AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR VE KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru no. 36307/09
Cüneyt GENÇERİ / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Nisan 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
29 Mayıs 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 19 Kasım 2018 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Cüneyt Gençeri, 1975 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Kendisi Mahkeme önünde İstanbul barosuna kayıtlı İ. Akmeşe, tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. 3 Kasım 2008 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 153 § 2 maddesine dayanarak, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir. Buna müteakip, başvuran 16 Mart 2009 tarihinde uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Başvuranın avukatı 19 Mart 2009 tarihinde Mahkeme’den soruşturma dosyası üzerindeki erişim kısıtlamasının kaldırılmasını talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 20 Mart 2009 tarihinde bu itirazı reddetmiştir. Aynı gün, başvuran tutuklanmıştır. Cumhuriyet savcısı, 14 Nisan 2009 tarihli iddianame ile başvuranı yasa dışı örgüt üyesi olmak ve uyuşturucu kaçakçılığı suçundan İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine dava açmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 27 Nisan 2009 tarihinde iddianameyi kabul etmiş ve soruşturma dosyası üzerindeki erişim kısıtlaması kaldırılmıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme 5 Ekim 2009 ve 29 Ocak 2013 tarihleri arasında, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Duruşmalar arasında, mahkeme re’sen başvuranın tutukluluğunu, dava dosyası temelinde, düzenli aralıklarla incelemiş ve tutukluluk süresini uzatmaya karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 29 Ocak 2013 tarihinde başvurana atılı suçları sabit bulmuş ve başvuranı hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme ayrıca, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Yargıtay 25 Eylül 2014 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
4. Dava, Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
5. Hükümet, dostane çözüm görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Mahkeme’ye, 19 Kasım 2018 tarihli yazıyla, başvuruda Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesi kapsamında ileri sürülen hususların çözüme kavuşturulması amacıyla bir deklarasyon metni düzenlemeyi önerdiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermesini talep etmiştir.
Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tek taraflı deklarasyon yoluyla, başvuranın özgürlük ve güvenlik hakkının, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesinde öngörülen koşullara uygun olmadığını kabul etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin başvurana, maruz kaldığı her türlü maddi ve manevi zarar için 750 avro (yedi yüz elli avro) ve tüm masraf ve giderler karşılığında, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere, 150 avro (yüz elli avro) ödemeye hazır olduğunu beyan ederim.
Bu sebeple, Hükümet, Mahkemeyi, davanın kayıttan düşürülmesine karar vermeye davet etmektedir. Hükümet, bu deklarasyonun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde belirtildiği gibi, Mahkeme’nin davayı kayıttan düşürmesini haklı çıkaracak “başka bir sebep’’ olarak kabul edilebileceğini öne sürmektedir. Bu meblağlar, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden yerel para birimine çevrilecek ve Mahkeme tarafından kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulduğu anlamına gelecektir.”
6. Başvuran, 3 Ocak 2019 tarihli yazıyla, Mahkemeyi, Hükümetin sunduğu deklarasyon metninde verilen taahhütleri kabul ettiğine dair bilgilendirmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 VE 5. MADDELERİ
7. Başvuran, temyiz mahkemesinin kendisine veya avukatına bildirilmemiş olan Cumhuriyet Savcısı’nın mütalaasına dayanarak itirazını reddetmesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 4. maddesi uyarınca, tutukluluğun hukuka uygun olmadığı hususunda etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi nedeniyle tazminat hakkının verilmediğini iddia etmiştir.
8. Mahkeme, başvuranın açık bir şekilde Hükümet tarafından sunulan deklarasyonda belirtilen şartları kabul etmesinin ardından, davanın taraflar arasında varılan dostane çözüm olarak değerlendirilmesi gerektiği kanısındadır.
9. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesi kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak, taraflar arasında ulaşılan dostane çözümü dikkate almaktadır. Mahkeme, çözümün temelinde, Sözleşme ve Protokolleri kapsamında tanımlanan insan haklarına saygı ilkesinin yer aldığı ve başvurunun incelenmeye devam edilmesini haklı kılacak herhangi bir neden bulunmadığı kanısındadır.
10. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, yukarıdaki şikâyetlerle ilgili olduğu kadarıyla, başvurunun kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.
II. DİĞER ŞİKÂYETLER
A. Başvuranın gözaltı süresiyle ilgili şikâyetleri
11. Başvuran, gözaltı süresi hakkında Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur.
12. Somut davada, başvuran 16 Mart 2007 tarihinde gözaltına alınmış ve gözaltı süresi 20 Mart 2009 tarihinde tutukluluğu ile birlikte sona ermiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın dört gün boyunca gözaltında kaldığını gözlemlemektedir.
13. Mahkeme, başvuranın gözaltında tutulduğu süre içinde polis ve Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alınmış olduğunu not etmektedir. Ek olarak, başvuran, yasa dışı uyuşturucu kaçakçılığı ve bir suç örgütüne üye olmakla suçlanan şüphelileri de içeren bir soruşturma bağlamında yakalanmıştır. Bu bağlamda, başvuranın yakalanma sebepleri düşünüldüğünde, Mahkeme, başvuranın dört günlük gözaltı süresinin makul olmadığının düşünülemeyeceğine karar vermiştir.
14. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesine uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.
B. Başvuranın tutuklu yargılanma süresiyle ilgili şikâyetleri
15. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutukluluk süresinin makul olmayan derecede uzun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, tutukluluğunun uzatılmasını haklı gerekçelere dayandıran geçerli ve yeterli sebepler bulunmaksızın, tutukluluğunun uzatıldığını iddia etmiştir.
16. Hükümet, başvuranın 23 Eylül 2012 tarihinde hala tutukluluk halinde olması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ve Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş olması gerektiğini belirtmiştir.
17. Anayasa Mahkemesi’ne verilmiş yeni hukuk yolunun temel özellikleri incelendiğinde, 23 Eylül 2012’den sonra kesinleşen tüm kararlar kapsamında, Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Mahkeme’ye Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklere ilişkin ihlallerin ilke olarak doğrudan ve hızlıca giderilmesine imkân tanıyan yetkilerle donattığını ve somut davada da bu hukuk yolunun kullanılması gerektiğine karar vermiştir (bk. Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
18. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve verilen karalarda belirli olduğu üzere, ihlalin bireysel başvuru hakkı verilmeden önce başlamış ve bu tarihten sonra devam etmiş olması durumunda Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisinin (ratione temporis) uzatıldığını kaydetmektedir.
19. Somut davada, başvuranın tutuklu yargılanması 16 Mart 2009 tarihinde başlamış ve mahkûmiyet kararının verildiği 29 Ocak 2013 tarihinde sona ermiştir. Bu bağlamda, başvuranın tutukluluğu, 23 Eylül 2012 tarihinden önceki süre de dâhil olmak üzere, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamına girmiştir (bk. Koçintar/Türkiye (k.k.), no 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014 ve Levent Bektaş/Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
20. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümet’in ilk itirazını dikkate alarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
C. Başvuranın tutukluluğuna itirazlarını inceleyen temyiz mahkemesi huzuruna çıkamaması hakkında
21. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4. maddesine dayanarak, tutukluluğunun incelendiği sırada mahkeme huzuruna çıkamadığından şikâyetçi olmuştur.
22. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
23. Somut davada başvuran, 20 Mart 2009 tarihinde tutuklanmıştır. Akabinde başvuran, söz konusu karara itiraz etmiştir.
24. Mahkeme, başvuranın itirazının 30 Mart 2009 tarihinde, bir sözlü duruşma yapılmaksızın, itiraz mahkemesi tarafından reddedildiğini kaydetmektedir. Buna rağmen, başvuran, itirazı incelenmeden 10 gün önce, yargılamayı yürüten mahkeme huzuruna çıkmıştır. Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşme’nin 5, § 4. maddesi amaçları doğrultusunda ilave bir sözlü duruşmanın gerekli olduğunu düşünmemektedir (bk. Çelik/Türkiye, no. 6670/10, § 18, 17 Mart 2015).
25. Mahkeme, şikâyetin bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
D. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması hakkında
26. Başvuran, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı, tutukluluğuna sebep olan delillere itiraz edemediği konusunda şikâyette bulunmuştur.
27. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
28. Mahkeme, yakalanan ya da tutuklanan kişilerin, Sözleşme bakımından “hukuka uygunluk” koşulunun sağlanması için elzem olan usul ve esas koşulları çerçevesinde, özgürlüklerinden yoksunluk hâllerinin yeniden incelenmesi hakkına sahip olduğu kanaatindedir. Tutukluluğa karşı yapılmış bir itiraz başvurusunu inceleyen mahkeme, adli prosedürün güvencesini sağlamalıdır. Yargılamalar çekişmeli ve her zaman taraflar arasında, savcı ve gözaltına alınmış kişi arasında, silahların eşitliği ilkesinin sağlamış olması gerekmektedir (bk. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012).
29. Somut davada, Mahkeme, 3 Kasım 2008 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkiminin, soruşturmanın daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar verdiğini kaydetmektedir. Ancak, 18 ve 20 Mart 2009 tarihlerinde, başvuranın avukatı nezaretinde öncelikle polis tarafından, sonrasında ise Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hâkim tarafından ifadesi alınmıştır. Başvuran, şüphelisi olduğu suçlamalardan haberdar edilmiştir. Başvuran ayrıntılı ifadeler vermiştir ve yasa dışı uyuşturucu kaçakçılığıyla bir bağlantısı olmadığını iddia etmiştir.
30. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvuran ve avukatının soruşturma dosyasının içeriğiyle ilgili yeterli bilgiye sahip oldukları ve tutukluluk kararına itiraz etme imkânına sahip oldukları kanaatindedir (bk. yukarıda anılan, Ceviz, §§ 41-44; Karaosmanoğlu ve Özden, no. 4807/08, § 74, 17 Haziran 2014; ve Ayboğa ve Diğerleri/Türkiye, no. 35302/08, § 17, 21 Haziran 2016).
31. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
E. Yargılamaların uzunluğuyla ilgili şikâyetler
32. Başvuran, hakkındaki yargılamaların uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
33. Hükümet, yargılamaların uzunluğuyla ilgili başvuruların incelenmesi için 6384 sayılı Kanun uyarınca yeni Tazminat Komisyonu’nun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonu’na başvurması gerektiği için başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
34. Mahkeme, Hükümet tarafından da ortaya konulduğu üzere, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) başvurusunda pilot karar usulünün uygulanmasını müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Ardından, Mahkeme, yukarıda anılan Turgut ve diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında vermiş olduğu kararda, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
35. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasında vermiş olduğu kararda, yine de, önceden olağan prosedür uyarınca, Hükümete bildirilmiş olan bu türden başvuruları yine de inceleyebileceğini vurguladığını kaydetmektedir.
36. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, (yukarıda anılan) Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
37. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
F. Sözleşme’nin 13. maddesi
38. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, iç hukukta kendisine karşı açılan davaların uzunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyetçi olmuştur.
39. Mahkeme, 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonu’nun, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi amaçları doğrultusunda yargılamaların uzunluğu hakkında şikâyette bulunmak için Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında başvurana bir hukuk yolu sunduğunu hatırlatır (bk. yukarıda anılan, Turgut ve Diğerleri, §§ 59-60).
40. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlere ilişkin olarak başvurunun, Sözleşme’nin 39. maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 23 Mayıs 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy