DAVA: Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 16/11/2017 tarihli, 2017/360 esas ve 2017/255 karar sayılı kararına yönelik dairemizin 15/02/2018 tarihli ve 2017/2610 esas, 2018/275 karar sayılı kararı ile verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın sanık müdafinin temyizi üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesi Başkanlığı'nın 07/02/2019 tarihli ve 2018/5008 esas 2019/732 karar sayılı kararı ile dairemiz kararının bozulması üzerine duruşma açılarak yapılan açık yargılama sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİA: Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 10/07/2017 tarih ve 2017/3448 esas sayılı olup Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12/07/2017 tarih ve 2017/346 iddianame değerlendirme sayısı ile kabul edilen iddianamesi ile; Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılması amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bu örgütün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağ olduğunun, Bylock iletişim sisteminin somut delillere dayandığının anlaşıldığı, şüphelinin örgüt içi haberleşmede kullanılan Bylock programını kullanmasının da şüphelinin örgüt sohbetlerine katıldığını ve örgütle irtibatını devam ettirdiğini, örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterdiği, bu eylemlerinin de örgütsel faaliyet kapsamında olduğu ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin kabulüyle TCK'nın 314/2, 3713 Sayılı TMK'nın 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ HÜKMÜ:
İlk Derece Mahkemesi Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 16/11/2017 tarihli, 2017/360 esas ve 2017/255 karar sayılı kararı ile; Sanığın süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemleriyle üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğinin kabulüyle TCK'nın 314/2, 3713 TMK'nın 5/1, TCK'nın 62, 53/1-2-3, 58/9, 63 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
İSTİNAF BAŞVURUSU:
Sanık ile sanık müdafii istinaf dilekçelerinde özetle; Sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğunu bu sebeple dosya kapsamından verilen kararın istinafen kaldırılmasını ve beraatine karar verilmesini talep etmişlerdir.
SAVUNMA:
Sanık ilk derece mahkemesindeki savunmasında; " ..... numaralı telefon hattı bana aittir, 4-5 yıl bu telefon hattını kullandım, ben bu telefon hattına BYLOCK programı yüklemedim, kabul etmiyorum, ben 2013 yılı 17-25 öncesinde o dönem cemaat olarak bildiğim bu yapının öğretmen grupları için haftada bir yaptığı sohbet toplantılarına 1,5 yıl kadar katıldım, 17-25'ten sonra hükümetle bu yapı arasında sorun çıkmaya başlayınca Başbakan aleyhine bazı sözler söylemeye başladılar, biz de bunlara tepki gösterince bizi sohbetlere çağırmadılar, biz istesek de aralarına almadılar, bu nedenle 2013 yılı Aralık'tan sonra sohbet toplantılarına gitmedim, benimle beraber sohbete gelenlerden H. .... İlkokulunda sınıf öğretmeniydi, buradan sonra Hacı M. İllkokulu'na müdür yardımcısı olarak atandı, ... F. İlkokulu'nda öğretmendir, ... İlkokulunda öğretmendi, buradan sonra T....İ İlkokulu'na öğretmen olarak gitti, A. ... İlkokulu'nda 2013 yılına kadar öğretmendir, daha sonra Önsen Yeşilyurt İlkokulu'na müdür olarak atandı, sohbet grubumuz bu kişilerden oluşurdu, sohbeti veren kişi her hafta farklı bir kişiydi, kim olduğunu ve ne iş yaptığını sormuyorduk, kendisi rast gele bir isim söylüyordu, öğretmenim diyordu, biz de sorgulamıyorduk, bunun için sohbet verenin kim olduğunu bilmiyorum, sohbetlerimiz Akçakoyunlu İlkokulunun yan tarafındaki okuma salonunda akşamları yapılıyordu, sohbete başlamadan önce bizlerin cep telefonu alınıyordu, bulunduğumuz odanın dışında bekletiliyordu, sohbet bittikten sonra çıktığımızda telefonları alıyorduk, bizim sohbet grubumuzdaki kişiler farklı cemaatlerden geldiği için diğer kişilerle bizi bir araya getirmiyorlardı, bizim grubumuz yaklaşık 1,5 yıl hiç değişmeden aynı sohbet grubu olarak kaldı, ben yapı olarak Başbakana hiç küfretmedim, sosyal medyadaki hesabımdan da bakılabilir, ihbarı kabul etmiyorum, suçsuzum, beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum, bu süreç başladıktan sonra sohbet veren kişilerin gerçek isimlerini söylemediklerini, kod isim kullandıklarını çevredekilerden duydum " biçiminde,
Sanık dairemiz huzundaki savunmasında ise; " Mütalaayı kesinlikle kabul etmiyorum, ben en başından beri bir kaç defa sohbetlere katıldığımı söyledim, ondan sonra gitmediğimi olaylar başlamadan gitmeyi kestiğimi, onlarla bir irtibatım kalmadığını, örgüt üyesi olmadığımı söyledim, ben bylock kullanmadım, gittiğimi söylediğim bir kaç sohbette onların niyetlerinin kötü olduğunu, devlete karşı olduklarını bilseydim, yada o ortamlarda böyle bir konuşma geçseydi en başta gider ben onları şikayet ederdim, ben devletime bağlı kanunlara saygılı biriyim, suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum " biçiminde savunmada bulunmuştur.
Sanık müdafii dairemiz huzurundaki savunmasında; "Mütalaayı kabul etmiyoruz, Yargıtay incelemesinden geçmiş bir dosyadır, bylock kullanıcısı olduğu yönünde kesin delil bulunması gerektiğinden dolayı bozulmuş ancak bylock tespit değerlendirme tutanağı User-ID olmadığı da açıktır, müvekkil uzun süre tutuklu kalmıştır, ilk mahkumiyet alan kişlerden biridir, şu aşamada müvekkil aleyhine örgüt üyesi olduğunu gösterir somut delil yoktur, bu nedenlerle müvekkilin beraatini talep ediyoruz," biçiminde savunmada bulunmuştur.
ESAS HAKKINDA MÜTAALA;
İddia makamında cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütaalasında; Sanığın eski öğretmen olduğu, kullanımında bulunan ..... numaralı GSM hattı üzerinden bylock programına ait IP'lere "11.027" kez bağlandığının tespit edildiği, bu kapsamda örgütün gizli haberleşme aracını yükleyerek kullandığı, yine sanığın dijital materyal incelemesinde ortaya çıkan mesaj içeriği ve beyanlarında geçen kısmi tevilli ikrara yönelik beyanları dikkate alındığında, sanığın Fetö/Pdy silahlı terör örgütüne üye olduğu, örgütün hiyerarşik yapılanması içerisinde yoğunluluk, süreklilik ve çeşitlilik arz eden eylemleriyle faaliyette bulunduğu, yapılan yargılama sonucu anlaşıldığından sanığın eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nın 314/2, 3713 Sayılı TMK'nın 5/1, TCK'nın 53, 58/9 maddeleri gereğince cezalandırılmasına, gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin hükmolunacak cezadan TCK'nın 63 maddesi uyarınca mahsubuna karar verilmesini kamu adına esas hakkında talep ve mütalaa etmiştir.
DELİLLER;
İddia, savunma, BTK'dan getirtilen HTS ve HIS (CGNAT) kayıtları, cep telefonu sim kartı imajı inceleme tutanağı, nüfus ve adli sicil kayıtları ile tüm dosya kapsamından ibarettir.
DAİREMİZİN DEĞERLENDİRMESİ VE KABULÜ;
İlk derece mahkemesi Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesince sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasında bu suçtan cezalandırılmasına karar verildiği, karara karşı sanık müdafi tarafından istinaf yasa yoluna müraacat edildiği ve dairemizin 15/02/2018 tarihli ve 2017/2610 esas, 2018/275 karar sayılı kararı ilk derece mahkemesi kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda uygulandığı gerekçesiyle istinaf başvurusun esastan reddine karar verildiği, ancak dairemiz kararının sanık müdafinin temyizi üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesi Başkanlığı'nın 07/02/2019 tarihli ve 2018/5008 esas 2019/732 karar sayılı kararı ile özetle; "Bylock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, bylock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, bylock kullanıcısı olduğuna dair delilin atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili birimlerden ayrıntılı bylock tespit ve değerlendirme raporu getirtilip, temyiz aşamasında dosyaya konduğu anlaşılan cep telefonu sim kartı imajı inceleme tutanağının duruşmada CMK 217. maddesi gereğince sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken sanığın bylock kullanıcısı olduğuna dair yetersiz bylock sorgu tutanaklarına dayanılarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 2-Kabule göre de; Örgütsel toplantılar ve bu toplantılara katılanlar hakkında bilgi veren sanık hakkında TCK'nın 221/4-2 cümlesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışmasız bırakıldığı" gerekçesiyle dairemiz kararının bozulmasına karar verilerek dosyanın dairemize gönderildiği anlaşılmakla,
Dairemizce duruşma açılarak usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuştur.
Temyiz aşamasında dosya arasına alındığı anlaşılan cep telefonu sim kartı imajı inceleme tutanağı CMK'nın 217.maddesi gereğince sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri tespit edilmiştir.
Dairemizce cep telefonu sim kart imajı inceleme tutanağından hareketle M. Bilgiç ve M. H. Bilir tanık olarak talimatla dinlenmiş, buna ilişkin evrak dosya arasına alınarak sanık ve müdafiinin diyecekleri tespit edilmiştir.
Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih 2017/16.MD-956 Esas, 2017/370 Karar sayılı kararıyla onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24/04/2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere;
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf. 383 vd.).
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf. 28, Özgenç Genel Hükümler syf.280).
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 Sayılı TCK'nın 220. maddesinin 7. fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 Sayılı TCK'nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.
Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK'nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.
Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarihli, 2015/5 esas ve 2017/370 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, FETÖ/PDY küresel stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetlerini yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkanlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi halinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından TCK'nın 314. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında bir silahlı terör örgütü olduğu izahtan varestedir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi Başkanlığı'nın 27/11/2018 tarihli ve 2018/1148 esas 2018/4595 karar sayılı kararında belirtildiği üzere, Örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği açıktır.
Yine dairenin yukarıda işaret edilen 24/04/2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; bylock iletişim sistemi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı, bu minvalde;
Bylock uygulaması programının indirilmesinin, mesajlaşmak/haberleşmek için yeterli olmadığı, öncelikle kayıt esnasında kullanıcının bir kullanıcı adıyla parola üretmesi, mesajlaşma için ise kayıt olan kullanıcılara sistem tarafından otomatik olarak atanan ve kullanıcıya özel olan ID (kimlik) numarasının bilinmesi ve karşı tarafça onaylanması gerektiği, karşılıklı ekleme olmaksızın iletişime geçilme imkanının bulunmadığı;
Bylock iletişim sisteminde bağlantı tarihi, bağlantıyı yapan IP adresi, hangi tarihler arasında kaç kez bağlantı yapıldığı, haberleşmelerin kimlerle gerçekleştirildiği ve içeriğinin ne olduğu tespit edilebildiğinden bağlantı tarihinin, bağlantıyı yapan IP adresinin tespit edilmesi ve hangi tarihler arasında kaç kez bağlanıldığının belirlenmesi, kişinin özel bir iletişim sisteminin bir parçası olduğunun tespiti için yeterli olduğu, haberleşmelerin kimlerle yapıldığı ve içeriğinin ne olduğunun saptanması ise kişinin örgüt içindeki konumunu tespit etmeye yarayacak bilgiler niteliğinde olduğu;
Bylock kullanıcılarının tespitinin bylock sunucusunda kayıtlı IP adresleri üzerinden yapıldığı, böylece bylock sunucusunda kaydı olan kullanıcıların User-ID (kullanıcı no) tespitini ve mesaj içeriklerinin çözümünü şifre ve gruba kayıtlı kişilerin tespitini, bu kişilerin birbirleriyle olan ilişki ve irtibatlarını ortaya koyan bylock tespit ve değerlendirme tutanağının sanığın hukuki durumunun belirlenmesi bakımından önemli olduğu;
Bylock kullanıcılarının tespitleri açısından operatörler tarafından tutulan CGNAT (HIS) kayıtları bir çeşit üst veri olduğu, CGNAT kayıtları özet veri olması nedeniyle bir iz ve emare niteliğinde olduğundan tek başına kişinin gerçek bylock kullanıcısı olduğunu göstermeyeceği, kişilerin iradeleri dışında bylock sunucularına yönlendirilmiş olma ihtimalinin bulunduğu, nitekim, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen ve BTK tarafından yapılan teknik çalışmalar sonucunda iradeleri dışında bylock sunucularına yönlendirildikleri saptanan 11.480 kişinin tamamının CGNAT kayıtlarının olduğu ve tespit edilen CGNAT kayıtlarına göre bylock uygulamasının IP'lerine bağlantıya yönlendirildiklerinin belirtildiği;
Kişinin User-ID ve şifrelerinin belirlenememesi ve fakat CGNAT kayıtlarıyla bylock sunucusuna bağlantı yaptığının tespit edilmesi halinde, kişinin gerçek bylock kullanıcısı olduğu ihtimalinin yanında User-ID ve şifresi tespit edilemediğinden bylock sunucularına tuzak yöntemlerle (morbeyin vb.) yönlendirilmiş olabileceği ihtimalinin de bulunduğu;
Bu nedenle ancak operatör kayıtları ve User-ID eşleştirmesi doğru yapılabilen kişilerin gerçek bylock kullanıcısı olduklarının kabulü gerekeceğinden, kişinin örgütsel gizliliği sağlamak ve haberleşmek amacıyla bylock sistemine girdiğinin ve bu sistemi kullandığının, User-ID, şifre ve grup elemanlarını içerir bylock tespit değerlendirme tutanağı ve CGNAT kayıtlarını içeren belgeler ile kesin olarak kanıtlanması gerekir.
Öte yandan, amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan ve Latince; "in dubio pro reo" olarak da ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiç bir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiç bir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkumiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/13-676 esas, 2016/262 karar)
Bu açıklamalar ve ilkeler ışığında tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; yapılan yargılama, toplanan deliller, sanık savunması ve tüm dosya kapsamına göre; Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği, örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde herhangi bir delil bulunmayan sanığın, çoğunluğu kamuoyu nezdinde örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan, hukuki kılıflarla kamu görevlileri ve sivil şahıslara yönelik bir kısım operasyonlara başladığı 2013 yılı Aralık ayı öncesinde olmak üzere sohbet toplantılarına gittiği anlaşılan, ancak örgütsel gizliliği sağlamak ve haberleşmek amacıyla bylock sistemine girdiği ve bu sistemi kullandığı, User-ID, şifre ve grup elemanlarını içerir bylock tespit değerlendirme tutanağı ve CGNAT kayıtlarını içeren belgelerle kesin olarak kanıtlanamayan sanığın eylemlerinin, konumu ve kişisel özellikleri de nazara alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine ve suç kastı bulunduğuna dair, savunmasının aksini gösterir, cezalandırılmasına yeter derecede her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve şüpheden arınmış inandırıcı delil bulunmadığı, şüpheden sanığın yararlanması gerektiğine ilişkin evrensel ceza hukuku prensibi de gözetilerek atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı ve sanık ile sanık müdafiinin ileri sürdüğü istinaf itirazları bu yönüyle yerinde görülmüş olduğundan açılan duruşma sonunda sanığın beraatine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
SONUÇ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
A-) Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 16/11/2017 tarih ve 2017/360 esas 2017/255 karar sayılı mahkumiyete ilişkin hükmün CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
B-) 1- Sanık ....'in üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter derecede her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından, CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince atılı suçtan BERAATINA,
2-)Göz altında ve tutuklulukta kaldığı anlaşılan sanığa, CMK' nın 232/6 uyarınca 141 ve 142 maddeleri gereğince TAZMİNAT HAKLARININ BULUNDUĞUNUN ve anılan hükümler uyarınca, Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceğinin, istemin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağının ayrı ayrı İHTARINA, (ihtar edildi)
3-)Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetin 2017/1298 sırasında kayıtlı bulunan 1 adet 12mm çapında 267881 seri numaralı HUĞLU marka tek kırma yivsiz av tüfeğinin işlem yapılmak üzere ilgili makama gönderilmesine, bu hususta yazı yazılmasına,
4-)Sanık kendisini müdafii ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibari ile yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesaplanan (İlk derece ağır ceza mahkemesi için 3.960,00 TL, dairemiz için 3.400,00 TL olmak üzere) toplam 7.360,00 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine,
5-)Sanığın beraatine karar verilmiş olmakla hakkında ilk derece dairemizce hükmolunan CMK'nın 109/3-a maddesi gereğince Yurt dışına çıkış yasağına ilişkin adli kontrol tedbirinin KALDIRILMASINA,
6-)Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına,
7-)Karar kesinleştiğinde onaylı bir suretinin soruşturma aşamasında görev alan kolluk makamına gönderilmesine,
Verilen kararın hazır bulunanlar yönünden tefhim, yokluklarında karar verilenler yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren, 15 gün içinde dairemize verilecek dilekçe veya zabıt katibine beyanda bulunulup ve bu beyanın tutanağa geçirilip hakime onaylattırmak suretiyle veyahut da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, veya tutuklu bulunulan ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe dairemize gönderilmek ve hükmün neden dolayı bozulmasını istediklerini temyiz başvurusunda göstermek suretiyle Yargıtay nezdinde TEMYİZ EDİLEBİLECEĞİNE, Bu süre içinde temyiz edilmediğinde kararın kesinleştirilerek infazının sağlanacağının sanığa ihtarına (ihtar edildi)
Dair, iddia makamında C. Savcısı M. G...'ın huzuru ile sanık ve sanık müdafiinin yüzüne karşı, mütalaaya aykırı olarak oybirliğiyle verilen karar, açık duruşmada okunup usulen anlatıldı.04.03.2020 (¤¤)