AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 42935/18
Emin GENÇ / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Ekim 2020 tarihinde Komite olarak toplanarak,
Yukarıda belirtilen 5 Eylül 2018 tarihinde yapılan başvuruyu ve
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Emin Genç, Türk vatandaşı olup, 1974 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat M. Alsan tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvuran, 5 Aralık 1995 tarihinde Ankara’da yer alan bir araziden hisseler (toplamda 68 m2) satın almıştır.
4. Satın alma sırasında söz konusu taşınmaz, 2 Şubat 1989 tarihli uygulama imar planında “spor tesisine tahsis edilmiş kamu alanı” olarak sınıflandırılmıştır.
5. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, idareden söz konusu taşınmazın kamulaştırılmasını talep etmiştir.
6. Başvuran, bu talebine cevap verilmemesi ve bunun, üstü örtülü olarak talebinin reddedilmesi anlamına gelmesi sebebiyle, 4 Ağustos 2015 tarihinde, mülkün idareye devri ve kamulaştırma bedelinin belirlenmesi istemiyle, Ankara İdare Mahkemesine başvurmuştur.
7. İdare Mahkemesi, 14 Kasım 2016 tarihinde davanın esasını incelemeksizin bu talebi reddetmiştir.
8. Başvuran bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 12 Mayıs 2017 tarihinde davanın esasının incelenmesine karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi, öncelikle Belediye’nin söz konusu araziye el atmadığını tespit etmiştir. Ardından Bölge İdare Mahkemesi, 5 Ekim 2015 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği sonucunda, söz konusu taşınmazın “spor tesisine tahsis edilmiş özel alan” olarak belirlendiğini ve dolayısıyla mülk sahipleri veya devir suretiyle 3. kişiler tarafından özel spor tesisi inşa edilebileceğini tespit etmiştir. Bölge İdare Mahkemesine göre, başvuranın mülkiyet hakkının, belirsiz bir süre boyunca kısıtlandığı sonucuna varılması mümkün değildir ve sonuç olarak, talebin reddedilmesi gerekmektedir.
10. Başvuran, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Anayasa Mahkemesi, 30 Mart 2018 tarihinde, başvuran tarafından sunulan bireysel başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar, 5 Nisan 2018 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
12. Yüksek Mahkeme başvuranın talebini aşağıda açıklanan gerekçelerle reddetmiştir.
13. Yüksek Mahkeme öncelikle, ilke olarak inşa edilemeyen bir mülk hakkında ortaya çıkan uzun vadeli bir belirsizliğin, başvuranın mülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaatin gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozduğunu ve bu türden bir mülkün sahibine aşırı nitelikte özel bir yük getirdiğini belirtmiştir. Bu bağlamda Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararına atıfta bulunmuştur (23 Eylül 1982, A Serisi no. 52).
14. Yüksek Mahkeme ardından, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının, idare tarafından değiştirildiğini ve ilgili alanın, imar planında “spor tesisine tahsis edilmiş özel alana” dönüştürüldüğünü gözlemlemiştir.
15. Anayasa Mahkemesi, arazinin inşa edilebilir hale getirildiği ve ihtilaf konusu kısıtlamanın kaldırıldığı kanaatine varmıştır.
16. Anayasa Mahkemesi, spor tesisi inşa etme zorunluluğunun, mülkiyet hakkı açısından şüphesiz bir kısıtlama olarak değerlendirilebileceğini, ancak bu durumun, ilgilinin mülkiyet hakkının korunması ile toplumun kamusal menfaatinin gerekleri arasındaki adil dengeyi bozacak nitelikte, başvurana meşru olmayan ve aşırı bir yük getirdiği kanaatine varılamayacağını eklemiştir.
ŞİKÂYETLER
17. Başvuran, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, arazisinin herhangi bir karşılık ödenmeksizin spor tesisi alanı olarak tahsis edilmesinin, bu arazinin potansiyel kullanımını kısıtladığını ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
18. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir ve Mahkemeyi, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, özellikle başvuranın, mülkiyet hakkının korunması ile toplumun kamusal menfaatinin gerekleri arasındaki adil dengeyi bozacak nitelikte, aşırı ve özel bir yüke maruz bırakılmadığını ileri sürmektedir.
19. Başvuran, Ziya Çevik/Türkiye kararına atıfta bulunarak (no. 19145/08, 21 Haziran 2011), şikâyetlerini yinelemektedir.
20. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri gereğince bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑I, Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini yalnızca 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
21. Mahkeme, yerleşik içtihatları bakımından, bir arazinin daha sonra kamulaştırılması için söz konusu arazide inşaat izni verilmemesi koşulunun (bu durumda taşınmazın imar planında kamusal bir alana tahsis edilmesinin), 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesi uyarınca bir müdahale teşkil ettiği kanaatine varmaktadır (Hakan Arı /Türkiye, no. 13331/07, § 37, 11 Ocak 2011 ve daha önce anılan Ziya Çevik, § 46).
22. Mahkeme ayrıca, imar düzenlemeleri gibi karmaşık ve zor bir alanda, Sözleşmeci Devletlerin imar politikalarını yönetmek için geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Sporrongve Lönnroth, § 69). Bununla birlikte, Mahkeme, bu konudaki denetim yetkisini de göz ardı etmemektedir.
23. Mahkeme somut olayda, öncelikle Belediye’nin söz konusu araziye el atmadığını tespit etmektedir.
24. Mahkeme ardından, söz konusu taşınmazın daha önce “spor tesisine tahsis edilmiş kamu alanı” olarak belirlendiğini ve dolayısıyla inşa izni verilmediğini, ancak daha sonra “spor tesisine tahsis edilmiş özel alan” olarak tahsis edildiğini tespit etmektedir. İkinci tedbir, taşınmaz üzerine inşa edilecek yapının yerel imar planında belirlenen amaçlara uygun olması koşuluyla, bu mülkü inşa edilebilir hale getirmiştir. Başka bir deyişle, araziyle ilgili kısıtlamanın kapsamı daraltılmıştır.
25. Mahkeme, başvuranın, makamların bu tedbirleri alırken, kendi temel haklarının korunması ile kamu menfaatinin gerekleri arasında “adil bir denge” gözetmedikleri iddiasıyla, ulusal mahkemeler başvurduğunu kaydetmektedir. Başvuranın talebi ulusal mahkemeler tarafından gerektiği şekilde incelenmiş ve ulusal mahkemeler, Mahkeme içtihatları ışığında, tarafların iddialarını çekişmeli olarak dinledikten ve bütün ilgili unsurları inceledikten sonra, başvuran tarafından maruz kalınan zararın bir tazminat ödenmesini gerektirmediği kanaatine varmışlardır. Mahkeme, ulusal makamların kararlarının, keyfi veya açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmasına izin verecek hiçbir unsurun bulunmadığı kanaatindedir.
26. Nitekim Mahkeme, ihtilaf konusu taşınmazın, başvuran tarafından satın alındığı tarihte, zaten “spor tesisine tahsis edilmiş kamu alanı” olarak tahsis edildiğini (yukarıdaki 4. paragraf) ve dolayısıyla inşa edilemez bir mülk olduğunu gözlemlemektedir. Başka bir deyişle, ihtilaf konusu kısıtlama, başvuran söz konusu mülkü satın alırken zaten mevcuttu.
27. Bu sebeple Mahkeme, ilgilinin, söz konusu araziyi satın aldığı sırada yürürlükte olan imar planına göre, mülkün “spor tesisine tahsis edilmiş kamu alanı” olarak sınıflandırıldığından haberdar olduğu veya olması gerektiği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla ilgili, özellikle bu arazi üzerine bir yapı inşa etmek için bir düzenleme izni alma beklentisine makul olarak sahip olamaz ve sonuç olarak ilgilinin, ihtilaf konusu araziyi satın almasından itibaren bir riskin varlığını kabul etmiş olduğu kanaatine varılması gerekmektedir (Matczyński/Polonya, no. 32794/07 § 109, 15 Aralık 2015).
28. Mahkeme ayrıca, 1/1000 ölçekli imar planında yapılan değişikliğin, söz konusu taşınmazın üzerine bir spor tesisi yapılması koşuluyla inşa edilebilir bir alana dönüştürülmüş olması sebebiyle, ihtilaf konusu kısıtlamanın kapsamını daralttığını tespit etmektedir. Arazi aynı zamanda, bu türden bir yatırım yapmak isteyen kişilere satılabilir veya kiralanabilir durumdadır.
29. Mahkeme diğer taraftan, başvuran tarafından ileri sürülen Ziya Çevik kararıyla ilgili olarak, mevcut davaya konu olan arazinin başvuran tarafından satın alındığı sırada zaten inşa edilemez durumda olması ve Ziya Çevik davasında durumun, bundan farklı olması sebebiyle, başvuranın davasına ne şekilde dayanak oluşturduğunu anlamamaktadır.
30. Yine, yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, davada söz konusu edilen menfaatler arasında gözetilmesi gereken adil dengenin kurulduğu kanaatindedir.
31. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 12 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy