AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 62114/11
Özkan GERÇEK ve Ömer ADIGÜZEL / TÜRKİYE
6 Temmuz 2021 Salı tarihinde,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), 30 Temmuz 2011 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar Özkan Gerçek ve Ömer Adıgüzel, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1981 ve 1988 doğumludurlar ve sırasıyla İstanbul ve Ankara’da ikâmet etmektedirler. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Ö. Gümüştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Başvuranların yakalanması3. Mevcut dava çerçevesinde düzenlenen tutanağa göre, başvuranlar ile polisler arasında 8 Kasım 2009 tarihinde bir çatışma meydana gelmiştir.
4. Dosyadaki unsurlara göre, olaylar aşağıdaki şekilde gelişmektedir. Üç polisten oluşan bir ekip, on iki yirmi sularında, kamuoyuna açık bir parkta sırt çantası ve plastik poşet taşıyan iki şüpheliyi fark etmiş ve kendilerinden kimlik belgelerini vermelerini istemiştir. Bu iki kişi tarafından verilen kimlik belgelerinin incelenmesi amacıyla, polislerden biri polis telsiz istasyonuyla iletişim halindeyken, diğer iki polis memurlarından biri başvuranların sırt çantalarını açmalarını istemiştir. Başvuranlardan biri, bu durumu silahını çıkarmaya fırsat bilmiş ve polis memurlarına ateş açmıştır. Bir polis yaralanmış ve diğer polisler misilleme yaparak kaçan başvuranları yaralamıştır. Mevcut durumda, olay yerine gelen diğer bir polis ekibi, başvuranları aramak için çevredeki sokaklara bakmaktaydı. Yoldan geçen bir kişi devriye gezen polislere, iki kişinin kendisini bıçakla tehdit ettiğini ve aracını çaldığını belirtmiştir. Polis ekibi, kısa bir süre sonra, aracı durdurmayı başarmış ve başvuranları teslim olmaya çağırmıştır. Başvuranlar kaçmayı başarmış ancak kovalamacanın sonunda polisler tarafından yakalanmışlardır. Başvuranlar yakalamalarından sonra, karakola götürülmüş ve ambülans ile Esenyurt Devlet Hastanesine (“Hastane”) sevk edilmişlerdir.
5. Tutanaktan, başvuranların sahte kimlik belgelerine sahip oldukları ve çantalarında üç şarjörlü bir ateşli silah ve çok sayıda mermi bulunduğu anlaşılmaktadır.
6. Çatışma günü saat 13.00 ve 13.40 saatlerinde düzenlenen sağlık raporlarına göre, başvuranlardan biri sol humerus bölgesinden yaralanmaktaydı. İlk sağlık muayenesi sırasında gerçek kimlikleri bilinmeyen başvuranlar, muayenede bilinçleri açık ve hiçbir kötü muameleden şikâyet etmemekteydiler. Bir doktor, başvuranların özel bir servise sevk edilmelerini önermiştir. Başvuranlar, 8-11 Kasım 2009 tarihlerine kadar hastanede kalmışlardır.
7. Güvenlik biriminde görevli polisler, 11 Kasım 2009 tarihinde, ilgililerin ifadelerini almak için hastaneye gitmişlerdir. İlgililer, susma haklarını kullanmaya karar vermişlerdir.
8. İstanbul Adli Tıp Kurumu nezdinde adli tabip, 12 Kasım 2009 tarihinde, başvuranları muayene etmiş ve iki sağlık raporu sunmuştur. Başvuran Özkan Gerçek hakkında düzenlenen raporda, ilgilinin sağ dirseğinde ve sağ kolunda ateşli silahtan gelen iki mermi giriş ve çıkış deliğinin bulunduğu, sağ femurun distalinde iki ateşli silah mermi giriş ve çıkış deliğinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Ömer Adıgüzel hakkında düzenlenen raporda, ilgilinin sol kolunda mermi giriş ve sol kolun arka kısmında mermi çıkış deliğinin bulunduğu belirtilmekteydi. Raporlarda, başvuranların savcılığa ve cezaevine sevk edilmeleriyle ilgili olarak, hiçbir engelli bir durum bulunmadığı belirtilmiştir.
9. Yukarıda belirtilen sağlık muayenesinin ardından, yine 12 Kasım 2009 tarihinde, başvuranlar Marksist-Leninist (Marksist-Leninist Komunist Parti) silahlı bir terör örgütüne üye olma ve görevlerini yerine getirirken öldürmeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul Cumhuriyet Savcısının huzuruna çıkarılmışlardır. İlgililer yine, cumhuriyet savcısı önünde de, susma haklarını kullanmayı tercih etmişlerdir.
10. İlgililer, aynı gün, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi huzuruna çıkarılmış ve susma haklarını kullanmışlardır. İlgililer bununla birlikte, hastanede tedavi görmeyi devam etmelerini engelleyen adliyeye sevk edilmelerine itiraz etmişlerdir.
11. Hâkim, başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir. İlgililer, Metris Cezaevine sevk edilmişlerdir. İlgililer, cezaevinin doktoru tarafından yapılan bir sağlık muayenesinden geçmişler ve kendileri yapılan alçılar nedeniyle, hareket etmekte zorlanmalarından şikâyet etmektedirler.
Polisler hakkındaki disiplin soruşturması ve kötü muamele nedeniyle suçlanmaları12. İstanbul Valiliği, 10 Aralık 2009 tarihinde, başvuranların yaralarından sorumlu olan polis memurları hakkında bir disiplin soruşturması açılmasını talep etmiştir.
13. Bu polis memurları hakkında görevi kötüye kullanma suçundan başlatılan disiplin soruşturmasından sorumlu olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yardımcısı, 24 Aralık 2009 tarihinde, olayların disiplin soruşturmasına tabi olmadığı gerekçesiyle, disiplin soruşturması açılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Söz konusu kararda; polislerin başvuranların üst aramasını yapmak isterken, kimlik kontrolü sırasında, ilgililerden biri aniden ateş açmış ve U.E isimli Polisi vurmuştur; Polis K.T. Ateşli silahını kullanarak misilleme yapmış ve aynı esnada diğer başvuran ise çantasında bir tüfek çıkarmış, Polis Y.B. ilgilinin bileğinden yakalayarak, ateş etmesini engellemiş; yaralara rağmen, başvuranlar az bir süre sonra kaçmayı başarmış ve diğer iki polis bölgenin bir sokağında ilgilileri yakalamayı başardıkları belirtilmiştir.
14. Başvuranlar, 10 Mayıs 2010, yaralarından sorumlu oldukları kanaatine vardıkları polisler hakkında şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar şikâyetlerinde, ilgililerin aşırı olarak nitelendirdikleri ölümcül güç kullanmalarından iddia etmişlerdir.
15. Küçükçekmece Savcılığı, 24 Haziran ve 1 Temmuz 2010 tarihlerinde, iki defa istinabe yoluyla Kandıra Savcılığından başvuranların dinlenmesini talep etmiştir. İlgililer, Savcılık önünde yapılan iki sorgu sırasında, Baro tarafından resen kendilerine atanan avukat yardımını reddetmişler ve kendi avukatlarının huzurunda ifade vermek istediklerini belirtmişlerdir.
16. Küçükçekmece Savcısı, 3 Ekim 2010 tarihinde, tamamen polisler hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının belgelerine ve başvuranlar hakkında açılan ceza davasının dosyasına dayanarak, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
17. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2011 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair bu karar hakkında başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
Olayların nitelendirilmesi amacıyla polis soruşturması ve başvuranların ceza davası18. Başvuranlar ve polis arasındaki çatışma günü, 8 Kasım 2009 tarihinde, emniyetteki bilirkişiler olay yerine gitmiş, delilleri toplamış ve ikâmet edenlerin tanık ifadelerini almışlardır. Bilirkişiler ayrıca, olay yerinde toplanılan delil unsurlarını belirleyen krokileri çizmişlerdir. Karşılıklı silahlı çatışmalarının ardından olay yerinde bulunan ateşli silahlar ve kovanlar üzerinde balistik incelemeler yapılmıştır. Bilirkişiler ayrıca, başvuranların ellerinden örnekler almışlardır.
19. İlk görgü tanığı T.T, aynı gün saat 17.00’da, polis tarafından dinlenmiştir. İlgilinin ifadesi şu şekildedir:
“Öğlen sularında, evimden çıkıyordum [ve] önümde, 6-7 metre mesafede iki polis iki kişiden kimliklerini istiyordu. Birden, polis memurlarından biri ve ilgili kişilerdir çanta nedeniyle biri tartışmaya başladı ve bağırarak yere düştüler: “Yapma, bırak onu. “Diğer kişinin elinde silah gördüm, kimin vurduğunu görmedim ama ateş sesi duydum. Üç yaşındaki kızımla evin bahçesine saklandım. Sonra, bakmak için kalktım ve iki kişinin koşarak gittiğini gördüm. İki polis onları takip etti ama paralel sokaklarda kayboldular. Yerdeki polise yaklaştım, kalçasından yaralıydı. Sokakta [bulunan] diğer bir kişi de ilgilinin yanına geldi. “
İkinci bir görgü tanığı S.Y., başvuran Özkan Gerçek’in bir polisi ateş ettiğini gördüğünü polislere belirtmiştir.
20. Soruşturma esnasında, olay sırasında cezaevinde olan MLKP militanı tarafından kiralanan polis olay yerine yakın bir evin bulunduğunu tespit etmiş ve bu dairede başvuranlara ait olan eşyalara el konulmuştur. Dosyada bulunun deliller arasında ayrıca, olay yerinin çevresindeki tacirlere yapılan aramalara ilişkin tutanaklar bulunmaktaydı.
21. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 2 Nisan 2010 tarihinde, özellikle Türk Ceza Kanunu’nun 314. ve 51. maddelerine ve Terörle Mücadeleye ilişkin 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesine dayanarak, başvuranların ve suç ortaklarının yasa dışı bir örgüte üye olma, yürürlükte olan anayasal düzeni yıkmak ve marksizm-lenizm ilkelerine dayalı bir devletin geçmesi amacıyla silahlı eylemlere katılma, emre itaat etmeme, devlet memurunu öldürmeye teşebbüs, araç hırsızlığına teşebbüs ve ateşli silahla başkasının mülküne zarar verme suçlarından cezalandırılmasını talep etmiştir.
22. Başvuranların ve suç ortaklarının davası, 21 Temmuz 2010 tarihinde ağır ceza mahkemesi önünde başlamıştır. İlgililer, aynı gün, sözlü ve yazılı olarak savunmalarını yapmışlardır. Başvuranlar, olaylara ilişkin görgü tanıkları tarafından yapılan açıklamalara itiraz etmişlerdir. Başvuran Özkan Gerçek, polislerin kendilerinden kimlik belgelerini istediklerini, bilgisayar kontrolünün ardından bu kimliklerin sahte olduklarını anladıklarını ve başvuran Ömer Adıgüzel’e ateş ettiklerini iddia etmektedir. Başvuran Özkan Gerçek, polisleri uzaklaştırmak için bizzat kendisinin havaya ateş ettiğini, hiçbir polis memurunu yaralamadığını ve olay yerinden uzaklaşırken bacağından ve dirseğinden yaralandığını eklemiştir. Başvuran Özkan Gerçek, başvuran Ömer Adıgüzel’in ve kendisinin çok kan kaybettiğini ve polislerin her şeye rağmen, kendilerini hastaneye sevk etmeden önce karakola götürdüklerini belirtmiştir.
Başvuran Ömer Adıgüzel, bilirkişi raporlarına ve olay yerlerinde toplanan maddi delillere itiraz etmiştir. Başvuran Ömer Adıgüzel, polislerin kimlik belgelerini kontrol etmek için kendilerini durdurduklarını ve kendilerini öldürmek için polislerin ateş ettiklerini belirtmiştir. Başvuran Ömer Adıgüzel, başvuran Özkan Gerçek’in ve kendisinin kaçmaya çalıştıklarını ancak yaralı olduklarını ve dolayısıyla yakalandıklarını belirtmiştir. İki başvuran, tutuklanmadan önce gözaltındayken polisler tarafından ve ayrıntı vermeksizin sağlık personeli tarafından kötü muamelelere maruz kalmaktan şikâyet etmişlerdir.
23. Olayın bütün görgü tanıkları, duruşmalar sırasında hâkimler tarafından yeniden dinlenmişlerdir. Olay yerinde bulunan mermilere ilişkin balistik bilirkişi raporları, başvuranların dairesinde yapılan aramada ele geçirilen nesneler ve çalıntı araçta başvuranların kıyafetleri üzerinde yapılan analizler dosyaya eklenmiştir. Polisin bedenin çıkarılan mermi üzerinde 3 Eylül 2021 tarihinde gerçekleştirilen bilirkişi incelemesinde, açılan ateşin 40-100 cm’lik bir mesafeden başvuran Özkan Gerçek’e ait bir silahtan çıktığının tespit edilmesine imkân vermiştir.
24. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Ekim 2013 tarihli bir kararla, başvuranları kendilerine atfedilen suçlardan suçlu bulmuş ve on sekiz yıl hapis ve para cezasına mahkûm edilmelerine karar vermiştir. Bu mahkûmiyet kararı, 22 Eylül 2014 tarihinde kesinleşmiştir. İlgililer, Kandıra Cezaevinde cezalarını çekmektedirler.
Başvuranların sağılığına ilişkin belgeler25. Başvuranların temsilcisi, 16 Kasım 2009 tarihinde, Adalet Bakanlığından müvekkillerinin hastanenin aciline sevk edilmelerini talep etmiştir.
26. Adalet Bakanlığı nezdinde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, 23 Kasım ve 4 Aralık 2009 tarihlerinde, şu şekilde yanıt vermiştir:
“İlgililer, 13 Kasım 2009 tarihinde, Bayrampaşa Devlet Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edilmişlerdir. İlgililer muayene edildikten sonra, 16 Kasım 2009 tarihinde, ilgililerin Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edilmelerine karar verilmiştir. İlgililer, 18 Kasım 2009 tarihinde, bu açıklama yapıldıktan sonra, kaldıkları bu Polikliğine yatırılmışlardır. İlgililere yapılan tedaviye ilişkin hiçbir eksiklik tespit edilmemiştir. “
27. Başvuranların temsilcisi, farklı tarihlerde, ilgililerin tıbbi bakımının sağlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonu ve dernekler nezdinde şikâyette bulunmuştur.
28. Adalet Bakanlığı nezdinde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, 24 Şubat 2010 tarihinde, şu açıklamalarda bulunmuştur:
“(...) İlgililer, cezaevi doktoru tarafından yapılan bir sağlık muayenesinden geçmiş ve Bayrampaşa Devlet Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edilmişlerdir. İlgililer, 18 Kasım 2009 tarihinde, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi Polikliniğine yatırılmışlardır. Ömer Adıgüzel, [25 ve 26 Kasım 2009 tarihlerinde ve Özkan Gerçek 25 Kasım 2009 tarihinde] ameliyat edilmişlerdir. Tutuklular, 23 Aralık 2009 tarihinde, cezaevine sevk edilmişlerdir. Sağlık raporlarının incelenmesinden, iyileşme için gereken tedavilere ilişkin olarak hiçbir ihmalin bulunmadığı anlaşılmaktadır. “
29. Okmeydanı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı bir doktor, 14 Nisan 2010 tarihinde, başvuran Ömer Adıgüzel’e uygulanan tedavilerin aşamalarına ilişkin ayrıntılı bir rapor düzenlemiştir. Bu rapora göre, başvuran Ömer Adıgüzel sol humerus kırığından muzdaripti ve 26 Kasım 2009 tarihinde ikinci bir ameliyat gerektiren postoperatif radyal sinir defisiti bulunmaktaydı. İlgilinin, fizyoterapi tedavilerine rağmen, raidal sinir defisiti tedavi edilememiştir. Hasta, 5 Nisan 2010 tarihinde, plastik cerrahiye sevk edilmiş, 9 Nisan 2010 tarihinde ameliyat edilmiş ve dış fiksatör çıkarılmıştır. Ameliyatı takip eden bir ay boyunca, psikoterapi tedaviler uygulanmıştır. Kocaeil Üniversitesi Devlet Hastanesi başvuran Ömer Adıgüzel’e radyal sinir felci teşhisi koymuştur.
30. Dosyada, ortopedik, dermatolojik ve oftalmolojik tedaviler için başvuranların tutuklu bulundukları tarihten itibaren 2015 yılana kadar ilgililerin birçok defa hastaneye yatırıldıkları belirtilmektedir.
ŞİKÂYETLER
31. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek, polislerin kendi hayatlarını tehlikeye atacak şekilde yaraladıklarını ve yetkililerin bu bağlamda uygun ve etkin bir soruşturma yürütmediklerini iddia etmektedirler.
32. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesi açısından, silahla yaralanmalarına ilişkin tedavi için gerektiren tedavilerin kendilerine uygulanmadığından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, gözaltına alınmaları sırasında maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muamelelerden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar sonuç olarak, hastanede ve cezaevindeki koşullardan şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında33. Başvuranlar, polislerin kendilerine aşırı ateş gücü kullandıklarını ve yetkililerin bu davada uygun ve etkin bir soruşturma yürütmediklerini iddia etmektedirler.
34. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
I. Sözleşme’nin 2. Maddesinin Uygulanabilirliği Hakkında35. Mahkeme, öncelikle Sözleşme’nin 2. maddesinin uygulanabilirliğiyle ilgili olarak, başvuranların vuruldukları ve yaralarından kurtuldukları durumlarda, Sözleşme’nin 2. maddesi açısından daha önce incelediğini hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok kararlar arasında, Evrim Öktem/Türkiye, No. 9207/03, §§ 42-43, 4 Kasım 2008, Peker/Türkiye (No. 2), No. 42136/06, §§ 41-42, 12 Nisan 2011, Trévalec/Belçika, No. 30812/07, § 60-61, 14 Haziran 2011).
36. Mahkemeye sunulan unsurlardan, başvuranların yaralarının, polislerin kendilerini yakalamak amacıyla, silah kullanmaları sonucunda meydana geldiği anlaşılmaktadır. Burada, ölümcül veya potansiyel ölümcül güce başvurulduğu, Sözleşme’nin 2. maddesinin ikinci fikrasında belirtilen bir durum söz konusudur (bk. Camekan/Türkiye , No. 54241/08, § 38, 28 Ocak 2014).
37. Mahkeme sonuç olarak, Sözleşme’nin 2. maddesinin mevcut davaya uygulanabileceği sonucuna varmıştır.
Sözleşme’nin 2. Maddesinin Esas Yönü Hakkındaa) Genel İlkeler
38. Mahkeme, Giuliani ve Gaggio/İtalya ([BD], No. 23458/02, §§ 174-182, AİHM 2011 (alıntılar)) kararında ileri sürüldüğü şekliyle, bu konuya ilişkin uygulanabilir genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
39. Sözleşme’nin 2. maddesinin metni, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu maddenin yalnızca ölümün kasıtlı olarak meydana geldiği durumları kapsamadığını göstermektedir. Söz konusu metin ayrıca, kasıtsız olarak ölüme yol açabilecek “güç kullanımının” mümkün olduğu durumları içermektedir. Bununla birlikte, güç kullanımının, Sözleşme’nin 2. maddesinin 2. fıkrasının (a) ila (c) bentlerinde belirtilen amaçlardan birine ulaşmak için “mutlak surette gerekli” hale gelmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Trévalec kararı, § 72). Sonuç olarak, kullanılan güç, yukarıda belirtilen meşru amaçlarla kesinlikle orantılı olmalıdır (Semache/Fransa, No. 36083/16, § 66, 21 Haziran 2018).
40. Mahkeme, fiili unsurların değerlendirilmesinde, “her türlü makul şüphenin ötesinde” ispat ilkesine katılmakta, ancak bu türden bir delilin yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu birtakım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebileceğini eklemektedir; ayrıca, delillerin araştırılması sırasında tarafların davranışı dikkate alınabilmektedir (bk., diğer birçok karar arasında, yukarıda anılan Giuliani ve Gaggio kararı, § 181).
Genel İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması41. Mahkeme, olay ve olgulara taraflar arasında itiraz edildiğini gözlemlemektedir. Hükümet, başvuranların rutin kimlik kontrolü sırasında polislerin üzerine ilk ateş eden kişiler olduklarını ve polislerden birini yaraladıklarını, dolayısıyla, polislerin kendilerini savunmak için karşılık vermek zorunda kaldıklarını ve bu nedenle, yasal hükümler kapsamında kaldıklarını ileri sürmektedir. Hükümet, Mahkemeden, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmasını talep etmektedir.
42. Bu nedenle, Mahkeme, yukarıda belirtilen amaçlara ulaşmak için kullanılan gücün mutlak surette gerekli olup olmadığını, özellikle polislerin karşılaştıkları durum dikkate alındığında, kesinlikle orantılı bir niteliğe sahip olup olmadığını incelemeye davet edilmektedir.
43. Dolayısıyla, söz konusu gücün mutlak surette gerekli olanın ötesine geçmediğini ve özellikle Sözleşme’nin 2. maddesinin 2. fıkrasıyla imkân verilen amaçlardan herhangi biriyle kesinlikle orantılı olduğunu tespit etme görevi, davalı Hükümete aittir (bk., Mansuroğlu/Türkiye, No. 43443/98, § 81, 26 Şubat 2008).
43. Mahkeme aynı zamanda, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, olay ve olguların tespit edilmesi söz konusu olduğunda, kendi incelemesine sunulan dava koşulları bu durumu kaçınılmaz kılmadığı sürece, haklı nedenler olmaksızın, ilk derece mahkemesi hâkiminin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmasının yararlı olacağı kanısına varmaktadır (bk., Ataykaya/Türkiye, No. 50275/08, § 47, 22 Temmuz 2014). Mahkeme, iç hukukta yargılamalar yürütülürken, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, topladıkları delillere dayanarak olayları tespit etmekle yükümlü olan ulusal mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir. Her ne kadar ulusal mahkemelerin tespitleri, elindeki unsurların tamamı ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta özgür olan Mahkemeyi bağlamasa da, Mahkeme, genel olarak, yalnızca bu yönde ikna edici verilere sahip olması durumunda, ulusal hâkimler tarafından varılan fiili tespitlerden uzaklaşacaktır (bk., Chebab/Fransa, No. 542/13, § 73, 23 Mayıs 2019, ve yukarıda anılan Giuliani ve Gaggio kararı, § 180).
44. Mahkeme, somut olayda, 4 Ekim 2013 tarihli kararında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin olay sırasında, ilk ateşin görevlerini yerine getirmek için olay yerinde bulunan polislere doğru başvuranlar tarafından açıldığını ve dolayısıyla, polis memurları tarafından ateşli silah kullanımının ulusal hukuk bakımından yasaya uygun olduğunu tespit ettiğini saptamaktadır. Mahkeme, bu sonuca varmak için, Ağır Ceza Mahkemesinin, özellikle olay yeri krokilerine, dosyaya eklenen tutanaklara, duruşmalar sırasında sanıklar ve mağdurlar tarafından verilen ifadelere, görgü tanıklarının ifadelerine ve atış mesafelerini tespit eden, kullanılan silahlara ilişkin bilirkişi raporlarına dayandığını tespit etmektedir (bk., aynı yönde, Camekan/Türkiye, No. 54241/08, § 47, 28 Ocak 2014, ve Perk ve diğerleri/Türkiye, No. 50739/99, § 72, 28 Mart 2006).
45. Başvuranlar, yargılanmaları sırasında, kendilerine doğru ilk ateş eden kişilerin polisler olduğunu ileri sürseler bile, olay sırasında ateşli silahlara sahip olduklarına hiçbir zaman itiraz etmemişlerdir. Başvuran Özkan Gerçek, polisleri uzaklaştırmak için havaya ateş ettiğini belirtmiştir. Ancak, 4 Ekim 2013 tarihli kararın gerekçelerinde atıfta bulunulan balistik rapordan, yaralı polis memuru U.F.den çıkarılan merminin bu başvuran tarafından tutulan kısa namlulu silahtan geldiği anlaşılmaktadır (yukarıda 26. paragraf). Dolayısıyla, Ağır Ceza Mahkemesi, bilirkişi incelemelerini dikkate alarak, başvuran Özkan Gerçek’in iddiasını kabul etmemiştir.
46. Başvuranların ifadeleri dışında, dosyada, olaya ilişkin tutanakta belirtilen olaylar hakkında şüphe oluşturan herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Görgü tanıklarının ifadelerinden, başvuranların kimlik kontrolü sırasında silahlarını çıkardıkları anlaşılmaktadır (yukarıda 22. paragraf). Silahlı kişilerin karşısında bulunmayı beklemeyen polisler, kaçan başvuranları yakalamak için karşılık verdiklerine itiraz etmemişlerdir. Söz konusu durum, aciliyeti gerektirmiştir ve polis memurları ivedilikle hareket etmek zorunda kalmışlardır.
47. Mahkeme ardından, yaralanmalarına rağmen, başvuranların polislerden kaçabildiklerini, arabasını almak için bir sürücüye saldırabildiklerini ve sonunda takviye gelen bir başka polis ekibi tarafından yakalanabildiklerini tespit etmektedir. Bu tespit, Mahkemenin polisler tarafından açılan ateşin meşru müdafaa kapsamında gerekli olanın ötesine geçmediği sonucuna varmasını sağlamıştır.
48. Bununla birlikte, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin çeşitli tanıkları ve başvuranları dinlediğini ve sırasıyla ilgililerin ifadelerinin güvenilirlik derecesini değerlendirebildiğini gözlemlemektedir. Dahası, Mahkeme önünde, ilgililer, bu mahkemenin tespitlerini sorgulayacak ve kendi iddialarını destekleyecek nitelikte herhangi bir unsur sunmamışlardır.
49. Dolayısıyla Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin hâkimleri tarafından yapılan fiili tespitlerden uzaklaşmasını sağlayacak nitelikte herhangi bir ikna edici veriye sahip olmadığı kanısına varmaktadır (bk., aynı yönde, yukarıda anılan Camekan kararı, § 49, ve bu kararda yapılan atıflar).
50. Mahkeme dolayısıyla, her ne kadar üzücü olsa da, bu koşullarda ölümcül güç kullanımının “şiddete karşı herhangi bir kişiyi savunmak” ve özellikle “hukuka uygun bir yakalama gerçekleştirmek” için “mutlak surette gerekli” olanı aşmadığı kanısına varmaktadır. Üstelik somut olayda, gereksiz yere aşırı güç kullanıldığı, her türlü makul şüphenin ötesinde tespit edilmemiştir.
51. Bu nedenle, sonuç olarak, bu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Sözleşme’nin 2. Maddesinin Usul Yönü Hakkındaa) Genel İlkeler
52. Mahkeme, Armani Da Silva/Birleşik Krallık ([BD], No. 5878/08, §§ 229-239, 30 Mart 2016), ve Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015) kararlarında ileri sürüldüğü şekliyle, uygulanabilir genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
53. Öte yandan, Mahkeme, esas yükümlülüğüne saygıyla ilgili sorundan ayrı olarak Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan usul yükümlülüklerine ilişkin sorunu yine incelemesi ve gerektiği takdirde, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ayrı olarak ihlal edildiğini tespit etmesi hususuna önem atfetmektedir (Šilih/Slovenya [BD], No. 71463/01, § 158, 9 Nisan 2009). Mahkemenin esas yönüne ilişkin vardığı sonuç, şikâyetin esası hakkında etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Mehmet Yaman/Türkiye, No. 36812/07, § 65, 24 Şubat 2015).
54. Bu ifadenin Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında anlaşılması gerektiği anlamda “etkin” olarak nitelendirilebilmesi için, soruşturmanın öncelikle “yeterli” olması gerekmektedir. Makamların, diğerlerinin yanı sıra, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişi incelemeleri ve gerektiği takdirde, yaralanmalara ilişkin eksiksiz ve kesin bir rapor sunacak nitelikte bir otopsi ve özellikle ölüm nedenine ilişkin klinik tespitlerin objektif bir analizi de dâhil olmak üzere, söz konusu olaylara ilişkin delilleri elde etmek için sahip oldukları makul tedbirleri almaları gerekmektedir. Dahası, Devlet görevlilerinin güç kullanmaları halinde, soruşturma aynı zamanda etkin olmalıdır ve bu anlamda, güç kullanımının söz konusu koşullarda haklı gösterilip gösterilmediğinin belirlenmesini sağlamalıdır (yukarıda anılan Armani Da Silva kararı, § 233).
b) Genel İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
55. Hükümet, soruşturmanın yürütülme şeklinin yukarıda belirtilen içtihadi kriterler bakımından uygun olduğunu ileri sürmektedir.
56. Başvuranlar, ön soruşturmada herhangi bir eksikliğe ilişkin özel bir suçlamada bulunmamaktadırlar.
57. Hangi türden bir soruşturmanın Sözleşme’nin 2. maddesiyle izlenen amaçlara ulaşmaya imkân verecek nitelikte olduğunun tespit edilmesi söz konusu olduğunda, bu durum, koşullara göre değişebilmektedir. Soruşturmaya ilişkin özel şartlar ne olursa olsun, makamlar kendilerine başvurulduğunda resen hareket etmelidirler (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 55721/07, § 165, AİHM 2011).
58. Bu konuda, başvuranların aşırı olarak nitelendirdikleri ölümcül güce başvurulması nedeniyle polisler hakkında dile getirdikleri şikâyete ilişkin olarak, Mahkeme, ilgililerin istinabe yoluyla ifadelerinin dinlenmesi sırasında resen görevlendirilen bir avukatın huzurunda ifade vermeyi reddettiklerini tespit etmektedir. Kendi avukatlarının yokluğunda iddialarını sunmayı reddetmeleri nedeniyle (yukarıda 18. paragraf), başvuranlar şüphesiz, dosyadaki unsurlara dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar veren, şikâyetlerini sundukları Cumhuriyet Savcılığı tarafından dinlenememişlerdir. Başvuranlar, davaları açılıncaya kadar susma haklarını ileri sürmüşlerdir.
59. Mahkeme, Cumhuriyet Savcılığının başvuranların iddialarını destekleyen herhangi bir maddi delilin bulunmadığı gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar verdiğini gözlemlemektedir (bk., yukarıda 19. paragraf). Bu nedenle, Mahkeme, dosyanın olay ve olguların tespit edilmesini sağlayan bütün unsurları içerdiğini ve Cumhuriyet Savcılığının ceza yargılaması sırasında elde edilen unsurlara dayandığını tespit etmektedir.
60. Mahkeme yine, olay ve olguların Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ceza yargılaması sırasında incelendiğini, başvuranların ifadelerinin dinlendiğini ve ilgililerin önce polislerin ateş ettikleri yönündeki iddialarının itiraz edilemez delillere dayanılarak reddedildiğini saptamaktadır (yukarıda 25-28. paragraflar).
61. Sonuç olarak, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin başvuranların ifadelerinin güvenilirlik derecesini değerlendirmek için daha iyi bir konumda bulunduğu kanısına varmaktadır. Öte yandan, başvuranlar, bu tespitleri sorgulayacak nitelikte başka herhangi bir unsur sunmamışlardır.
62. Sonuç olarak, makamlar, başvuranların iddialarına ışık tutmak için kendilerinden makul olarak beklenebilecek bütün tedbirleri almışlardır. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Sözleşme’nin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında63. Başvuranlar, mermiyle yaralanmalarına ilişkin tedavi için gerekli olduğu kanısına vardıkları bakım ve tedavilerin uygulanmasında Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, şikâyetlerini desteklemeksizin, gözaltında kötü muamelelere maruz kalmalarından ve hastanedeki ve cezaevindeki koşullardan şikâyetçi olmaktadırlar.
64. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet, başvuranların özel hastanelerde birçok defa tedavi edildiklerini belirtmektedir.
65. Özellikle özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere ilişkin olarak, Sözleşme’nin 3. maddesi, Devlete, her tutuklunun insan onuruna saygıyla uyumlu koşullarda tutulmasını, tedbirin uygulanma koşullarının, ilgiliyi tutukluluğa ilişkin kaçınılmaz acı seviyesini aşan bir yoğunlukta sıkıntı veya ızdıraba maruz bırakmamasını ve tutukluluğun pratik gereklilikleri bakımından, tutuklunun sağlığının ve refahının, özellikle gereken tıbbi tedavilerin uygulanmasıyla, yeterli bir şekilde sağlanmasını temin etme yönünde pozitif yükümlülük getirmektedir (bk., Kudła/Polonya [BD], No. 30210/96, § 94, AİHM 2000‑XI, Mouisel/Fransa, No. 67263/01, § 40, AİHM 2002-IX, ve Tekin Yıldız/Türkiye, No. 22913/04, § 71, 10 Kasım 2005). Böylelikle, uygun tıbbi tedavilerin uygulanmaması ve daha genel olarak, hasta bir kişinin yetersiz koşullarda tutulması, ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muamele teşkil edebilmektedir (bk., örnek olarak, İlhan/Türkiye [BD], No. 22277/93, § 87, AİHM 2000‑VII, Price/Birleşik Krallık, No. 33394/96, § 30, AİHM 2001‑VII, ve Naoumenko/Ukrayna, No. 42023/98, § 112, 10 Şubat 2004).
66. Somut olayda, Mahkeme, başvuranların sağlık durumunun, ilgililerin mermiyle yaralanmaları nedeniyle yakalanmalarından itibaren tedavi edilmelerini gerektirdiği hususuna taraflarca itiraz edilmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, dosyadaki belgelere göre, başvuranlarda yaralanmalarına bağlı önemli sekellerin bulunduğunu ve ilgililerin ameliyatlar geçirmek zorunda kaldıklarını tespit etmektedir.
67. Mahkeme, her şeyden önce, başvuranların yakalanmalarından itibaren hastaneye yatırıldıklarını kaydetmektedir. Başvuranlar, hâkim huzuruna çıkarılmalarına itiraz etmiş olsalar bile, 12 Kasım 2009 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığına sevk edilmişlerdir (yukarıda 13. paragraf) ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından ilgililerin ifadelerinin dinlenmesi amacıyla sevk edilmelerinde tıbbi bir kontrendikasyonun bulunduğunun tespit edilmesine imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
68. Başvuranların gözaltında maruz kaldıkları kötü muamelelere ilişkin olarak, Mahkeme, ilgililerin bu tedbirin sonunda çıkarıldıkları hâkim ve savcılar huzurunda herhangi bir şikâyette bulunmadıklarını gözlemlemektedir. Başvuranların kötü muamelelere maruz kaldıklarını ilk defa iddia ettikleri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılamaya ilişkin olarak, Mahkeme, ilgililerin şikâyetlerini desteklemek için herhangi bir gerekçe sunmadıklarını kaydetmektedir.
69. Başvuranlara sağlanan tıbbi tedavilere ilişkin olarak, Mahkeme, ilgililerin, yakalanmalarının hemen ardından makamların kendilerine acil bakım ve tedavi sunmayı reddetmelerinden şikâyet etmediklerini tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranların avukatlarının talebi üzerine gönderilen tıbbi raporlara ve bilgilere atıfta bulunarak, başvuranların özel hastanelere sevk edilmelerinde, gerek ilk sevklerinde gerekse her defasında ilgililerin sağlık durumları bunu gerektirdiğinde, daha sonraki sevkleriyle ilgili olarak fark edilir bir gecikme tespit etmemektedir. Ayrıca dosyadaki unsurlardan, başvuranların eksiksiz ve uygun tedavilere eriştikleri ve farklı hastanelerde düzenli bir takipten yararlandıkları anlaşılmaktadır (yukarıda 29 ila 33. paragraflar). Mahkeme nazarında, davanın koşulları bağlamında, bu hususta herhangi bir ihmal belirtisi ortaya çıkmamaktadır.
70. Başvuranlar, yakalanmalarının ardından gözaltında ve cezaevinde maruz kalınan kötü muamelelere ilişkin şikâyetle ilgili olarak, Mahkeme önünde, iddialarını desteklemek için herhangi bir inandırıcı unsur sunmamışlar ve bu kötü muamele iddialarına ilişkin ayrıntılı ve ikna edici açıklamalar getirmemişlerdir.
71. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Eylül 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. ature_p_2}
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan