25/10/2013 saat 14.19'da ise 20.000,00 TL'yi banka hesabına yatırdığını ve tüm kredisini kapattığını, hatta banka yetkililerinin müvekkile fazladan para yatırıldığı ve bu rakamın iade edileceğini söylediğini, davalı tarafın ödeme tarih ve saatinden sonra krediye konu ipotekleri fekketmediğini, icra takip dosyası işlemden kaldırılacağına harç yatırmak suretiyle takibi kesinleştirme yoluna gidildiğini, ipoteklerin fekedilmemesi ve fazladan alınan paranın iade edilmemesi üzerine davalı banka aleyhine menfi tespit davası açıldığını, davaya bakan Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 30/05/2018 tarihli 2016/96 esas 2018/849 sayılı ilamı ile davanın kabulü ile davacının Gaziantep 7. İcra dairesinin 2013/4557 esas sayılı dosyası nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verildiğini, kararın istinaf edildiğini Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2018/2105 esas 2020/871 karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunu reddettiğini, istinaf ilamının temyiz edildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 25/04/2022 tarih 2020/8345 esas 2022/3360 karar sayılı kararı ile temyiz talebinin kesin olarak reddine karar verildiğini, bankanın fazladan aldıkları para konusunda kendilerini haklı çıkarmak için müvekkile borç kaydı yaptıklarını, bilirkişi heyetinin 22.02.2018 tarihli raporunda 3 adet gayrimenkulün kaydındaki ipoteğin kaldırılması için tapu müdürlüğüne yazılan 08.12.2014 tarihli yazı banka tarafından tapu dairesine halen gönderilmediğini, yazının gönderilmesinin avukatlık ücreti istememe koşuluna bağlandığını, ipoteklerin fekki için de Gaziantep 8.Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde 2021/431 E. Sayılı dosya açıldığını, davalı bankanın nezdinde bulunan 11.085,02 TL parayı iade etmemek için müvekkil adına masraf tahakkuk ettirerek rakamın içeriğini doldurma yoluna gittiğini, müvekkilden istihbarat ücreti, kredi revizyon ücreti, ekspertiz ücreti ipotek fek ücreti. Vekalet ücreti adı altında alınan ve banka tarafından iade edilmeyen 11.085,02 TL'nin ödeme tarihi olan 04/11/2013 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte alınarak müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkil bankaya iki farklı zamanda ödeme yapıldığını, müvekkil bankanın yapılan son ödeme ile aynı gün icra takibine giriştiriğini, aslında ödemeden sonra icra takibi yapıldığını iddia ettiğini fakat davacının iddia ettiği ödemeler belirtilen tarih ve saatlerde gerçekleşmediğini, müvekkil bankanın kayıtlarında 220.000,00 TL'lik ödeme 24/10/2013 tarihinde 17.08'de davacı şirketin hesabına geçtiğini, 20.000,00 TL'lik ödeme ise 25/10/2013 tarihinde saat 14.18'de davacı şirketin hesabına geçtiğini, söz konusu ödemelerden 220.000,00 TL'lik ödeme EFT yapılmak suretiyle ödendiğini, dolayısı ile ödeme karşı tarafın işlemi yaptığı saate göre değil müvekkil bankanın söz konusu edilen ödemeleri davacının hesabına aktardığı tarih ve saate göre baz alındığını, davacı tarafın yapılan takibin haksız olduğu düşüncesine katılmadıklarını, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkil bankaya başvurduğunu ve tacir sıfatı ile ticari kredi kullandığını, dolayısı ile tacir olan bankadan hiçbir bedel ödemeden işlem yapılmasının beklenilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davaya konu alacak ve masraflar davacı tarafça açıkça kabul edildiğini, banka tarafından tahsil edilen avukatlık ücretinin hukuka uygun olduğunu, açıklanan bu nedenlerle haksız ve hukuka aykırı açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
1-Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları,
2-İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava Nevi İtibari İle Alacak (Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar) İstemine İlişkindir.
Türk Hukuk Lûgatında istirdat (geri alma) davası şu şekilde tanımlanmaktadır: “1-Haklı bir neden olmaksızın mal ediniminden doğan ve bu yolla edinilen malın geri alınmasını içeren dava (TBK m. 77-82, TMK m. 122), 2- Hakkında yapılan ilamsız icra takibine süresinde itiraz etmediği ya da itirazın kaldırılması nedeniyle gerçekte borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan borçlunun ödediğini geri almak amacıyla açtığı dava. (İİK m.72)” (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 414).
