(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 226, 230, 232, 289)
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık müdafii tarafından istinaf edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde, hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanuni temsilcisinin ve müdafiinin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı kanunun 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nun 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır.
''Savunma hakkı sanığın vazgeçilmez ve en önemli hakkı olup, bu hakkın sınırlanması 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesinin (h) bendi uyarınca mutlak bozma nedenidir.
Savunma hakkı, Anayasamızın "Temel Haklar ve Ödevler" başlıklı ikinci kısmın ikinci bölümünde “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlığı altında; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiş olup, bu hakkın “temel hak” niteliğine uygun olarak, savunma hakkının verilmemesi veya sanığın savunma hakkının sınırlandırılması halinde hüküm daima hukuka aykırı olacaktır.
Oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek, toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla da toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti de ilgilendirmektedir. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, müdafi yardımından yararlanma, susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içermektedir.
Ceza yargılamasında maddi gerçek, iddia ve savunma makamlarının görüşlerinin tartışılması sonucu ortaya çıkar. Hâkim de kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu nedenle sanığa, aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın, herhangi bir nedenle sınırlandırılması mümkün değildir. Temel ilke bu olmakla birlikte, kanun koyucunun, yargılamanın uzamasını önlemek, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak, başka mağduriyetlere sebebiyet vermemek ve usul ekonomisi açısından bazı sınırlamalara gittiği de bir gerçektir. Ancak bu sınırlamalar istisna olup, bu gibi hallerde dahi, usul kanunumuz bazı şartların varlığını aramaktadır. Öte yandan, savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, savunmanın hükmü etkileyecek nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir.
5271 sayılı CMK'nın suçun niteliğinin değişmesi başlıklı 226.maddesinde; ''(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. '' şeklinde düzenleme mevcuttur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
-Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 85/2. maddesinden kamu davası açıldığı halde yargılama aşamasında yaralı olan yaşı küçük çocuklar adına velayeten anneleri olan müştekinin şikayetlerinden vazgeçmiş olması nedeniyle eylemin vasıf değiştirip TCK 85/1.maddesine mümas olması sebebiyle; ek savunma hakkı tanınmadan aynı Kanunun 85/1.maddesinden ceza tayini suretiyle CMK’nın 226. maddesine muhalefet edilmesi; CMK 289/1-h maddesine aykırı,
-Hükme esas alınan 14.09.2016 tarihli Kaza Tesbit Tutanağına göre; sanığın şerit değiştirme kurallarını ihlal etmekle kusurlu olduğu, ölenin ise yerleşim birimleri dışındaki karayolunda zorunlu haller dışında duraklamamak, zorunlu hallerde de gerekli önlemleri almak kuralını ihlal ettiğinden kusurlu olduğu belirtilmesine rağmen, sanığın ya da ölenin ve varsa başka etkenlerin kusurlarının derecesi ve meydana gelen ölüm olayına etkisi hususunda değerlendirme yapılmadığı ve bu hususta alınmış bir trafik bilirkişi raporu ya da Adli Tıp raporunun bulunmadığı gibi karar gerekçesinde kusurların derecesine değinilmediği halde sanık asli kusurlu sayılarak hakkında teşdit uygulandığı görülmekle teşdidin gerekçesi olarak gösterilen bu hususta eksik inceleme ile yetersiz gerekçe ile karara verilmesi; CMK 230/1 madde delaletiyle CMK 289/1-g maddesine aykırı;
Kabule göre de;
- 5237 sayılı TCK’nın 85/2. maddesinden kamu davası açıldığı halde yargılama aşamasında yaralı olan yaşı küçük çocuklara velayeten anneleri olan müştekinin şikayetlerinden vazgeçmiş olması sebebiyle yaralanmaların şikayet yokluğundan dolayı değerlendirilmeyip eylemin vasıf değiştirip TCK 85/1.maddesine mümas olması sebebiyle bu maddeden ceza tatbik edilirken teşdidin gerekçeleri arasında mağdurların yaralanma derecesinin nazara alınması;
- 5237 sayılı TCK'nın 50/4.maddesi gereğince; Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.'' hükmü gereğince 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılmasının gerektiği, “sanığın olayda asli kusurlu oluşu, ortaya çıkan manevi zarar ve talebin bulunmaması” şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile paraya çevirme hükümlerinin uygulanmamasına karar verilmesi; CMK 230/1-d madde delaletiyle CMK 289/1-g maddesine aykırı;
Sanık müdafiinin istinaf itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün CMK 289/1-h ve 289/1-g maddeleri atfıyla CMK 280/1-b maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kesin olmak üzere 24/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)