AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 62917/12
Fatma GENÇ ve diğerleri / TÜRKİYE
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 6 Temmuz 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 26 Temmuz 2012 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran tarafların listesi karar ekinde yer almaktadır.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Bağlar Belediyesi (Diyarbakır), 31 Ocak 2000 tarihinde, başvuranlara ait olan arazinin 1.950 m2’lik kısmını yol yapımı için işgal etmiştir.
4. Söz konusu arazinin altı malikinden ikisi, Fatma Genç ve Nurcan Kolsuz, hisselerini üçüncü şahıslara satmışlardır.
5. Başvuranlar avukatları aracılığıyla, 7 Ekim 2002 tarihinde, kendilerine göre arazilerine kamulaştırmasız el atıldığı gerekçesiyle, tazminat talebiyle Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesine (“AHM”) başvurmuşlardır. Başvuranlar bu bağlamda, arazilerinin idareye devri karşılığında, taşınmazın değerine tekabül eden bir tazminat talebinde bulunmuşlardır.
6. Belediye, davanın halen derdest olduğu 13 Şubat 2007 tarihinde, İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca imar çalışmaları başlatmıştır.
7. Parselasyon işlemi, 9 Ağustos 2007 tarihinde tamamlanmıştır. Taşınmaz malikleri için arazi düzenleme ortaklık payı, kadastro parselinin yüzölçümünün % 33,09’u olarak belirlenmiştir.
8. Dava sonucunda AHM, daha önce yapılmasına karar verdiği bilirkişi incelemelerinin sonuçlarını da dikkate alarak, ihtilaf konusu arazinin imar planı içerisinde yer aldığını tespit etmiştir. İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca bu nitelendirme yapılırken, arazinin yüzölçümünün % 33,09’u, çalışmaların gerçekleştirildiği sırada yol yapımı ve imar planının kabulü esnasında düzenleme ortaklık payı bağlamında makamlara devredilmiştir.
9. AHM, bu değerlendirmeler ışığında, idarenin başvuranları, arazinin işgal etme hakkı olandan fazla alanından yoksun bırakmadığını, bu sebeple söz konusu durumun kamulaştırmasız el atma olarak değerlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla bu bağlamda başvuranlar için tazminat elde etme hakkı doğmadığını gözlemlemiştir. AHM ayrıca, Fatma Genç ve Nurcan Kolsuz’un ihtilaf konusu arazinin malikleri olmadıklarını ve dolayısıyla bu talep için gerekli sıfata haiz olmadıklarını tespit etmiştir.
10. Yargıtay bu kararı, onamıştır ve karar, 18 Mayıs 2011 tarihinde kesinleşmiştir.
11. Yargıtay kararı, başvuranların avukatına 12 Mart 2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması12. İmar Kanunu’nun (3194 sayılı ve 3 Mayıs 1985 tarihli Kanun) 18. maddesi, makamlara (bölgeye göre belediye veya valiliğe), arazi malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, imar parsellerinin oluşturulması ve mahalle sakinlerinin yaşamı için gerekli altyapıların ve (yol, otopark, yeşil alan, okul, hastane ve diğer kamu hizmetleri gibi) kamusal donanımların kurulması için bir bölgenin parselasyon işlemlerini içerebilecek imar çalışmalarını yürütme yetkisi vermektedir. Taşınmaz malikleri, parsellerinin bir kısmını makamlara bırakmak suretiyle, imar çalışmalarına katkıda bulunurlar.
13. İmar çalışmaları ve imar planının kabulü sonucunda, bu şekilde oluşturulan yeni parseller, gerekli altyapıdan yararlanan imarlı parseller haline gelir ve daha önce sadece belirli koşullara bağlı olarak sınırlı inşa edilebilirlikten yararlanan “kadastro parselleri” iken, imar planının kabulünün ardından “imar parselleri” statüsünü kazanırlar. Bu değişiklik, ilgili arazinin piyasa değerinde önemli bir artışa neden olur (Seyhan/Türkiye (k.k.), no. 45810/99, 20 Mayıs 2008 ve Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.Ş./Türkiye, no. 32600/03, 22 Eylül 2009).
14. “Arazi ortaklık payı” denilen, imar çalışmalarına konu olan bölgede bulunan taşınmazların yüzölçümünün bir kısmının makamlara bırakılması durumu, dolayısıyla mahallelerde yapılan imar düzenlemesinin yarattığı yüksek katma değerin bir kısmının, mülk sahipleri tarafından yetkililere devredilmesinin bir biçimidir. Olayların meydana geldiği dönemde, bu pay kadastro parselinin % 35’i olarak belirlenmiştir.
15. İmar Kanunu’nun, söz konusu tarihte yürürlükte olan 18. maddesinin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“(...) Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuz beşini geçemez ve düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, cami ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. (...)
Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır. (...) ”
ŞİKÂYETLER
16. Başvuranlar, davanın koşullarının ve ulusal mahkemeler tarafından benimsenen çözümün, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
17. Başvuranlar, idarenin taşınmazlarını yasa dışı olarak işgal ettiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, bu işgalin kendilerini zarara uğrattığı ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyete saygı haklarının ihlali olarak değerlendirilebileceği kanaatindedirler.
18. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir ve başvuranlar, bu itirazların uygunluğuna itiraz etmektedirler.
Hükümet öncelikle, başvuranlar Fatma Genç ve Nurcan Kolsuz’un mağdur sıfatına haiz olmadıklarını ileri sürmektedir. Hükümet, Mahkemeyi, başvuranların bireysel başvuru hakkını kötüye kullandıkları gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Hükümet bu bağlamda, ilgililerin ihtilaf konusu arazinin ortak malikleri olmadıklarını ileri sürmektedir.
Hükümet ayrıca başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini de ileri sürmektedir.
Hükümet, başvuranların ulusal mahkemeler önünde uğradıklarını iddia ettikleri zararlarını ispat edemedikleri ve dolayısıyla başvuranların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
19. Başvuranlar cevaben sundukları görüşlerde, Hükümetin iddialarına yanıt vermemişlerdir. Başvuranlar, sadece iddialarını yinelemekle yetinmektedirler.
20. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır, zira şikâyetlerin aşağıda açıklanan gerekçelerle kabul edilemez olduğunu belirtmektedir.
21. Mahkeme öncelikle, başvuranlar Fatma Genç ve Nurcan Kolsuz ile ilgili olarak, ilgililerin ihtilaf konusu taşınmaza ilişkin hisselerini üçüncü kişilere sattıklarını gözlemlemektedir (yukarıdaki 4. paragraf), bu sebeple Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında Sözleşme’nin ihlalinden dolayı mağdur olduklarını artık iddia edemeyeceklerini tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuranların şikâyetleri, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (“ratione personae”) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
22. Mahkeme, diğer başvuranlarla ilgili olarak, ilgililerin taşınmazlarına idare tarafından kamulaştırmasız el atıldığını ve bu bağlamda kendilerine tazminat ödenmediğini iddia etmekle yetindiklerini kaydetmektedir. Hâlbuki Mahkeme, ulusal makamlar gibi, davanın koşullarının, söz konusu taşınmazlara kamulaştırmasız el atıldığı sonucuna varılmasına imkân vermediğini tespit etmektedir. Nitekim ileri sürülen durum, söz konusu arazinin Bağlar Belediyesi tarafından yol yapımı ve imar çalışmaları yapıldığı dönemde işgal edilmesiyle ilgilidir. Dolayısıyla, çalışmalar süresince kendilerine ödenmiş olması gereken kira ücretlerine ilişkin olarak, ulusal mahkemeler önünde ecrimisil davası açmak başvuranlara düşmektedir. Bu başvuru yolu, yeterli ve etkin bir hukuk yoludur ve başvuranların iddia ettikleri ihlalin telafisini sağlayabilir (Yargıtay Genel Kurul, E. 1945/22, K. 1950/4, 8 Mart 1950). Yine Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin genel ilkelere atıfta bulunarak (Chiragov ve diğerleri/Ermenistan [BD], no. 13216/05, § 116, AİHM 2015), başvuranların 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında şikâyetçi oldukları durumu telafi edebilecek ve makul başarı olanakları teşkil eden bir başvuru yoluna sahip oldukları kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazı kabul etmektedir.
23. Ayrıca Mahkeme, başvuranların ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen çözümü eleştirdiklerini kaydetmektedir. Hâlbuki Mahkeme, iç hukuku yorumlamanın ve uygulamanın, öncelikle ulusal makamların ve özellikle ulusal mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], no. 48321/99, § 105, AİHM 2003‑X ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99 ve diğer 2 başvuru, § 86, AİHM 2005‑VI). Mahkeme, özellikle dosyada yer alan hiçbir unsurun, ulusal makamların söz konusu yasal hükümleri açıkça yanlış veya keyfi sonuçlar doğuran bir uygulama yaptıkları sonucuna varmaya imkân vermemesi durumunda, iç hukuka riayet edilip edilmediği konusunda kısıtlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], no. 33202/96, § 108, AİHM 2000-I). Mahkeme, mevcut davanın özel koşullarında, ulusal makamların vardığı sonucun, hukuki dayanaktan tamamen yoksun veya olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan iç hukukun uygulanabilir hükümlerine aykırı olduğunu düşündürecek nitelikte hiçbir unsurun bulunmadığı kanaatindedir.
24. Bu bağlamda Mahkeme özellikle, başvuranlara ait olan taşınmazın %33,09’unun arazi düzenleme ortaklık payı olarak alındığını gözlemlemektedir. Ulusal mahkemeler, yasal olarak belirlenen asgari oranın aşılmadığını tespit etmişlerdir (yukarıdaki 8. paragraf). Diğer taraftan, dosyada bulunan hiçbir unsur, 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesi hükümlerinin uygulanmasından Belediye’nin bir menfaat elde ettiğini göstermemektedir (bk. aksi yönde bir karar için Karaman/Türkiye, no. 6489/03, § 32, 15 Ocak 2008).
25. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Eylül 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Adı SOYADI
Doğum Tarihi
Uyruk
İkamet yeri
1.
Fatma GENÇ
1946
Türk
Diyarbakır
2.
Ercan GENÇ
1972
Türk
Diyarbakır
3.
Fikret GENÇ
1966
Türk
Diyarbakır
4.
Remazan GENÇ
1964
Türk
Diyarbakır
5.
Yılmaz GENÇ
1980
Türk
Diyarbakır
6.
Nurcan KOLSUZ
1973
Türk
İstanbul