AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 31818/10
Zeynep GÖKŞEN ve diğerleri / Türkiye
16 Mayıs 2017 tarihinde,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") Daire olarak toplanarak, 5 Mayıs 2010 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
A. Davanın Koşulları
1. Dokuz başvuran, T.C. vatandaşıdır ve Kahramanmaraş’da ikâmet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Z. Gürbüz tarafından temsil edilmiştir. Başvuranların listesi, ekte bulunmaktadır.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların yakını İbrahim Gökşen, 24 Temmuz 2002 tarihinde, Sentes şirketi tarafından montaj işçisi olarak işe alınmıştır.
4. Sentes şirketinin taşeron olduğu Gama‑Tekfen‑Tokar tarafından yürütülen Afşin-Elbistan termik santral şantiyesi üzerinde çalıştığı sırada 2 Mayıs 2003 tarihinde İbrahim Gökşen iskeledeki güvenli olmayan bir yerden 27 metre boşluğa düşmüştür.
Hemen Elbistan Devlet Hastanesi’ne ardından Malatya Turgut Özal Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen İbrahim Gökşen yaralarına yenik düşmüştür.
5. Başvuranlar, 12 Mayıs 2003 tarihinde, işveren şirket hakkında tazminat davası açmak için Ankara 11. İş Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvuranlar, İbrahim Gökşen’in düzenli geliri bulunan ailenin tek üyesi olduğunu belirtmişlerdir.
6. Sosyal Sigortalar Kurumu "SSK" Teftiş Komitesi, 18 Eylül 2003 tarihinde, müteveffanın kendisine tabi olduğunu ve ilgili yönetmelik anlamında ihtilaf konusu olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi gerektiğini ve hak sahiplerinin aylık yardımdan faydalandıklarını ileri sürmektedir (yukarıda 15-17). Aynı rapor, şantiye sitesinde güvenlik kurallarının tanınmadığıyla ilgili olarak, asıl işveren Gama-Tekfen-Tokar’ın sorumluluğunu da tespit etmektedir.
7. SSK, belirtilmeyen bir tarihte, iş kazası sigortası bağlamında belirli bir tutarın İbrahim Gökşen’in ebeveynlerine ödenmesine karar vermiştir. Hayat sigortası için yeterli prim ödemesi bulunmayan İbrahim Gökşen’in hayatını kaybettiği tarihte (yukarıda 18 ve 19. paragraflar), SSK nezdinde hak sahiplerine şüphesiz ödemelerin tam bir şekilde tahsisi sağlanmamış ancak yakınlarının yaşadığı tarihe kadar aktarılan primler ödenmiştir.
8. 25 Kasım 2004, 5 Temmuz 2005, 10 Ocak 2006 ve 21 Mart 2007 tarihlerinde, failler arasındaki sorumluluğun kurulması ve maddi destek kaybı için başvuranlar tarafından maruz kalınan maddi zararın belirlenmesi amacıyla dört bilirkişi raporu dosyaya eklenmiştir.
Sonuç olarak, bu bağlamda hak sahiplerine uygun görülen tutarlar anne için 29.390.80 Türk lirası (TRY, ilgili dönemde yaklaşık 15.886 avro (EUR) baba içinse 24.518.36 TRY (yaklaşık 13.252 EUR) olarak değerlendirilmiştir. Bilirkişiler, müteveffanın yakınlarının maddi zarar için tazminat hakkına sahip olmadıkları kanaatine varmaktadırlar.
9. Ankara İş Mahkemesi, 19 Haziran 2007 tarihli bir kararla, iş kazası sigortası bağlamında SSK tarafından daha önce ödenen miktarlara yapılan indirim ile bu tutarların ilgililere ödenmesine karar vermiştir (yukarıdaki 7. paragraf). Böylelikle Ankara İş Mahkemesi, işveren şirketi tarafından anne için 16 714,37 TRY (yaklaşık 9 605 EUR) baba için 13 729,24 TRY (yaklaşık 7 890 EUR) aynı zamanda manevi tazminat olarak her biri için 10 000 TRY (yaklaşık 5 747 EUR) ödenmesine karar vermiştir.
Geri kalan için, İş Mahkemesi manevi tazminat için müteveffanın yakınlarına tazminat ödenmesini reddetmiş ancak manevi tazminat için yakınların her birine 3000 TRY (yaklaşık 1 724 EUR) ödenmesine karar vermiştir.
10. Yargıtay, 19 Şubat 2008 tarihinde, bilirkişiler tarafından kullanılan hesaplama yönteminin yanlış olduğu ve esasa bakan hâkimlerin bu tutarların uygun görülen toplam tazminatın etkin bir şekilde düşürülmesi gerektiğini kabul ederek, müteveffanın hak sahiplerine daha önce ödenen miktarların SSK nezdinde soruşturmada ihmalde bulunmaları gerekçesiyle, yukarıda bahsedilen kararı bozmuştur.
11. SSK, 1 Ekim 2008 tarihinde, yeni Sosyal Güvenlik Kurumu ("SGK") koruyuculuğu çerçevesinde devlet memurlarının Emekli Sandığı dâhil olmak üzere diğer sandıklarla birleştirilmiştir.
12. Beşinci bilirkişi raporu, 10 Haziran 2009 tarihinde, İş Mahkemesi’ne sunulmuştur. Bu rapora göre, yeni hesaplamaya dayanılarak müteveffanın babası ile annesinin maddi zararı iş kazası sigortası bağlamında SSK tarafından ödenen belirli bir tutar ile tamamen telafi edilmiştir.
13. İş Mahkemesi, 22 Temmuz 2009 tarihinde, bu tespiti onaylamış ve aynı gerekçeyle ilgililerin maddi tazminat taleplerini reddetmiştir. Bununla birlikte İş Mahkemesi manevi zarar için daha önce ödenen tutarların muhafaza edilmesine karar vermiştir
14. Yargıtay, 27 Ekim 2009 tarihinde, 4 Mayıs 2010 tarihinde başvuranlara tebliğ edilen bu kararı onamıştır.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
1. SSK hakkında 506 sayılı Kanun
15. "iş kazası sigortası" hakkında 506 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri aşağıdaki gibi sunulmaktadır:
Madde 12
Yapılan yardımlar
"İş kazası sigortası ile yapılan yardımlar (...) aşağıdaki şekildedir: (...)
H) Sigortalının ölümünde hak sahiplerine gelir bağlanması"(...)
Madde 26
İşverenin sorumluluğu
"İş kazası (...), işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin (...) hesaplanacak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir."
16. Bu sisteme göre, iş kazası sigortası işverene istinat edilen davranış nedeniyle çalışanın hayatını kaybetmesi halinde söz konusu olmaktadır. Bu sistem altında, SSK’ya tabi olan çalışanlar adına işveren ödeme yapmaktadır; kaza halinde SSK hayatını kaybeden çalışanın hak sahiplerine gelir ve diğer yardımlar tahsis etmek için aylık ödemeler yapmaktadır. Bu uygulama yapıldıktan sonra SSK, rücu davasıyla kusurlu işveren nezdinde kendisi tarafından ödenen tutarları yeniden edinmekle yetkilidir.
Bu nedenle hak sahiplerinin ölümden sorumlu olan işveren hakkında doğrudan tazminat davası açmaları halinde, SSK tarafından ödenen tutarlar, çift tazminatın önlenmesi amacıyla yani sebepsiz zenginleşme gibi zorunlu olarak mahkemelerce belirlenen tazminat tutarından düşürülmesi gerekmektedir.
17. Bu konuda 31 Ocak 1986 tarihinde, Yargıtay Hukuk Daireleri, indirimin işverenin daha önce elde ettiği ödemelerden itibaren SSK tarafından ödenen tutarların, mali desteğe bağlı hak sahiplerinin zararının karşılanmasının hedeflemesi nedeniyle haklı gösterildiğini belirterek yukarıda belirtilen telafi kurallarını açıklamışlardır (No. E. 1985/9-853 – K.1986/67). Böylelikle bu tutarlar, zararın karşılığı sayılmakta ve kamu hukuku kuralları doğrultusunda işverenin sorumlu olduğu tazminat tutarının ayrılmaz bir parçası olmaktadır. Yargıtay Hukuk Daireleri, bu vesileyle, ölüm sigortası ilgili olarak durum bu şekilde gelişmemiştir zira bu güvenceden yararlanmak için işverenin kendisi her ay bir tutar yatırmıştır aksi halde, işverenin kendi hatasından yarar sağlaması anlamına geleceğini belirtmiştir.
18. Nitekim "ölüm sigortasına" ilişkin sistem, farklı kurallara dayanmaktadır. 506 sayılı Kanun’un 65. maddesinde hak sahiplerine verilen farklı gelirlerin ve yardımların belirtilmesinin ardından, ilgili maddede şu şekilde öngörülmektedir:
Madde 66
Ölüm sigortasından aylık bağlama şartları
"Hak sahibi kimselerine bağlanacak aylığın tespitinde aşağıdaki hükümler uygulanır:
c) Toplam olarak 1800 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malüllük, (...) hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur."
19. Ölüm sigortası konusunda aylık bağlanacak olan hak sahibinin kendisi bizzat primini yatırmaktadır. Somut olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan sisteme göre, hak sahiplerinin hayatını kaybeden sigortalının bu bağlamda para yardımı alabilmeleri için müteveffanın kısa bir süreliğine para yatırması gerekmektedir. Sigortalı olan müteveffanın durumu minimum yatırma gerekliliklerini karşılamaması halinde SSK hak sahiplerine ölüm tarihine kadar yatırılan primlerin anaparasını geri ödemektedir. SKK, ölüm sigortası bağlamında ödenen tutarın geri ödenmesi için kusurlu işveren hakkında rücu davasını yerine getirme hakkına sahip değildir ve ölüm sigortası bağlamında ödenen tutarlar hiçbir şekilde işveren tarafından ödenen tazminattan düşürülmemektedir.
20. Bu konuda 28 Kasım 1979 tarihli ilke kararıyla (No. E.1977/4-1110 – K.1977/1395) Yargıtay Hukuk Daireleri, de cujus (muris) ölüm sigortası gereğince hak sahiplerine yatırılan aylığın, belirli bir süre boyunca sigortalının ölümüne neden olan haksız fiilin "belirli ve olağan" doğrudan sonucu yerine sigortalı tarafından yapılan prim ödemesinin ve kuruluşun karşılığını teşkil ettiğini onamışlardır. Devlet memurlarıyla ilgili olarak, 6 Mart 1978 tarihli Yargıtay Genel Kurulu kararıyla sunulan ilkeye atıfta bulunarak (yukarıda 22. paragraf), Yüksek Mahkeme ölüm sigortası konusunda, ilk tazminatın ikinci tazminat tutarından düşürülmeksizin, devlet memurlarının hak sahiplerinin gerek sosyal yardım gerekse tazminata sahip olmalarının bundan sonra kural sayılması halinde, SSK’ya tabi olanların hak sahipleriyle ilgili olarak farklı sonuca varılmasına yol açacak hiçbir neden bulunmadığının altını çizmektedir. SSK, "bu tür farklılaşmamın, diğer sandıklara tabi olanlar arasında şüphesiz eşitsizliğe neden olduğu ancak benzer amaçlar izledikleri" kanaatine varmamaktadır.
2. Emekli Sandığı hakkında 5434 sayılı Kanun
21. Devlet memurlarını hedef alan iş kazası sigortası sistemiyle ilgili olarak, 5434 sayılı Kanunu’nda olay tarihinde yürürlükte olan 129. maddesinin, iş kazasının ardından hayatını kaybeden sigortalının hak sahiplerine ödenen tutarların karşılanması bakımından kusurlunun nezdinde rücu davası açılması için yetkili olduğu öngörülmektedir. Böylelikle SSK için öngörülen sistem gibi, hak sahiplerinin zarara uğratan olayın faili nezdinde telafi bağlamında bir ödeme elde etmeleri halinde, Emekli Sandığı tarafından uygun görülen tutarlar tazminat tutarından düşürülmektedir.
22.Ölüm sigortasıyla ilgili olarak, Yargıtay Genel Kurulu 6 Mart 1978 tarihli ilke kararında (No. E.1978/1 ‑ K.1978/3), hayatını kaybeden bir memurun hak sahiplerine verilen tazminat tutarının belirlenmesi sırasında ölüm sigortası bağlamında Emekli Sandığı tarafından uygun görülen aylığın maruz kalınan zarar bağlamında hâkimce belirlenen tazminat tutarından düşürülmeyeceğine karar vermiştir zira memurun bizzat kendisi bu tür bir güvenceden yararlanması için para yatırmıştır. Bu arada Yüksek Mahkeme, bu çözümü onaylamıştır (4. Hukuk Dairesi, 15 Ocak 2008 tarihli karar, No. E.2007/10817 ‑ K.2008/85).
ŞİKÂYETLER
23. Başvuranlar, Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte Sözleşme’ye 1. No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, kamu hizmetine özgü Emekli Sandığına bağlı olan memurların yakınları olan hak sahiplerinin aksine, SSK sandık sistemine tabi olan kazaya kurban giden çalışanların yakınları olan hak sahipleri, maddi tazminat için mahkemeler tarafından uygun görülen tazminat tutarının, bağlı oldukları sandıkları tarafından verilen tutarlardan düşürülmesi gerektiğinden şikâyet etmektedir.
24. Öte yandan başvuranlar, somut olayda yürütülen yargılama süresi ve iki dereceli mahkeme için beş yıl ile beş sürmesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran, sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte Sözleşme’ye Ek 1. No.’Lu Protokolün 1. maddesinden şikâyet etmektedirler.
26. Yalnızca Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesinin, Sözleşme ve Protokollerinin diğer maddi hükümlerini tamamladığını hatırlatmaktadır. Bu madde, sadece söz konusu hükümlerle güvence altına alınan “haklardan ve özgürlüklerden faydalanılması” bağlamında uygulanmaktadır ve dolayısıyla bağımsız bir nitelik taşımamaktadır. Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulanması, Sözleşme kapsamında güvence altına alınan esas haklardan herhangi birinin mutlak suretle ihlal edilmesi şartına bağlı değildir. Dava konusu olayların Sözleşme maddelerinden birinin veya birkaçının “kapsamına” girmesi gerekli ve yeterlidir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 65731/01 ve 65900/01, § 39, AİHM 2005-X ve Burden/Birleşik Krallık [BD], No. 13378/05, § 58, AİHM 2008).
27. Öte yandan Mahkeme, Stec ve diğerleri (yukarıda belirtilen karar, §§ 42 à 56) davasında, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin uygulanabilirliği açısından, bu maddenin devletleri bir sosyal güvenlik veya emeklilik programı tesis etmeye zorlamadığına hükmetmiştir. Hal böyle olmakla birlikte Sözleşmeci Devlet’in ister önceden ödeme yapılması koşuluyla veya koşulsuz olarak, bir refah ödentisine dair yasal mevzuata sahip olması durumunda, bu yasal mevzuatın gereğini yerine getirenler açısından Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyet menfaati yaratan bir husus olarak değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmiştir (Şerife Yiğit/Türkiye [BD], No. 3976/05, § 56, 2 Kasım 2010).
28. Somut olayda başvuranlar, mahkemelerin zarara uğratan olayın faili tarafından telafi bağlamında ve kanaatlerine göre kamu hukuku çalışanları ile memurların sistemi arasında hiçbir farklı uygulamanın öngörülmediği kanuni hükümlerine rağmen, toplam tutarın SSK tarafından uygun görülen tazminattan düşürülmesinden şikâyet etmektedirler.
