AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 62609/12
Yılmaz GENÇARSLAN / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 14 Mart 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm); 10 Eylül 2012 tarihli başvuruyu ve taraflarca sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak yaptığı müzakereler neticesinde, aşağıda belirtilen kararı vermiştir:
OLAYLAR
A. Davanın koşulları
1. Olayların başlangıcı
1. Başvuran Yılmaz Gençarslan; 1958 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Gaziantep’te ikamet etmektedir. Başvuran; Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat G. Çağlayan Çökelek tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti ise ("Hükümet"); kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, olay ve olguların en ilgili unsurları ile Hükümet tarafından bildirilen yeni olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
3. Başvuranın oğlu Hayrettin Gençarslan (10 Ağustos 1990 doğumlu); 19 Şubat 2009 tarihinde, İzmir Av. Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi Psikiyatri Servisinde ("hastane") muayene edilmiş; anksiyolitik ilaç tedavisi gerektiren bipolar duygulanım bozukluğu, psikotik belirtisiz manik nöbet teşhisi konulmuştur.
Hayrettin Gençarslan; 4 Ağustos 2009 tarihinde hastanede yeniden muayene edilmiştir. Daha önce konulan teşhis onaylanmış, ancak tedavinin "Cedrina" ismiyle satılan ve akut aşamadaki bipolar bozukluklarda reçete edilen, içeriğinde ketiapin de bulunan bir karışım ile güçlendirilmesine karar verilmiştir.
Hayrettin Gençarslan 28 Eylül 2009 tarihinde tekrar hastaneye gelmiştir. Semptomların aynı olması nedeniyle, diğerlerinin yanı sıra Cedrina ile birlikte, bir yıllık ikinci bir tedavi planı yapılmıştır.
4. Cedrina’nın farmasötik (ilaç içerik) formuna göre, söz konusu ilacın etken maddesi olan ketiapin, bir antipsikotiktir. Bu etken maddenin istenmeyen yaygın etkileri arasında, intihar düşüncesi ve intihar davranışı gibi psikiyatrik rahatsızlıklar bulunmaktadır. Bilhassa, tedavinin başlarında ve ilk aylar süresince veya dozların artırıldığı/azaltıldığı dönemlerde ya da ilacın kesildiği dönemlerde, hastanın yakından gözlenmesi gerektiği belirtilmektedir.
5. Bu nedenle hastanede, Hayrettin Gençarslan ile ilgili tam psikiyatrik takip dosyası bulunmaktadır; ancak görünüşe göre hastane, Sağlık Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı arasında düzenlenen Protokolü (aşağıda 10 ve 11. paragraflar) göz ardı etmiş ve Hayrettin Gençarslan’ın klinik tablosunu asker aday sayımı ile görevli mercilere gönderme konusunda ihmalkâr davranmıştır. Oysa olayların meydana geldiği dönemde, konuyla ilgili olarak yürürlükte bulunan yönetmelik gereğince; Hayrettin Gençarslan’ın hastalığı, askerliğin ertelenmesine ve hatta askerlikten muaf tutulmasına imkân tanımaktadır.
6. Hayrettin Gençarslan; 22 Şubat 2010 tarihinde askere alınmış ve acemi eğitimine başlamıştır. 3 Mart 2010 tarihinde, Balıkesir Asker Hastanesi Psikiyatri Servisinde yeniden muayene edilmiş ve bipolar bozukluk teşhisi doğrulanmıştır. Askeri hekimler tarafından ilgiliye, içeriğinde Cedrina ilacının da bulunduğu bir ilaç karışımı reçete edilmiştir.
Başvuran; 26 Şubat 2010 tarihinde Hayrettin Gençarslan’ın komutanlarına yazdığı yazıyla, oğlunun daha öncesinde bilhassa Cedrina’ya dayalı bir psikiyatrik tedavi uygulandığını bildirmiştir. Bundan birkaç gün sonra, Hayrettin Gençarslan’ın amcası da, aynı konuyla ilgili olarak bir yazı göndermiştir.
7. Hayrettin Gençarslan; acemi eğitimi sonrasında, 2 Nisan 2010 tarihinde İzmir Asker Hastanesi Emniyet ve Hizmet Birlik Komutanlığı emrinde görevlendirilmiştir. 8 Nisan 2010 tarihinde, Hayrettin Gençarslan’ın geçmişi hususunda daha önce bilgi verilen Garnizon Komutanı G.B.’nin talebi üzerine, ilgili hastane olan İzmir Asker Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde muayene edilmiş ve halihazırdaki ilaç tedavisine devam edilmesine karar verilmiştir.
Hayrettin Gençarslan; 21 Nisan 2010 tarihinde, tekrar muayene edilmek üzere res’en, söz konusu polikliniğe gönderilmiştir. Psikiyatrlar, "remisyonda bipolar bozukluk" tanısı koymuşlar ve Cedrina’nın da bulunduğu reçeteyi yinelemişlerdir.
Bu, Hayrettin Gençarslan’a yapılmış olan, son tıbbi müdahaledir.
8. 24 Nisan 2010 tarihinde, garnizonun akaryakıt istasyonu önünde, 08.00 - 10.00 saatleri arasında nöbetçi olarak görevli olan Hayrettin Gençarslan’a, çavuş tarafından piyade tüfeği teslim edilmiştir. Hayrettin Gençarslan, saat 8.40 sıralarında çenesinin altından ateş ederek yaşamına son vermiştir.
2. Ceza soruşturması
9. Askeri savcılık tarafından, derhal soruşturması başlatılmış, otopsi yapılmış, başvuranın yanı sıra çok sayıda tanığın ifadesi alınmış ve ayrıca tıbbi bilirkişi incelemesi yapılması amacıyla, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Servisi görevlendirilmiştir.
Yürütülen soruşturmanın sonucunda, intihar iddiasının kesin olarak gerçeği yansıttığını anlama olanağı vermiştir. Bu nedenle Savcılık; 20 Mayıs 2011 tarihinde, Hayrettin Gençarslan’ın orduya katılmadan önce yaşadığı psikolojik depresyonun, askerlik hizmetini yaptığı garnizonda da devam etmesi sebebiyle intihar ettiği sonucuna vararak, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara yönelik olarak, başvuran tarafından yapılan itiraz; İzmir Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından verilen 26 Mart 2012 tarihli kararla reddedilmiştir.
3. Tam yargı davası
10. Hayrettin Gençarslan’ın; aralarında başvuranın da bulunduğu yakınları, 21 Ocak 2011 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ("Yüksek Mahkeme") Milli Savunma Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. Cedrina’nın bilinen yan etkileri göz ardı edilerek, Hayrettin Gençarslan’a verilen ilaçların miktarında ve dozunda tedbirsizce yapılan artıştan ve yakın gözlem yapılmamasından yakınan ilgililer; yetkili makamları, yakınlarının yaşamını korumada ihmal göstermekle suçlamış ve maddi tazminat olarak 100.000 Türk lirası, manevi tazminat olarak ise 50.000 Türk lirası talep etmişlerdir.
Yüksek Mahkeme; Hayrettin Gençarslan’ın yakınlarının maruz kaldığı maddi destek kaybının hesaplanması amacıyla, derhal bilirkişi tayin etmiştir. Bilirkişi, 26 Ocak 2012 tarihli raporunda; söz konusu zararın, Hayrettin Gençarslan’ın annesiyle ilgili olarak 60.531 Türk lirası; başvuranla ilgili olarak ise 25.244 Türk lirası olduğunu bildirmiştir.
11. Bu nedenle Yüksek Mahkeme, 29 Şubat 2012 tarihli kararla; Gençarslan ailesinin talepleri hakkında, kısmen kabul kararı vermiştir. Hâkimler; Hayrettin Gençarslan’ın askeri hayata adapte olabilmesi amacıyla gösterilen çabalara rağmen, kendisine silah emanet edildiğini ve bu durumun, intihar etmeye elverişli koşulların önemli bir unsuru olduğu kanaatine varmışlardır. Öte yandan hâkimler; askeri makamların, Hayrettin Gençarslan’ın babası ve amcası tarafından konuyla ilgili olarak uyarılmış olmaları (yukarıda 6. paragraf) ve sağlık durumuna ilişkin verilerin aynı ordu bünyesinde yapılan muayenelerle teyit edilmiş olması nedeniyle, bu erin psikiyatrik geçmişini göz ardı edemeyeceklerini gözlemlemişlerdir. Üstelik Yüksek Mahkemeye göre; -sürekli olarak Hayrettin Gençarslan’a reçete edilen- Cedrina isimli ilacın farmasötik (ilaç içerik) formunun (yukarıda 4. paragraf), hastaları intihara kışkırttığının belirtilmesi sebebiyle, yetkilileri intihar teşebbüslerine karşı uyarma hususunda yeterince açık olup, Hayrettin Gençarslan’ı intihar etmeye teşvik edebilecek her türlü yolun, askeri makamlar tarafından ortadan kaldırılmasını gerektirmekteydi.
Hâkimler aynı zamanda; Hayrettin Gençarslan’a yalnız başına silahla nöbet tutma emri verilmesinin; idare tarafından, Hayrettin Gençarslan’ı koruma ve gözetme görevinin yerine getirilmediği anlamına geldiği, bu husustan idarenin sorumlu olmasından ötürü hizmet kusuru olarak değerlendirildiği; bunun yanı sıra ilgilinin, hayatına son vermesi nedeniyle yarışan sorumlulukta, kendisinin de payı olduğu sonucuna varmışlardır.
12. Yüksek Mahkeme; maddi tazminat olarak başvurana 16.500 Türk lirası; Hayrettin Gençarslan’ın annesine 40.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Manevi tazminat olarak başvurana ve eşine ayrı ayrı 10.000 Türk lirası; Hayrettin Gençarslan’ın kız ve erkek kardeşlerine müştereken 10.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir.
Böylelikle, ödenecek toplam meblağ 86.500 Türk lirası olarak tespit edilmiştir. Olayların meydana geldiği dönemde, yaklaşık 36.673 avroya tekabül eden bu meblağa, Hayrettin Gençarslan’ın sivil hayata döneceği ve ailesine destek olmaya devam edeceği varsayılan 22 Temmuz 2011 tarihinden itibaren % 9 oranında gecikme faizi eklenmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
13. Somut olay ile ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması için Mahkeme, Abdullatif Arslan ve Zerife Arslan/Türkiye (No. 40862/08, § 19, 21 Temmuz 2015) kararına ve bu kararda yapılan atıflara göndermede bulunmaktadır.
14. Hükümetin görüşleri kapsamında; “Psikiyatrik Sorunu Bulunan Askerliğini Yapmamış Vatandaşlarımızın Kimlik ve Hastalıklarının Askerlik Şubelerine Bildirilmesine İlişkin Protokol” (yukarıda 5. paragraf) ile ilgili olarak; söz konusu Protokol’ün 2 Ağustos 1999 tarihli eski halinin, Milli Savunma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında 2005 yılında yeniden imzalandığını ve sonrasında 12 Aralık 2005 tarihli 23110 (2005/178) sayılı Genelge ile icrası için valiliklere dağıtıldığı anlaşılmaktadır. Hükümet’in, yürürlükte bulunan Protokolün tamamının bir nüshasını ibraz etme zorunluluğu bulunmadığından; bu yeni Protokol gereğince, Av. Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi gibi hastanelerin, 17 yaşından büyük kişilerin sağlık sorunlarına dair bilgileri içeren dosyalarını askerlik şubelerine bildirmek zorunda olduklarını ifade etmiştir. Psikolojik sorunları olduğu yönünde sağlık raporu olan asker adayları, psikiyatrik muayeneden geçirilmek üzere askeri hastanelere gönderilmektedir.
Nitekim, mevcut bilgilere göre bu Protokol; bayrak altına alınmadan önce, kesin bir hastalık nedeniyle psikiyatrik servislerde muayeneden ve tedaviden geçen 17 yaşından büyük asker adaylarını etkin şekilde korumayı amaçlamaktadır. Söz konusu Protokol; ilgili hastanelere, kişisel verilerin korunması hakkına riayet ederek, asker adaylarının klinik tablosu ve kimliği ile ilgili bilgileri askerlik şubelerine bildirme yükümlülüğü getirmektedir. Protokol böylelikle; askeri yetkililerin, zihinsel hassasiyeti olan bu gençlerin askeri ortamda takibine bağlı sorunları öngörmelerine ve duruma göre, bu kişilerin askere alınmalarını erteleme, askerlikten muaf tutma, sağlık durumlarıyla uyumlu bir iş verme ya da tedavilerine sıkı gözetim altında devam edilmesini sağlamak için gerekli tedbirleri önceden alma imkanı tanımaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
15. Somut olayda başvuran; Sözleşme’nin 13. maddesiyle birlikte ya da bu maddeden ayrı olarak Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürmekte ve askeri yetkililerin, oğlunun hayatının korunması ve intiharına neden olan olaylar ile sorumluların tespit edilmesine ilişkin görevlerini yerine getirmediklerinden yakınmaktadır.
16. Bu hususta Hükümet; Gençarslan ailesi tarafından açılan idari davaya atıfta bulunmakta ve bu davanın sonucunda verilen kararın, Sözleşme’nin 2. maddesine dayalı olarak, başvuranın mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı kanaatinde olduğunu belirtmektedir.
17. Başvuran; tek amacının, açtığı tam yargı davasının sonuçlarından şikâyetçi olmak olmadığını; amacının yalnızca somut olayda kullanılan ceza yolunun etkin olmadığından şikâyet etmek olduğunu ifade etmektedir. Başvuranın görüşü bu şekilde olsa dahi, Yüksek Mahkemenin kararı dikkate alınmamalıdır; zira söz konusu karar, Kılınç ve diğerleri/Türkiye (No. 40145/98, 7 Haziran 2005) ve Ataman/Türkiye (No. 46252/99, 27 Nisan 2006) kararlarında geliştirilen muhakemeye ve 2. maddeden kaynaklanan usuli gerekliliklere aykırı bulunmaktadır. Başvuranın beyanlarına göre; Yüksek Mahkemenin kararı, "hizmet kusurunun" kabul edilmesine ve idarenin kusursuz sorumluluğuna dayanmaktadır, fakat suçlanan kamu görevlilerine yüklenebilir her türlü "kişisel sorumluluğu" da göz ardı etmektedir.
Başvuran her halükarda, bir maddi tazminat yolunun olumlu sonuçlanmış olmasının; Devleti ceza hukuku bağlamında etkin bir hukuk yolu sunma yükümlülüğünden muaf tutamayacağı kanaatindedir.
18. Bu iddialar göz önüne alındığında; ulusal makamlar ihlali tespit ettiklerinde ve uygun-yeterli bir telafi imkanı sunduklarında, ilgili taraf artık Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında "mağdur" olduğu iddiasında bulunamayacağından Mahkeme; Devletlerin, iç hukuk düzenlerinde durumu düzeltme imkânı elde edinceye kadarki fiil ve ihmallerinden sorumlu tutulamayacaklarını yeniden ifade etmektedir (bk. yukarıda anılan Turgut/Türkiye kararı (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64625/11, § 41, 30 Ağustos 2016).
Bu bağlamda, kendisine yönlendirilen davanın görüldüğü sırasında ortaya çıkan her türlü olay ve olguları veyahut hukuki sorunları incelemekle yetkili olan Mahkeme (bk. örnek olarak, Müslim/Türkiye, No. 53566/99, § 57, 26 Nisan 2005), davanın değerlendirilmesi sırasında Hükümetin bu konudaki gerekçelerine, yani somut olayda yürütülen idari yargılamayla ilgili olarak Hükümet tarafından ibraz edilen ancak asıl başvuruda bahsedilmeyen yeni bilgilere (yukarıda 10 ila 12. paragraflar) dayanarak karar vermelidir (Tănase/Moldova [BD], No. 7/08, §§ 105 ve 106, AİHM 2010)
19. Mahkeme; başvurana yanıt olarak öncelikle, zorunlu askerlik hizmeti alanında, örneğin kamu sağlığı alanında olan olaylarda karşılaşıldığı gibi, ihtilaf konusu olayların sıklıkla, bütünüyle devlet makamları ya da devlet görevlilerinin denetimi altında bulunan bir bölgede veyahut yetkili kişilerin, bir yandan olayların gerçek seyrini öğrenme, diğer yandan mağdurlar tarafından haklarında dile getirilen iddiaları doğrulayacak ya da reddedecek nitelikteki bilgilere erişebilecek tek kişi olarak kabul edildiği; kamu tarafından neredeyse erişilemez nitelikte olan binalarda meydana geldiğini ve Mahkeme’nin konuyla ilgili içtihadının şüphesiz, belirli durumlarda, asgari etkinlik kriterlerini karşılayan cezai nitelikte resmi bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün kesin şekilde yerine getirilmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye, No. 24014/05, §§ 169-182, 25 Haziran 2013 ve yukarıda anılan Turgut kararı, § 55, burada yapılan atıflar).
20. Böyle bir yükümlülük bilhassa, bir erin ölümünün tarafsız olarak "şüpheli" görülmesi halinde zorunludur. Cinayet iddiası, olay ve olgular göz önüne alındığında, en azından savunulabilir olduğunda ya da ölümün bir kaza veyahut başka bir istemsiz eylem sonucu meydana geldiği açık şekilde ve ilk görüşte tespit edilmediğinde durum böyledir (ilke için, bk. yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç kararı, §§ 130 ila 133; bk. aynı zamanda Hasan Çalışkan ve diğerleri/Türkiye, No. 13094/02, §§ 49-52, 27 Mayıs 2008 ve yukarıda anılan Turgut kararı, §§ 46 ve 54).
21. Mahkeme’ye göre, ölümün koşulları, -şüpheli olmasa da- belli bir erin tedavisiyle ilgili olarak askeri yetkililerce yapılan bir "değerlendirme hatası" ya da askeri yetkililer arasında "koordinasyon eksikliği" gibi ihmallerin ötesine geçtiğinde, ceza hukuku açısından böyle bir cevap verilmesi de gerekebilmektedir (bk. mutatis mutandis, Powell/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45305/99, AİHM 2000‑V, Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], No. 32967/96, § 49, AİHM 2002‑I, Csiki/Romanya, No. 11273/05, § 72, 5 Temmuz 2011 ve Asiye Genç/Türkiye, No. 24109/07, § 67 in fine, 27 Ocak 2015).
22. Bu tür durumlar haricinde; ölüme kasıtlı olarak sebebiyet verilmediğinde, tazminat davası yoluyla tazminat alınması, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden uygun ve yeterli bir telafi olarak kabul edilebilmektedir.
23. Mevcut davada hiç kimse, Hayrettin Gençarslan’ın hayatının kendisinden başka herhangi biri tarafından tehdit edildiğini hiçbir zaman ileri sürmemiş olmakla birlikte; dosyada yer alan hiçbir unsur da, intihar haricinde bir varsayımda bulunulmasına imkân vermemektedir; öte yandan bu üzücü olayın yaşanmasında rol oynayabilecek eylem ya da ihmaller ne kadar üzücü olsalar da, hukuki açıdan verilmesi gereken cevabın cezai nitelikte olacağı bir sınıfa girmemektedirler.
Başvuran tarafından; yukarıda anılan Kılınç ve diğerleri ile Ataman davalarına yapılan atıf (yukarıda 13. paragraf), öncelikle usule ilişkin herhangi bir sorun ileri sürülmemiş olduğu için; ikincil olarak ise savunulabilir cinayet iddialarıyla ilgili olması nedeniyle, mevcut davayla alakası bulunmamaktadır.
24. Somut olayda, maruz kalınan zararların telafisi bağlamında yetkili makamlar tarafından "uygun ve yeterli" bir meblağ ödenmesi; bu amaçla verilen kararla birlikte, söz konusu ihlalin de, en azından özü itibariyle, açıkça kabul edilmesi şartıyla, 2. maddenin esas yönünden mağdur sıfatının kaybedilmesine yol açabilir (konuyla ilgili ilkeler için, bk. Scordino/İtalya (no 1) [BD], No. 36813/97, §§ 178-192, AİHM 2006-V ve yukarıda anılan Turgut kararı, §§ 43 ila 45).
25. Somut olayda Yüksek Mahkeme tarafından verilen kararın gerekçe ve hüküm kısmı göz önüne alındığında (yukarıda 11. paragraf); bu yargı organının, üstelik fazlasıyla gerekçeli olan değerlendirmesine dayanak teşkil eden olay ve olguları da açıklayarak, Hayrettin Gençarslan’ın intiharında idarenin kusur sorumluluğunu açıkça kabul ettiği sonucuna varmak gerekmektedir. Dolayısıyla iç hukukta; Hayrettin Gençarslan’ın hayatının korunması hakkının, başka bir ifadeyle Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünün ihlal edildiği açıkça kabul edilmiştir.
Bilhassa tazminatın belirlenmesi kapsamında, intihar sorumluluğunun yalnızca askeri makamlara atfedilmemesi, söz konusu ihlalin kabul edilmesine ilişkin önemi azaltacak nitelikte değildir (benzer durumlar için, bk. yukarıda anılan Erkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), § 79, 28 Ocak 2014, Volkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3449/09, § 43, 20 Ekim 2015 ve yukarıda anılan Turgut kararı, § 49).
26. Mahkeme ayrıca Yüksek Mahkemenin; başvuranın Hayrettin Gençarslan’ın ailesinin da aralarında bulunduğu fertlerine, gecikme faiziyle birlikte, toplam 36.673 avroya tekabül eden bir meblağ tazminat ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir (yukarıda 12. paragraf). Mahkeme, benzer tazminatın yetersiz olarak nitelendirilemeyeceği ve söz konusu meblağın, benzer davalarda ödenmesine bizzat hükmettiklerinden daha makul olduğu kanaatine varmaktadır (bk. örnek olarak, Metin/Türkiye, No. 26773/05, § 83, 5 Temmuz 2011, Abdulhadi Yıldırım/Türkiye, No. 13694/04, § 75, 15 Aralık 2009 ve ilke için, bk. yukarıda anılan Turgut kararı, § 50).
27. Bu bağlamda Mahkeme; söz konusu meblağın ilgililere bilfiil ödenip ödenmediği ve eğer ödenmişse, bu kararın icrası için idarece izlenen sürenin ödenen tazminatın uygun niteliğine zarar verecek nitelikte olup olmadığı sorunu üzerinde durmamalıdır; (bk. örnek olarak, Alp/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3757/09, §§ 37-38, 9 Temmuz 2013), zira başvuran bu spesifik hususla ilgili olarak herhangi bir iddia sunmamıştır.
28. Yukarıda sıralanan hususlar göz önüne alındığında Mahkeme; Hayrettin Gençarslan’ın yaşam hakkına yapılan müdahalenin uygun bir şekilde tazmin edildiği ve Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında başvuranın artık "mağdur" olduğu iddiasında bulunamayacağı kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla bu şikâyet, Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmadığından, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
29. Etkin bir ceza soruşturması yürütülmediği bağlamındaki ikinci şikâyetle ilgili olarak ise Mahkeme; mevcut davanın, hukuki açıdan verilmesi gereken cevabın cezai nitelikte olduğu davalar sınıfına girmediği sonucuna vardığı önceki görüşlerine (yukarıda 19 ila 23. paragraflar) atıfta bulunmaktadır (bk. a contrario, Erkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41792/10, §§ 54 ila 62, 28 Ocak 2014 ve yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç kararı, § 134).
Aynı gerekçelerden ötürü Mahkeme; başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 6 Nisan 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy