Yargılama yapmaya ve hüküm kurmaya yetkili Dairemiz tarafından yukarıda açık kimlik, adres ve atılı suçu yazılı sanık hakkında yapılan açık duruşma ve yargılama sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 15/09/2017 tarih ve 2017/696 Esas sayılı iddianamesi ile; "17.11.2015 tarihinde şüphelinin Viranşehir ilçe Emniyet müdürlüğüne bağlı Yenimahalle Polis Merkezine gelerek 18.08.2014 doğum tarihli kızı E. K.'un A. E. isimli Suriyeli bir bayan şahıstan olma olduğunu, ancak çocuğu kendi nüfusuna kaydettirmek için Viranşehir ilçesi Nüfus Müdürlüğüne sözlü olarak başvurarak resmi nikahlı eşi L. K.'un üzerine suç tarihi olan 06.10.2015 tarihinde kayıt ettirdiğini beyan etmesi üzerine soruşturmaya başlanıldığı, şüphelinin kollukta alınan ifadesinde suçunu ikrar ettiği, Viranşehir ilçe Nüfus Müdürlüğü ile yapılan yazışma sonucunda nüfus işlemlerine ilişkin resmi belgelerin talep edildiği ve bahse konu belgelerin soruşturma dosyası kapsamına eklendiği, şüphelinin bahse konu eylemleriyle TCK madde 206/1 uyarınca gerçeği yansıtmayan E. K.'un sözlü beyan ile nüfusa tesciline ilişkin doğum belgesi düzenlenmesine sebep olmak suretiyle bahse konu suçun tipikliğini gerçekleştirdiği, ayrıca şüphelinin işbu eyleminin aynı zamanda TCK madde 204/1 uyarınca resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu ve fakat TCK madde 212 uyarınca özel gerçek içtima hükümleri uyarınca şüphelinin ayrı ayrı her iki suçtan cezalandırılması gerektiğinden" bahisle sanığın eylemlerine uyan TCK'nın 204/1, 206/1, 231/1, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına, karar verilmesi istemi ile kamu davası açılmıştır.
İlk derece mahkemesinde yapılan kovuşturma sırasında:
Sanık A. K.; "Ben suçlamayı kabul ediyorum. Ben yanlışlıkla böyle bir işe girdim." şeklinde savunmada bulunmuş ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasını kabul etmiştir.
Yapılan kovuşturma sonucunda ilk derece mahkemesince; 05/06/2018 tarihli 2017/524 Esas ve 2018/384 Sayılı karar ile; sanık A. K. hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma ve çocuğun soy bağını değiştirme suçlarından ceza davası açılmış ise de; sanığın üzerine atılı suçların resmi belgede sahtecilik suçu ile aralarındaki TCK'nın 44 maddesi fikri içtima kuralı gereğince cezalandırılamayacağı anlaşıldığından bu suçlardan beraatine, resmi belgede sahtecilik suçundan ise; TCK'nın 204/1 ve 62/1 maddesi gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararı verildiği, bu karara karşı sanık müdafiinin 06/08/2018 tarihinde istinaf isteminde bulunduğu görülmüştür.
Yapılan ön incelemede; sanık müdafiinin istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından istinaf istemi incelenmiş ve Dairemizin 20/11/2019 tarihli kararı ile davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerinin başlanmasına karar verilmiştir.
Dairemiz tarafından duruşmalı yapılan yargılamada:
Katılan vekili "Mağdur 2014 doğumludur, yaşı itibarıyla beyanın alınması mümkün değildir, biz mağdur adına şikayetçiyiz, sanığın cezalandırılmasını istiyoruz, davaya katılma talebinde bulunuyoruz." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanığın savunmasının alınması amacıyla Viranşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazılmış, adı geçen mahkemece sanığa çağrı belgesi çıkarılmış, sanık duruşmaya katılmamış, sanık müdafii önceki savunmalarını tekrar ettiklerini bildirmiştir. Dava sanığın yokluğunda görülüp bitirilmiştir.
İddia makamı esas hakkındaki mütalaasında: "Sanık hakkında verilen ilk derece mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına, olay kapsamında sanığın birlikte yaşadığı Suriyeli eşinden olan kızı E.'yı resmi nikahlı eşi L. K.'un üzerine nüfusa kaydettiği olayla ilgili olarak iddianame kapsamında sanık hakkında resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından da kamu davası açılmış ise de dosya kapsamı itibarıyla ictima kuralları, özel ve genel yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde sanığın işlediği iddia edilen eylemlerin çocuğun soybağını değiştirmek suçunu oluşturduğu dosya kapsamından sabit olmakla sanığın eylemine uyan TCK'nın 231/1 ve 53 maddeleri gereğince cezalandırılmasına," karar verilmesini kamu adına talep ve mütalaa etmiştir.
GEREKÇE:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.09.2015 gün ve 2015/412 Esas, 2015/286 Karar sayılı ilamında; "Çocuğun soybağını değiştirmek için nüfus müdürlüğüne gerçek dışı beyanda bulunulması durumunda suçların içtimaı: Çocuğun soybağını değiştirmek için nüfus müdürlüğüne gerçek dışı beyanda bulunulması durumunda resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, çocuğun soybağının değiştirilmesi ve nüfus müdürlüğüne gerçek dışı beyanda bulunma suçları arasında içtima sorunu ortaya çıkmaktadır.
Tek fiille birden birden fazla suç normunun ihlali halinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya "farklı neviden fikri içtima" yahut da "görünüşte içtima" kapsamında kalmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima 5237 Sayılı Kanun'un 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Görünüşte içtima ise, çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir. (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167) Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir. (M. Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s.519).
Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği tek ve aynı fiilin bulunmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hallerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup; görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima halinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima halinde gerçekte sadece bir norm ihlal edilmekte olup; diğer normların ihlali sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir. (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74)
Görünüşte içtima hallerinde hangi kanunun uygulanması gerektiği, "özel normun önceliği", "tüketen-tüketilen norm ilişkisi" ve "yardımcı (tali) normun sonralığı" gibi ilkelere göre belirlenmektedir.
Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Özel-genel norm ilişkisi aynı kanunun normları arasında olabileceği gibi genel ceza kanunu normları ile yan ceza kanunlarının normları arasında da olabilir. (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Basın Yayım Dağıtım, 6. Bası, İstanbul, Nisan 2014, s.550-551) Örneğin; 5237 Sayılı Kanunda zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 Sayılı Bankacılık Kanunun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 Sayılı TCK'nun 247. maddesi değil Bankacılık Kanununun ilgili hükmü uygulanmalıdır. Diğer taraftan 5237 Sayılı Kanunda güveni kötüye kullanma suçunu düzenleyen 155. madde de zimmet suçuna düzenleyen 247. maddeye göre göre genel norm niteliğindedir. Kamu görevlilerinin güveni kötüye kullanma hallerinde özel norm niteliğindeki 247. madde uygulanmalıdır.
Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisinden" söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK'nun 42. maddesinde tanımlanmış olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir. Örneğin; yağma suçu, hırsızlık ve cebir/tehdit suçlarını bünyesinde barındırmakta, başka bir anlatımla o suçları tüketmektedir.
Yardımcı (tali) normlar da, asli normlarla benzer hukuki yararları koruyan normlardır. Bu tür normlar, asli normların tatbik edilemeyeceği durumlarda kanunda boşluk oluşmasını engellemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir. Asli-yardımcı norm ilişkisinin olduğu durumda fiile yardımcı norm değil asli norm uygulanacaktır. Bir normun yardımcı norm mu asli norm mu olduğunun, asli normun uygulanamadığı yerlerde başvurulan bir norm olmasından anlaşılması bir yana, düzenleme içinde, "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması halinde" gibi ifadelerin yer alıp almamasına göre de belirlenmekte, bu gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir. 5237 Sayılı TCK'nun 244/4, 245/3, 257 ve 261. maddelerinde de benzer ifadeler bulunduğundan bu maddelerle getirilen hükümlerin yardımcı norm niteliğinde oldukları kabul edilebilir.
Fikri içtima ve görünüşte içtima ile ilgili bu açıklamalardan sonra çocuğun soybağını değiştirmek için nüfus müdürlüğüne gerçek dışı beyanda bulunulması durumunda resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, çocuğun soybağının değiştirilmesi ve nüfus müdürlüğüne gerçek dışı beyanda bulunma suçları arasındaki içtima meselesine gelince;
Çocuğun soy bağının doğumu gösteren herhangi bir resmi belgeye dayanılmadan nüfus müdürlüğüne gerçek dışı beyanda bulunulması suretiyle değiştirilmesi durumunda, failin sahte bir resmi belge düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması söz konusu olmadığından resmi belgede sahtecilik suçunun hareket unsuru oluşmaz.
Sanığın beyanı üzerine düzenlenen tutanağın ve bildirimin tescil edildiği nüfus kütüğünün resmi belge olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak bu belgeler sanık tarafından değil nüfus memuru tarafından düzenlenmiş olup nüfus memurunun da suç kastı yoktur. Nüfus memuruna çocuğun soybağı hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin onu hataya düşürerek içeriği itibariyle sahte resmi belge düzenlemesine neden olduğundan TCK'nun 37/2. maddesi uyarınca resmi belgede sahtecilik suçundan dolaylı fail olarak sorumlu tutulması gerekeceği ileri sürülebilir ise de; 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 15. maddesi uyarınca doğum bildirimlerinin doğumu gösteren herhangi bir resmi belge ibrazına dayanmadan sözlü olarak yapılması mümkün olduğu gibi nüfus memurunca bu beyanın doğruluğunu tahkik lüzumu da bulunmamaktadır. Şu halde gerçeğe aykırı doğum bildiriminde bulunan failin kamu görevlisi üzerinde fiili hakimiyet kurduğundan söz edilemeyeceğinden resmi belgede sahtecilik suçunun dolaylı faili olduğu da söylenemez. Diğer taraftan dolaylı failliğin kabul nedeni, dolaylı failin fiilinin tipikliğe uygun davranış niteliği taşımamasıdır. Oysa ki failin çocuğun soybağı konusunda nüfus müdürlüğüne karşı yaptığı yalan beyan eylemi doğrudan fail olarak sorumlu tutulabileceği biçimde ayrı bir suç olarak düzenlenmiş olup artık dolaylı failliğe gidilemez. Aksi takdirde, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (TCK m. 206), yalan tanıklık (TCK m. 272), yalan yere yemin (TCK m.275) gibi bir resmi belgenin düzenlenmesi esnasında yalan beyana dayalı tüm suçlarda faillerin özel suç düzenlemeleri yerine resmi belgede sahtecilikten dolaylı fail olarak sorumlu tutulmaları gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır ki bunun kabulü mümkün değildir.
Ancak doğum bildiriminde bulunan kişi ile bildirimi tutanağa geçiren ve nüfus kütüğüne tescil eden kamu görevlisinin ortak hareket edip suçu birlikte işlemesi yani kamu görevlisinin beyanın gerçek dışı olduğunu bilerek belge düzenlemesi durumunda hem çocuğun soybağının değiştirilmesi hem de resmi belgede sahtecilik suçu işlenmiş olacaktır ve farklı neviden fikri içtima hükmü uyarınca failin özgü suça ilişkin iştirak hükümleri çerçevesinde resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması gerecektir.
Yine doğum bildiriminin doğumu gösteren sahte bir resmi belgeye dayanılarak yapılması durumunda da resmi belgede sahtecilik suçunun işlenmesi söz konusu olabilir. Örneğin; failin doğum bildirimini sahte olarak düzenlediği devlet hastanesine ait sahte doğum raporunu ibraz ederek yapması halinde, sahte raporu düzenlenmekle resmi belgede sahtecilik, bu raporu kullanarak gerçeğe aykırı doğum bildiriminde bulunmakla da çocuğun soybağının değiştirilmesi suçunu işlemiş olacaktır. Bu takdirde sahte belgenin çocuğun soybağının değiştirilmesi suçunun işlenilmesi sırasında kullanılması nedeniyle TCK'nun 212. maddesi uyarınca failin her iki suçtan cezalandırılması lazımdır.
Nüfus müdürlüğüne gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suretiyle çocuğun soybağının değiştirilmesi durumunda hem TCK'nun 231/1. maddesinde düzenlenen çocuğun soybağının değiştirilmesi, hem de 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan ve 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 67/1. maddesinde hüküm altına alınan nüfus müdürlüğüne gerçeğe aykırı beyanda bulunma suçlarından söz etmek mümkündür. Ancak fiilin belirtilen işleniş şekli bakımından her üç suç tipi arasında genel norm-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Gerçekten de TCK'nun 206. maddesinde genel olarak her türlü yalan beyanın, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 67/1. maddesinde bundan daha özel biçimde nüfus işlemlerinde yalan beyanın, TCK'nun 231/1. maddesinde ise sadece çocuğun soy bağı konusundaki yalan beyanın yaptırım altına alındığı görülmektedir. Bu nedenle nüfus müdürlüğüne gerçeğe aykırı beyanda bulunularak çocuğun soybağının değiştirilmesi durumunda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca sadece TCK'nun 231/1. maddesi uygulanmalıdır. (O. Y., H. Tahsin Gökcan, M. Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.6911) " şeklinde belirleme yapılmıştır.
Anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın, resmi nikahlı olmayan eşinden doğan çocuğu E. K.'u, resmi nikahlı eşi L.'dan doğmuş gibi 06.10.2015 tarihinde doğum bildirimi formu düzenlettirip, aynı anda nüfusa tescil ettirmekten ibaret eylemi nedeniyle sanık hakkında; resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, çocuğun soybağının değiştirilmesi ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kamu davası açıldığı, mahkemece; "Sanık A. K. hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma ve çocuğun soy bağını değiştirme suçlarından ceza davası açılmış ise de; sanığın üzerine atılı suçların resmi belgede sahtecilik suçu ile aralarındaki TCK'nın 44 maddesi fikri içtima kuralı gereğince cezalandırılamayacağı anlaşıldığından bu suçlardan beraatine, resmi belgede sahtecilik suçundan ise; TCK'nın 204/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına" karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık hakkındaki ilk derece mahkemesinin kararının incelenmesinde; CMK'nın 232/2-b maddesi gereğince mağdurun adı ve soyadının gerekçeli karar başında yazılmasının zorunlu olması karşısında; gerekçeli karar başlığında mağdur olarak E. K.'un gösterilmemesi ve ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.09.2015 gün ve 2015/412 Esas, 2015/286 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; sanığın, resmi nikahlı olmayan eşinden doğan çocuğu E. K.'u, resmi nikahlı eşi L.'dan doğmuş gibi 06.10.2015 tarihinde doğum bildirimi formu düzenlettirip, aynı anda nüfusa tescil ettirmekten ibaret eyleminin, sanığın doğrudan nüfus müdürlüğüne müracaat ederek yalan beyanda bulunmak suretiyle ve salt bu beyanına istinaden nüfusa kaydının yapılması, nüfusa kayıt sırasında herhangi bir başka sahte belgenin kullanılmamış olması karşısında, eyleminin kül halinde 5237 Sayılı TCK'nun 231. maddesindeki soybağını değiştirme suçu kapsamında kaldığı gözetilmeden; "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma ve çocuğun soy bağını değiştirme suçlarının resmi belgede sahtecilik suçu ile aralarındaki TCK'nın 44 maddesi fikri içtima kuralı gereğince cezalandırılamayacağı anlaşıldığından bu suçlardan beraatine, resmi belgede sahtecilik suçundan ise cezalandırılmasına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuş ve anılan hukuka aykırılıkların giderilmesi bakımından 5271 Sayılı CMK'nın 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılıp Dairemizce yapılan yargılama neticesinde, 5271 Sayılı CMK'nın 280/2 maddesinin son cümlesi gereğince sanık hakkındaki ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak;
İlk derece mahkemesince; sanığın eyleminin bölünüp bir kısmına beraat, bir kısmına mahkumiyet hükümleri kurulması, ayrıca sanığın iddianamede anlatılan eylemine yönelik ceza hükmü kurulması nedeniyle ve sanık hakkında çocuğun soybağını değiştirme ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından verilen beraat kararlarının içeriği gözetildiğinde; sanığa çocuğun soybağını değiştirme ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından verilen beraat kararının yok hükmünde olduğu değerlendirilerek;
Sanığın, resmi nikahlı olmayan eşinden doğan çocuğu E. K.'u, resmi nikahlı eşi L.'dan doğmuş gibi 06.10.2015 tarihinde doğum bildirimi formu düzenlettirip, aynı anda nüfusa tescil ettirmekten ibaret eyleminin, sanığın doğrudan nüfus müdürlüğüne müracaat ederek yalan beyanda bulunmak suretiyle ve salt bu beyanına istinaden nüfusa kaydının yapılması, nüfusa kayıt sırasında herhangi bir başka sahte belgenin kullanılmamış olması karşısında, eyleminin kül halinde 5237 Sayılı TCK'nın 231. Maddesindeki çocuğun soybağını değiştirme suçu kapsamında kaldığı anlaşıldığından sanığın eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nın 231. maddesi gereğince suçun işleniş şekli dikkate alınarak takdiren alt sınırdan cezalandırılmasına, sabıkasız geçmişi ve duruşmadaki iyi hali lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek sanık hakkında TCK'nın 62/1-2 maddesinin uygulanmasına, çocuğun soybağını değiştirme suçunun niteliği itibariyle maddi bir zarar doğuran suçlardan olamaması, sanığın kasıtlı bir suçtan sabıkasının bulunmaması, duruşmadaki tutum ve davranışları ile kişilik özellikleri gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluştuğundan sanık hakkında verilen hükmün 5271 Sayılı CMK'nın 231/5 maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına, karar vermek gerekmiş ve aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
