AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
(Başvuru no. 21038/09)
Dilaver GÖRÜR ve Mehmet Ali İNCESU / TÜRKİYE
Başkan,
NebojšaVučinić,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla 24 Mart 2015 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
12 Mart 2009 tarihinde bulunulan yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
1. Başvuranlar Dilaver Görür ve Mehmet Ali İncesu sırasıyla 1967 ve 1973 doğumlu, İstanbul’da ikamet eden Türk vatandaşlarıdır. Mahkeme önünde, İstanbul barosuna bağlı avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmişlerdir.
A. Başvuranların yakalanmaları ve tutuklanmaları
1. Birinci başvuran, Dilaver Görür
2. 13 Kasım 2003 tarihinde, Dilaver Görür PKK (Kürdistan İşçi Partisi) /KADEK (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) ile bağlantısı olduğu şüphesiyle yakalanmıştır ve gözaltına alınmıştır.
3. 14 Kasım 2003 tarihinde, yakalanma gerçekleşmeden önce, polis memurları başvuranın evini aramışlardır ve PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından yazılan çeşitli dergilerle bazı kitaplar bulmuşlardır.
4. 15 Kasım 2003 tarihinde, Görür’ün Terörle Mücadele Şubesinde ifadesi alınmıştır. Başvuran tarafından imzalanmış olan polis tarafından hazırlanan tutanak ve ifadesinin kaydı, kendisinin avukat yardımı almayı reddettiğini göstermiştir. Başvuran ifadesinde 1997 yılının Mart ayına kadar HADEP’in (Halkın Demokrasi Partisi) bir üyesi olduğunu ve yaklaşık 5 ay süresince HADEP’in bölge gençlik kolu başkanlığı yaptığını açıklamıştır. Kendisi ayrıca bir vesileyle iki PKK üyesi arasında bir haberci olarak hareket ettiğini de kabul etmiştir.
5. 17 Kasım 2003 tarihinde başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmıştır. Avukat yardımından faydalanmış olan başvuran, polise verdiği ifadesinin psikolojik baskı altında alındığını ileri sürmüştür.
6. Aynı tarihte başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hâkiminin huzuruna çıkarılmıştır. Avukat yokluğunda, kendisi 1997 yılının Mart ayına kadar HADEP’in bir üyesi olduğunu kabul etmiştir ancak PKK ile bağlantısı olduğunu reddetmiştir. Başvuran, ayrıca polise verdiği ifadesini özellikle de HADEP’in Bölge Gençlik Kolları Başkanlığına ilişkin olan ifadesini reddetmiştir. Nöbetçi hâkim başvuranın tutuklanmasına hükmetmiştir.
2. İkinci başvuran, Mehmet Ali İncesu
7. 14 Kasım 2003 tarihinde, Mehmet Ali İncesu PKK/KADEK ile bağlantısı olduğu şüphesiyle yakalanmıştır ve gözaltına alınmıştır.
8. 14 Kasım 2003 tarihinde, başvuranın Terörle Mücadele Şubesinde polis tarafından ifadesi alınmıştır. İfade alınmadan önce, adli yardımdan faydalanma hakkı dâhil olmak üzere hakları kendisine hatırlatılmıştır. Başvuran tarafından imzalanmış olan polis tutanağı, kendisinin avukat yardımı istemediğini göstermiştir. Başvuran ifadesinde PKK ile ya da başka herhangi bir yasadışı örgüt ile bir bağlantısı olduğunu reddetmiştir.
9. 17 Kasım 2003 tarihinde, sessiz kalma ve avukat talep etme haklarına ilişkin bilgilendirilen başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmıştırancak, avukat yardımını reddederek önceden polise vermiş olduğu ifadesini tekrarlamıştır.
10. Dava dosyasında İncesu’nun nöbetçi hâkim tarafından ifadesinin alındığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Kendisinin ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldığı belgelerden anlaşılmaktadır.
B. Yargılama Hakkında
11. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, 4 Aralık 2003 tarihinde, mahkemeye diğer üç kişi ve başvuranlardan Görür’ü PKK/KADEK üyesi olmakla ve İncesu’yu da söz konusu yasadışı örgüte yardım ve yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.
12. 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması ardından, başvuranlar aleyhindeki dava daha sonra İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletilmiştir.
13. 13 Şubat 2009 tarihinde, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi her iki başvuranı PKK/KADEK’ e yardım ve yataklık yapmaktan mahkûm etmiştir.
14. 17 Şubat 2009 tarihinde, başvuranlar ilk derece mahkemesinin kararına karşı itirazda bulunmuşlardır. Genel anlamda, başvuranlar ilk derece mahkemesinin kararının usul ve esas bakımından hatalı ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
15. Yargıtay 27 Nisan 2010 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuranlar, kendileri hakkında yürütülen ceza yargılamalarının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6§1 maddesinin “makul süre” koşuluna uygun olmadığından şikâyetçidirler.
17. Başvuranlar, ayrıca Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi kapsamında, gözaltında tutuldukları süreçte avukata erişim haklarının reddedilmesi sebebiyle savunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
18. Son olarak, başvuranlar Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, söz konusu ceza yargılamalarının iddia edilen aşırı uzunluğuna dair itiraz edebilecekleri herhangi bir etkin iç hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Avukata Erişim Hakkı
19. Başvuranlar, yerel mahkemelerin polis tarafından gözaltında tutuldukları süreçte avukat yokluğunda alınan ifadelerini esas almaları neticesinde adil bir şekilde yargılanmadıklarından şikâyetçi olmuşlardır.
20. Hükümet, başvuranların ulusal mahkemeler önünde iddia edilen avukata erişim sağlayamamaya ilişkin şikâyetlerini dile getirmedikleri gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin öngördüğü anlamda iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür.
21. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin Sözleşme’nin 35 § 1 maddesine atıfta bulunarak, bir uluslararası yargı organı önünde, Devlete karşı dava açmaya yönelen kişilerin öncelikle ulusal yasal sistemlerinin sağladığı iç hukuk yollarını kullanmalarını mecbur kıldığını, böylece Devletler gerçekleştirmiş oldukları eylemlerini uluslararası bir organ önünde cevaplamadan önce kendilerine ait yasal sistemler üzerinden sorunlarını çözmeye yönelik fırsatlara sahip olacaklarını hatırlatır (bk., diğer pek çok karar arasında, Akdivar ve Diğerleri / Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996 IV, ve Vučković ve Diğerleri / Sırbistan [BD], no. 17153/11, § 70, 25 Mart 2014). İç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğü bu nedenle başvurandan kendisinin Sözleşme kapsamındaki şikâyetleri bağlamında mevcut ve yeterli olan hukuk yollarını olağan şekilde kullanmasını gerektirmektedir. Söz konusu hukuk yolları hem teoride hem de uygulamada yeteri kadar kesin olmalıdırlar, bunun aksi durumda ise, gereken etkililik ve erişilebilirlik özelliklerinden mahrum olmaktadırlar. Etkili olabilmesi için, bir hukuk yolu ihtilaf konusu durumu doğrudan düzeltmeli ve olumlu sonuç elde etme konusunda makul bir imkân sunmalıdır (bk. Mocanu ve Diğerleri / Romanya [BD], no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 221 ve 222, AİHM 2014 (alıntılar)). İçtüzüğe uyum sağlamak için, bir başvuranın iddia ettiği ihlallere göre telafi sağlamaya yönelik mevcut ve yeterli iç hukuk yollarına başvurması gerekmektedir (bk. Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 85, Derleme 1998‑VIII, ve mutatis mutandis,Ahmet Sadık / Yunanistan, 15 Kasım 1996, §§ 27‑34, Derleme 1996‑V).
22. Mahkeme önündeki belgelerden başvuranların ilk derece mahkemesi önünde avukat yardımı alamamalarına ilişkin şikâyetlerini dile getirdikleri açıktır. Genel anlamda, yargılamalar süresince başvuranlar iddialarını destekleme amacıyla istedikleri tüm delillerin yanı sıra şikâyetlerini Yargıtay’ın dikkatine sunabileceklerken dolaylı olarak da olsa yapmamışlardır. Bu tür koşullarda, Mahkeme Hükümet’in ilk itirazını kabul etmektedir (Association Les Témoins de Jéhovah / Fransa (k.k.), no. 8916/05, 21 Eylül 2010).
23. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyetin reddedilmesi gerektiğine hükmetmektedir.
B. Ceza yargılamalarının uzunluğu hakkında
24. Başvuranlar, yargılama süresinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen “makul süre” ilkesinin gerekliliğine uygun olmadığını ileri sürmüşlerdir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
25. Hükümet iddialara itiraz etmiştir.
26. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye kararında (no. 4860/09, 26 Mart 2013) yeni bir iç hukuk yolu öngörüldüğünden dolayı, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirdiğini hatırlatmaktadır. Böylece, Mahkeme, özellikle, bu yeni iç hukuk yolunun ilk bakışta (a priori) erişilebilir olduğu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler açısından makul tazminat imkânı sağladığı görüşündedir.
27. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyetin reddedilmesi gerektiğine hükmetmektedir
II. SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuranlar ayrıca söz konusu ceza yargılamalarının iddia edilen aşırı uzunluğuna dair itiraz edebilecekleri Türk hukuku kapsamında etkin bir hukuk yolu olmamasından dolayı şikâyetçi olmaktadırlar:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
29. Hükümet iddialara itiraz etmiştir.
30. Mahkeme, 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonu’nun, başvuranların, Mahkeme önünde derdest olan ancak davalı Hükümete 23 Eylül 2012 tarihinden önce henüz iletilmemiş olan tüm başvurulara ilişkin olarak Sözleşme’nin 6§1 maddesinin amaçları doğrultusunda yargılamaların uzunluğuna ilişkin olarak şikâyette bulunmalarına imkân veren Sözleşme’nin 13. maddesinin anlamı dâhilinde bir hukuk yolunun sunulduğunu hatırlatmaktadır (bk. Turgut ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 59).
31. Bu nedenle başvurunun bu kısmı açıkta dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 16 Nisan 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojšaVučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy