İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 41412/21
Mevlüt GÖZÜTOK / Türkiye
Başkan,
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler,
Saadet Yüksel,
Jovan Ilievski,
Anja Seibert-Fohr,
Davor Derenčinović,
Gediminas Sagatys,
Juha Lavapuro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 18 Mart 2025 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
5 Ağustos 2021 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu,
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Mevlüt Gözütok, 1981 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Yalova’da ikamet etmektedir.
2. Hükümet ise ilgili tarihte kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
Davanın koşulları3. Davanın konusu, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yasa dışı örgüt Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (“FETÖ/PDY”) üyeliğinden mahkûm edilmiştir. Söz konusu karar 25 Şubat 2020 tarihinde kesinleşmiştir. Başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda başvuran, mahkûmiyet hükmü üzerine Kocaeli T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda (“Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu”) tutulmaktaydı.
5. Başvuran 26 Ağustos 2020 tarihinde Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Eğitim Hastanesine (“Kocaeli Üniversitesi Hastanesi”) sevk edilmiştir. Jandarma sevk kayıtlarına göre, başvuranın da aralarında bulunduğu, kaçma şüphesi bulunan pek çok mahpusa hastaneye kadar refakat edilmiş ve üst aramaları yapılmıştır. Maske, eldiven ve dezenfektan kullanılmış ve hastanenin hem içinde hem de dışında çeşitli COVID-19 tedbirlerinin alındığı gözlemlenmiştir. Kayıtlar ayrıca, başvuranın muayenesinin tamamlanması üzerine ceza infaz kurumuna geri götürüldüğünü ve sevkin olaysız geçtiğini ortaya koymuştur.
6. Başvuran ceza infaz kurumuna döndüğünde “karantina koğuşu” olarak ayrılan bir odaya konmuştur.
7. Başvuran 1 Eylül 2020 tarihinde aynı hastanenin kardiyoloji kliniğine götürülmüştür. Başvuranın beyanına göre, doktor kısaca kendisini dinlemiş; herhangi bir tıbbi muayene gerçekleştirmek üzere yakınına gelmemiştir. Kelepçesi ise çıkarılmamıştır. Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu idaresinin bilgilendirilmesi için doktor tarafından tutulan notlarda, başvuranın kan tahlili ve kardiyak stres testleri yaptırması ve bir sonraki ay kontrol için hastaneye tekrar gelmesi istendiği belirtilmiştir. Doktor tarafından istenen tahlil ve testler aynı gün yapılmıştır.
8. Başvuran ceza infaz kurumuna döndüğünde yine aynı karantina koğuşuna konulmuş olup, başvuranın beyanına göre on dört günlük karantina dönemi yeniden başlamıştır.
9. Başvuran 18 Eylül 2020 tarihinde Kocaeli İnfaz Hâkimliğine başvurarak, karantina koğuşundaki koşulların sağlığını ve fiziksel refahını risk altına soktuğundan şikâyetçi olmuştur. Başvuran söz konusu koğuşun kalabalık olduğunu, koğuşta mahpuslardan birinin sigara içtiğini ve idarenin diğer kişileri COVID-19 testi yapılmaksızın veya testlerin sonuçları beklenmeksizin koğuşa koyma yönünde bir uygulaması olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca ceza infaz kurumu ile hastane arasındaki sevk işleminin hijyen ve fiziksel mesafe kurallarına aykırı şekilde gerçekleştirildiğini, zira kendisine refakat eden jandarma görevlilerinin kendisine yakın mesafede durduklarını ve elleriyle kendisine dokunduklarını iddia etmiştir. Başvuran son olarak, Kocaeli Üniversitesi Hastanesinde muayenesini yapan doktorun, kelepçenin çıkarılmasını talep etmediğinden şikâyetçi olmuştur.
10. Başvuran 22 Eylül 2020 tarihinde olağan odasına yerleştirilmiş ve 5 Ekim 2020 tarihinde yeniden hastaneye götürülünceye dek bu odada kalmıştır. Ceza infaz kurumuna dönüşü üzerine başka bir karantina koğuşuna konulmuştur.
11. Kocaeli İnfaz Hâkimliği, tüm mahpusların sağlığının teminat altına alınması ve gereklilik hâlinde ceza infaz kurumu hekimine veya en yakın sağlık kuruluşuna derhal sevklerinin sağlanması için gerekli olan tüm tedbirlerin ceza infaz kurumu idaresi tarafından alındığını değerlendirerek, 12 Ekim 2020 tarihinde başvuranın şikâyetini reddetmiştir. Kocaeli Ceza İnfaz Kurumundaki kayda değer mahpus sayısı ve pandeminin yol açtığı riskler göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın karantina koğuşuna konulması ve COVID-19 kapsamında alınan diğer uygun tedbirlerin hukuka aykırı olmadığı değerlendirilmiştir. Başvuranın söz konusu karara itirazı Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
12. Başvuranın 22 Ekim 2020 tarihinde karantina koğuşundan çıkmasına izin verilmiş ve başvuran tekrar olağan odasına yerleştirilmiştir.
13. Başvuran 4 Aralık 2020 tarihinde, infaz hâkimliğine sunduklarıyla aynı olan şikâyetlerle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran özellikle, bir buçuk ay boyunca tutulduğu karantina koğuşlarındaki koşulların ve kelepçeli vaziyetteyken muayene edilmesinin yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlalini teşkil ettiğini belirtmiştir.
14. Anayasa Mahkemesi 5 Şubat 2021 tarihinde, başvuranın şikâyetlerini kötü muamele yasağının ihlaline ilişkin şikâyetler olarak ele almaya karar vermiş ve başvuranın iddialarını temellendiremediği kanaatiyle şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun bularak reddetmiştir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
Kelepçe kullanımına dair ilgili iç hukuk15. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (“5275 sayılı Kanun”) 50. maddesinde, kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı aletlerin, diğerlerinin yanı sıra, hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbi nedenlerle kullanılabileceği hüküm altına alınmıştır.
16. 26131 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (“Tüzük”) 116. maddesine göre, hükümlünün yatarak tedavisinin gerçekleştirildiği Devlet veya üniversite hastanelerinde hükümlülere ayrılmış bir koğuş yoksa hükümlünün tedavisi güvenlik görevlileri tarafından tüm gerekli önlemler alınarak hastanenin diğer birimlerinde yapılabilir. 155. maddede ise hükümlü hakkında uygulanacak muayene, teşhis ve tedavi sırasında, muayene, teşhis ve tedavi işlemlerinin güvenli bir şekilde yerine getirilmesi için hekim tarafından zorunlu görülmesi hâlinde kelepçe kullanılabileceği belirtilmektedir.
COVID-19 pandemisi bağlamında yerel makamlarca alınan ilgili tedbirlerTüm ceza infaz kurumlarına yönelik genel tedbirler17. Ortaya çıkan COVID-19 vakalarının sayısı karşısında bir ön tedbir olarak, Türk Sağlık Bakanlığı 10 Ocak 2020 tarihinde Bilimsel Danışma Kurulunu kurmuştur. Dünya Sağlık Örgütünün (“DSÖ”) COVID-19’un pandemi niteliğinde olduğuna dair açıklamasının ardından, Danışma Kurulunun önerilerine dayalı olarak hazırlanan Adalet Bakanlığı Tehlikeli Salgın Hastalıklarla Mücadele Eylem Planı (“Eylem Planı”) 13 Mart 2020 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Eylem Planı’ndaki önleyici tedbirler arasında ortak alanların dezenfekte edilmesi; ücretsiz olarak maske, eldiven, çamaşır suyu ve sıvı savun dağıtılması; yüksek mahpus ve görevli sayısına sahip ceza infaz kurumlarına termal kamera kurulması; ve hastaneye sevk edilen mahpusların ceza infaz kurumuna döndüklerinde 14 gün izolasyona tabi tutulması yer almıştır. Eylem Planı’nda ayrıca kişilerin PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) testlerine ve izolasyona tabi tutulmaları, tüm ziyaretlerin ve ek telefon görüşmesi haklarının askıya alınması gibi yeni mahpus ve görevlilerin kabulüne yönelik tedbirler ile COVID-19 semptomları gösteren kişilerin izolasyonu ve tedavisine ilişkin spesifik tedbirlere de yer verilmiştir.
18. 15 Nisan 2020 tarihinde yürürlüğe giren ve 5275 sayılı Kanun’un belirli maddelerinde değişiklik yapan 7242 sayılı Kanun ile belirli koşulları karşılayan tutuklulara özel COVID-19 izni imkânı getirilmiş ve şartlı tahliye koşulları kolaylaştırılmıştır.
Kocaeli T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda alınan spesifik tedbirler19. Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu idaresi, Adalet Bakanlığı Eylem Planı’ndaki tavsiyelere uygun olarak COVID-19 pandemisi sırasında alınan tedbirler hakkında bir rapor hazırlamıştır.
Yeni mahpuslar ceza infaz kurumuna kabulleri öncesinde hastanede muayene edilmişlerdir. Kendilerine COVID-19 testi yapılmış ve yakın tarihli tüm seyahatleri hakkında bilgi vermeleri talebinde bulunulmuştur. Tüm mahpuslara düzenli olarak sabun, çamaşır suyu ve maske tedarik edilmiştir. Mahpuslarla temas hâlindeki görevliler maske ve eldiven kullanmakla yükümlü tutulmuştur. Karantina koğuşları ve tüm ortak alanlar düzenli olarak dezenfekte edilmiş ve dezenfekte edilmeden önce karantina koğuşuna yeni kişi kabulü yapılmamıştır. İnsanların elleriyle dokundukları tüm alanlar günlük olarak deterjanla temizlenmiş ve tüm ıslak zeminler çamaşır suyu ile temizlenmiştir. Görevliler de dâhil olmak üzere ceza infaz kurumuna giren herkesin vücut sıcaklığı ölçülmüş ve görevliler PCR testi olmakla yükümlü tutulmuştur. Tüm tutukluların sağlık durumu, izolasyon ve takipten sorumlu Filyasyon İzleme Sistemi gibi uygulamalar vasıtasıyla izlenmiş ve COVID-19’a yakalandığından şüphelenilen herkes kayıt altına alınarak Sağlık Bakanlığı ile işbirliği içerisinde izlenmiştir. Mahpusların hastaneye sevk edilmeksizin muayene edilebilmeleri için Sağlık Bakanlığından ek bir doktor talep edilmiş ve mahpusların ilaçlara erişimleri eczanelerle yapılan işbirliği sayesinde kolaylaştırılmıştır.
Raporda ayrıca ceza infaz kurumunda insan sirkülasyonunu azaltmak üzere, ziyaretlerin askıya alınması ve karantina uygulaması gibi görevliler açısından da geçerli olan diğer tedbirlere değinilmiştir. Hem görevlilerin hem de mahpusların önlemler hakkında farkındalıkları artırılmış ve 7242 sayılı Kanun uyarınca şartlı tahliyeye veya özel COVID-19 izni kullanmaya uygun kişiler hakkında başkaca tedbirler de alınmıştır.
İlgili uluslararası belgelerMahpusların tıbbi tedavilerine ilişkin güvenlik tedbirleri20. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) ceza infaz kurumlarında mahpuslara sunulan sağlık hizmetlerine ilişkin standartları şu şekildedir (bk. CPT standartları, belge no. CPT/Inf/(93)12)):
“... Sivil hastane veya cezaevi hastanesinde, tam teçhizatlı bir hastane hizmetinin de doğrudan desteği sağlanmalıdır.
Sivil hastanenin kullanılması halinde, güvenlik düzenlemeleri konusu ortaya çıkacaktır. CPT bu bağlamda, tedavi görmek üzere hastaneye gönderilen mahpusların gözetim nedenleriyle hastane yataklarına veya diğer eşyalara fiziksel olarak bağlanmamaları gerektiğini vurgulamak ister. Güvenlik ihtiyaçlarını yeterli bir şekilde karşılayacak başka yollar bulunabilir ve bulunmalıdır; bu tür hastanelerde bir gözetim biriminin oluşturulması bu çözümlerden bir tanesi olabilir.”
Ceza infaz kurumlarda COVID-1921. Ceza infaz kurumlarında COVID-19’a ilişkin koruma ve önleme hususlarına ilişkin ilgili uluslararası belgelere Fenech/Malta (no. 19090/20, §§ 19-24, 1 Mart 2022) ve S.M./İtalya (no. 16310/20, §§ 32-37, 10 Ekim 2024) kararlarında yer verilmiştir.
22. Özellikle DSÖ tarafından 15 Mart 2020 tarihinde yayımlanan “Hapishanelerde ve diğer alıkonma yerlerinde COVID-19’un hazırlığı, önlenmesi ve kontrolü” başlıklı geçici rehberde, görevliler ve tutukluların önleme stratejilerinden haberdar edilmeleri, hijyen tedbirleri ile fiziksel mesafe, temizlik ve dezenfekte etme prosedürlerinin hayata geçirilmesi ve risk altındaki kişilerin izolasyona tabi tutulması ve karantina altına alınması dâhil olmak üzere ceza infaz kurumlarında alınması gereken ayrıntılı tedbirler açıklanmıştır (aynı kararda, § 36).
23. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere COVID-19 pandemisi bağlamında gösterilecek muameleye ilgili 20 Mart 2020 tarihinde yayınladığı ilkeler beyanında CPT, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişiler hakkında uygulanması gereken birtakım ilkeleri açıklamıştır. Diğer hususlar arasında, bilhassa aşırı kalabalığın söz konusu olduğu hâllerde özgürlükten yoksun bırakmanın alternatiflerine başvurulması ve örneğin önceden beri sağlık sorunları olan kişiler gibi savunmasız grupların ihtiyaçlarına özel dikkat gösterilmek suretiyle tıbbi hizmet sunulması söz konusu ilkeler arasında yer almıştır (aynı kararda, § 34).
ŞİKÂYETLER
24. Başvuran Sözleşme’nin 2, 3 ve 18. maddeleri kapsamında, hastaneden dönüşü üzerine konulduğu karantina koğuşunun aşırı kalabalık olduğunu, mahpuslardan birinin sigara içtiğini, ceza infaz kurumu idaresinin koğuşa yerleştirilen herkese test yaptırmadığını ve kalp hastası olması nedeniyle tüm bunların sağlığını risk altına soktuğu düşüncesinde olduğunu ileri sürerek karantina koğuşu koşullarından şikâyet etmiştir. Başvuran ayrıca jandarma görevlilerinin kendisini hastaneye götürürken fiziksel mesafe kurallarını ihlal ettiklerini ve kelepçesi çıkarılmaksızın doktor tarafından muayene edildiğini iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran COVID-19 pandemisi sırasında karantina koğuşundaki tutulma koşulları ile hastaneye sevk koşullarından ve iddiasına göre kelepçeli vaziyetteyken muayene edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşme’nin 2, 3 ve 18. maddelerine dayanmıştır. Dava konusu olayların hukuki açıdan nitelendirilmesi hususunda yetkili olan Mahkeme (bk. Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§ 110-26, 20 Mart 2018, ve Grosam/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 19750/13, § 90, 1 Haziran 2023), başvuranın şikâyetlerinin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir. Söz konusu hüküm aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Tarafların beyanları26. Hükümet, başvuranın muayenesi sırasında kelepçesinin çıkarılmadığı iddiasını destekleyecek hiçbir delil bulunmadığını, zira muayeneyi gerçekleştiren doktorun bu doğrultuda herhangi bir husus not etmediğini ileri sürmüştür. Hükümete göre başvuran da kelepçesinin çıkarılmasını talep etmemiştir. Hükümet, başvuranın bir terör suçundan mahkûm edildiğini ve görevlilerin daima başvuranın kaçma veya başkalarına zarar verme riskini göz önünde bulundurmaları gerektiğini belirtmiştir. Başvuranın kelepçelenmesinin hukuka uygun olduğunu, sağlığı üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını ve gördüğü tedaviyi hiçbir şekilde engellemediğini ileri sürmüştür. Olayın sivil bir hastanede meydana gelmesi ve kardiyoloji kliniğinin mahpusların kaçmasını engellemek üzere tasarlanmadığı dikkate alındığında, başvuranın kelepçelenmesinin gerekli olduğunu belirtmiştir. Hükümet, Mahkemeyi başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin bu kısmını açıkça dayanaktan yoksun bulmaya davet etmiştir.
27. Başvuranın COVID-19 pandemisi sırasındaki tutulma koşullarına ilişkin olarak Hükümet, başvuranın idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açmadığını ve dolayısıyla, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Bu hususta Hükümet, yetkililerin mahpusların gerekli tıbbi tedaviyi görmelerini sağlamadıkları hâllerde davacılar lehine tazminata hükmedilen idare mahkemesi kararlarına dikkat çekmiştir.
28. Hükümet alternatif olarak, başvuranın iddialarının asgari ciddiyet seviyesine ulaşmadığını ve her hâlükârda dayanaksız olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda Hükümet, COVID-19 pandemisi sırasında ulusal makamlarca ceza infaz kurumlarında alınan tedbirlere atıf yapmıştır. Başvurana Kocaeli Ceza İnfaz Kurumunda 2016 ile 2022 yılları arasındaki tutukluluk döneminde 17 kez COVID-19 PCR testi yapılmış, 2021 yılında iki doz BioNTech aşısı yapılmış ve düzenli olarak sabun, maske, eldiven ve dezenfektan gibi hijyen ürünleri verilmiştir. Tutukluluğu boyunca başvuran COVID-19’a yakalanmamıştır. Başvuranın sağlık sorunu için gerekli olan tüm muayene ve tedaviler gerçekleştirilmiş ve kendisi toplam 137 kez ceza infaz kurumunun ayakta tedavi kliniğine veya hastaneye sevk edilmiştir. Karantina koğuşunda bir mahpusun sigara içtiği iddiasına ilişkin olarak Hükümet, revir olarak sınıflandırılan bu koğuşlarda sigara içmenin kati surette yasak olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın tutukluluğu boyunca 30 kez oda değiştirdiğini, fakat Kocaeli Ceza İnfaz Kurumunda sigara içilmeyen odalar mevcut olmasına rağmen bu tür bir odaya yerleştirilmeyi talep etmediğini belirtmiştir.
29. Başvuran, hastaneden döndüğünde karantina koğuşuna konulmasının ve sevk koşullarının bedensel ve ruhsal sağlığını risk altına soktuğunu ve kelepçesi çıkarılmaksızın muayene edilmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.
Mahkemenin değerlendirmesiTıbbi muayene sırasında kelepçe kullanıldığı iddiası hakkında(a) Genel ilkeler
30. Mahkeme, kötü muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi için, asgari ciddiyet düzeyine ulaşmış olması gerektiğini yinelemektedir (bk. Henaf/Fransa, no. 65436/01, § 47, AİHM 2003-XI). Bu asgari düzeyin değerlendirilmesi, başta muamelenin süresi, fiziksel veya ruhsal etkileri ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu olmak üzere, söz konusu davanın bütün koşullarına bağlıdır (bk. Muršić/Hırvatistan [BD], no. 7334/13, § 97, AİHM 2016).
31. Mahkeme, kelepçe ve diğer bedensel hareketleri engelleyici araçların kullanımının, bu tedbirin hukuka uygun tutuklulukla bağlantılı olarak uygulandığı ve makul olarak gerekli olanı aşmayan güç kullanımı veya kamuya ifşa içermediği sürece, normal şartlar altında Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında bir soruna yol açmayacağına hükmetmiştir. Mahkeme daima davanın kendine özgü koşullarını dikkate almalıdır (bk. Shlykov ve Diğerleri/Rusya, no. 78638/11 ve diğer 3 başvuru, § 72, 19 Ocak 2021 ile bu kapsamda yapılan diğer atıflar).
32. Hukuka aykırı kelepçeleme iddiasının söz konusu olduğu hâllerde ciddiyet düzeyini incelerken Mahkeme, başvuranın mahkûmiyetinin, sabıka kaydının ve şiddet geçmişinin ağırlığını (bk. A.J.P./Fransa, no. 17020/05, § 95, 29 Ekim 2009, ve Kaverzin/Ukrayna, no. 23893/03, § 156, 15 Mayıs 2012); tedbirin iç hukuka uygun olup olmadığını (bk. Julin/Estonya, no. 16563/08 ve diğer 3 başvuru, § 130, 29 Mayıs 2012); tedbirin mahpusun davranışı ile orantılılığını (bk. Goriunov/Moldova Cumhuriyeti, no. 14466/12, § 33, 29 Mayıs 2018); tutukluluğun hukuka uygunluğunu, muamelenin kamusal niteliğini ve başvuranın sağlığı üzerine tüm sonuçları (bk. Raninen/Finlandiya, 16 Aralık 1997, §§ 57-58, Kararlar ve Hükümler Derlemeleri 1997-VIII); başvuranın sağlık durumunu ve gardiyan ve köpek gibi başvurulan diğer güvenlik planlamalarını (bk. yukarıda anılan Kaverzin, §§ 159-60) ve başvuranın ne kadar süre kelepçeli kaldığını (bk. Kashavelov/Bulgaristan, no. 891/05, § 39, 20 Ocak 2011) dikkate almıştır.
(b) Söz konusu ilkelerin somut davaya uygulanması
33. Mahkeme, Hükümetin başlangıçta, doktor tarafından tutulan herhangi bir not bulunmadığından başvuranın 1 Eylül 2020 tarihli muayenesi sırasında kelepçeli olduğunu gösterecek herhangi bir delil olmadığını iddia etmekle birlikte, daha sonra muayene sırasında kelepçeli olmasının gerekli olduğunu ileri sürdüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın hem yerel mahkemeler hem de Mahkeme önünde muayene sırasında kelepçeli vaziyette olduğuna dair tutarlı beyanları ile Hükümetin iddia edilen kelepçeleme işleminin davanın özel koşulları içerisinde gerekli olduğuna yönelik savını göz önünde bulundurarak, değerlendirmesini başvuranın söz konusu tarihte Kocaeli Üniversitesi Hastanesi kardiyoloji kliniğinde kelepçeli olduğu ön kabulü temelinde gerçekleştirecektir.
34. Mahkeme yukarıda anılan A.J.P./Fransa (§ 94) davasında, tıbbi muayeneler sırasında bedensel hareketleri kısıtlayıcı tedbirlere başvurulmasının, örneğin hastaneye sevk sırasında bu tür tedbirlere başvurulmasına kıyasla daha önemli bir sorun gündeme getirdiğine hükmetmiştir. Fakat mevcut davada Mahkeme, başvuranın da ifade ettiği gibi, kardiyoloji kliniğinde başvuruya konu doktorla temasın ayrıntılı bir muayeneden ziyade kısa süreli bir görüşme olduğunu ve bu görüşme sırasında doktorun başvuranı odanın öbür ucundan dinleyerek, kendisinden belirli tahlilleri yaptırmasını ve bir sonraki ay tekrar gelmesini talep ettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 7. paragraf) (benzer ve farklı yönleri açısından bk. başvuranların yatağa zincirlendikleri yukarıda anılan Henaf, § 49, ve Avcı ve Diğerleri/Türkiye, no. 70417/01, § 39, 27 Haziran 2006; ayrıca bk. jinekoloji muayenesi sırasında kelepçe kullanımına ilişkin Filiz Uyan/Türkiye, no. 7496/03, § 32, 8 Ocak 2009).
35. Olay sivil bir hastanede meydana gelmiş olup, ceza infaz kurumlarda sağlık hizmetlerine ilişkin CPT standartlarında belirtildiği üzere, özellikle klinikte mahpuslara yönelik belirli düzenlemelerin bulunmamasından ötürü güvenlik endişeleri hâsıl olmuştur (kıyaslayınız, yukarıda anılan Filiz Uyan, § 32). Ne dava dosyasındaki belgeler, ne de başvuranın beyanları Mahkemenin başvuranın doktorla görüşmesi sırasında, örneğin takviye edilmiş bir jandarma ekibi tarafından refakat edilme gibi ilave güvenlik tedbirlerinin alındığı sonucuna varmasına imkân vermektedir (karşılaştırınız, yukarıda anılan Kaverzin, § 160).
36. Kalp hastalığına ilişkin takip muayenesi yapılması ve endoskopi planlanması için hastaneye sevk edilen başvuranın, kelepçe kullanımını aşırı kılacak veya kelepçenin kontrendike olacağı özellikle hassas bir durumda olduğunu ortaya koyacak herhangi bir unsur da dava dosyasında mevcut değildir (kıyaslayınız, A.T./Estonya, no. 23183/15, § 64, 13 Kasım 2018, ve karşılaştırınız, yukarıda anılan Avcı, § 41). Başvuranın sivil bir hastanede kelepçelenmesi, iç hukukta izin verilebilir niteliktedir (bk. yukarıda 15. paragraf) (bk. yukarıda anılan Julin, § 130). Daha önemlisi, başvuranın bu doğrultuda herhangi bir beyanı olmaması veya destekleyici herhangi bir belge olmaması karşısında, Mahkemenin ihtilaf konusu kelepçeleme işleminin başvuran üzerinde herhangi bir fiziksel veya ruhsal etkisinin olduğu veya kendisini küçük düşürme veya aşağılamayı amaçladığı sonucuna varmasına yol açacak hiçbir şey yoktur (bk. yukarıda anılan Raninen, § 58).
37. Başvuranın hastaneye sevkine ilişkin jandarma kayıtlarına göre, başvuran kaçma şüphesi bulunan bir mahpus olarak nitelendirilmiştir (bk. yukarıda 5. paragraf). Başvuranın bir terör suçundan mahkûm edildiği ve itiraza konu kelepçeleme işleminin mahiyeti karşısında Mahkeme, bu değerlendirmenin titizlikle detaylandırılmamış olmakla birlikte söz konusu güvenlik tedbiri için yeterli gerekçe teşkil ettiğine karar vermiştir (kıyaslayınız, yukarıda anılan A.T./Estonya, §§ 62-63).
38. Dolayısıyla, başvuranın fiziksel veya ruhsal sağlığı üzerine herhangi bir etkinin mevcut olmadığı da göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme söz konusu muamelenin makul şekilde gerekli olduğu değerlendirilebilecek olanın ötesinde bir güç kullanımına veya kamuya ifşaya yol açmadığı sonucuna varmıştır (kıyaslayınız, yukarıda anılan Julin, § 166, ve yukarıda anılan A.T./Estonya, § 67).
39. Bu nedenle başvuranın tıbbi görüşme sırasında kelepçelenmesine ilişkin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
COVID-19 bağlamında tutukluluk koşulları40. Mahkeme, Hükümetin başvuranın iddiasını idare mahkemeleri önüne taşımadığı gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmediğine yönelik itirazını incelemeyi gerekli görmemektedir; zira başvuranın bu başlık altındaki şikâyeti her hâlükârda aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü kabul edilebilir değildir.
(a) Genel ilkeler
41. Mahkeme, Devletlerin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında mahpuslara sunulan sağlık hizmetlerine ilişkin pozitif yükümlülükleri konusunda yukarıda anılan Fenech (§§ 125-28) davasında ortaya konulan genel ilkelere atıf yapmaktadır.
42. Özellikle, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, Devlet kişinin insan onuruna saygıyla uyumlu koşullarda tutulmasını, tedbirin infaz şekli ve yönteminin kişiyi tutuklama işleminin özünde var olan kaçınılmaz acı seviyesini aşan bir yoğunlukta sıkıntıya veya zorluğa maruz bırakmaması ve hapsedilmenin pratik gerekleri dikkate alındığında, kişinin sağlık ve refahının yeterli bir şekilde güvence altına alınmasını sağlamalıdır (bk. Kudła/Polonya [BD], no. 30210/96, §§ 93-94, AİHM 2000‑XI).
43. Bu hüküm, tutukluların sağlık gerekçesiyle serbest bırakılmaları için genel bir yükümlülük getirdiği şeklinde yorumlanamasa da, Devletlere, yine de, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin fiziksel sağlıklarını, örneğin onlara gerekli tüm tıbbi yardımları sağlamak suretiyle koruma yükümlülüğünü getirmektedir (bk. Mouisel/Fransa, no. 67263/01, §§ 38-40, AİHM 2002-IX).
44. Mahpusun sağlığını ve refahını, özellikle gerekli tüm tıbbi bakımı sağlamak suretiyle korumaya yönelik pozitif yükümlülüğe ilaveten 3. madde Devlete ceza infaz kurumlarında bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve tespiti için etkili yöntemler oluşturma pozitif yükümlülüğü getirmektedir. Devletin mikrop veya bulaşıcı hastalık taşıyıcılarını tespit etmek, izole etmek ve etkili bir şekilde tedavi etmek üzere tutukluları ceza infaz kurumuna kabullerinin ardından erken taramadan geçirme konusundaki yükümlülüğü öncelik arz etmektedir. Ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpuslar arasında yayılan enfeksiyonları göz ardı etmemeleri ve diğer kişileri ciddi hastalıklara yakalanma konusunda gerçek bir riske maruz bırakmamaları gerektiğinden, yukarıda belirtilen husus daha da önem kazanmaktadır (bk. Dobri/Romanya, no. 25153/04, § 51, 14 Aralık 2010, ve Fűlöp/Romanya, no. 18999/04, § 38, 24 Temmuz 2012).
(b) Söz konusu ilkelerin somut davaya uygulanması
45. Mahkeme, başvuranın spesifik olarak, toplam kırk dört gün tutulduğu karantina koğuşlarındaki tutukluluk koşullarının (bk. yukarıda 6, 10 ve 12. paragraflar) yanı sıra hastaneye sevk koşullarından şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Başvuran Kocaeli Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu diğer odalardaki koşullar veya tutukluluğu sırasında gördüğü tıbbi tedavinin kalitesi konusunda itiraz ileri sürmediğinden, Mahkeme davaya ilişkin incelemesini karantina koğuşlarındaki koşullar, başvuranın hastaneye sevki sırasındaki koşullar ve başvuranın maruz kaldığı iddia edilen sağlık riskiyle sınırlı tutacaktır.
46. Mahkeme, başvuranın Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından alınan tedbirler kapsamında, hastaneye sevkinin ardından karantina koğuşuna konulmasının, hastaneye sevk edilen mahpusların on dört günlük bir karantina dönemine tabi tutulmalarını gerektiren Sağlık Bakanlığı Eylem Planı’na uygun olduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda 17. paragraf). Ceza infaz kurumunca alınan COVID-19 tedbirlerine ilişkin Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu idaresi raporuna göre, yetkililer ceza infaz kurumuna giren tüm görevli ve mahpusların karantina dönemini tamamlamalarını şart koşmuşlar ve yeni mahpusların ancak tıbbi muayeneden geçip test edildikten sonra kabul edilmelerine izin vermişlerdir (bk. yukarıda 19. paragraf). Raporda ayrıca, görevlilerin mahpuslarla temas ederken maske ve eldiven kullanmaları gerektiği, tüm ortak alanların deterjanla temizlendiği, mahpuslara hijyen malzemeleri verildiği ve karantina koğuşlarının düzenli olarak dezenfekte edildiği kaydedilmiştir. Mahkeme, söz konusu tedbirlerin DSÖ ve CPT tarafından ortaya konulan ilkelere uygun olduğuna (bk. yukarıda 22 ve 23. paragraflar) ve virüsün yayılımını önlemek ve sınırlandırmak için yeterli ve orantılı olduğuna karar vermiştir (bk. yukarıda anılan Fenech, § 140).
47. Karantina koğuşuna yeni mahpusların test edilmeden konulduklarına ve hastaneye sevki sırasında kendisine refakat eden jandarma görevlilerinin sevk aracında fiziksel mesafe kurallarına aykırı şekilde kendisine yakın mesafede oturdukları ve elleriyle üst araması yaptıklarına yönelik itirazı haricinde başvuran, söz konusu tedbirlerin uygulanmasının yerindeliğini sorgulamamıştır. Mahkeme, Kocaeli Ceza İnfaz Kurumunun yeni kabul edilecek herkesin tıbbi muayeneden geçirilmesini ve test olmasını şart koştuğunu ve görevlilerin mahpuslarla etkileşimde bulunurken maske ve eldiven kullanmakla yükümlü olduklarını gözlemlemektedir (kıyaslayınız, Ünsal ve Timtik/Türkiye (k.k.), no. 36331/20, § 38, 8 Haziran 2021). Jandarma tarafından tutulan kayıtlarda da, başvuran dâhil olmak üzere hastaneye götürülen mahpusların üst aramalarının maske, eldiven ve dezenfektan kullanılarak gerçekleştirildiği belirtilmiştir (bk. yukarıda 5. paragraf). Ceza infaz kurumu idaresi tarafından uygulanan yukarıda belirtilen tedbirler dikkate alındığında ve başvuranın iddiasına göre yetkililerin yeni mahpusları test etme konusundaki başarısızlıklarının boyutuna ve elle yapılan üst aramasının eldiven kullanılarak mı veya kullanılmayarak mı gerçekleştirildiğine ilişkin başvuran tarafından ayrıntılı bir beyanda bulunulmamış olması göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme başvuranın virüse yakalanma riskini artırdığını iddia ettiği etkenlerin yeterince temellendirilmediğine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca önceden, yukarıda anılan Fenech (§ 129) davasında önleyici tedbirlerin söz konusu risk ile orantılı olduğunu tespit ettiğini, fakat özellikle yeni bir hastalığın küresel çapta pandemisi bağlamında hapsedilmenin pratik gereklilikleri nedeniyle önleyici tedbirlerin yetkilileri aşırı bir külfet altına sokmaması gerektiğini hatırlatmaktadır. Buna göre, koğuşların dezenfekte edilmesi ve hem mahpuslar hem de görevliler için maske ve hijyen malzemelerinin erişilebilir kılınması gibi yerel makamlarca alınan önleyici tedbirler göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın hastaneye sevkleri akabinde virüsün ceza infaz kurumunun diğer bölümlerine yayılması ihtimalini bertaraf etmek üzere ihtilafa konu koğuşlarda tutulması konusunda yetkililerin eleştirilmeleri mümkün değildir. Yetkililer, üst araması yapmak ve daima başvurana yakın mesafede durmak dâhil belirli güvenlik tedbirlerinin jandarma görevlilerince alınmasını gerektiren hastaneye sevk koşulları konusunda da eleştirilemezler.
48. Mahkeme tipik olarak, tutukluların söz konusu hastalığa fiilen yakalandıkları davalarda ceza infaz kurumlarında önleyici tedbirlerin yetersizliği nedeniyle 3. madde ihlali tespit edildiğini hatırlatmaktadır (bk. yukarıda anılan S.M./İtalya, §§ 79 ve 99 ile bu kapsamda yapılan atıflar). Somut davada, başvuran tutukluluğu sırasında COVID-19’a yakalanmamıştır.
49. Dolayısıyla, COVID-19’un mahiyeti, belgelerle ortaya konulmuş etkileri ve kolay bulaşabilir olması nedeniyle, başvuranın hastalığa yakalanması hâlinde sağlık durumunun ne olacağına dair kaygıları önemsiz değildi (bk. yukarıda anılan Fenech, § 129). Bu itibarla, Mahkeme başvuranın kalp hastalığına ilişkin endişelerini kabul etmekte ve belirli bir derecede hastalıktan mustarip olduğunun hastanede yaptırdığı tahliller temelinde sabit olduğunu değerlendirmektedir. Bununla birlikte, başvuranın diğer mahpuslarla birlikte tutulmasının hastalığının sağlığına karşı oluşturduğu riskleri ağırlaştırıp ağırlaştırmadığı konusunda herhangi bir tıbbi raporun veya başvuranın hastalığının spesifik mahiyetine ilişkin herhangi bir beyanının yokluğunda Mahkemenin, başvuranın en hassas durumdaki kişiler kategorisine girdiğine veya yetkililerin kendisini diğer mahpuslardan ayırmalarını gerektirecek bir kalp-damar hastalığından mustarip olduğuna kesin kanaat getirmesi mümkün değildir (kıyaslayınız, yukarıda anılan Fenech, § 137). Ayrıca, hapsedilmenin pratik gereklilikleri ve durumun yeni oluşu dikkate alındığında, Mahkeme ceza infaz kurumunda herhangi bir bulaş meydana gelmeden önce tüm hassas kişilerin daha güvenli alanlara yerleştirilmesi için düzenlemeler yapmanın mümkün olamayabileceğini kabul edebilir (bk. aynı karar). Bu bağlamda Mahkeme ayrıca, başvuranın karantina koğuşunda tutulduğu sırada COVID-19 pozitif olan herhangi bir kişiye maruz kaldığını ileri sürmediğini gözlemlemektedir (bk. aynı kararda § 138).
50. Başvuranın karantina koğuşunda mahpuslardan birinin sigara içtiği ve bunun da sağlığına karşı ek riskler oluşturduğu argümanı bakımından Mahkeme, revir olarak sınıflandırılan karantina koğuşlarında sigara içmenin kesin surette yasaklandığını belirten Hükümet tarafından söz konusu şikâyete itiraz edildiğini gözlemlemektedir. Her hâlükârda, başvuranın iddiası sadece, 26 Ağustos ve 22 Eylül 2020 tarihleri arasındaki yirmi yedi günlük süre boyunca tutulduğu ilk karantina koğuşuyla ilgilidir (bk. yukarıda 6 ve 10. paragraflar). Mahkeme, başvuranın tutukluluğu boyunca hiçbir zaman sigara içilmeyen odalardan birine konulma talebinde bulunmadığına dair Hükümet beyanını not etmektedir (bk. yukarıda 28. paragraf). Başvuran, ceza infaz kurumu yetkililerinin bu tür talepleri yerine getirmedikleri iddiasında da bulunmamıştır (kıyaslayınız, Stoine Hristov/Bulgaristan (no. 2), no. 36244/02, §§ 43-46, 16 Ekim 2008, ve karşılaştırınız, Elefteriadis/Romanya, no. 38427/05, § 49, 25 Ocak 2011). İlgili dönemin kısa oluşu ve başvuranın sağlık durumuna ilişkin herhangi bir tıbbi raporun bulunmaması karşısında Mahkeme, başvuranın iddiasına göre sigara dumanına maruz kalmasının kendiliğinden, Sözleşme’nin 3. maddesinin gerektirdiği asgari ciddiyet düzeyine ulaşacak şekilde başvuranın sağlığı üzerine olumsuz bir etkisi olamayacağı veya karantina koğuşundaki koşulları ağırlaştıramayacağına karar vermiştir (karşılaştırınız Sylla ve Nollomont/Belçika, no. 37768/13 ve 36467/14, § 41, 16 Mayıs 2017).
51. Son olarak Mahkeme, başvuranın sağlık sorunuyla ilgili korkularını ve artan endişesini kabul etmektedir; fakat bu türden korkular pandemi sırasında hem mahpuslar hem de genel halk arasında yaygın olmuştur (bk. yukarıda anılan S.M./İtalya, § 101).
52. Yukarıdaki hususlar ışığında ve Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu yetkilileri tarafından alınan tedbirler göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, ne başvuranın diğer kişilerle karantina koğuşuna konulmasının ne de hastaneye sevki sırasında mevcut olduğunu iddia ettiği koşulların başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında aşağılayıcı muamele teşkil edecek şekilde endişe ve korku yaşamasına yol açtığı sonucuna varmıştır (kıyaslayınız Khudobin/Rusya, no. 59696/00, §§ 95-96, AİHM 2006-XII (alıntılar), ve Epure/Romanya, no. 73731/17, § 80, 11 Mayıs 2021).
53. Dolayısıyla, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetleri de, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 10 Nisan 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan