AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞME VE KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 73408/10
Bülent GEDİK ve Devrim ÖKTEM / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 8 Ekim 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1 Aralık 2010 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 28 Haziran 2019 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranların bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuranlar, Bülent Gedik ve Devrim Öktem sırasıyla 1974 ve 1975 doğumlu birer Türk vatandaşı olup Kocaeli’nde ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında 3482 sayılı Kanun uyarınca soruşturma aşamasında avukat yardımından faydalanamadıklarından ve mahkûmiyetlerinin avukatları olmadan sözde polis baskısı altında verdikleri ifadelere dayandığından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, aynı maddeye dayanarak hazırlık soruşturması sırasında alınan soruşturma tedbirlerinden önce hakları konusunda bilgilendirilmediklerini iddia etmişlerdir. Son olarak başvuranlar yargılamanın ilk aşamasında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda askeri bir hâkimin olmasından dolayı, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi gereğince bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılamadan mahrum bırakıldıklarını belirtmişlerdir.
4. Başvuru Hükümete bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEBaşvuranların Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesi uyarınca şikâyetleri
5. Hükümet, dostane çözüm anlaşmasına varma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 28 Haziran 2019 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini Mahkemeye bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
6. Hükümetin sunduğu deklarasyon metni aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranların haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranın şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuranların her birine, yani Bülent GEDİK ve Devrim ÖKTEM’e, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.
7. Mahkeme, 8 Ocak 2019 tarihinde, başvuranların temsilcisinden, Hükümet tarafından teklif edilen miktarı çok düşük bulduğu için tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadıklarını belirten bir mektup almıştır.
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, şartların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”.
9. Mahkeme ayrıca, belirli koşullarda, başvuranların davasının incelenmesine devam edilmesini istemesine rağmen davalı Hükümet tarafından yapılan tek taraflı bir deklarasyona dayanarak, başvuruyu 37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dâhil olmak üzere, birçok davada, avukat yardımın sistematik olarak engellenmesi ve başvuranları mahkûm etmek için avukat yokluğunda alınan ifadelerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
12. Mahkeme, yukarıda değinilen davalarda, başvuranların avukata erişim haklarına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtayın bu eksikliği giderememesinin, o maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
13. Bununla beraber, Mahkeme, Türkiye aleyhine açılan davalar dâhil olmak üzere bir çok davada, soruşturma işlemlerinden önce bir bireyin hakları konusunda bilgilendirilmemesine ve buradan elde edilen delillerin yargılamayı yapan mahkeme tarafından kullanılmasına ilişkin şikâyetler bakımından uygulamasını tesis etmiştir (bk. İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğer karar, 13 Eylül 2016, ve Hakan Duman/Türkiye, no. 28439/03, 23 Mart 2010).
14. Son olarak, Mahkeme, Türkiye aleyhine açılan davalar dâhil olmak üzere bir çok davada, avukat yokluğunda ve baskı altında alınan ifadelerin kullanılmasına ilişkin şikâyetler bakımından uygulamasını belirlemiştir sahiptir (bk. Özcan Çolak/Türkiye, no. 30235/03, 6 Eylül 2009, ve Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, 20 Haziran 2006).
15. Mahkeme, ayrıca, tek taraflı deklarasyonlarında Hükümetin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesinin ihlal edildiğini kabul ettiğini belirttiğini gözlemlemektedir.
16. Bu noktada, avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlamanın kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli karar ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, §§ 2731, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği ve yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdiğini belirtmek önemlidir.
17. Bununla beraber, Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemeleri Kanununun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin, başvuranlara, Mahkemenin sadece Sözleşme’de veya Protokollerinde ihlal olduğuna karar veren hükmüne dayanarak ceza yargılamasının yenilenmesi imkânını getiren hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyona dayalı olarak davayı kayıttan düşürmeye karar vermesiyle ceza yargılamalarının yeniden açılmasına yönelik başvuruda bulunmaya hak kazanmışlardır. Bunun sebebi, bu iki durumun, artık, ceza yargılamalarının yeniden açılması gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren kararın veya hükmün ardından, yargılamanın yenilenmesini talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (bkz., kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no. 42399/13 ve 8 diğeri, § 26, 20 Mart 2018, buradaki daha fazla referans ile birlikte ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
18. Bu bağlamda, Mahkeme, ayrıca, Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, başvuranın talebi bulunması durumunda, iç hukuk yargılamasının yenilenmesinin, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine bakımından telafi sağlayabileceğini düşünmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşmenin herhangi bir ihlalinin düzeltilmesi öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğunu kaydetmektedir.
19. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan kabullerin mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesine devam edilmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37 § 1 (c) madde). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116‑118, 5 Temmuz 2016).
20. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
21. Mahkeme, son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (bk. Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
22. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3. maddesi altındaki şikâyetler bakımından davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
23. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, başvuran taraf, ayrıca, yargılamanın ilk aşamasında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda askeri bir hâkimin olmasından dolayı, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığından şikâyet etmiştir.
24. Mahkeme, elindeki tüm delilleri dikkate alarak ve iddiaları inceleme yetkisi dâhilinde, Sözleşme veya Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi bir emare tespit etmemiştir (bk. İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, § 33, 23 Ocak 2018, ve Kabasakal ve Atar/Türkiye, no. 70084/021 ve 70085/01, § 34, 19 Eylül 2006).
25. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında davalı Hükümetin sunduğu deklarasyon metninde yer alan koşulların ve yine aynı metin içerisinde sunulan taahhütlerin yerine getirilmesi amacıyla öngörülen yöntemlerin dikkate alınmasına,
Başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddi uyarınca kayıttan düşürülmesine,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 7 Kasım 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakıcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy