(5237 S. K. m. 302, 314) (3713 S. K. m. 5)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Cizre 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/114 esas, 2018/209 karar sayılı ilamı ile verilen hükme karşı sanık ve sanık müdafiileri tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan sanık ve sanık müdafiilerinin dilekçe içeriğine göre; istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilip 17/11/2018 tarihinde dairemizce davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerinin başlanmasına karar verilip duruşma açılarak yapılan açık yargılama sonunda;
Gereği görüşüldü:
İDDİA: Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanzim olunan iddianame ile sanığın Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma eyleminden dolayı Türk Ceza Kanunu 302/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri gereğince cezalandırılması talep edilerek kamu davası açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ HÜKMÜ:
Cizre 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/114 esas, 2018/209 karar sayılı kararı ile sanığın "PKK-KCK silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, bu kapsamda sanığın örgüt içerisinde aktif ve yoğun olarak yer aldığı, örgütün emir ve talimatlarını yerine getirdiği, diğer örgüt mensuplarıyla bir eylem bütünlüğü içinde terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmeye elverişli eylemlerde bulunduğu, sanığın eylemlerinin salt vehamet arzeden tarzda eylemler olmadığı, sanığın işlediği iddia edilen ve vehamet arz edebilecek diğer eylemlerin somutlaştırılamadığı bu hususlarda maddi herhangi bir delile ulaşılamadığı, özellikle teşhis tanıklarının beyanlarında geçen eylemlere ilişkin kolluğa yazı yazılarak sanık ile ilişkilendirilebilecek bir delilin bulunup bulunmadığının sorulduğu, gelen cevabi yazıdaki tutanaklar ve bilgiler değerlendirildiğinde sanık ile ilişkilendirilebilecek bir delilin bulunmadığı, bu sebeple sanığın eyleminin Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu değil, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu" kabulü ile sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 53, 58, 63 maddeleri, 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İSTİNAF BAŞVURUSU:
Sanık müdafii Av. …istinaf dilekçesinde, müvekkili hakkındaki mahkumiyet kararının sonradan dönülen teşhis tanıklarının beyanlarına dayandırıldığını, ayrıca teşhis tanıklarının kolluk ve savcılık aşamalarındaki beyanlarında baskı altında ifade verdiklerini, mahkemede bu beyanlarını kabul etmemelerine rağmen mahkemenin bunu dikkate almadığını, beyanların çelişkili olduğunu, olasılıklara dayalı olarak hüküm kurulduğunu, gizli tanığın beyanlarının ise müvekkilinin kardeşi hakkında olduğunu, müvekkili ile aynı şartlarda yargılananlara yarı oranda ceza indirimi uygulandığını ancak müvekkiline hakkaniyet ve takdir sınırlarının aşan mahiyette fazla ceza tayin edildiğini bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Sanık müdafii Av. ........ istinaf dilekçesinde, yerel mahkeme kararının haksız, hukuka, usule ve yasaya aykırı olduğunu, cezanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dosya da somut bir delilin olmadığını, teşhis tanıklarının mahkeme huzurunda önceki beyanlarını kabul etmediklerini, müvekkilinin üzerinde herhangi bir suç eşyası ya da suçta kullanmaya müsait bir eşyanın çıkmadığını, müvekkilinin dosya da herhangi bir olaya karıştığına dair elle tutulur bilgi, belge ve emarenin bulunmadığını, kollukta yasak usullerle alınan ifadelere dayanarak ceza tayin edilmesinin uygun olmadığını, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, orantılılık ilkelerinin dikkate alınmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Sanık ........ Ç. istinaf dilekçesinde, mahkemece verilen karara itiraz ettiğini, verilen cezanın ağır, yersiz ve yeterli delile dayanmadığını, savcılık makamının kendisini suçladığı tarihte cezaevinde olduğunu, hakkında açılan birçok davadan beraat ettiğini belirterek kararın incelenmesini talep etmiştir.
