(5237 S. K. m. 35, 53, 63, 209, 250, 252, 257) (765 S. K. m. 209) (Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 152) (YCGK 30.03.2010 T. 2009/5-167 E. 2010/70 K.) (5. CD. 10.06.2015 T. 2013/9539 E. 2015/12356)
İlk derece mahkemesince verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, Dairemizce duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda;
Gereği düşünüldü:
İDDİA:
Batman Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16/05/2016 tarih ve 2016/2435 Esas sayılı iddianamesi ile; "şüphelinin suç tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı, suç tarihinde saat: 14:20 sıralarında yukarıda açık kimlik ve adres bilgileri yazılı müşteki ......'ın abisine ait ...... plakalı araç ile plakası tespit edilemeyen başka bir aracın çarpışması sonucu Siirt Çevre Yolu üzerinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, kazadan sonra ...... plakalı aracın olay yerinden uzaklaştığı, fakat olay yerine aracın fiili kullanıcısı olan müşteki ......'ın geldiği ve kazaya karışan kamyon sürücüsüne 200 TL vererek tarafların anlaştığı,
Bu sırada şüpheli ......'in müşteki ......'a araç sürücüsünün belirsiz olmasından dolayı kaskodan her hangi bir para alamayacaklarını, olayın Mobese görüntüleri ile sabit olduğunu ve benzer başka bir olaydan bahsederek olay yerini terk eden araç sürücüsünün kendilerine 1.000 TL teklif ettiğini fakat bu parayı kabul etmediğini belirterek Mobese görüntü işini halledebileceğini söyleyerek şüphelinin müştekiye cep telefonu numarasını verdiği, saat:17:00 sıralarında şüphelinin müştekiyi aradığı ve saat:21:00 sıralarında ...... mevkiinde buluşmak üzere sözleştikleri,
Bunun üzerine müştekinin olay günü saat:17:30 sıralarında Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne gittiği ve şüpheli ile arasından geçen konuşmalardan bahsettiği ve bunları telefonundan görüntülü olarak kayıt ettiğini belirtmesi üzerine müştekide bulunan 10 tane 100 TL'lik banknotların seri numarası alındığı,
Müşteki ile şüphelinin saat: 21:00 sıralarında ...... Mahallesi ...... Bulvarı ...... Otel yanında bulunan çay ocağında buluştukları, şüphelinin müştekiye görüntü işini hallettiğini belirttiği, kasko konusunda bir sıkıntının çıkması halinde kendisine ulaşılabileceğini belirterek çay ocağından kalktıkları esnada müştekinin şüpheliye 1.000 TL verdiği, şüphelinin de bunu alarak montunun sağ cebine koyduğu, fakat 200 TL'sini tekrar müştekiye verdiği, tarafların ayrılması üzerine şüphelinin yakalanmasının yapıldığı ve üzerinde önceden seri numarası alınan 7 adet 100 TL'lik banknotun çıktığı, şüphelinin 1 adet 100 TL'lik banknotu ise sigara almak amacıyla bozdurduğu,
Şüphelinin alınan ifadesinde: Kazanın meydana geldiği yerde müştekinin kendisine yardımcı olduklarını söyleyerek akşam çay içme teklifinde bulunması üzerine cep telefonu numarasını müştekiye verdiğini, saat:21:00 sıralarında ise yukarıda belirtilen yerde çay içmeye gittikleri, kalktıkları esnada ise müştekinin kendiliğinden elini kendi cebine attığını, bu senin hakkın diyerek cebine bir miktar para bıraktığını fakat parayı tekrar iade ettiğini, ayrıldıktan sonra kızını aradığı esnada cebinde bir miktar paranın daha kaldığını gördüğünü, kesinlikle kamera görüntülerini sildirebileceğini müştekiye söylemediğini, zaten olay yerini gösterir her hangi bir kamera görüntüsünün olmadığını, müştekiye sadece tutanaklar konusunda yardımcı olabileceğini söylediğini, ikinci buluşmada "kamera görüntüsünü halledim" demesinin ise müştekinin defalarca sorması üzerine söylediğini, üzerine atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmediğini belirttiği,
Müşteki ve şüphelinin savunmaları, tutanaklar ve görüntü ve ses kaydı inceleme tutanağı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği" iddia olunarak, sanığın 5237 sayılı TCK'nın 252/2 delaletiyle 252/1, 53 ve 63 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
SAVUNMA:
Sanık ...... ilk derece mahkemesindeki savunmasında: "Ben Bölge Trafik Şube müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapıyordum. O gün ...... kod numaralı ekipte görevliydim. 21/04/2016 günü öğle saatlerine doğru D.. Hastanesinin ışıklarını geçtikten sorma maddi hasarlı trafik kazası olduğuna dair anons geldi. Bunun üzerine, ekip arkadaşım ...... ile beraber söz konusu yere gittik. Gittiğimizde orta şeritte park halinde bir kamyon vardı arkadan bir araç kamyona çarpmıştı. Çarpan araç olay yerinde yoktu. Gittiğimizde kamyon şoförü buranın yabancısı olduğunu bir aracın arkadan çarptığını ve kaçtığını söyledi. Bizden rapor tutmamızı istedi. Bunun üzerine diğer arkadaşın çevredeki kameralı kontrol etti ancak herhangi bir bulguya rastlayamadı, o esnada 3 kişi yaya olarak geldi. Bize kazaya karışanın şu şahıs olduğunu korkup kaçtığını ...... isimli şahıs anlattı. Yine aracın kendilerine ait olduğunu, aracı diğer arkadaşının kullandığını anlattı. Bunun üzerine ben kamyon şoförüne sordum. O da olayı doğruladı. ...... isimli müşteki kendi aralarında anlaşacaklarını, sorun olmadığını söyledi. Kamyon şoförünün masrafı olarak tahminen 200-TL para verdi. Hatta kendilerine biz para işine karışmayacağımızı, kendi aralarında anlaşmalarını söyledik. Bize rapor tutacaklarını ancak nasıl tutması gerektiğini bilmediklerini söylediler. Biz sadece rapora ilişkin önceden maktu hazırlanmış kağıdı kendilerine verdik onun dışında raporu bizim hazırlayamayacağımızı söyledik, oradan ayrılacağımız esnada kamyon şoförü karşı tarafın gözünü tutmadığını, bir iş olur diye bizim de kalmamızı söyledi. Bunun üzerine biz de orada bekledik. Daha sonra orada kendileri bir rapor tuttu ve kamyon şoförü oradan ayrıldı. ...... bana abi bize çok yardımcı oldun seni çok sevdim telefonunu ver demeye başladı. Ben bunun mümkün olmadığını söyledim. Israrla devam edince kendisine telefonumu verdim. Daha sonra oradan ayrıldık. 2-2,5 saat sonra aynı bölgede trafik sıkıştığı için ......'ı aradım ne yaptınız çekici geldi mi, aracı çektiniz mi diye sordum. Bize aracı çektiklerini, sorun olmadığını, akşam benimle buluşmak istediğini çay içeceğini söyledi. Ben de teklifini kabul ettim. Kendisi ile ...... AVM'nin önünde buluştuk. Oradan çay ocaklarının olduğu yere gittik. Kendisi ile oturup çay içtik. O esnada cebime bir şeyler sokuşturdu. Ben tam o sırada kalkıyordum. Ben bunu kabul etmedim ve verdiği şeyi çıkarıp geri iade ettim. Bu bir miktar paraydı ne kadar para olduğunu bilmiyorum. Sinirlendim ve oradan ayrıldım. Daha sonra kızım ile görüşmek için telefonumu aldım. Cebime sigara almak için kontrol ettiğimde bir miktar paranın daha olduğunu gördüm. Hemen kızıma sen kapat ben seni sonra arayacağım diyerek telefonu kapattım. Ben R.’ı arayacağım o esnada ...... beni aradı. Abi aracıma çarptılar yardım eder misin dedi. Ben bunun üzerine yanına gitmeye karar verdim. Hem zorla verdiği diğer paraları da iade edecektim. Tam o esnada polisler gelerek beni gözaltına aldılar. Olayın özeti budur. Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Uzun süredir tutukluyum. Mağdurum, çocuklarımla görüşemiyorum, tahliyemi istiyorum. Savunmam bu şekildedir" şeklinde savunmada bulunmuştur.
SANIK ...... DAİREMİZDEKİ SAVUNMASINDA; "Bana okunan talimat ve eklerini anladım, daha önceki yazılı ve sözlü beyanlarımı tekrar ederim, üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, bu aşamada eklemek istediğim birşey yoktur, beraatimi talep ederim, aksi halde lehe olan hükümler uygulansın. Sanık ek savunmasında: Ek savunma için süre talep etmiyorum önceki savunmalarımı tekrar ediyorum" şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık müdafii Av. ......ilk derece mahkemesindeki savunmasında; "mütalaya katılmıyoruz, irtikap suçunun oluşabilmesi için mağdurun haklı bir mecrada hareket etmesi gereklidir, iddia kamera kayıtlarının sildirilmesi karşılığında para verildiğidir, haklı bir işin yapılması karşılığında bu paranın istenmesi söz konusudur, manevi cebir suretiyle menfaat elde etmede cebirin ciddi ve mağdurun bu cebirden kurtulamayacağı nitelikte yani icbar boyutuna varması gereklidir, paranın rızaen verilmesi daha doğrusu yakalama için paranın verilmesi durumunda her şeyden önce eylem teşebbüs aşamasında kalmış olur, biz eylemi kabul etmemekle beraber mahkeme bu yönde düşünüyorsa teşebbüs hükümlerini gözününe almalıdır, yine 800 TL paranın verildiği iddiası var, bu da günün ekonomik koşullarına göre çok fazla bir para değildir, benzer bir olayda Yargıtay 5.Ceza Dairesi zimmet suçundan 962 TL'yi az olarak kabul etmiş ve indirim yapılmasını kararında belirtmiştir, şayet mahkeme eylemi rüşvet kapsamında düşünüyorsa yine yakalatma amacı ile verilen paranın teşebbüs aşamasında kaldığı gözönüne alınmalıdır, biz aşamalarda yaptığımız savunmalarımızı tekrarlıyoruz, mütalaaya katılmıyoruz, somut olayda suçun oluşmadığını düşünüyoruz, mahkeme aksi kanaatte ise teşebbüs hükümleri ve ilgili suçtan öngörülen indirim nedenleri gözönüne alınarak lehe hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz, konuya ilişkin Yargıtay kararlarını sunuyoruz" şeklinde savunmada bulunmuştur.
SANIK MÜDAFİİ AV. ...... DAİREMİZDEKİ SAVUNMASINDA; "Savunmaya ekleyeceğimiz bir husus yoktur, celse arasında yazılı savunmalarımızı da sunmuştuk, savunmalarımızı tekrar ediyoruz, eksik hususlar varsa giderilesin "şeklinde savunmada bulunmuştur.
SANIK MÜDAFİİ AV. ...... DAİREMİZDEKİ SAVUNMASINDA; "İstinaf dilekçemizi aynen tekrar ediyoruz, müvekkilin beraatini talep ediyoruz, mahkeme aksi kanaatte ise lehe olan tüm hükümlerin uygulanmasını talep ederiz "şeklinde savunmada bulunmuştur.
DELİLLER:
Katılan Maliye Hazinesi vekili Av. ...... ilk derece mahkemesindeki beyanında: "Mütalaya bir diyeceğimiz yoktur iştirak ediyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur.
KATILAN MALİYE HAZİNESİ VEKİLİ AV. ......DAİREMİZDEKİ BEYANINDA: "Bu aşamada bir diyeceğimiz yoktur" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Katılan ...... ilk derece mahkemesindeki beyanında: "Olay tarihinde abimin üzerine kayıtlı aracı arkadaşlarıma vermiştim. Kendileri çevre yolunda kaza yapmış. Korkup kaçmışlar. Benim evim çevre yoluna yakındır. Hatta bu olay evin önüne yakın bir yerde olmuş. Beni kaza yapan arkadaşlarım aradı durumu anlattılar. Korkup kaçtıklarını ara sokakta beklediklerini söylediler. Bunun üzerine arkadaşlarımın yanına arkadaşlarımın yanına başka arkadaşlarımı çağırarak gittim. Gittiğimde araçta hasar vardı. Baya bir hasar vardı. Diğer arkadaşlarıma herhangi bir şey olmamıştı. Sorduğumda olayı anlattılar. Bunun üzerine kamyonun olduğu yere gitmeye karar verdim. Oraya diğer arkadaşlarımın aracı ile geçtim. İlk kamyonun yanından geçtiğimde polis memurları yoktu. 10 dakika sonra tekrar gittiğimde polis memurlarının geldiğini gördüm. Durumu oradakilere anlattım. Kamyon şoförüne hasarı karşılayacağımızı, kusurun arkadaşlarımda olduğunu söyledim. Polis memurları aracın buraya gelmesini söylediler. Bunun üzerine aracı getirdik. Yeni kaza olmuş gibi fotoğraflar çekildi. Ben kamyon şoförü ile konuşmamda çok zararının olmadığını, 200-TL zararının olduğunu söyledi. Bunun üzerine 200-TL çıkarıp verdim ancak kamyon şoförü gitmek istemedi, kaza raporu tutmak istediğini söyledi. Ben polislerin gidebileceğini, kendi aramızda rapor tutabileceğimizi söyledim. Ancak memurlar gitmedi. Polis memurları maktu olarak hazırlanan kağıdın olduğunu söylediler. Kaza rapor kağıdını verdiler. Memurlar içeriğini doldurdu krokiyi çizdiler. Biz de altını imzaladık. Sanıkla muhabbet etmeye başladık. Bana biz mobeseyi inceledik şoför değiştirmişler. Buna ilişkin rapor tutarsak herhangi bir şekilde kaskodan para alamazsınız dedi. Hatta benzer bir olayın olduğunu, bir şahsın kaza yaptığını 70,000 TL lik aracının pert olduğunu kendisine 1000 TL para verdiğini, ancak bu parayı kabul etmediğini söylemeye başladı. Sanki benden para ister gibiydi. Bunun üzerine ben şüphelendiğim için telefonumla kayıt yapmaya başladım. Buna ilişkin görüşmeler ve kayıt dökümleri dosyada mevcuttur. Sanık bana numarasını verdi. Ben kayıt yaptığım için ilk başta yazamadım. Sonra tekrar numarasını söyledi. Numarasını yazdım ve kendisine çağrı attım. Bu şekilde numaralarımızı birbirimize verdik. Ben aracı oradan kaldırdım. Sanayi ye götürdüm. Orada başımdan geçenleri anlattım. Oradakiler bana polis memurudur bulaşma istediğini ver şeklinde sözler söylemeye başladılar. Bunun üzerine tanıdığım bir polis memurunu aradım. Durumu anlattım. Oda bana senin yerinde olsam şikayet ederim şeklinde telkinde bulundu. Beni daha tecrübeli ve Hırsızlık büro başkomiseri olduğunu söylediği polise götürdü. O bana şikayet et böyleleri aramızdan gitsin şeklinde telkinde bulundu. Durum bu şekilde adliyeye intikal etti. Ben vereceğim paraları hazırladım. Fotoğraflarını çektim. Seri numaraları alındı. O esnada beni sanık aradı, telefonunu açmadım. Polis memurları bana telefonumun kayıt yapıp yapmadığını sordular. Ben yapmadığını söyleyince benim sim kartımı çıkarıp polis memurunun telefonuna taktık. Oradan görüştük. Daha sonra kendisine dönüş yaptım. Buluşma saatini ayarladık. 9-10 gibi kendisiyle ......'ın orada buluştuk. Daha sonra yakındaki çay ocağına gittik. Bir müddet orada da muhabbet ettik. Ben bir yandan da kayıt yapıyordum ancak bir müddet sonra şarjım bitti. Bizi polis memurları izliyorlardı ama sanık da polis olması nedeni ile başka bir araçla olay yerine gelmişlerdi. Kalkmaya yakın masanın altından 1000 TL parayı kendisine uzattım. Eline verdim. O da alıp cebine koydu hatta kendisine çok para temin edemediğimi, kusura bakmamasını söyledim. Bana burada ne kadar para var dedi, ben de 1000 TL olduğunu söyledim ...... bu çok deyip 200 TL'sini geri verdi ve oradan ayrıldı. O arada polisler bizi gözden kaçırmışlar bana suçüstü yapmamız lazım ara tekrar gelsin dediler. Bunun üzerine sanığı aradım. Aracıma çarptılar diyerek gelmesini söyledim. Kendisi geldi o esnada polisler sanığı yakaladı, üzerinden seri numaraları alınmış paralar çıktı 100 TL'sini sigara almış o şekilde parayı bozdurmuş. Benim sanıkla herhangi bir şahsi husumetim ya da kinim yoktur daha öncesinden kendisini tanımıyorum. Parayı verdikten sonra bana ben mobesedeki arkadaşlarla görüşücem görüntüleri sildiricem, için rahat olsun demiştir. Olay yerinde de (kaza mahali) ben mobesedeki arkadaşlarla görüşücem bunları sildiricem şeklinde söylemişti. Şikayetçiyim davaya katılmak isterim olaya ilişkin beyanım bu şekildedir." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık...... ilk derece mahkemesindeki beyanında: "Ben trafik polis memuruyum olay tarihinde sanık ile beraber çalışıyorduk. O gün maddi hasarlı trafik kazası olduğuna dair ihbar geldi. Bunun üzerine güvenlik açısından 155'i arayıp ihbarı yapanın numarasını aldık. Şahsı aradık, kaza olduğunu söyledi. Olay yerine gittiğimizde orta şeritte bir kamyonun dörtlüleri yakmış şekilde beklediğini, sol arka taraftan hasarlı olduğunu gördük. Bunun üzerine kamyon şoförüne ne olduğunu sorduğumuzda beyaz bişeyin çarptığını, ne olduğunu göremediğini ve olay yerinden gittiğini anlattı. Biz de bunun üzerine mobese görüntüsü olup olmadığını, ya da kaza yerine yakın güvenlik kamerası olup olmadığını araştırdık. Bir görüntü elde edemedik o esnada 3 kişi geldi. İçlerinden biri kazayı kendisinin yaptığını korkup kaçtığını anlatmaya başladı. Biz kendisine aracı getirmesini söyledik. Taraflar kendi aralarında orada anlaştılar. Kendi aralarında tutanak düzenlediler. Biz sadece refakat ettik. Onun dışında herhangi bir tutanak tutmadık çünkü bizlik bir durum yoktu. Ben sanığın telefon numarasını müştekiye verdiğini görmedim. Konuşmalarını da görmedim. Ben sadece diğer sürücülerle ilgileniyordum. Tutanağı tuttuktan sonra evrak fotokopilerini birbirlerine verdiler. Biz de oradan ayrıldık. O gün akşam sanıkla beraber çalıştık. Ben sanığın yanında müşteki ile telefon görüşmesi yaptığına şahit olmadım. Yine olağan dışı bir şeye şahit olmadım. Saat 19:00'dan sonra mesaimiz bitti ve oradan ayrıldık. O akşam sanıkla tekrar görüşmedik. Ertesi gün şubeden beni arayarak bu olayı söylediler. Bilgim ve görgüm bundan ibarettir." şeklinde beyanda bulunmuştur.
İLKDERECE MAHKEMESİ GEREKÇESİ:
Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31/01/2017 tarih ve 2016/242Esas ve 2017/24 Karar sayılı ilamı ile; "Sanığın suç tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı, suç tarihinde saat: 14:20 sıralarında katılan ......'ın abisine ait ...... plakalı araç ile plakası tespit edilemeyen başka bir aracın çarpışması sonucu Siirt Çevre Yolu üzerinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, kazadan sonra ...... plakalı aracın olay yerinden uzaklaştığı, fakat olay yerine aracın fiili kullanıcısı olan katılan ......'ın geldiği ve kazaya karışan kamyon sürücüsüne 200 TL vererek tarafların anlaştığı, bu sırada sanık ......'in katılan ......'a araç sürücüsünün belirsiz olmasından dolayı kaskodan her hangi bir para alamayacaklarını, olayın Mobese görüntüleri ile sabit olduğunu ve benzer başka bir olaydan bahsederek olay yerini terk eden araç sürücüsünün kendilerine 1.000 TL teklif ettiğini fakat bu parayı kabul etmediğini belirterek Mobese görüntü işini halledebileceğini söyleyerek sanığın katılana cep telefonu numarasını verdiği, saat:17:00 sıralarında sanığın katılanı aradığı ve saat 21:00 sıralarında ...... mevkiinde buluşmak üzere sözleştikleri, bunun üzerine katılanın olay günü saat:17:30 sıralarında Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne gittiği ve sanık ile arasından geçen konuşmalardan bahsettiği ve bunları telefonundan görüntülü olarak kayıt ettiğini belirtmesi üzerine katılanda bulunan 10 tane 100 TL'lik banknotların seri numarası alındığı, katılan ile sanığın saat: 21:00 sıralarında ...... Mahallesi ...... Bulvarı ...... Otel yanında bulunan çay ocağında buluştukları, sanığın katılana görüntü işini hallettiğini belirttiği, kasko konusunda bir sıkıntının çıkması halinde kendisine ulaşılabileceğini belirterek çay ocağından kalktıkları esnada katılanın sanığa 1.000 TL verdiği, sanığın da bunu alarak montunun sağ cebine koyduğu, fakat 200 TL'sini tekrar müştekiye verdiği, tarafların ayrılması üzerine sanığın yakalanmasının yapıldığı ve üzerinde önceden seri numarası alınan 7 adet 100 TL'lik banknotun çıktığı, sanığın 1 adet 100 TL'lik banknotu ise sigara almak amacıyla bozdurduğu,
Sanığın aşamalarda alınan ifadesinde: Kazanın meydana geldiği yerde müştekinin kendisine yardımcı olduklarını söyleyerek akşam çay içme teklifinde bulunması üzerine cep telefonu numarasını müştekiye verdiğini, saat:21:00 sıralarında ise yukarıda belirtilen yerde çay içmeye gittikleri, kalktıkları esnada ise müştekinin kendiliğinden elini kendi cebine attığını, bu senin hakkın diyerek cebine bir miktar para bıraktığını fakat parayı tekrar iade ettiğini, ayrıldıktan sonra kızını aradığı esnada cebinde bir miktar paranın daha kaldığını gördüğünü, kesinlikle kamera görüntülerini sildirebileceğini müştekiye söylemediğini, zaten olay yerini gösterir her hangi bir kamera görüntüsünün olmadığını, müştekiye sadece tutanaklar konusunda yardımcı olabileceğini söylediğini, ikinci buluşmada "kamera görüntüsünü halledim" demesinin ise müştekinin defalarca sorması üzerine söylediğini, üzerine atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmediğini belirttiği,
Anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi ve hukuki nitelendirmenin tespiti için, irtikap ve rüşvet suçunun hukuki niteliği ve bu suçla ilgili yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır.
İrtikap suçu, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlığını taşıyan Üçüncü Babının İkinci Faslında 209. maddede hüküm altına alınmış, maddenin birinci fıkrasında “icbar suretiyle irtikap”, ikinci fıkrasında “ikna suretiyle irtikap”, üçüncü fıkrasında ise, “hatadan yaralanmak suretiyle irtikap” eylemleri suç olarak düzenlenip yaptırıma bağlanmış olup, bu düzenlemeye göre irtikap suçunun, memurun memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına haksız çıkar sağlaması veya bu yolda vaatte bulunulması için, bir kimseyi icbar etmesi veya ikna etmesi ya da kanunen almaması gereken bir şeyi diğerinin hatasından yararlanmak suretiyle alması ile oluşacağı kabul edilmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "İrtikap" başlıklı 250. maddesi; "(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklinde iken, 02.07.2012 gün ve 6352 sayılı Kanun ile maddede değişiklik yapılarak, 1. fıkrasına “Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir” şeklindeki cümle eklenmiş, ayrıca maddeye “irtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir” şeklinde 4. fıkra ilave edilmiştir.
İrtikap suçu, kamu görevlisinin, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya vaatte bulunmaya bir kimseyi icbar ya da ikna etmesi veya kanunen almaması gereken şeyi, muhatabının hatasından yararlanarak alması ile oluşmakta olup, uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçunun incelenmesi gerekmektedir.
İcbar sözcüğünün anlamı Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde, “zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak” şeklinde açıklanmıştır. Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 167-70 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamında olup cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacak, maddi cebir kullanılması halinde ise, eylem yağma suçunu oluşturacaktır. Nitekim, gerek 765 sayılı TCK’nun 209. maddesinin, gerekse 5237 sayılı TCK’nun 250. maddesinin madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebirin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma imkanının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak şartıyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dahildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaat edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel şartlar nazara alınarak, hakim tarafından takdir edilmelidir.
İcbar suretiyle irtikap suçunun düzenlendiği TCK'nun 250. maddesinin 1. fıkrasında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliği, aynı kanunla TCK'nun 257. maddesinin 3. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Öğretide söz konusu düzenlemenin, kamu görevlisinin görevi gereği yerine getirmesi gereken bir işi yerine getirmesi için yarar sağlamış olmasının uygulamada genellikle görevi kötüye kullanma suçu çerçevesinde ele alınmasının ortaya çıkardığı sakıncaları giderme amacını güttüğü belirtilmektedir. ( Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2012, Seçkin Yayınevi, 8. Baskı, s. 838) Bu değişiklikten sonra kamu görevlisinin görevi nedeniyle bir yarar sağlaması durumunda oluşan suç, ya rüşvet ya da irtikap olabilecektir. Eğer kamu görevlisi, haksız tutum ve davranışlara başvurarak karşı tarafın, kendisine ya da yönlendireceği kişilere yarar sağlaması konusunda kendini mecbur hissetmesine yol açmış ise, eylemi icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturabilecektir. İrtikap suçundan söz edebilmek için mağdurun iradesinin baskı altına alınması gerektiği göz önünde tutulacak, icbar boyutuna varan bir baskı söz konusu olmayıp görevlinin yalnızca telkin, öneri ve teşvik niteliğindeki davranışlarına dayanarak yarar sağlanması durumunda da rüşvet suçu gündeme gelecektir.
Öte yandan, icbar suretiyle irtikap suçunun gerçekleşmesi kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmasını gerektirmektedir. Nüfuz, kamu görevlisinin görevinin vermiş olduğu yetki ve imkanlar nedeniyle sahip olduğu güç ve etkinlik; bunun kötüye kullanılması ise yetki ve imkanların sağladığı ayrıcalıklı üstün konumdan yararlanarak görevlinin kendisi ya da başkasına yarar sağlaması olup, bu suçta kamu görevlisi görevi gereği sahip olduğu gücü haksız yarar elde etme amacıyla kullanmaktadır.
İkna suretiyle irtikap suçu ise; kamu görevlisinin, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna etmesi ile oluşur. Bu eylemde mağdur, kamu görevlisine sağladığı çıkarın yasal olduğunu zannetmekte, yasa dışı çıkar sağladığını bilmemekte, kamu görevlisi ise yalan beyanlarıyla mağduru kandırmaktadır. Mağdur, yaptığı ödemenin yasal olarak yapılması gerektiğine inanmakta, ancak failin iknası sonucu rızası fesada uğramaktadır. İkna, ödemeye mecbur olmadığı bir parayı ödemek zorunda olduğunu bireye bildirmektir.
Rüşvet suçu ise; TCK'nın Madde 252 - (Değişik madde: 02/07/2012-6352 S.K./87.md.) (1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.
(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
.. Şeklinde düzenlenmiş olup; Bir kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıyla oluşacak ve taraflar arasında serbest irade ile yapılan anlaşmanın vuku bulduğu anda rüşvet suçu meydana gelecektir.
Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. 5237 sayılı TCK’nun 252. maddesinde; “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca “nitelikli rüşvet suçu” ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 87. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nun 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak “basit rüşveti” de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Yapılan değişiklikle 5237 sayılı TCK'nun 252. maddesinin birinci fıkrasında; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren” bakımından,
İkinci fıkrasında ise; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır” biçiminde ifade edilmek suretiyle de “rüşvet alan kamu görevlisi” açısından “rüşvet suçu” tanımlanmıştır. Bu suretle de, sağlanan menfaatin “kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı” bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür.
Diğer taraftan rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği maddenin üçüncü fıkrasında hüküm altına alınmıştır. Bunun için de; rüşvet teklif veya önerisinin kişi ya da kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, bu istek ve önerinin, diğer bir anlatımla rüşvet anlaşmasının özgür iradeye dayalı olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir.
Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşvet alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir “rüşvet anlaşması” bulunmaktadır. (Mehmet Emin Artuk –Ahmet Gökcen –A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.;Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem –Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd.)
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın suç tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı, suç tarihinde saat: 14:20 sıralarında katılan ......'ın abisine ait ...... plakalı araç ile plakası tespit edilemeyen başka bir aracın çarpışması sonucu Siirt Çevre Yolu üzerinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, kazadan sonra ...... plakalı aracın olay yerinden uzaklaştığı, fakat olay yerine aracın fiili kullanıcısı olan katılan ......'ın geldiği ve kazaya karışan kamyon sürücüsüne 200 TL vererek tarafların anlaştığı, bu sırada sanık ......'in katılan ......'a araç sürücüsünün belirsiz olmasından dolayı tutanak tutmaları durumunda kaskodan her hangi bir para alamayacaklarını, olayın Mobese görüntüleri ile sabit olduğunu ve benzer başka bir olaydan bahsederek olay yerini terk eden araç sürücüsünün kendilerine 1.000 TL teklif ettiğini fakat bu parayı kabul etmediğini belirterek Mobese görüntü işini halledebileceğini söyleyerek sanığın katılana cep telefonu numarasını verdiği, saat:17:00 sıralarında sanığın katılanı aradığı ve saat 21:00 sıralarında ...... mevkiinde buluşmak üzere sözleştikleri, bunun üzerine katılanın olay günü saat:17:30 sıralarında Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne gittiği ve sanık ile arasından geçen konuşmalardan bahsettiği ve bunları telefonundan görüntülü olarak kayıt ettiğini belirtmesi üzerine katılanda bulunan 10 tane 100 TL'lik banknotların seri numarası alındığı, katılan ile sanığın saat: 21:00 sıralarında ...... Mahallesi ...... Bulvarı ...... Otel yanında bulunan çay ocağında buluştukları, sanığın katılana görüntü işini hallettiğini belirttiği, kasko konusunda bir sıkıntının çıkması halinde kendisine ulaşılabileceğini belirterek çay ocağından kalktıkları esnada katılanın sanığa 1.000 TL verdiği, sanığın da bunu alarak montunun sağ cebine koyduğu, fakat 200 TL'sini tekrar müştekiye verdiği, tarafların ayrılması üzerine sanığın yakalanmasının yapıldığı ve üzerinde önceden seri numarası alınan 7 adet 100 TL'lik banknotun çıktığı, sanığın 1 adet 100 TL'lik banknotu ise sigara almak amacıyla bozdurduğu, daha sonra polislerce sanığın yakalandığı ve üstünde seri numaraları alınmış paraların çıktığı eylemin bu hali ile rüşvet alma suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
Sanığın eyleminin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması için menfaat sağlamak niteliğinde olup rüşvet alma suçunu oluşturacağı, esasında teklifi kabul etmemekle beraber suçüstü yapılması için kabul etmiş görüntüsü veren katılanın sanığı yakalattığı, taraflar arasında özgür iradeleri ile yapılmış bir rüşvet anlaşmasının gerçekleşmemesi nedeniyle eylemin rüşvet almaya teşebbüs aşamasında kaldığı değerlendirilmekle TCK'nın 35 maddesi gereği indirim yapılmıştır. ( Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2013/9539 esas ve 2015/12356 karar sayılı ilamında da bu husus belirtilmiştir.)"
İDDİA MAKAMININ ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASI:
İddia Makamı Esas Hakkında Mütalâasında; "İddia, sanıkların savunmaları, katılan beyanı, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre olay tarihinde katılanın ...... plaka sayılı aracı ile maddi hasarlı trafik kazasına karıştığı, katılanın diğer araç sürücüsü ile aralarında anlaştıkları, olay yerine gelen trafik polisi olan sanığın katılana aracın olay yerinden ayrıldığını, zararı kaskodan gideremeyeceğini, mobese kayıtları olduğunu ancak bu kayıtları kendisinin silebileceğini söylediği ve katılana cep telefon numarasını verdiği aynı gün 17:00 sıralarında telefon ile görüştükleri ve 21:00 sıralarında buluşmak üzere anlaştıkları ardından katılanın Emniyet Genel Müdürlüğüne giderek olayı anlattığı, katılanda mevcut 10 adet 100 TL'lik banknotun seri numaralarının alındığı, saat 21:00 sıralarında katılanın sanıkla buluştuğu, sanığın görüntü işini hallettiğini söylediği, katılanında sanığa seri numaraları alınmış 10 adet 100 TL'lik banknottan oluşan 1.000 TL'yi verdiği, sanığın 200 TL'yi katılana iade ettiği ve ardından sanığın kolluk görevlilerince yakalandığı, üzerinden seri numaraları alınmış 7 adet 100 TL'lik banknotun çıktığı, 1 adet banknotu sigara almak amacıyla bozdurduğunun anlaşıldığı, iki taraflı maddi hasarlı trafik kazasında tarafların anlaşmış olması nedeniyle trafik görevlisi olan sanığın yönetmelik uyarınca herhangi bir tutanak düzenleme görevi bulunmadığı, bu nedenle eyleminin rüşvet alma suçunu oluşturmayacağı ayrıca katılanın Emniyet Müdürlüğüne başvurması da dikkate alındığında baskıdan kolaylıkla kurtulma durumu olduğundan icbar suretiyle irtikap suçunun da oluşmayacağı, sanığın eylemi görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve önceden yapılan plan çerçevesinde sanığın yakalanmış olması dikkate alındığında eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın TCK'nun 257/1, 35, 53, 63 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur" demiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İddia, sanıkların savunmaları, katılan beyanı, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre olay tarihinde katılanın ...... plaka sayılı aracı ile maddi hasarlı trafik kazasına karıştığı, katılanın diğer araç sürücüsü ile aralarında anlaştıkları, olay yerine gelen trafik polisi olan sanığın katılana aracın olay yerinden ayrıldığını, zararı kaskodan gideremeyeceğini, mobese kayıtları olduğunu ancak bu kayıtları kendisinin silebileceğini söylediği ve katılana cep telefon numarasını verdiği aynı gün 17:00 sıralarında telefon ile görüştükleri ve 21:00 sıralarında buluşmak üzere anlaştıkları, ardından katılanın Emniyet Müdürlüğüne giderek olayı anlattığı, katılanda mevcut 10 adet 100 TL'lik banknotun seri numaralarının alındığı, saat 21:00 sıralarında katılanın sanıkla buluştuğu, sanığın görüntü işini hallettiğini söylediği, katılanında sanığa seri numaraları alınmış 10 adet 100 TL'lik banknottan oluşan 1.000 TL'yi verdiği, sanığın 200 TL'yi katılana iade ettiği ve ardından sanığın kolluk görevlilerince yakalandığı, üzerinden seri numaraları alınmış 7 adet 100 TL'lik banknotun çıktığı, 1 adet banknotu sigara almak amacıyla bozdurduğunun anlaşıldığı,