29. Mahkeme içtihadına göre, Sözleşme’nin 14. maddesi bakımından bir soru yöneltilmesi için, benzer durumlarda olan kişilerin muamelesi çerçevesinde bir farklılık olması gerekir (D.H. ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], No. 57325/00, § 175, AİHM 2007‑IV). Bu tür bir ayrım, objektif ve makul bir kanıt eksikliği olması yani meşru bir amaç izlememesi veya kullanılan yöntem ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi olmaması halinde ayırt edici olmaktadır.
30. Sözleşmeci Devletler, farklı muamelelerin haklı gösterilmesinin diğer benzerlikler bağlamındaki durumlar arasında farklılık olup-olmadığının ve hangi ölçüde farklılık olup-olmadığının belirlenmesi için belirli bir takdir yetkisine sahip olmaktadır. Bu yetkinin önemi, koşullara, dönemlere ve durumlara göre değişkenlik göstermektedir. Böylelikle örneğin, Sözleşme’nin 14. maddesi, aralarındaki "olgusal eşitsizlikleri" düzeltmek için ayırt edici bir şekilde gruplara muamelede bulunmak adına Sözleşmeci Devleti yasaklamamaktadır. Objektif ve makul bir gerekçe olmaması nedeniyle bazı koşullarda eşitsizliğin düzeltilmesi için ayırt edici bir muamelenin bulunmaması söz konusu hükmün ihlal edilmesine yol açabilmektedir (Thlimmenos/Yunanistan [BD], No. 34369/97, § 44, AİHM 2000‑IV, yukarıda anılan Stec ve diğerleri kararı, § 51 ve Andrejeva/Letonya [BD], No. 55707/00, § 82, AİHM 2009).
31. Dahası, genellikle ekonomik ve toplumsal stratejiye ilişkin genel tedbirler söz konusu olduğunda, devlete geniş bir takdir yetkisi verilir. Ulusal makamlar, kendi toplumlarına ve toplumlarının ihtiyaçlarına dair doğrudan bilgi sahibi olmaları nedeniyle, toplumsal ve ekonomik temelde neyin kamu yararına olduğunu değerlendirmede ilkesel olarak uluslararası yargıçtan daha iyi bir konumdadırlar. Mahkeme, “makul bir dayanaktan yoksun olduğu açıkça anlaşılmadıkça,” genel olarak yasama organının uygulanacak politika konusundaki tercihlerine saygı göstermektedir (yukarıda anılan Andrejeva, § 83, yukarıda anılan Stec ve diğerleri kararı §§ 51 ve 52, Carson ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 42184/05, § 61, AİHM 2010 ve tutukluların özel hakları bağlamında, Dickson/Birleşik Krallık [BD], No. 44362/04, § 78, AİHM 2007‑V).
32. Öte yandan somut olayda olduğu başvuranın Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesi alanında, Sözleşme’nin 14. maddesinde öngörülen ayrımcılık gerekçesiyle tamamen veya kısmen verilen bir hizmetten yoksun bırakıldığı konusunda şikâyetini ileri sürmesi halinde, ilgili kriter ihtilaf konusu ödeme koşulu yerine getirilmemesi durumunda, ilgilinin söz konusu hizmeti almak için yerel mahkemeler önünde cezalandırılabilir bir hakka sahip olup-olmadığının araştırılmasına dayanmaktadır (Gaygusuz/Avusturya, 16 Eylül 1996, § 40, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996‑IV ve Willis/Birleşik Krallık, No. 36042/97, § 34, AİHM 2002‑IV).
33. Hâlbuki Mahkeme, İçtihadında Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinde, ne türden olursa olsun sosyal yardım alma hakkı öngörülmemişse de, bir devletin yardım sisteminin oluşturulmasına karar vermesi halinde, bu sistemin Sözleşme’nin 14. maddesine uygun olarak yerine getirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Stummer/Avusturya [BD], No. 37452/02, § 83, AİHM 2011).
34. Somut olayda Mahkeme, öncelikle SSK kapsamında kamu hukuku çerçevesinde çalışanların sosyal güvence hakkında hükümlerde de cujus (murisin) hak sahiplerinin yararına yani gerek işveren tarafından ödenen primlerin iş kazısı sigortası (yukarıda 15. paragraf), gerekse çalışana düşen prim ödemesi ve ölüm sigortası gibi (yukarıda 18. paragraf) iki tazminat şeklinin öngörüldüğünü gözlemlemektedir.
35. Ardından Mahkeme, mevzuatın ve ES kapsamında hayatını kaybeden devlet memurlarının hak sahiplerine verilen tazminata ilişkin içtihadi uygulamada, benzer tazminat şekillerine ilişkin karşılaştırılabilir prim ödeme kurallarının öngörüldüğünü tespit etmektedir (yukarıda 21. ve 22. paragraflar).
36. Böylelikle Mahkeme, somut olayda başvuranların de cujus (muris) prim ödemenin işverene ait olduğu iş kazası sigortası bağlamında yardım almaya hak kazandıklarını dikkate almaktadır. SSK tarafından ödenen tutar, bu konuda uygulanabilir mevzuat gereğince, aynı işverenin mahkemelerce mahkûm edildiği toplam tazminat tutarından düşürülmüştür (yukarıda 10., 12 ve 13. paragraflar) Bu tür bir sonuç, ipso jure (kanun hükmü ile) gerekli kılınmakta zira sebepsiz zenginleşme yasağı ihlal edilmiştir (yukarıda 16. in fine paragraf). Dolayısıyla, somut olayda itiraz edilen sonuca göre hiçbir bir sorun görülmemektedir.
37. Başvuranların şikâyetinin, yetkililerin yukarıda belirtilen tazminatın düşürülmesi hakkında prim ödemesinin müteveffanın yakınları tarafından yapılması gerektiği ölüm sigortası bağlamında tazminat verilmesini reddetmeleri konusunda önem taşıdığı görülmektedir. Hâlbuki Mahkeme, dosyada bulunan belgeleri dikkatlice inceledikten sonra, İbrahim Gökşen’in hayatta olduğu sürede yani toplam 1.800 iş günü boyunca yeterince prim yatırmadığını veya en azından beş yıl boyunca sigortalı olduğu ve her yıl için ortalama 180 işgünü ödediğini ve söz konusu durumun bu bağlamda öngörülen yardım almalarının başvuranları engellediğini tespit etmektedir. 38. Böylelikle Mahkeme, başvuranların şikâyetinin, ölüm sigortasıyla ilgili olarak, kamu hukukuna tabi olan çalışanların (yukarıda 18-20) ve devlet memurlarının (yukarıda 22. paragraf) durumu arasında hiçbir muamele farklılığın bulunmaması nedeniyle, ölüm sigortasına ilişkin sistem ve iş kazası sigortasına ilişkin bir sistem arasındaki karışıklık hakkında her türlü olasılığa dayandığı kanaatine varmaktadır.
39. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları gereğince reddedilmesine karar vermiştir.
40. Mahkeme, makul süre ilkesinin ihlal edilmesi hakkında Sözleşme’nin 6. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 58 ve 60, 26 Mart 2013) kararına atıfta bulunmakta ve bu yaklaşımdan uzaklaşmak için hiçbir neden görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 15 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EKLER
1. 1981 doğumlu olan Zeynep Gökşen,
2. 1946 doğumlu olan Ali Gökşen,
3. 1992 doğumlu olan Ceylan Gökşen,
4. 1988 doğumlu olan Dilber Gökşen,
5. 1990 doğumlu olan Dilek Gökşen,
6. 1980 doğumlu olan Doğan Gökşen,
7. 1953 doğumlu olan Senem Gökşen,
8. 1984 doğumlu olan Zühre Gökşen,
9. 1972 doğumlu olan Meryem Yüce.
Full & Egal Universal Law Academy