(5237 S. K. m. 7, 37, 53, 58, 61, 62, 141, 142, 145, 148, 149, 150, 168) (5271 S. K. m. 280, 283) (ANY. MAH. 08.10.2015 T. 2014/140 E. 2015/85 K.)
Türk Milleti adına yargılama yapmaya ve hüküm kurmaya yetkili Dairemiz tarafından yukarıda açık kimliği, adresi ve atılı suçu yazılı sanık hakkında yapılan açık duruşma ve yargılama sonunda:
Gereği düşünüldü:
İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığının 27.03.2015 gün ve 2015/3894 soruşturma, 2015/1289 esas nolu iddianamesi ile; sanık hakkında yolda yürür vaziyetteki müştekinin yanına yaklaşarak kolundaki bilezikleri alarak olay yerinden uzaklaştığı iddiası ile nitelikli yağma suçundan TCK'nun 148/1, 149/1-c ve 53. Maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan tensip kararı uyarınca, 15/04/2015 gün, 2015/136-111 E-K sayılı karar ile, eylemin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğundan bahisle TCK'nun 142/2-b, 53, 58 maddeleri uyarınca yargılamasının yapılıp cezalandırılması için dosyanın İskenderun Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
Dosyayı alan İskenderun 7. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan tensip kararı uyarınca, 06/07/2015 gün, 2015/704-917 E-K sayılı karar ile, eylemin nitelikli yağma suçunu oluşturduğundan bahisle TCK'nun 148/1, 149/1-c, 53 maddeleri uyarınca yargılamasının yapılıp cezalandırılması için dosyanın İskenderun Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görev uyuşmazlığının çözümü için Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 30/12/2015 gün ve 2015/12001-18052 E-K sayılı kararı ile, İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan kovuşturma sonucunda, 25/10/2016 tarih ve 2016/58-260 E-K sayılı karar ile sanığın nitelikli yağma suçundan TCK'nun 149/1-c, 53 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu kararın süresi içerisinde sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 10/01/2017 tarih ve 2017/4-52 E-K sayılı kararı ile ve "Kovuşturma aşamasında 15.07.2016 tarihli oturumdaki ifadesi hükme esas alınan müşteki Z. G.'ün, olayın hemen akabindeki sıcağı sıcağına soruşturma aşamasında kollukça alınan 07.01.2013 tarihli beyanında, olay günü sanığın birlikte suç işlediği açık kimlik bilgileri tespit olunamayan şüpheli şahsın kolundaki bilezikleri ani bir hareketle çekerek aldığını, bileziklerin koluna büyük gelmesi nedeniyle kolundan çıkmasının kolay olduğunu, olay esnasında herhangi bir yaralanmasının olmadığını ifade etmesi buna göre de müştekinin alınan ilk beyanlarında olay esnasında olayın failleri olan sanığın ve açık kimlik bilgileri tespit olunamayan şüpheli şahsın kendisine zor (cebir) ve tehdit kullandığına yönelik beyanının da bulunmadığının, bu yönde müştekinin darp, cebir ve zor kullanmaya maruz kaldığına yönelik adli bir raporun da olmadığının anlaşılması karşısında, yağma suçunun en başta gelen özelliğinin ve unsurunun malın cebir, şiddet veya tehdit ile alınması olduğu, soruşturma aşamasındaki kanıtlara göre de; mağdurun elinde veya üstünde taşıdığı bir eşyanın mağdurun direnmesine fırsat kalmadan ani bir hareketle çekip alınması durumunda, yağma suçundaki cebir unsurundan bahsedilemeyeceği, başka bir anlatımla yağma suçunun oluşumu için mağdurun direnç göstermesi, bu direncin kırılması için cebir uygulanması ya da en baştan mağdurun direnebileceği öngörülerek direnmesini engellemek amacıyla zor kullanılmasının şart olduğu, cebir, zor kullanma ve tehdit unsuru içermeyen malın alınması durumunda yağma suçundan değil, ancak hırsızlık suçundan bahsedilebileceği gözetildiğinde, yağma suçundan hüküm kurulurken sadece müştekinin olaydan yaklaşık üç buçuk yıl kadar sonraki kovuşturma aşamasında 15.07.2016 tarihli oturumda alınan ifadesindeki "sanığın kendisinin kolunu kıvırdığı ve zorladığına, yanındaki şahsın ise bilezikleri çekip aldığına, olay esnasında yere düştüğüne" yönelik beyanları hükme esas alınarak, yukarıda izah olunan müştekinin soruşturma aşamasında sıcağı sıcağına alınan beyanları tartışılmadan ve hangi gerekçe ile kovuşturma aşamasındaki beyanların üstün tutulduğu ve soruşturma aşamasındaki sıcağı sıcağına alınan beyana neden itibar edilmediği hükümde tartışılıp açıklanmadan yazılı biçimde yetersiz gerekçe ile yağma suçundan hüküm kurulması," isabetsizliğinden hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bozma ilamı üzerine İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan kovuşturma sonucunda, 28/04/2017 tarih ve 2017/67-94 E-K sayılı karar ile sanığın nitelikli yağma suçundan TCK'nun 149/1-c, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karar sanık müdafiinin süresinde istinaf isteminde bulunması üzerine yapılan ön incelemede; istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilmesine karar verilmiş ve Dairemizin 13/09/2017 tarih ve 2017/1553 sayılı kararı ile 5271 sayılı CMK'nun 280/1-e maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılmasına karar verilmiştir.
İDDİA MAKAMININ ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASI:
Dairemizce yapılan duruşma sırasında iddia makamı esas hakkındaki mütalaasında:
"Kamu davasının yapılan açık yargılama sonunda müştekinin olayın hemen akabinde alınan ifadesine itibar edilmesi gerekirken olaydan uzun bir zaman sonra yargılama aşamasında alınan ve yönlendirilme ihtimali bulunan beyana itibar edilerek yağma suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı olduğundan yerel mahkeme kararının kaldırılmasına sanığın açık kimlik bilgileri tespit olunamayan bir şahıs ile birlikte müştekinin bileziklerini çalma hususunda anlaştığı kimliği tespit olunamayan şahsın müştekiye ölen babası adına yiyecek yardımı yapacağını söyleyerek müştekiyi dar bir ara sokağa yönlendirildiği daha sonra içerisinde dolar bulunan bir mendil bulduğunu söylediği, bu esnada sanığın müşteki ile kimliği tespit olunamayan şahsın yanına gelerek para buldunuz mu dediği, kimliği tespit olunamayan şahsın mendili müştekinin cebine sokarak müştekinin dikkatini dağıttığı ve müştekinin kolundan 3 adet bileziği çekerek aldığı, müştekinin vücut bütünlüğüne yönelen herhangi bir saldırı olmadığı eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğu anlaşılmakla sanığın eylemine uyan TCK'nun 142/2-b, 53 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur" şeklinde mütalaa bildirmiştir.
SANIĞIN SAVUNMALARI:
Sanık U. U. soruşturma aşamasında alınan 15/11/2013 tarihli ifadesinde; üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.
Sanık U. U. İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan kovuşturma sırasında 25/10/2016 tarihli celsede alınan savunmasında; söyleyeceği bir şey olmadığını, davaya katılmak istemediğini beyan etmiştir.
Sanık U. U. Dairemizce yapılan 25/10/2017 tarihli duruşmada; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
Sanık müdafii, Dairemizce yapılan 25/10/2017 tarihli duruşmada, müştekinin soruşturma aşamasında verdiği ifadeler ile kovuşturma aşamasında, bozma öncesi ve sonrası ifadeleri arasında büyük çelişkiler bulunduğunu, müştekinin bileziklerinin zorla alındığına ilişkin soruşturma aşamasında herhangi bir iddiasının bulunmadığını, doktor raporunun da olmadığını, müştekinin çelişkili beyanlarına itibar edilemeyeceğini, bu nedenle sanığın öncelikle beraatine, aksi kanaat oluşması halinde lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmiştir.
DELİLLER VE DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Müşteki Z. G., soruşturma aşamasında kolluk tarafından 07/01/2013 günü saat 16.28'de alınan tarihli ifadesinde özetle; 07/01/2013 günü saat 14.00 sıralarında yolda yürüdüğü sırada yanına gelen bir şahsın "teyze ben ölen babamın adına yiyecek yardımı dağıtacağım, tanıdığınız yardıma muhtaç insanlar var mı" şeklinde sorduğunu, aynı sokakta oturduğu yardıma muhtaç bir şahsı tarif ettiğini, şahsın yiyecekleri kendi adına vermesini ve evine gidip yiyecekleri almayı talep ettiğini, kendisinin de kabul ettiğini, şahsın ara sokakta olduğunu söylediği evine doğru yürüdükleri sırada şahsın yere eğilerek yerden aldığı beyaz renkli bir mendili açtığını, mendilin içinde dolar olduğunu gördüğünü, şahsın mendili ve parayı cebine koyduğunu ve yürümeye devam ettiklerini, bu kez yanlarına başka bir şahsın geldiğini, diğer şahsa buralarda para bulup bulmadıklarını sorduğunu, yanındaki şahsın para bulmadıklarını söyleyerek cebindeki mendili gizlice çıkarıp kendi cebine koyduğunu, yanındaki şahsın ani bir hareketle sağ elinde takılı olan 3 adet bilezikten birini çıkardığını ve sonradan gelen şahsa göstererek "bak bizde bunlar var, başka bir şeyimiz yok" diyerek diğer şahsı uzaklaştırdığını, ve tekrar sağ elinde bulunan 2 adet bileziği de aniden çıkarıp her iki şahsın kaçmaya başladıklarını, bilezikler biraz koluna büyük olduğu için kolundan çıkmasının kolay olduğunu, herhangi bir yaralanmasının olmadığını, şahıslardan şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
Müşteki aynı gün saat 20:00 sıralarında kendisine gösterilen fotoğraflar arasından sanık U. U.'u sonradan yanlarına gelen ikinci şahıs olarak teşhis etmiştir.
Müşteki İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan kovuşturma sırasında 15/07/2016 tarihli ifadesinde "Olay zamanı pazardan alışverişimi yapmıştım, bir kişi yanıma yaklaşıp "biz hayır dağıtıyoruz, fakir kimse var mı" diye sordu, ben de bu şahsın lafı üzerine aklıma mahallemizdeki sakat ve fakir bir insan geldi ve onun evini tarif etmek üzere elindeki eşyaları oradaki bakkalın oraya bıraktım, yanıma yaklaşan bu şahısla birlikte evimin yanında oturan fakir şahsın evine gitmek üzere dar sokağa yöneldim, yanımda bulunan bir şahıs eğilip yerden bir mendil buldu, içinde dolar olduğunu söyledi, o sıra arkadan bir kişi geldi, ani bir hareketle kolumu kıvırdı, beni lafa tutan ve benimle gelen kişi ise ani bir hareketle önden kolumdan bileziklerimi çekti, ben yere düştüm, onlar kaçıp gittiler, ben de bakkalın oraya gelip polisi aradım, olayda arkamdan gelip de kolumu çeviren ve beni zorlayan kişi şu an huzurda SEGBİS yoluyla duruşmaya katılımı sağlanmış olan kişidir, bundan eminim, olay bu şekilde meydana geldi, bu olay sebebi ile 3 tane bileziğim gasp edildi, 3 tane bileziğimin o tarihteki toplam değeri yaklaşık 2.000 TL idi, bu zamana kadar bu zararım bana ödenmedi" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Aynı celse çelişki üzerine müştekiye sorulduğunda "Olay zamanı arkadan gelen diğer şahsın "buralarda para buldunuz mu" gibi lafına şahitliğim yoktur, beni lafa tutup yerden mendil alan esas fail mendilin içinde dolar olduğunu kendisi söyledi, polis o mendili açtığında gerekli tespiti yaptı, bu olay meydana geldiğinde olay mahallinde kimse yoktu ancak ben düştükten sonra bir kadın yardıma gelmiş, ilk ifademde yere düştüğümü söylemeyi olayın etkisi ile söyleyemedim, olay bu şekilde meydana gelmiştir" şeklinde ifadede bulunmuştur.
Müşteki Dairemizin bozma ilamından sonra İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesince alınan 28/04/2017 tarihli ifadesinde "Bozma ilamına bir diyeceğim yoktur, ancak faillerden birisi kolumu çekip kıvırdı, diğeri ani ve seri bir hareketle kolumdaki bilezikleri zorla çekip aldı, ben aslında emniyette de bu şekilde beyanda bulundum, ancak neden öyle yazılmadığını bilmiyorum, siz daha ayrıntılı sorunca ben olup biteni anlattım, önceki yargılamada siz bana sanıklardan birini göstermiştiniz ben de teşhis etmiştim" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Dairemizce duruşma açılmasına karar verilmesinden sonra duruşma günü müştekiye bildirildiği halde duruşmaya katılmamıştır.
Dosyada mevcut 07/01/2013 tarihli ve saat 16:30 da düzenlenen "olay tutanağına" göre, saat 15:00 sıralarında yapılan ihbar üzerine olay yerine gelindiği, müşteki Z. G. ile görüşüldüğü, kendisini iki şahsın yardım bahanesiyle kandırarak pazar yerinde 349. Sokağa götürerek kolunda bulunan 3 adet bileziği çaldıklarını kaçarken bıraktıkları gazete parçaları, 1 dolar para ve bir adet mendili kendisinin alarak bakkala bıraktığını beyan ettiği tutanağa geçirilmiştir.
Dosyada mevcut sanığa ait sabıka kayıtlarının incelenmesinde sanığın hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından kesinleşmiş mahkumiyetlerinin bulunduğu görülmüştür.
GEREKÇE VE KANAAT:
Yapılan yargılamaya, toplanan ve yukarıda gösterilen delillere ve tüm dosya kapsamına göre;
Olay günü yolda yürümekte olan müştekinin yanına gelen bir şahsın ölen babası adına yardımda bulunacağını söyleyerek müştekiden yardıma muhtaç insanlar olup olmadığını sorduğu, müştekinin tarif etmesi üzerine eve giderek yiyecekleri alıp müştekiye vermeyi teklif ettiği, müştekinin kabul etmesi üzerine birlikte yürümeye başladıkları, bu sırada yere eğilerek aldığı beyaz renkli mendilin içerisinde dolar bulduğunu söylediği, mendili açarak müştekiye gösterdiği ve mendili cebine koyduğu, tekrar yürümeye başladıkları sırada müşteki tarafından soruşturma aşamasında kendisine gösterilen fotoğraflar arasından, kovuşturma aşamasında ise bizzat yüz yüze teşhis edilen sanık U. U.'un yanlarına gelerek para bulup bulmadıklarını sorduğu, kimliği belirlenemeyen şahsın bulmadıklarını söyleyerek cebinden çıkardığı mendili gizlice müştekinin cebine koyduğu, peşinden ani bir hareketle müştekinin kolunda bulunan 3 adet bilezikten birini çıkararak sanık U. U.'a gösterip "bak bizde bunlar var başka birşey yok" dediği, sanık U. U.'u yanlarından uzaklaştırdığı, bu kez yeniden hamle yaparak müştekinin sağ kolunda takılı olan 2 adet bileziği de çekip aldığı, kimliği belirlenemeyen birinci şahıs ile sanık U. U.'un üç adet bilezik ile birlikte olay yerinden kaçtıkları anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamına ve müştekice yapılan teşhis işlemlerine göre olay günü kimliği tespit edilemeyen birinci şahıs ile birlikte hareket eden ve bu şahıs tarafından bileziklerin alınmasından sonra onunla birlikte olay yerinden kaçan ikinci şahsın sanık U. U. olduğu hususunda tam bir kanaate ulaşılmıştır.
Olayda çözümlenmesi ve tartışılması gereken sorun sanığın eyleminin hırsızlık suçunu mu yoksa yağma suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Hırsızlık suçunun temel şekli 5237 sayılı TCK'nun 141/1. maddesinde; “zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” olarak tanımlanmış, bu suçun nitelikli halleri de 5237 sayılı TCK'nun ise 142. maddesinde düzenlenmiştir.
Hırsızlık suçu; başkasına ait taşınabilir bir malı zilyedinin rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile bulunduğu yerden almaktır.
Yağma suçları ise 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nda özel hükümler kitabında, kişilere karşı suçlara ilişkin ikinci kısmın malvarlığına karşı suçlar başlıklı onuncu bölümünde 148 ila 150. maddelerinde düzenlenmiştir.
Yasanın 148. maddenin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında ise cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddede ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı yaptırıma bağlanmıştır.
Yağma suçunun temel şekli de 5237 sayılı Yasanın 148/1. maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması” biçiminde tanımlanmıştır.
765 sayılı TCY’nda “gasp” olarak tanımlanan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Yani cebri hırsızlıktır. Şu halde yağma; bir kimsenin menkul malını cebir, tehdit kullanarak almaktır. Hırsızlık ile yağma suçları ortak unsurlara sahip olup, yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; müştekiye ait bileziklerin olay günü sanık U. U. ve yanında bulunan kimliği belirsiz kişi tarafından alınmış olduğu her hangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kesindir. Ancak, bileziklerin alınması sırasında müştekiye yönelik herhangi bir cebir, şiddet veya tehdit kullanılıp kullanılmadığının saptanması, suç niteliğinin belirlenmesi açısından zorunluluk arz etmektedir. Sanığın tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmediği ve görgü tanığı da bulunmayan somut olayda, eylem sırasında sanık ve yanında bulunan şahıs tarafından müştekiye yönelik herhangi bir cebir, şiddet veya tehdit fiilinin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, ancak müştekinin aşamalardaki anlatımlarının değerlendirilmesi suretiyle belirlenebilir.
Amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de “kuşkudan sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde tutulması gereken herhangi bir meseleye ilişkin kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, dava koşulları bakımından da geçerlidir.
Müşteki Z. G., olay günü kolluk görevlilerince saptanan ilk beyanında; sanık U. U. ile birlikte hareket ettiği anlaşılan ve kimliği belirlenemeyen şahsın kolundaki bilezikleri, biraz büyük olmalarının verdiği kolaylıktan da yararlanarak çekerek alıp olay yerinden kaçtıklarını belirtmiş, bilezikleri vermesi yönünde sanık Ufuk ve arkadaşınca kendisine yönelen herhangi bir cebir, şiddet veya tehdit fiillerinden bahsetmemiş iken, olaydan yaklaşık 3 yıl 6 ay sonra, 15/07/2016 tarihli duruşmadaki beyanında ise bu kez, olay günü verdiği ifadeden farklı olarak arkadan gelen şahsın ani bir hareketle kolunu kıvırdığını, kendisiyle gelen kişinin ise bilezikleri çekip aldığını, yere düştüğünü söylemiştir.
İhbar üzerine olay yerine gelen kolluk görevlileri tarafından düzenlenen olay tutanağında, cebir, şiddet ve tehditten söz edilmediği gibi, müştekiye ait adli rapor da bulunmamaktadır.
Müştekinin aşamalardaki anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, sanık U. U. ve kimliği belirlenemeyen şahıs tarafından, müştekinin bileziklerinin alınması sırasında cebir ve şiddet kullanıldığı hususu şüpheli hale gelmiştir. Eylemin gerçekleştirilme şekline ilişkin bu şüphenin “kuşkudan sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesi gereğince sanık lehine yorumlanması zorunludur.
Dolayısıyla, müştekiye ait bileziklerin sanık U. U. ve kimliği belirlenemeyen şahıs tarafından cebir ve şiddet uygulanarak değil, bileziklerin biraz büyük olmasından kaynaklanan kolaylıktan ve o ana kadar değişik söz ve davranışlarla oyalanıp dikkati dağıtılan müştekinin içinde bulunduğu durumdan yararlanılarak alındığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla müştekiye ait bileziklerin ani bir hareketle ve müştekinin direnmesine dahi olanak tanınmadan, kolundan çekilip alınması ve olay yerinden kaçılması biçiminde gerçekleşen eylem; 5237 sayılı TCK'nun 142/2-b maddesine uyan suçu oluşturduğundan sanığın bu suçtan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
5271 sayılı TCK'nun 142/2-b maddesinde yazılı suçun yaptırımının, 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun 62. maddesi ile yapılan değişiklikten önce, 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasını gerektirdiğinden, aynı Kanunun 7/2 maddesi hükmü de gözetilerek, sanık lehine olarak değişiklikten önceki yaptırım uygulanmış, ancak TCK'nun 61. maddesi hükmü de gözetilerek, suçun işleniş şekli, zaman ve yeri ile suç konusunun önem ve değeri dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak temel cezanın belirlenmesi gerekmiştir.
Suça konu bileziklerin değer olarak az olmadığı anlaşıldığından TCK'nun 145/1 maddesinin, sanığın çaldığı bilezikleri iade etmediği gibi müştekinin zararını da karşılamadığı anlaşıldığından hakkında TCK'nun 168. maddesinin, sanığın geçmişteki hali, sabıkalı kişiliği, suçtan sonraki davranışları dikkate alınarak 5237 Sayılı TCK.nun 62/1-2. maddesinin ve sanık hakkında başkaca artırım ve indirim maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Sanığın sabıkasında geçen Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/02/2008 tarihinde kesinleşen 05/02/2008 gün ve 2008/38 esas, 2008/80 karar sayılı ilamı nedeniyle mükerrir olduğu anlaşılmakta ise de, 5271 sayılı CMK'nun 283/1 maddesi hükmü de gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 58. maddesi uygulanmamış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/04/2017 gün, 2017/67 esas, 2017/94 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA ve aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmasına,
Sanık U. U.'un, kimliği belirlenemeyen bir şahısla birlikte 07/01/2013 tarihinde saat 14.00 sıralarında yolda yürümekte olan müştekinin yanına gelerek kolunda bulunan üç adet bileziği çekerek aldıkları, bu suretle üzerine atılı elde ve üste taşınan eşyayı çekip almak suretiyle hırsızlık suçunu işlediği, sanık savunması, müşteki beyanı, teşhis tutanağı ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığından eylemine uyan TCK.nun 37/1 maddesi delaletiyle suç tarihinde yürürlükte bulunan 142/2-b maddesi gereğince suçun işleniş şekli, zaman ve yeri ile suç konusunun önem ve değeri dikkate alınarak takdiren ve alt sınırdan uzaklaşılarak 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Suça konu bileziklerin değer olarak az olmadığı anlaşıldığından TCK'nun 145/1 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanığın çaldığı bilezikleri iade etmediği gibi müştekinin zararını da karşılamadığı anlaşıldığından hakkında TCK'nun 168. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanığın geçmişteki hali, sabıkalı kişiliği, suçtan sonraki davranışları dikkate alınarak 5237 Sayılı TCK.nun 62/1-2. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanık hakkında başkaca artırım ve indirim maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına,
Hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olarak Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı da gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 53/1-2-3 maddesinin uygulanmasına,
Sanığın sabıkasında geçen Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/02/2008 tarihinde kesinleşen 05/02/2008 gün ve 2008/38 esas, 2008/80 karar sayılı ilamı nedeniyle mükerrir olduğu anlaşılmakta ise de, 5271 sayılı CMK'nun 283/1 maddesi hükmü de gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 58. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
Önceki hükmün sanığın istinafı üzerine bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, bozma sonrası yapılan yargılama giderlerinin Devlet Hazinesi üzerinde bırakılmasına,
Bozma öncesi yapılan ve sanığın sarfına sebebiyet verdiği 4 adet tebligat gideri toplamı olan 40 TL yargılama giderinin sanıktan alınarak hazineye irat kaydına,
Dair; sanığın ve müdafiinin yüzüne karşı, Cumhuriyet Savcısı Reşit Yıldırım (36036) huzuru ile mütalaaya uygun olarak; kararın sanık ve müdafiine tefhiminden itibaren 15 gün içinde Dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, sanığın tutuklu olması halinde zabıt katibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu veya tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek ve TEMYİZ yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 25.10.2017 (¤¤)