AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 29040/09
Abdulhekim GEZER / TÜRKİYE
Başkan,
Ksenija Turković,
Yargıçlar,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Vekili Hasan Bakırcı’ nın katılımıyla 28 Mart 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 11 Mayıs 2009 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Abdulhekim Gezer, 1982 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Hakkari’de ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Hakkari Barosu’na kayıtlı Avukat F. Timur tarafından temsil edilmiştir.
A. Somut olayın koşulları
2. Davanın olayları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, kendisini sağlık yeteneği denetim servisinin ön muayenesine tabi tutan doktorların olumlu görüşünü aldıktan sonra 23 Ağustos 2005 tarihinde askerlik hizmetini yerine getirmek üzere orduya katılmıştır.
4. Başvuran 27 Nisan 2006 tarihinde, doktorların kendisine semptomatik sinüzal brodikardi tanısı koyduğu Ankara Askeri Hastanesine götürülmüştür.
5. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte muayene edildiği ve hastalığı nedeniyle tedavi edildiği Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ ne ("GATA") sevk edilmiştir.
6. GATA Komutanlığı Sağlık Kurulu ("Sağlık Kurulu"), 5 Haziran 2006 tarihli sağlık raporunda kardiyo-inhibitör bileşende vazovagal senkop’tan muzdarip olduğu gerekçesiyle başvuranın tıbben askerlik hizmetine elverişli olmadığını bildirmiştir.
7. Ardından verilen 10 Haziran tarihli terhis belgesinde yukarıda anılan rapordaki gerekçelerle askerlik hizmetini yerine getirmeye tıbben uygun olmaması nedeniyle başvuran mazeretli sayılmıştır.
8. Başvuran, 27 Mart 2007 tarihinde, yukarıda anılan kararın dayandığı Sağlık Kurulu raporunu almak amacıyla idareye başvurmuştur. Bu raporun idare bünyesinde kaybolması nedeniyle, kendisine 1 Mayıs tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak onaylanan "kayıp rapor teyit belgesinin" bir sureti verilmiştir.
9. Başvuran, 10 Aralık 2007 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı nezdinde ilk tazminat başvurusunu yapmıştır. İdarenin cevap vermemesi nedeniyle talep zımnen reddedilmiş olarak değerlendirilmiştir.
10. Başvuran 7 Nisan 2008 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne ("AYİM") tam yargı davası açmıştır.
11. AYİM 14 Mayıs 2008 tarihinde, şekli şartlara uymaması nedeniyle davayı reddetmiş ve Sağlık Kurulu raporu ve terhis belgesinin yokluğunda davanın belirlenen süreler içinde açılıp açılmadığını tespit edemeyebileceğini belirtmiştir.
12. Başvuran, 2 Haziran 2008 tarihinde aynı iddiaları yineleyerek tam yargı davası açmıştır.
13. AYİM, davayı başvuru süresine uymaması nedeniyle aşağıdaki gerekçelerle 14 Ocak 2008 tarihinde reddetmiştir:
"(...) Başvurucunun, zarardan haberdar olduğu tarih olan (GATA Komutanlığı Sağlık Kurulunun rapor tarihi) 5 Haziran 2006 tarihinden itibaren bir yıl içinde herhalde en geç 30 Haziran 2006 tarihli (söz konusu raporun GATA Komutanlığı tarafından imzalanarak onaylandığı tarih) çalışma gününün sonuna kadar idareye başvurması ve ardından (...) öngörülen süreler içinde tam yargı davası açması gerekir."
14. Bu mahkeme, ayrıca başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini de 8 Nisan 2009 tarihinde reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk
15. Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dair 1602 sayılı Kanunun ("1602 sayılı Kanun") 43. maddesinin somut olayla ilgili kısmı şu şekildedir:
"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.
(...)
Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz."
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran, davasının AYİM tarafından zamanaşımı nedeniyle reddedilmesinin, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, AYİM’in, Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen belgenin tebliğ bilgilerinin bulunmaması nedeniyle kurul tarafından düzenlenen rapor tarihini başvuru süresinin başlangıcı olarak kabul etmek suretiyle kendisini etkili bir başvuru hakkından ve tazminat talep etmek için şikâyetlerini ulusal yargı makamlarına sunma imkânından mahrum bıraktığını ileri sürmektedir. Başvuran bununla birlikte, söz konusu sağlık raporunun idare tarafından kaybedilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, bu bağlamda Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerine ve Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
17. Diğer taraftan orduya katıldığında sağlığının yerinde olduğunu iddia eden başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 4. maddelerini ileri sürerek, hastalanmasına askerlik hizmetine başlamasının neden olduğundan şikâyet etmektedir. Başvuran kendi bakış açısına göre, sağlık durumu bozulmasına rağmen kendisine verilen bu hizmeti yerine getirme yükümlülüğü, zorla çalıştırma yasağını ihlal etmiştir.
18. Başvuran, buna ek olarak kendisine göre Sözleşme’nin 14. maddesinde ifade edilen yasağa aykırı olarak kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğradığını, Sözleşme’nin 1. maddesinin birçok kez ihlal edildiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
19. Başvuran, ilk olarak AYİM’in idare tarafından kaybedilen ve kendisine tebliğ edilmeyen resmi bir belge üzerindeki tarihi, başvurunun başlangıç tarihi olarak değerlendiren tutumundan şikâyet etmektedir. Başvuran, mahkemenin bu tutumunun, kendisini uğradığı zararı tazmin etme imkânından mahrum bıraktığını göz önünde bulundurmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ve Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 3. maddesini ileri sürmektedir.
20. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin, bu bağlamda şikâyete konu olayların, anılan Sözleşme maddesinin Türkiye’de yürürlüğe giriş tarihi olan 1 Ağustos 2016 tarihinden önce meydana gelmesi nedeniyle, somut olayda kullanılamayacağını belirlemektedir. Mahkeme, başvurunun bu bölümünün tek başına Sözleşme’nin 6. maddesince tanınan mahkemeye erişim hakkı açısından incelenmesinin yerinde olacağı kanaatindedir.
21. Mahkeme, "mahkemeye erişim hakkının" mutlak olmadığını ve bu hakkın bilhassa bu bağlamda, belli bir takdir yetkisinden faydalanan Devlet tarafından niteliği gereği düzenleme yapılmasını gerektirdiği için bir başvurunun kabul edilebilirlik koşulları konusunda, zımnen izin verilen sınırlamalara tabi olduğunu hatırlatmaktadır (García Manibardo / İspanya, no. 38695/97, § 36, AİHM 2000‑II ve Mortier / Fransa, no. 42195/98, § 33, 31 Temmuz 2001). Bununla birlikte uygulanacak olan sınırlamaların, bireylerin başvurularını bu hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve ölçüde kısıtlamaması veya azaltmaması gerekir. Diğer taraftan, sınırlamalar ancak meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile bağdaşmaz (Guérin / Fransa, 29 Temmuz 1998, § 37, Derlenen karar ve hükümler 1998‑V ve Stubbings ve diğerleri / Birleşik Krallık, 22 Ekim 1996, § 50, Derleme 1996‑IV).
22. Mahkeme, ayrıca ulusal mevzuatı yorumlamanın öncelikle ulusal makamlar ve özellikle yargı makamlarının üzerine düştüğünü hatırlatmaktadır. Mahkeme’nin görevi, bu türde yapılan yorumların etkilerinin Sözleşme ile uyumunu tespit etmekle sınırlıdır. Bu durum, başvuru yapmak için uyulacak sürelerin tespiti gibi usul kurallarının özellikle mahkemeler tarafından yorumlanması açısından doğrudur (Mottola ve diğerleri / İtalya, no. 29932/07, § 29, 4 Şubat 2014 ve Tejedor García / İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Derleme 1997‑VIII). Başvuru yapmak için uyulacak sürelere ilişkin kurallarla, adaletin iyi işleyişinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu nedenle, burada yapılan uygulama ya da söz konusu düzenleme, kişiyi mevcut başvuru yolunu kullanmaktan alıkoymamalıdır. Bununla birlikte, Mahkeme’nin her durumda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının amacında belirtilen usul farklılıkları ışığında bir değerlendirme yapması yerinde olacaktır (bkz., mutatis mutandis, Miragall Escolano ve diğerleri / İspanya, no. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98, 41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 36, AİHM 2000‑I).
23. Bu ilkelerden çıkan sonuç şudur ki; bir başvuruyu kullanma hakkı, pek tabi yasal koşullara tabi tutulmuşsa da, mahkemeler usul kurallarını uygulayarak, hem davanın hakkaniyetine halel getirecek aşırı şekilcilikten hem yasalarla tesis edilen usul koşullarını kaldırmaya varan aşırı esneklikten kaçınmalıdır (Walchli / Fransa, no. 35787/03, § 29, 26 Temmuz 2007). Aslında yapılan düzenleme, hukuki güvenlik ve adaletin iyi işleyişi amaçlarına hizmet etmeyi bıraktığı ve kişinin yetkili mahkemece esası hakkında karar verilen uyuşmazlığını görmesini engelleyen bir çeşit bariyer oluşturduğunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri / Yunanistan, no. 36998/02, § 24, 27 Temmuz 2006).
24. Somut olayda Mahkeme, başvuranın ön koşul olarak idareye başvuru yapması için 1602 sayılı Kanunun 43. maddesince tanınan bir yıllık süreye itiraz etmediğini dikkate almaktadır. İlgili de zaten zamanaşımı süresinin çok kısa olduğunu ya da bu durumun mahkemeye erişim hakkını kendiliğinden ihlal ettiğini iddia etmemektedir.
25. Böylelikle, davanın zamanaşımına uğramış olduğu bir yıllık sürenin başlangıç tarihinin (dies a quo) belirlenmesine ilişkin sorun davanın merkezinde bulunmaktadır.
26. Mahkeme, somut olayda AYİM’in, dava açma süresinin geçmesi nedeniyle başvuranın talebini reddettiğini tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca 1602 sayılı Kanunun 43. maddesinin AYİM’e yapılacak başvurunun, davacının bildirimi yapılan idari eylemin tebliğinden itibaren ya da idari eylemi başka suretle öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareden ön koşul olarak tazminat talep ettikten sonra yapılmasını gerektirdiğini gözlemlemektedir.
27. Mahkeme dolayısıyla AYİM’in, sürenin muhtemel olarak iki farklı tarihten başladığının yani sağlık raporunun alındığı 5 Haziran 2006 tarihinin ve anılan raporun GATA Komutanlığı tarafından 30 Haziran 2006 tarihinde imzalamasının ardından kesinleştiği tarih üzerinde durmuş olduğunu belirlemektedir. AYİM bu tarihlere uyarak, sürenin bitişinin, başvuranın ön koşul olarak idareye tazminat talebinde bulunması gerektiğine ilişkin tarihin 30 Haziran 2007 olduğunu dikkate almıştır.
28. Mahkeme, ayrıca bu sağlık raporunun, idarece kaybedildiğini kanıtlayan bir belgenin 1 Mayıs 2007 tarihinde verildiği anlaşılan ve bunun bir nüshasını talep etmesi gereken başvurana tebliğ edilmediğini tespit etmektedir.
29. Bununla birlikte Mahkeme, bu raporun, kendisine bildirimi yapılan idari eylemden haberdar olması için başvuran adına tek çare olmadığını gözlemlemektedir. Aslında 10 Haziran 2006 tarihli terhis kararı, başvuranın askerlik hizmetine elverişli olmadığını bildiren sağlık raporuna dayanmaktaydı.
30. Bu nedenlerle Mahkeme, başvuranın, söz konusu sağlık raporunun, ilgilinin hastalığı nedeniyle tedavi edildiği GATA doktorları tarafından yapılan sağlık muayenelerinden itibaren başlayarak hazırlanması nedeniyle uğradığı zararın kapsamını bildiği ve kendisine bildirimi yapılan idari eylemden daha önceden de yeterince bilgi sahibi olduğu kanısındadır. Başvuran, bu durumda yetkililerin, orduya hizmet için tıbben elverişli olmadığını bildirmek amacıyla dayandıkları sağlık durumuna ilişkin GATA nezdinde tutulan tüm tıbbi belgelere erişim hakkına sahipti.
31. Başka bir deyişle, başvuran idare önünde ön koşul olarak yapılması gereken başvuru hakkını kullanmak için ve bu başvuruya itirazın da reddedilmesi halinde şikâyetlerinin değerlendirilmesi amacıyla AYİM’e başvurmak için sağlık raporu hakkında bilgi almaya ihtiyaç duymamıştı.
32. Mahkeme ayrıca, başvuranın idareye bu konuda başvurduğu 27 Mart 2007 tarihinden önceki bir tarihte kendisini söz konusu raporun bir nüshasını talep etmekten engelleyen bir husus olmadığını değerlendirmektedir.
33. Başvuranın 10 Haziran 2006 tarihli mazeretli olma kararıyla uyuşmazlık konusu idari eylemden yeterince bilgi sahibi olması nedeniyle, iç hukuk makul olarak sağlık raporunun kesinleştiği 30 Haziran 2006 tarihini nihai olarak kabul edecektir. Bu nedenlerle başvuran, AYİM tarafından yapılan usul kuralları yorumunun, bir başvuru süresinin ancak bu başvuru sahibinin geçerli bir dava açacak durumda olduğu günden yani dava açmak istediği eylem ya da karar hakkında haklarını çiğneyen fiil, eylem ya da karardan bilgi sahibi olduğu ya da olacağı günden itibaren başlayabileceğine ilişkin ilkesine aykırı olarak mahkemeye erişim hakkının ihlal ettiğini ileri süremez (yukarıda anılan Miragall Escolano ve diğerleri kararı, § 37 ve Cañete de Goñi / İspanya, no. 55782/00, § 40, AİHM 2002‑VIII).
34. Başvurunun bu bölümünün açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
35. Başvuran ikinci olarak, Sözleşme’nin 1, 3, 4 ve 14. maddeleri alanında, askerlik hizmetinin sağlık durumu üzerinde meydana getirdiği kötü etkiler ve kendisini bu durumda askerlik hizmetini yerine getirmeye zorlayan yükümlülük nedeniyle fizik bütünlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçidir. Mahkeme önceki belirtilenleri göz önünde bulundurarak, başvuranın kendi ihmali nedeniyle ulusal mahkemeler önünde bu araçları geçerli bir şekilde sunmadığını tespit etmektedir.
36. Mahkeme bu nedenle, başvurunun bu bölümünün de iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğunu beyan etmekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca başvuruyu reddetmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş, 4 Mayıs 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıKsenija Turković
Yazı İşleri Müdür VekiliBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy