(5271 S. K. m. 34, 230, 232, 142, 172) (6100 S. K. m. 27)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile dava tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Davacı vekilinin 26/05/2016 havale tarihli dilekçesi ile müvekkilinin 25/07/2015 tarihinde göz altına alındığını, 26/05/2015 tarihinde serbest bırakıldığını, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, müvekkilinin haksız yere gözaltında kalması nedeniyle 1500 TL hazırlık soruşturması avukatlık vekalet ücreti olmak üzere toplam 2000 TL. maddi tazminat ile 3000 TL. manevi tazminatın gözaltı tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmekle, vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Davacının Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Çocuk Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yapılan soruşturma sonucu; davacı (sanık) hakkında Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama, Silahla Tehdit, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Konut Dokunulmazlığını İhlal ve Terör Örgütü Propagandası yapmak suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu kararın 31/03/2016 tarihinde kesinleştiği, davacının 25/07/2015 tarihinde göz altına alındığı ve aynı gün serbest bırakıldığı, tazminat davasının 26/05/2016 tarihinde CMK’nın 142/1. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye açıldığı, ancak davacı vekilinin dava dilekçesinde açıkça maddi tazminata eklenmesini talep ettiği soruşturma aşamasındaki vekalet ücreti talebi yerel mahkemece yasal bir gerekçe gösterilmeden reddedildiği ancak talebin oluşmayan koşullarının ne olduğunun açıklanmadığı görülmektedir.
Her ne kadar Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 03.06.2014 tarih ve 2014/2656-2014/13654 E-K sayılı kararında ''29/05/1957 tarih ve 4-16 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken vekalet ücreti, yargılama giderleri kapsamında olup bu hak asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağından ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin, maddi tazminat kapsamına dahil edilemeyeceği gözetilmeden, davacı lehine kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verildiği tarihte geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin maddi tazminat hesabına dahil edilmesi suretiyle fazla tayini'' kararda bozma gerekçesi yapılmış ise de bu kararda belirtilen 29.05.1957 tarih ve 4-16 E-K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; ''Hukuk dâvalarında hasma tahmili gereken ve muhakeme masraflarından mâdut bulunan vekâlet ücretine diğer muhakeme masrafları gibi mutlak surette talep olunmaksızın re'sen hükmedilmesi icabettiğine ve bu gibi hasma yükletilmesi iktiza eden vekâlet ücreti taleplerinin ayrı bir dâva konusu yapılmasına cevaz bulunmadığına..... 29/5/1957 tarihinde karar verildi.'' denmek suretiyle hukuk davaları açısından durumun değerlendirildiği, CMK'nın 141-144. maddelerinde düzenlenen Koruma Tedbirleri nedeniyle tazminat davalarının her ne kadar CMK'da düzenlense de niteliği itibariyle hukuk mahkemelerinde görülen haksız fiil nedeniyle açılan tazminat davalarıyla aynı nitelikte olması ve hukuk davası mahiyetinde olması ve aynı durumun yukarıda zikredilen Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 03.06.2014 tarih ve 2014/2656-2014/13654 E-K sayılı kararında da ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken vekalet ücreti, yargılama giderleri kapsamında olup bu hak asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağından ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin, maddi tazminat kapsamına dahil edilemeyeceği gözetilmeden denerek bu hükmün Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat başlıklı CMK'nın 141-144. madde hükümleri açısından da geçerli olduğu anlaşılmakta ise de hem Yargıtay 12. Ceza Dairesinin önceki bu içtihadından farklı olarak verdiği 18.01.2016 tarih ve 2015/16374-2016/563 E-K sayılı kararında; ''Dava dilekçesinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen davacının kendisini vekil ettirdiğinden bahisle vekalet ücretinin de maddi tazminata dahil edilmesi yönünde talepte bulunulduğu ve davacının kendisini tazminat talebinin dayanağı olan Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/9377 sayılı soruşturma dosyasında vekil ile temsil ettirdiğinin anlaşılması karşısında, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen 400 TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi”ni bozma sebebi yapmış olması, hem de bir suç soruşturması sırasında kendisini vekille temsil ettiren şüphelilerin soruşturma sonunda haklarında takipsizlik kararı verilmesi halinde takipsizlik kararlarında lehlerine bir vekalet ücretine hükmedilmemesi ve haklarında açılan bir ceza davası bulunmaması sebebiyle dava açıldığı takdirde beraatle sonuçlanan davalardaki vekalet ücretine hak kazanmalarının mümkün olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde vekalet ilişkisi sebebiyle ödedikleri ücret mukabili en azından yasa tarafından verilmesi icap eden tarifece belirlenen soruşturma vekalet ücretinin açılmış bir ceza davası olmaması sebebiyle asıl davada talep etmelerinin mümkün olmaması karşısında kendisi hakkında bir suç soruşturması sırasında atanan zorunlu müdafiinin değil de kendi vekalet verdiği bir müdafiinin hukuki yardımından yararlanmak isteyen bir şüpheli aleyhine durumun ortaya çıkması hususu da göz önüne alındığında bu miktarın Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 18.01.2016 tarih ve 2015/16374-2016/563 E-K sayılı kararında da isabetli olarak zikredildiği üzere hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen davacının kendisini vekil ettirdiğinden bahisle vekalet ücretinin de maddi tazminata dahil edilmesi yönünde talepte bulunması ve davacının kendisini tazminat talebinin dayanağı olan soruşturma dosyasında vekil ile temsil ettirdiğinin anlaşılması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında davacıya ödenmesine karar verilmesi yasa koyucunu amacına uygun düşmektedir. Zira 29.05.1957 tarih ve 4-16 E-K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında bahsedilen vekalet ücretinin dayanağı da bir hukuk davasıdır. Oysaki CMK 141-144. maddelerde düzenlenen Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat davalarının niteliği gereği bu davaların dayanağı; davacının sanığı ya da şüphelisi olduğu bir ceza davası ya da suç soruşturmasıdır. Dayanağın ceza davası olması halinde asıl dava olan ceza davasında sanığın beraati halinde yasal olarak lehine vekalet ücretine zaten hükmedilecektir. Ancak hakkındaki soruşturma sonunda suçlu olmadığı anlaşılan ya da hakkında kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle CMK 172. Maddesi uyarınca hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen ve bu soruşturmada kendisini kendi vekalet verdiği vekille temsil ettiren şüpheli lehine hiç bir vekalet ücretine hükmedilemeyecek olmasının yasa koyucunun amacına uygun olmadığı gibi Anayasada düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve hukuk davaları açısından da ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK.'nun 297. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK.'nun 27. maddesinin 2. bendi "c" bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının "Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini" de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. İfade edilen gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile karar fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, kararın dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak, kararını dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Anayasa'nın 141. maddesi gereğince de, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve üst mahkemelerin hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 297-298.maddelerinde de bu zorunluk açıklanmıştır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g bendi uyarınca da hukuka kesin aykırılık halini oluşturacağı vurgulanmıştır. Ayrıca 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)a-6. Madde ve fıkrasında da davanın taraflarınca gösterilen delillerin hiç değerlendirilmeden karar verilmesinin bozma sebebi olduğu vurgulanmıştır.
Dava dilekçesinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen davacının kendisini vekil ettirdiğinden bahisle vekalet ücretinin de maddi tazminata dahil edilmesi yönünde talepte bulunulduğu ve davacının kendisini tazminat talebinin dayanağı olan Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/45537 sayılı soruşturma dosyasında vekil ile temsil ettirdiğinin anlaşılması karşısında, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen 600 TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği halde yerel mahkemece yasal, yeterli hiç bir gerekçe gösterilmeden bu talebin reddedilmesi,
Kanuna aykırı, davacı vekilinin istinaf itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kesin olmak üzere 21.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)