Lûgatta istirdat davası başlığı altında yapılan ilk tanım borçlar hukukunda yerini bulan sebepsiz zenginleşme davasına karşılık gelmekte olup bu davanın ikinci tanımda açıklanan ve icra iflas hukukuna özgü bir eda davası olan istirdat davası ile benzer yönleri bulunmaktadır.
İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/1. maddesi “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü içermektedir. Aynı maddenin 7. fıkrasında ise “Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir” düzenlemesi mevcuttur.
Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazının icra mahkemesince kaldırılmış olması nedeniyle kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu olmadığı kanısında bulunabilir. Böyle bir borçlu, borçlu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada hiç değilse icra dairesinin banka hesabına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alarak (İİK m. 72/III/2.c.) aleyhine yapılmakta olan icra takibinin durdurulmasını ve davayı kazanınca da takibin iptalini sağlayabilir.
Borçlu, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için istirdat davası açabilir (İİK m. 72/VII). Borçlunun menfi tespit davası açmış olması hâlinde, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun ödenmesi üzerine de menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilmelidir (İİK m. 72/VI).
İstirdat davası, esasen sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanan bir eda davası olup, bununla icra takibi sırasında sebepsiz olarak ödenmiş olduğu iddia edilen bir paranın geri verilmesi istenir. Yalnız, davanın şartı icra hukukuna dayanmaktadır. (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel: İcra İflas Hukuku, Ankara 2018, 4. Baskı, s. 228). 25/01/2023
İstirdat davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323).
Somut olay bakımından yapılan değerlendirme;
Davacı vekili dava dilekçesi ile ihtiyati haciz kararı üzerine davalı bankanın bildirimi üzerine 24/10/2013 ve 25/10/2013 tarihlerinde toplam 240.000,00 TL ödeme yaptıklarını davalı tarafından fazladan ödeme yapıldığının kendilerine bildirildiğini ve iade edileceğini fakat daha sonrada kendilerine haksız şekilde borç çıkarılarak iade edilmediğini fazladan yapılan ödemenin istirdatına karar verilmesini talep edilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan ve kanun hükmünden anlaşılacağız üzere istirdat davalarında 1 yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür. Bu sürenin başlangıcı ise haciz baskısı altında yapılan haksız olduğu iddia edilen ödemenin yapıldığı tarihte başlamaktadır.
Davacının yapmış olduğu ödemenin 2013 yılı olduğu ve 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu kuşkusuzdur.
Her ne kadar dava, davacı vekili tarafından sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak davası olarak nitelendirilmişse de; HMK'nın 33. Maddesi gereğince hukuki tavsif hakime aittir. Hakim, bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve neticei taleple bağlı olup, dayandıkları kanun hükümleri ve onların tavsifleri ile bağlı değildir. Kanunları re'sen tatbik ederek iddia ve müdafaadaki neticei talepleri karara bağlamakla mükelleftir.
Davacının iddiası haciz baskısı altında yapılan haksız ödemeden kaynaklı dava olduğuna göre davanın alacak davası olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay 11'inci Hukuk Dairesi'nin 2019/4320 Esas ve 2021/3961 Karar sayılı ilamında;
"İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın 13.11.2017 tarihinde açıldığı, davacının hakkındaki icra takibi nedeniyle icra dosyasına 23.03.2016 tarihinde ödeme yaptığı, yapılan ödemeyle borcun kalmadığı, her ne kadar davacı tarafça davanın istirdat davası niteliğinde olmadığı, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince açıldığı ileri sürülmüş ise de, istirdat davasının koşullarının oluştuğu durumlarda davaların sebepsiz zenginleşme davası olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığı ve davaya istirdat davası olarak bakılması gerektiği, davanın da 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. ....Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA," denilmiştir.
Mezkur karardan da anlaşılacağı üzere istirdat davasının açılması için gerekli koşulların varlığı halinde sebepsiz zenginleşme hükümleri ileri sürelerek alacak davası açılması mümkün değildir.
Tüm dosya kapsamı mezkur içtihatlar, kanun metni, dosyaya giren deliller birlikte değerlendirilerek davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı kanaati ile ödeme tarihi ile dava tarihi arasında 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, hak düşürücü sürenin dava şartlarından olup mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği anlaşılmakla, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın Hak düşürücü süre nedeniyle REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 179,90 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 189,31 TL peşin harcın mahsubu ile fazladan alınan 9,41 TL harcın talep halinde karar kesinleşince DAVACIYA İADESİNE,
3-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle hazineden karşılanmış olan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin 02/06/2018 Tarihli ve 30439 Sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m.26/4 hükmü uyarınca davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
7-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı dava değeri miktar itibariyle KESİN olmak üzere verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/05/2023