Her ne kadar sanık hakkında anlatılan eyleminden doyalı rüşvet suçundan kamu davası açılmış ve ilk derece mahkemesince de yazılı şekilde sanığın rüşvet almaya teşebbüs suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; iki taraflı maddi hasarlı trafik kazasında tarafların anlaşmış olması nedeniyle trafik görevlisi olan sanığın Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 152.maddesi uyarınca herhangi bir tutanak düzenleme görevi bulunmadığı, bu nedenle eyleminin rüşvet alma suçunu oluşturmayacağı, ayrıca katılanın Emniyet Müdürlüğüne başvurması da dikkate alındığında baskıdan kolaylıkla kurtulma durumu olduğu anlaşıldığından icbar suretiyle irtikap suçunun unsurlarının da oluşmayacağı, netice itibariyle sanığın eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, önceden yapılan plan çerçevesinde sanığın yakalanmış olması karşısında eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı sonucuna varılmakla, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve sanığın görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine dair neticede aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur:
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
A-Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/01/2017 tarih 2016/242 Esas 2017/24 Karar sayılı sanığın rüşvet almaya teşebbüs suçundan mahkumiyetine ilişkin kararının CMK'nın 280/2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
B-1-Sanık ......'ın değişen suç vasfına göre sabit görülen görevi kötüye kullanma eylemine uyan TCK'nun 257/1 maddesi gereğince suçun işleniş şekli ve özellikleri, suç kastının yoğunluğu, zararın ağırlığı dikkate alınarak takdiren ve teşdiden 1 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın eylemi teşebbüs aşamasında kaldığından TCK'nun 35 maddesi gereğince cezasında takdiren yarı oranında indirim yapılarak 6AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak TCK'nun 62/1 maddesi gereğince cezasında takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 5 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 gün 2014/140 esas 2015/85 karar sayılı kararı gözetilmek suretiyle sanık hakkında TCK'nun 53/1-2-3 maddelerinin UYGULANMASINA,
Sanığa suçu TCK'nın 53/1-a maddesinde sayılan hak ve yetkilerden birini kötüye kullanmak suretiyle işlediği anlaşılmakla, aynı Kanunun 53/5 maddesi uyarınca cezanın infazından sonra işlemek üzere takdiren 2 ay 15 gün süre ile 53/1-a maddede belirtilen hak ve yetkileri kullanmasının YASAKLANMASINA,
Sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin TCK'nun 63 maddesi gereğince cezasından MAHSUBUNA,
Sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkumiyetinin bulunmaması, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarına nazaran tekrar suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaate varılması, giderilmesi gereken maddi bir zarar bulunmaması dikkate alınarak takdiren CMK'nun 231/5. maddesi gereğince sanık hakkındaki HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA,
CMK’nın 231/8. maddesi uyarınca SANIĞIN BEŞ YIL SÜRE İLE DENETİME TABİ TUTULMASINA, denetim süresi içerisinde takdiren herhangi bir yükümlülüğe tabi tutulmasına yer olmadığına,
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine; Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde ise hükmün açıklanmasına karar verileceğinin ihtarına (ihtarat yapılamadı)
2-Katilan Hazine ilk derece mahkemesinde ve mahkememizde kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihlerinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca ilk derece mahkemesindeki yargılama için 3.960 TL, mahkememizdeki yargılama için 2.180 TL maktu vekalet ücretlerinin sanıktan alınarak katılan Hazineye VERİLMESİNE,
3-Mahkememizce verilen kararın sanık lehine olması nedeniyle mahkememizde yapılan yargılama giderinin Hazine üzerinde bırakılmasına, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
4-Karar kesinleştiğinde bir örneğinin bilgi bakımından Batman İl Emniyet Müdürlüğüne GÖNDERİLMESİNE,
Dair; sanık müdafinin yüzüne karşı, sanığın, katılan ......'in ve katılan Hazine vekilinin yokluğunda C.Savcısı ......'nın (…..) huzurunda ve mütalaasına uygun, oy birliğiyle ve CMK'nın 231/12. maddesi uyarınca yüzüne karşı karar verilenler yönünden tefhimden, yokluğunda karar verilenler yönünden tebliğden itibaren 7 gün içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere en yakın Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesine verilecek dilekçe veya tutanak geçmek kaydı ile zabıt katibine yapılacak beyan ile Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine itiraz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17.10.2018 (¤¤)