(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 223, 230, 232, 280, 289) (5237 S. K. m. 53, 61, 62, 257)
Taksirle öldürme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından istinaf edilmekle, dosyadaki duruşma tutanakları, gerekçeli karar, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçeleri incelenerek gereği görüşüldü;
Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde, hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanuni temsilcisinin ve müdafiinin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı kanunun 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nun 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır.
Bu açıklamalar ışığında ve katılan tarafın istinaf sebepleri de göz önüne alınarak dosya incelendiğinde;
Soruşturma aşamasında aldırılan Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu’nun 24/01/2011 tarih, 243 karar nolu raporunda; sonuç olarak; ölen A. Y. hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde; Doğum sırasında meydana gelen uterus rüptürünün doğumun bir komplikasyonu olduğu, uterus rüptürüne bağlı postportum kanama nedeniyle ebe Ş. T.'ün kadın doğum uzmanına haber verdiği, Dr. Halef Coşkun Dinçer'in hastaneye gelerek hastayı muayene ettiği, kanama kaynağı olarak uterus rüptürü tanısı konulmayıp atoni kanaması olarak değerlendirildiği, aşırı kanamalı hastanın kanamasına yönelik destek tedavisinin yapılarak sevk edilmiş olmakla birlikte; doğumun gerçekleştirdiği hastanede ameliyat ve ameliyat sonrası için uygun koşulların olması halinde, acil operasyona alınmayıp sevk edilmesinin eksiklik olduğu oy birliğiyle mütalaa olunur’ şeklindeki kanaatin belirtilmesi sonrasında mahkemece yapılan yazışmalar sonucunda Şanlıurfa Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'nin 27/01/2015 Tarih ve 74617813/090/99/1870 Sayılı Yazısında; "18/01/2010 tarihi itibariyle Siverek devlet Hastanesi'nde kadın doğum yoğun bakım ünitesi bulunmamaktadır." denilmesi ve bu hususun değerlendirildiği hükme de esas alınan ve hem 2011 tarihli Adli Tıp 1.İhtisas kurulunun raporunun hem de hastane çalışanı tanıkların beyanı yanında ölen yakını olan tanık Zekiye beyanı ve ölenin eşi katılanın beyanlarının da irdelenerek sonuçta tanzim edilen Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 11/11/2016 tarih ve 26865286-101-01.02-16/89651/ 5003 sayı ve 4341 karar sayılı raporunda; sonuç olarak Kişinin muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerin yapıldığı, alınan vaginal doğum kararının uygun olduğu, doğum sonrası gelişen komplikasyonlar nedeniyle ileri tetkik ve tedavi için alınan sevk kararının uygun olduğu, sevk edileceği merkezle görüşülerek sevk koşulları sağlanarak sevk işleminin gerçekleştirildiği, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; kişinin muayene, takip ve tedavisinde görev alan hekim ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı mütalaa olunmasına rağmen katılan tarafın tüm aşamalarda iddia ettiği ve istinaf sebebi olarak da dilekçe de gösterdiği olay günü icapçı doktor olan sanığın ebe tarafından doğumun yaptırılması sonrasında kanamanın normalden fazla olduğunu ve durmadığını ve durumun acil olduğunun bildirmemesi ve hemen gelmesini sanıktan istemesi sonrasında sanık tarafından evden alınması için şoför istenmesi, ebe olan Ş.'in ambulans şoförü ile görüşmesi onun yorgun ve uykusuz olduğunu bildirip alamayacağının söylemesi ve bu durumu daha sonra sanık doktora iletmesi onunla, ebe Ş. arasında telefonda bu sebeple biraz atışma olması ve nihayetinde özel aracıyla sanık doktorun hastaneye gelmesi ve kanamalı hastaya müdahaleye başlaması arasında tarafların savcılık ifadelerinde beyanlarında belirttiği üzere ilk çağrılma ile fiilen gelme arasında 50 dakika kadar sürenin geçmiş olduğu anlaşıldığından meydana gelen bu gecikme ile müteveffanın ölümüyle sonuçlanan olay arasında illiyet bağı olup olmadığı, illiyet bağı yoksa bile bu durumun icapçı hekim olan sanığın görevin gereklerine aykırılık oluşturup oluşturmadığının ve yine 2011 tarihli Adli Tıp 1.İhtisas raporunda belirtilen 'sanık doktorun muayene ettiği ve kanama kaynağı olarak uterüs rüptürü tanısı konulmayıp, atoni kanaması olarak değerlendirilmesinin de tıbbi standartlara aykırı bir davranış olup olmadığı, aykırı ise bu değerlendirme ve ona göre yapılan müdahale ile ölüm arasında uygun illiyet bağının olup olmadığı hususlarının hükme esas alınan Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 11/11/2016 tarih ve 26865286-101-01.02-16/89651/5003 sayı ve 4341 karar sayılı raporunda irdelenmediği ve mahkeme gerekçeli kararında da tartışılmadığı, bu hususlardaki katılan taraf taleplerinin kabul ya da reddine ilişkin gerekçenin de kararda bulunmadığı, ayrıca her ne kadar ölene doğumu yaptıran ebe Ş. hakkında ek -takipsizlik kararı verilmişse de Şanlıurfa Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'nin 27/01/2015 Tarih ve 74617813/090/99/1870 Sayılı Yazısında da belirtildiği üzere 18/01/2010 tarihi itibariyle Siverek devlet Hastanesi'nde kadın doğum yoğun bakım ünitesi bulunmadığının anlaşılması, doğum öncesi ve doğum sırası ve doğum sonrasında anormal durum diye nitelenebilecek her durumun bu konuda kesin bir uzmanlığı bulunmayan ebe tarafından tesbit edilemeyecek olması ve tesbit edilse bile ani gelişen bir komplikasyonda acil müdahale gerekmesine rağmen belirtilen hastane şartlarının bile yetersiz olduğu kadın doğum yoğun bakım ünitesi de bulunmayan böyle bir hastane ortamında sanık doktorun alınan beyanlarında ve ebe Ş.'in beyanlarında belirtildiği üzere anormal bir durum yoksa doktor bulunmadan ebenin doğum yaptırmasının, icapçı doktorun bu hususta böyle bir talimat vermesinin, eğer talimatı yoksa ebenin böyle bir inisiyatif kullanmasının tıbbi kurallara ve yasal mesleki düzenlemelere uygun olup olmadığı hususlarının da açıklığa kavuşturulmadığı anlaşılmakla; belirtilen hususlarla müteveffanın ölümü arasında illiyet bağı kurulup kurulamayacağının Yüksek Sağlık Şurasından sorulması, tıbbi uygulamalara aykırı davranışlarının ve bu fillerle ölüm arasında uygun illiyet bağının kurulması halinde taksirle öldürme, tıbbi standartlarda aykırı davranışla ölüm arasında uygun illiyet bağının bulunmaması halinde eyleminin TCK'nın 257/2. maddesi kapsamında değerlendirilebileceği de gözetilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurularak Yargıtay 12.Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere katılanın aşamalardaki iddialarında ve ölenin yakını olan tanık beyanlarında ve soruşturma aşamasındaki 2011 tarihli Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda geçen bu eksikliklerin giderilmesi gerektiği halde eksik soruşturma ve bu hususlarda yasal, dosya kapsamına uygun gerekçe içermeyen, bu hususlardaki katılan taraf taleplerinin kabul ya da reddine ilişkin gerekçesi de bulunmayan kararla sanık hakkında beraat kararı verilmesi CMK 230.madde delaletiyle 289/1-g maddesine aykırı;
Katılan vekilinin istinaf nedenleri bu sebeplerle yerinde görüldüğünden, CMK'nın 230, 289/1-g maddeleri atfıyla 280/1-b maddeleri uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kesin olmak üzere 28.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)