SAVUNMA:
Sanık ilk derece mahkemesindeki 07/10/2016 tarihli atılı suça yönelik eylemine ilişkin savunmasında; Daha önce soruşturma aşamasında ifade verdiğini, o ifadelerinin doğru olduğunu, aynen tekrar ettiğini, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, normalde eğitim nedeniyle Kıbrıs'ta yaşadığını, bunun dışında 14 Kasım'dan 10 Mart’a kadar Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevinde bir örgüt soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, sokağa çıkma yasağının ilan edildiği aralık ve mart ayı arasında Cizre'de olmadığını, yine Cizre'ye sadece annesinin kanser hastalığı nedeniyle Diyarbakır'da sürdürülen tedavisi için kısa sürelerle gelip gittiğinin olduğunu, bunlarda da günlük olarak Cizre'de bulunup hemen öğrenimini devam ettirdiği Kıbrıs'a döndüğünü, hakkında yapılan beyanları kabul etmediğini, ……'un kendisinin kardeşi olduğunu, kardeşinin eylül ayında ilan edilen ilk sokağa çıkma yasağında kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldüğünü, ancak kim tarafından öldürüldüğü halen bilinmediğini, kardeşinin PKK ya da YDG-H örgütleriyle bir bağı olup olmadığını bilmediğini, araları soğuk olduğundan kendisiyle pek bağlantısının bulunmadığını, kendisinin de pkk ve ydgh gibi örgütlerle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını, hakkında beyanda bulunan kişilerin kardeşi hakkında beyanda bulunmuş olabileceklerini, ya da kendisini kardeşi ile karıştırmış olabileceğini, iddia edildiğinin aksine …….ve ….. kod adlarını kullanmadığını, etrafında da …..olarak bilinmesinin çok samimi arkadaşları ……. şeklinde hitap ettiklerini, genel olarak da adının ........ ile çağrıldığını, hakkında beyanda bulunan kişileri tanımadığını, dolayısıyla aralarında bir husumet bulunmadığını, neden hakkında böyle bir bilgi verdiklerine anlam veremediğini, kendisi hakkında yakalama olduğundan bahisle Cizre'de kendisini daha önceden tanıyan TEM polislerinin işlem yaptığını, ancak Kıbrıs'tan yakalanmadan iki gün önce uçakla geldiğini, sonrasında İstanbul'dan da Cizre'ye uçakla geldiğini, hakkında yakalama olmadığını, buralarda kendisine işlem yapılmadığını, özellikle son süreçte etkin olduğu anlaşılan FETÖ örgütünün kendisine kumpas kurduğunu düşündüğünü, çünkü bu örgütün kendisini daha önceden kendilerine dahil olması için baskı yaptığını, buna direndiğini, hatta 2014 veya 2015 yılında bu örgüt hakkında şikayette bulunduğunu, 2012-2015 yılları arasında Cizre TEM şubede görevli ….., ........ isimli bir polis ve yanında bulunan ........ isimli polisin dönemin ilçe emniyet müdürü ……. ve birçok kamu görevlisinin kendisinin cemaate girmesi hususunda telkinde bulunduklarını, çevresinin geniş olması, kendilerine aşiretinin de bulunması nedeniyle güç katacağını söylediklerini, ancak kabul etmediğini, kendisine kumpas kurulduğunu, bu hususlarda da son dönemde de savcılığa ihbarda bulunduğunu, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, suçsuz olduğunu ifade ederek eğitimine devam edebilmesi için tahliyesini talep ettiğini belirtmiştir.
Sanık dairemiz huzurundaki savunmasında ise; "Ben ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında, ayrıntılı olarak savunmalarımı yapmıştım, bu savunmalarımı aynen tekrar ederim, hakkımda ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında verilen hükme esas deliller sadece tanık beyanlarıdır, tanık beyanları haricinde herhangi bir somut delil bulunmamaktadır, kaldı ki aleyhime beyanda bulunan tanıklar işkence altında beyanda bulunmak zorunda kalmışlardır, bana da herhangi bir şahsa işkence yapma yetkisi verilse istediğimi söyletebilirim, bu tanıklara işkence yaptığını iddia ettiğim polis memurları hakkında herhangi bir soruşturma yapılmamış, atılı suçu işlediğime dair somut herhangi bir delil bulunmamasına rağmen ilk derece mahkemesince kanaate dayalı olarak hakkımda mahkumiyet hükmü kurulmuştur, ben olaylar sırasında Kıbrıs'ta üniversite de okuyordum, memleketime geldikten itibaren 10 gün içerisinde gözaltına alındım, böyle bir suçu işlemiş olsaydım, Kıbrıs'tan memleketime hiç gelmez, rahatlıkla Kıbrıs'ta Rum tarafına kaçabilirdim, zaten olaylar sırasında ben cezaevindeydim, bu sebeple bu olaylara katılma imkanım bulunmamaktadır, üzerime atılı suçu kabul etmem, beraatime karar verilmesini talep ederim" demiştir.
Sanık müdafii dairemiz huzurundaki savunmasında; "Biz iddia makamının mütalaasına katılmıyoruz, müvekkilim eylemlere katıldığına dair tanık beyanları dışında herhangi bir delil bulunmamaktadır, kaldı ki kendi savunması içeriğinde de belirttiği üzere kendisi Kıbrıs'ta üniversite öğrencisi ve olayların olduğu sırada cezaevinde bulunmaktadır, teşhis tanıklarının beyanları soyuttur, herhangi bir tanığın aynı anda oldukça fazla olacak şekilde 100-150 kişi ayrıntılarıyla teşhis edip beyanda bulunması hayatın olağan akışına aykırıdır, bizce emniyet güçleri yapmış oldukları istihbari çalışmaları tanık beyanıymış gibi bu şahısların beyanlarına geçip şahısları neye imza attıklarını söyleyip, ifadelerinin okutturulmadan beyanlarını almışlardır, yine bu tanıklar beyanlarını alan güvenlik güçleri tarafından savcılığa ve mahkemelere çıkartılmış, baskı altında olan tanıklar zaten ifadelerini alan güvenlik güçleri yanında oldukları için yine bu baskı sebebiyle vermiş oldukları ifadeleri tekrar ettiklerini söylemek zorunda kalmışlardır, bu sebeple tanıkların savcılık ya da sorgu aşamasında vermiş oldukları beyanlarının da hükme esas alınmaması gerektiği ve eylemin başkaca delillerle ispatlanması gerektiği kanaatindeyiz, bu hususta Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi dairelerinin emsal teşkil edecek kararlarını da istinaf dilekçemizde eklemiştik, ayrıca yine gizli tanık beyanı yönünden gizli tanığın ifadesinde ismi geçen şahıs muhtemeldir ki silahlı terör örgütü üyesi olup, olaylar sırasında ölen ve müvekkilimle arasında bu sebeple husumet bulunan kardeşi ……'dur, muhtemelen gizli tanık …… ile müvekkilimi karıştırarak bu şekilde beyanda bulunmuştur, kaldı ki gizli tanık beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı yerleşmiş yasa hükmüdür, ayrıca müvekkil hakkında ilk derece mahkemesince verilen hükme karşı aleyhe istinaf yoluna başvurulmadığından her ne kadar atılı suçu kabul etmesek de aleyhe bir hükmün çıkması durumunda dahi dairenizce verilebilecek azami ceza miktarı bellidir, bu sebeple dosyanın ilk derece mahkemesine bozularak iade edilmesi kararı verilmeden dairenizce neticelendirilmesini talep ederiz, ilk derece mahkemesince verilen hükümde ayrıca teşdit gerekçeleri yasal şekilde açıklanmadan müvekkil hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmiştir, tüm bu sebeplerle biz öncelikle müvekkilin beraatine karar verilmesini, daireniz aksi kanaatte ise lehe olan yasa hükümlerinin uygulanmasını, ve müvekkilimin tahliyesine karar verilmesini talep ederiz" şeklinde savunmada bulunmuştur.
ESAS HAKKINDA MÜTAALA;
İddia makamında Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütaalasında; Sanık hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, silahlı terör örgütü üyesi olmak, nitelikli yağma, tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması, konut dokunulmazlığını bozmak, nitelikli tehdit ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçlarından davalar açılmış, davalar Cizre 1. Ağır ceza mahkemesinin 2016/114 esas nolu dosyasında birleştirilmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda diğer suçlardan beraat kararı verilmiş, silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan TCK 314/2, 3713 sayılı yasanın 5/1 maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Karar sanık müdafii tarafından istinaf edilmiştir. Dosya incelendiğinde PKK/KCK terör örgütünün öz yönetim çağrıları üzerine Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki bazı yerlerde yapılan öz yönetim ilanlarından sonra terör örgütü mensuplarının o bölgelerde hendekler kazıp barikatlar kurdukları, hendeklerde silahlı nöbet tuttukları, o bölgede ikamet eden halkın güvenli bölgelere kaçmalarını engelleyip canlı kalkan yaptıkları, kamu düzeni ve güvenliğinin bozulması nedeniyle güvenlik güçlerince zorunlu olarak operasyonlar yapılması üzerine güvenlik güçleri ile örgüt mensupları arasında çatışmalar çıktığı, çatışmalarda güvenlik güçlerinden şehit olan kişiler olduğu gibi terör örgütü mensuplarından da ölü ele geçenler olduğu, bu çatışmalar sırasında çok sayıda kamu binası ile özel şahıslara ait evlerin de zarar gördüğü bir süreç yaşandığı, dosyadaki bilgilere göre sanığın Cizre ilçesi …..mahallesinde yaşanan bu süreçte hendek ve barikatlarda silahlı nöbet tuttuğu, polislere monotof ve taş attığı, polislerle silahlı çatışmaya girdiği yolunda tanık beyanlarının olduğu, bu eylemlerin ispatlanması halinde sanığın eyleminin TCK 302/1 maddesinde suçu oluşturacağı, bu nedenlerle sanık hakkında kazılan hendekler ve barikatlar nedeniyle halkın o bölgeyi terk etmesinin engellenip canlı kalkan yapılması ve bu şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaları nedeniyle en az 1 kişiye yönelik olarak hürriyetten yoksun kılma suçundan dava açılmasının sağlanması, açılan dava dosyası ile bu dosyanın birleştirilip delillerin birlikte değerlendirilmesi, sanığın hürriyetten yoksun kılma eylemi sabit görülür ise TCK 302/1 maddesi gereğince mahkumiyet hükmü kurulması, sanığın hürriyetten yoksun kılma suçu sabit görülmezse sanığa TCK 314/2 maddesinden mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının suç niteliğinin tespiti yönünden bozulmasına ve yukarıda belirtilen işlemlerin yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, sanığın üzerine atılı suçun niteliğine, mevcut delil durumuna göre tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adına talep ve mütala etmiştir.
DELİLLER;
İddia, sanık ve sanık müdafii savunmaları, teşhis tutanakları, teşhis tanıklarının anlatımları, adli sicil ve nüfus kaydı, uyap kayıt araştırması, kolluk terör araştırması, araştırma raporları ile tüm dosya kapsamından ibarettir.
DAİREMİZİN DEĞERLENDİRMESİ VE KABULÜ;
PKK (Partiya Karkeren Kürdistan ‘Kürdistan İşçi Partisi’) adlı yasadışı terör örgütü Türkiye Cumhuriyetinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Suriye, İran ve Irak ülke topraklarının bir kısmını da içine alacak şekilde Marksist-Leninist ilkeler doğrultusunda Kürt devleti kurma amacı taşıyan ve bu amacı doğrultusunda şiddet ve silaha başvuran, kurulduğu tarih olan 1984 yılından bu güne çok sayıda öldürme, yaralama, köy ve karakol basma, toplu katliam, gasp, soygun, bombalama gibi silahlı eylemleri gerçekleştirmiş olan, Mahkemeler ve Yargıtay ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ayrıca dünyanın pek çok ülkesi tarafından terör örgütü olarak kabul edilen silahlı bir örgüttür.
Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 28/09/2016 tarih ve 2016/5731 Esas-2016/4926 Karar sayılı ilamı ve benzer ilamlarında da belirtildiği üzere, PKK/KCK terör örgütünün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak örgüt mensuplarının vahamet arz eden eylemler gerçekleştirmeleri halinde 5237 sayılı TCK'nın 302. maddesinde tanımlanan suç oluşacaktır.
Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesi Başkanlığının 23.02.2017 tarih ve 2016/6920 Esas sayılı kararı ile yine 27/03/2017 tarih ve 2017/809-3452 Esas-Karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere;
PKK/KCK sözde yürütme konseyinin öz yönetimden başka seçenek kalmadığına yönelik çağrısı üzerine, terör örgütünün amaca ulaşmak için gerçekleştirdiği stratejik hamlelerin en önemlilerinden birisi olan, yoğun olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ve Ülkemizin değişik yörelerinde hakimiyet alanları oluşturmak için güvenlik güçlerine ve kamu binalarına topluca saldırı girişiminde bulunmak kararı kapsamında, PKK/KCK terör örgütünün şehirlerdeki milisleri ve kırsal alandaki örgüt mensuplarının silahları ile şehir merkezlerine gizlice girerek halkın arasına karıştıkları, zaman zaman bir kısım belediyelerin araç ve gereçlerini de kullanmak suretiyle insanların yoğun olarak yaşadıkları sokaklara, mahallelere hendekler kazarak el yapımı bomba ve düzenekleri yerleştirdikleri, umumun kullandığı karayollarına mayın döşeyerek patlamaya hazır hale getirdikleri, tonlarca patlayıcı yüklü kamyonlar, iş makineleri ve diğer araçlarla canlı bomba saldırıları hedefledikleri, güvenlik güçlerinin kamu düzenini ve bu yörede yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamak için operasyon yapma zorunluluğu sonucunda, örgüt mensuplarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalar sırasında daha önce yerleştirilen patlayıcıların infilak ettirilmesi ve bireysel ya da araçlarla gerçekleştirilen canlı bomba saldırılarıyla çok sayıda sivil vatandaş, kamu görevlisi ve güvenlik güçlerinin ölüm ve yaralanmasına sebebiyet verdikleri, bu süreçte yöre halkının oturduğu evleri terk etmelerini cebren engelleyerek canlı kalkan yaptıkları, yerleşim alanlarının teröristlerden ve patlayıcılardan temizlenmesi için sürdürülen operasyonların haftalarca sürdüğü, çok sayıda özel konut ve işyeri, okul, hastane gibi kamu konutları ve şehrin alt yapı tesislerinin ağır hasar görerek kullanılamaz duruma geldiği, bölge halkının büyük bir çoğunluğunun terör örgütünün yasalara ve devlet otoritesine itaatsizlik çağrısına itibar etmemesiyle, silahlı çatışmaya giren birçok örgüt mensubunun etkisiz hale getirilerek, yerleşim alanlarının, örgütün işgalinden ve patlayıcılardan temizlenerek, kamu düzeninin sağlandığı bilinen bir gerçektir.
Bu olaylara katılan silahlı terör örgütü üyeleri yönünden kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs etme, nitelikli yaralama, güvenlik güçleriyle çatışmaya girme, meskun mahalle ya da karayoluna mayın/patlayıcı madde yerleştirme-infilak ettirme, şehir sakinlerini zorla tutup canlı kalkan yapma, hastane, okul gibi kamu binalarını patlayıcı maddelerle tahrip etme gibi amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğunda kuşku bulunmayan eylemlere asli fail veya şerik olarak iştirak ettiğinin kanıtlanması halinde hem araç suçlardan hem de TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen amaç suçtan cezalandırılması gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında;
Sanık savunması, tanıklar beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, şehrin her tarafında işlenen ve fakat işlenişi üzerinde müşterek hakimiyeti bulunmayan veya şerik sıfatıyla katıldığı da mevcut delillere göre sabit olmayan vahim eylemlerden sorumlu olduğunun kabulü imkanı bulunmadığı da gözetilerek, Cizre İlçesi, ….. Mahallesi dahilinde, hendek ve barikatların açılması, bu yerlerde silahlı nöbet tutularak güvenlik güçlerinin müdahalesinin engellenmesi eylemlerini gerçekleştirdiği ilk derece mahkemesince kabul edilen sanığın, meydana gelen vahim eylemlere fail ya da şerik olarak katılıp katılmadığının tespiti bakımından, sanığın nöbet tuttuğu belirtilen ……. Mahallesinde vahim nitelikte bir eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ilgili birimlerden sorulması, gerçekleşmiş ise bu olaylarla ilgili soruşturma veya kovuşturma kapsamında savunma ya da ifadelerine başvurulan şahısların varsa sanıkla ilgili olanlarının tespiti ile ifade tutanaklarının onaylı suretlerinin dosya içine temini, gerekli görülmesi durumunda ilgililerin dinlenmesinden sonra sanığın silahlı ve silahsız olarak faaliyet yürüten, mahalle içlerinde bulunan hendek ve barikatların yapımında yer alarak barikatlar başında güvenlik güçleri ve diğer insanların geçişini engelleyecek şekilde silahlı nöbet tutması eyleminin vahamet arz eder nitelikte olduğu ve Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yöneldiği gözetilerek, mağdur sayısının belirlenememesi halinde asgari seviyede bir kez olmak sureti ile gerçekleşen vahim nitelikteki hürriyeti tahdit eyleminden dolayı dava açılması sağlanıp, dava açılması halinde her iki dosya birleştirilerek tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra hürriyeti tahdit suçundan verilecek cezada kazanılmış hakkının olamayacağı da düşünülerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri ile eyleminin TCK'nın 314/2.maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu mu yoksa 302/1.maddesinde düzenlenen Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi gerekir iken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulduğu;
Kabul ve uygulamaya göre ise;
Mahkemenin "sanığın hendek ve barikatlarda silahlı olarak nöbet tuttuğu" şeklindeki kabulünün TCK'nın 302.maddesinde düzenlenen suça yönelik olduğunun düşünülmediği gibi ayrıca sabıka kaydı içeriğince hakkında verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunan sanık yönünden mahkemesine ihbarda bulunulması gerektiğinin gözetilmediği, suç tarihinden önce 3713 sayılı yasa kapsamına giren suçtan dolayı kesinleşmiş mahkumiyeti bulunan sanık yönünden ayrıca 5237 sayılı TCK'nın 58/6 ve 3713 sayılı TMK'nın 17/3.maddeleri uygulamasının karar yerinde tartışılmadığı,
Anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafinin istinaf itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden CMK'nın 280/1-d maddesi gereğince hükmün bozulmasına dair, açılan duruşma sonunda aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Sanık savunması, ilk derece mahkemesince alınan tanıklar beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs etme, nitelikli yaralama, güvenlik güçleriyle çatışmaya girme, meskun mahalle ya da karayoluna mayın/patlayıcı madde yerleştirme-infilak ettirme, şehir sakinlerini zorla tutup canlı kalkan yapma, hastane, okul gibi kamu binalarını patlayıcı maddelerle tahrip etme gibi amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğunda kuşku bulunmayan eylemlere asli fail veya şerik olarak iştirak ettiğinin kanıtlanması halinde hem araç suçlardan hem de TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen amaç suçtan cezalandırılması gerekmekte olup, şehrin her tarafında işlenen ve fakat işlenişi üzerinde müşterek hakimiyeti bulunmayan veya şerik sıfatıyla katıldığı da mevcut delillere göre sabit olmayan vahim eylemlerden sanığın sorumlu olduğunun kabulü imkanı bulunmadığı da gözetilerek, Cizre İlçesi, …… Mahallesi dahilinde, hendek ve barikatların açılması, bu yerlerde silahlı nöbet tutularak güvenlik güçlerinin müdahalesinin engellenmesi eylemlerini gerçekleştirdiği mahkemece kabul edilen sanığın, meydana gelen vahim eylemlere fail ya da şerik olarak katılıp katılmadığının tespiti bakımından, nöbet tuttuğu belirtilen ….. Mahallesinde vahim nitelikte bir eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ilgili birimlerden sorulması, gerçekleşmiş ise bu olaylarla ilgili soruşturma veya kovuşturma kapsamında savunma ya da ifadelerine başvurulan şahısların varsa sanıkla ilgili olanlarının tespiti ile ifade tutanaklarının onaylı suretlerinin dosya içine temini, gerekli görülmesi durumunda ilgililerin dinlenmesinden sonra sanığın silahlı ve silahsız olarak faaliyet yürüten, mahalle içlerinde bulunan hendek ve barikatların yapımında yer alarak barikatlar başında güvenlik güçleri ve diğer insanların geçişini engelleyecek şekilde silahlı nöbet tutması eyleminin vahamet arz eder nitelikte olduğu ve Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yöneldiği gözetilerek, mağdur sayısının belirlenememesi halinde asgari seviyede bir kez olmak sureti ile gerçekleşen vahim nitelikteki hürriyeti tahdit eyleminden dolayı dava açılması sağlanıp, dava açılması halinde her iki dosya birleştirilerek tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra hürriyeti tahdit suçundan verilecek cezada kazanılmış hakkının olamayacağı da düşünülerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri ile eyleminin TCK'nın 314/2.maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu mu yoksa 302/1.maddesinde düzenlenen Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi gerekir iken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulduğu;
Kabul ve uygulamaya göre ise;
Mahkemenin "sanığın hendek ve barikatlarda silahlı olarak nöbet tuttuğu" şeklindeki kabulünün TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen suça yönelik olduğunun düşünülmediği,
Sabıka kaydı içeriğince hakkında verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunan sanık yönünden mahkemesine ihbarda bulunulması gerektiğinin gözetilmediği gibi, suç tarihinden önce 3713 sayılı yasa kapsamına giren suçtan dolayı kesinleşmiş mahkumiyeti bulunan sanık yönünden ayrıca 5237 sayılı TCK'nın 58/6 ve 3713 sayılı TMK'nın 17/3.maddeleri uygulamasının karar yerinde tartışılmadığı,
Anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafinin istinaf itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden CMK'nın 280/1-d, maddesi gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA,
2-İlk derece mahkemesince hükmolunan sonuç ceza miktarı, tutuklu sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun CMK'nın 100/3. maddede belirtilen ve kuvvetli suç şüphesi nedeniyle tutuklama nedeni varsayılan sayılan suçlardan olması, tutuklulukta geçirilen süre gözönüne alınarak adli kontrol uygulamasının da bu aşamada yetersiz kalacağı, tahliyesi durumunda kaçması kuvvetle muhtemel olup tutuklanma tedbirinin orantılı olduğu değerlendirilmekle sanığın CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA,
Tutukluluk halinin devamına karar verildiğinin ve iş bu karara dilekçe ile 7 gün içerisinde dairemize itirazda bulunabileceğinin sanığa bildirilmesine, (bildirildi)
CMK'nın 107/1. maddesi gereğince tutukluluk halinin devamına karar verildiğinin sanığın bir yakınına veya belirleyeceği bir kişiye ilgili kolluk makamı aracılığıyla bildirilmesine, (duruşma salonunda hazır bulunan babasına bildirildi)
3-Ceza miktarı ve tekerrür hükümleri uygulanması yönünden kurulan hüküm için 5271 sayılı CMK'nın 283.maddesi gereğince lehe kazanılmış hak ilkesinin mahkemesince gözetilmesine;
4-Dosyanın, yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair iddia makamında ile Cumhuriyet savcısı …. (……) huzuru ile sanık ve sanık müdafii Av. ........'in yüzüne karşı mütalaaya uygun olarak CMK'nın 286. Maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 07.01.2019 (¤¤)