(3713 S. K. m. 5) (5237 S. K. m. 53, 58, 63, 220, 314) (5271 S. K. m. 223) (YCGK 11.11.1991 T. 1991/9-242 E. 1991/305 K.) (YCGK 24.05.2016 T. 2014/13-676 E. 2016/262 K.)
Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/444 esas, 2018/75 karar sayılı ilamı ile verilen hükme karşı Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan Cumhuriyet savcısının dilekçe içeriğine göre; istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilip 09/01/2019 tarihinde dairemizce davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerinin başlanmasına karar verilip duruşma açılarak yapılan açık yargılama sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİA: Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanzim olunan iddianame ile sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dolayı3713 sayılı Yasanın 5; 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 53, 63. ve 58/9. maddeleri gereğince cezalandırılması talep edilerek kamu davası açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ HÜKMÜ:
Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/444 esas, 2018/75 karar sayılı kararı ile sanığın "üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine yönelik her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı bir delille suçu sabit olmadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi" kabulü ile sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK.'nın 223/2-e maddesi uygulaması ile beraat kararı verilmiştir.
İSTİNAF BAŞVURUSU:
Cumhuriyet savcısı istinaf talebinde özetle, sanığın 23/03/2014 tarihinde Bank ... hesap açtırdığı ve aynı ay hesabına yüklü miktarda meblağı aktardığı, hesap açılan tarihin terörist başının çağrı tarihi olan Ocak 2014 tarihi sonrasına ait olduğu, dosyadaki tüm bilgi ve belgelerde göz önünde alınarak sanık hakkında terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkumiyet hükmü tesis edilmesi gerekirken beraat kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının sanık aleyhine istinafen kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir
SAVUNMA:
Sanık ilk derece mahkemesindeki atılı suça yönelik savunmasında özetle; "Benim FETÖ denen bu yapıyla bir ilgim yoktur, 20/03/2014 tarihinde ... isimli bankaya hesap açıp para yatırmak için gittim, banka çok kalabalıktı, beni beklettiler, ben de buna kızdım, ... gibi faizsiz bankacılık yaptığı için Bank...'ya gittim, 20/03/2014 tarihinde hesap açtırıp döviz olarak bu bankaya yatırdım, benim daha önce eşimin üzerine arsa vardı, ev yaptırmak için ...bank'tan kredi çekmiştim, evi yaptırdıktan sonra elimde kalan miktarı da yatırım hesabı açtırıp yatırmayı düşündüm, bu amaçla Bank...'ya 6.300 Euro yatırdım, daha sonra bunu dolara çevirdim, ihtiyacım oldukça da parayı peyderpey çektim, daha sonra banka devlete geçince de güvendiğim için bu parayı çekmedim, üniversitedeki görevimden açığa alınmıştım, idari soruşturma sonrası tekrar göreve başladım, ben herhangi bir talimatla bilerek bu bankaya para yatırmadım, o tarihte maaş hesabım da ...bank'taydı, suçsuzum, ... numaralı telefonu yaklaşık 10 yıldır kullanıyorum," şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık dairemiz huzurundaki savunmasında özetle; "Ben ilk derece mahkemesinde vermiş olduğum savunmalarımı aynen tekrar ederim, avukatım aracılığıyla gönderdiğim belgelerin de göz önünde bulundurulmasını isterim, örgütle herhangi bir bağlantım yoktur, devlet memuruyum halen de görevdeyim, beraatime karar verilmesini talep ederim, ...Ben üniversitede çalıştığım için maaşı ...bank'tan alıyordum, ...bank bize uygun şartlarla kredi veriyordu, bu sebeplerle krediyi çekip ev yaptırdım, çektiğim kredi miktarından bir miktar para artınca bunu da faizsiz bir bankaya yatırmak istedim, ilk derece mahkemesindeki savunmamda da olduğu gibi ilk önce ... Bankasına gittim, orada çok sıra beklettikleri için kızdım ve Bank ...'ya giderek parayı yatırdım, 8.119,00 TL para vardı, bunu döviz olarak çevirtip döviz şeklinde yatırdım, kesinlikle bunun haricinde ben bankada hesap açtırmadım, ancak katılım hesabı olduğu için belki banka ekstra hesaplar açmış olabilir" şeklinde savunmada bulunmuştur.
ESAS HAKKINDA MÜTALAA;
İddia makamında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasında; Sanık hakkında FETÖ silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılması için dava açılmış, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda sanığın eylemi sabit görülmeyerek beraatine karar verilmiştir. Hüküm o yer cumhuriyet savcısı tarafından sanığın eyleminin terör örgütü üyesi olmamakla birlikte terör örgütüne bilerek yardım etme suçunu oluşturduğu gerekçesiyse istinaf edilmiştir. Dosya incelendiğinde sanığın 20/03/2014 tarihinde Bank... da hesap açıp 2.700 EURO yatırdığı, hesap açış tarihinin örgüt liderinin Aralık 2013'teki çağrısından sonraya denk geldiği, bu hesabına başka para yatırmadığı gibi bankaya TMSF tarafından el konulmasından sonra da parasını çekmediği, sanığın savunmasında faizsiz bankacılıktan yararlanmak için parasını bu tür bir bankaya yatırmak istediğini, önce ... bankasına gittiğini, oradaki banka görevlilerinin tutumundan memnun olmadığı için ordan ayrılıp parasının Bank...'ya yatırdığını, örgüte yardım gibi bir niyetinin olmadığını beyan ettiği, sanığın örgütle başka bir şekilde ilgisinin saptanamadığı, Bank...'daki işlemlerinin rutin bankacılık faaliyetleri içerisinde bulunduğu, FETÖ terör örgütüne yardım maksadıyla Bank...'ya para yatırdığına dair cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığı, ilk derece mahkemesince verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bu nedenlerle o yer cumhuriyet savcısının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi kamu adına talep ve mütala olunur, demiştir.
DELİLLER;
İddia, sanık ve sanık müdafii savunmaları, banka kayıtları, bilirkişi raporları, adli sicil ve nüfus kaydı ile tüm dosya kapsamından ibarettir.
DAİREMİZİN DEĞERLENDİRMESİ VE KABULÜ;
Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2018/3725 esas, 2018/4375 karar sayılı kararı ile 2015/3 esas sayılı kararında ve dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere; Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır. (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf.280)
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCK’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.
Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.
Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.
Amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan ve Latince; "in dubio pro reo" olarak da ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiç bir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiç bir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkumiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/13-676 esas, 2016/262 karar)
Bu açıklamalar ve ilkeler ışığında tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde;
Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan sanık hakkında açılan kamu davasında ilk derece mahkemesi olan Kahramanmaraş 3.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan kovuşturma neticesi mahkemenin 01/03/2018 tarih ve 2017/444 Esas 2018/75 Karar sayılı kararı ile sanığın beraatine karar verilmiş, dosya Cumhuriyet Savcısının istinaf talebi ile Dairemize gönderilmiştir.
Dairemizce yapılan İstinaf incelemesinde;
Silahlı terör örgütünün en önemli finans kaynaklarından olan Bank...'da önceden herhangi bir hesabı bulunmayan sanığın silahlı terör örgütü liderinin bankanın kurtarılması yönündeki talimat döneminin hemen akabinde 20/03/2014 tarihinde hesap açtırıp para yatırması eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçu yerine silahlı terör örgütüne üye olmadan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu oluşturabilmesi ihtimaline binaen davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir.
Bank... Katılım A.Ş.'den temin olunan hesap hareketleri yönünden bilirkişi raporu alınmış, rapor içeriğinde sanığın 20/03/2014 tarihinde katılım hesabı açarak bankaya 2700 Euro yatırdığının ve hesaba başka para girişinin bulunmadığı belirtilmiş, bu hususun sanığın savunması ile uyumlu olduğu, sanığın örgüt yöneticilerinin vermiş olduğu diğer talimat dönemlerinde ayrıca bir katılım hesabı açma, hesaba para yatırma ya da bankaya TMSF tarafından el konulmasından sonra vadesinden önce hesabı kapama şeklinde işlemlerinin olmadığı, hesabın 2016 yılı Temmuz ayına kadar aktif olarak kullanıldığı anlaşılmış, bu sebeple 2014 yılı mart ayında sanığın bankada hesap açtırıp para yatırma eyleminde, savunmasının aksini gösterir işlemin örgüt liderinin talimatı doğrultusunda yapıldığına, sanığın örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediğine dair de mahkumiyetine yeterli bulunmadığı değerlendirilmiştir.
İlk derece Mahkemesi olan Kahramanmaraş 3.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01/03/2018 tarih ve 2017/444 Esas 2018/75 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dolayı açılan kamu davasında hükmolunan beraat kararına karşı ilk derece Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf talebinde bulunulmuş ise de, ilk derece mahkemesince toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, mahkemenin "..... dosya kapsamındaki delillerden sanığın talimat üzerine terör örgütüne destek olmak maksatlı olarak söz konusu bankaya para yatırdığına dair şüpheden uzak bir kanaate varılamadığı, bu sebeple yukarıda açıklandığı üzere terör örgütü üyeliği suçunun unsurları oluşmamakla birlikte sanığın şüpheden yararlanması gerektiği hususu da nazara alındığında mütalaa edildiği üzere sanığın 'örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi' olarak da nitelendirilmesinin mümkün olamayacağı kanaatine varılmış, sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine yönelik her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı bir delille suçu sabit olmadığı" şeklinde gerekçesi ile sanığın beraatına karar verilmesi yönündeki kabulünün yerinde olduğu, mahkemece yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve taktirine, gösterilen gerekçe ve uygulamaya oluşa ve dosya içeriğine göre; mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, kararda bir isabetsizlik görülmediği anlaşıldığından, Cumhuriyet savcısının istinaf itirazları yerinde görülmeyerek açılan duruşma sonunda aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ilk derece mahkemesince yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve taktirine, gösterilen gerekçe ve uygulamaya oluşa ve dosya içeriğine göre; mahkemenin beraate ilişkin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, kararda bir isabetsizlik görülmediği anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan Cumhuriyet Savcısının istinaf itirazları yerinde görülmemiş olmakla, İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
2-Dairemizce yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
3-Dairemizce yapılan yargılama sırasında kendisini müdafi ile temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.362,00 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine,
4)Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Verilen kararın hazır bulunanlar yönünden tefhim, yokluklarında karar verilenler yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren, 15 gün içerisinde, dairemize verilecek veya gönderilecek bir dilekçe ile veya zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyan tutanağa geçirilmek, yahut bulunulan ceza infaz kurumu aracılığıyla dairemize dilekçe gönderilmek suretiyle Yargıtay nezdinde TEMYİZ EDİLEBİLECEĞİNE,
Dair iddia makamı ile Cumhuriyet savcısı ….. (….) huzuru ile sanığın yüzüne karşı mütalaaya uygun olarak oybirliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 11/03/2019 (¤¤)