SONUÇ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Viranşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05/06/2018 tarih, 2017/524 esas, 2018/384 karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA ve sanık hakkında aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmasına,
Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan ve çocuğun soybağını değiştirme suçlarından açılan kamu davasında; Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.09.2015 gün ve 2015/412 Esas, 2015/286 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; sanığın, resmi nikahlı olmayan eşinden doğan çocuğu E. K.'u, resmi nikahlı eşi L.'dan doğmuş gibi 06.10.2015 tarihinde doğum bildirimi formu düzenlettirip, aynı anda nüfusa tescil ettirmekten ibaret eyleminin, sanığın doğrudan nüfus müdürlüğüne müracaat ederek yalan beyanda bulunmak suretiyle ve salt bu beyanına istinaden nüfusa kaydının yapılması, nüfusa kayıt sırasında herhangi bir başka sahte belgenin kullanılmamış olması karşısında, eyleminin kül halinde 5237 Sayılı TCK'nın 231. Maddesindeki çocuğun soybağını değiştirme suçu kapsamında kaldığı anlaşıldığından sanığın eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nın 231. maddesi gereğince suçun işleniş şekli dikkate alınarak takdiren 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanığın sabıkasız geçmişi ve duruşmadaki iyi hali lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek TCK'nın 62/1-2 maddesi gereğince sanığa verilen cezadan takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Verilen cezadan başkaca artırım ve indirim yapılmasına yer olmadığına,
Hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi'nin 08/10/2015 tarih ve 2014/140-2015/85 Sayılı iptal kararı da gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 53/1-2-3 maddesinin ayrı ayrı uygulanmasına,
Çocuğun soybağını değiştirme suçunun niteliği itibariyle maddi bir zarar doğuran suçlardan olamaması, sanığın kasıtlı bir suçtan sabıkasının bulunmaması, duruşmadaki tutum ve davranışları ile kişilik özellikleri gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluştuğundan sanık hakkında verilen HÜKMÜN 5271 SAYILI CMK'NUN 231/5 MADDESİ GEREĞİNCE AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA,
5271 Sayılı CMK'nun 231/8 maddesi gereğince sanığın 5 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına, sanığın denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına takdiren yer olmadığına,
5271 Sayılı CMK'nun 231/10. maddesi gereğince denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemediği takdirde açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşürüleceğinin sanığa ihtarına (ihtarat yapılamadı),
5271 Sayılı CMK'nun 231/11 maddesi gereğince denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde mahkemenin hükmü açıklayacağı hususunun sanığa ihtarına (ihtarat yapılamadı) ,
İlk derece mahkemesince yapılan ve sanığın sarfına sebebiyet verdiği 2 tebligat gideri 25,00 TL'nin sanıktan tahsili ile hazineye irad kaydına, İlk Derece Mahkemesi hükmünün sanık lehine istinaf edilmesi ve sanık lehine duruşma açılması nedeniyle bu aşamalarda yapılan yargılama giderlerinin Devlet Hazinesi üzerinde bırakılmasına,
Dair, sanık ve müdafiinin yokluğunda, katılan vekilinin yüzüne karşı Cumhuriyet Savcısı …. (39984) huzuru ile mütalaaya uygun, CMK'nın 231/12, 268. maddeleri uyarınca kararın sanık müdafiine tebliğinden katılan vekiline tefhiminden itibaren 7 gün içerisinde, Dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi tarafından incelenmek ve İTİRAZ, yolu açık olmak üzere açık duruşmada oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26.02.2020 (¤¤)