AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 16086/12
Hasan IĞSIZ/Türkiye
3 Mart 2015 tarihinde,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) Daire olarak toplanarak, 5 Mart 2012 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Eski ordu komutanı olan başvuran Hasan Iğsız, T.C. vatandaşı olup 1946 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukat M. Ergün tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. 2007 yılında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “Ergenekon” isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişiler hakkında hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Savcılığa göre, sanıklar, toplumda tanınmış kişilere yönelik suikast, yüksek yargı organlarının binaları veya kutsal mekanlar gibi hassas yerlere bombalı suikastlar düzenlemek gibi provokasyon eylemleri planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Sanıklar, bu yolla toplum genelinde bir korku ve panik atmosferi yaratmayı amaçlamış ve bu sayede bir güvensizlik ortamı oluşturarak, askeri darbe yolunu açmayı hedeflemişlerdir.
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, 21 Temmuz 2011 tarihli bir iddianameyle, başvuranın da aralarında bulunduğu örgütün iddia edilen bazı üyeleri hakkında Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza davası açmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Ceza Kanununun 312. maddesinin 1. fıkrası ve 314. maddesinin 1. fıkrası gereğince başvuranın mahkûm edilmesini talep etmiştir.
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Ağustos 2011 tarihinde, başvuran hakkında tutuklama müzekkeresi çıkarmıştır.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Ağustos 2011 tarihli duruşma sonunda, ilgili hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığı ile delilleri değiştirme riskini dikkate alarak ve şüpheliye atfedilen suçların Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında sırayla belirtilenler arasında bulunması nedeniyle başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir (kuvvetli suç şüphesinin bulunması durumunda “sırayla belirtilen” suçlar için şüpheli kişinin tutukluluk nedeni var kabul edilmektedir). Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin yalnızca adli kontrole tabi tutulmasının yeterli bir tedbir teşkil etmediğini değerlendirmiştir.
7. Başvuran, 11 Ağustos 2011 tarihinde, tutukluluk haline karşı çıkmak ve beraatını elde etmek amacıyla itiraz talebinde bulunmuştur.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Ağustos 2011 tarihinde, dosyadaki belgeler üzerinde inceleme yaptıktan sonra başvuran hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunmasına, suçun niteliğine, dosyanın içeriğine dayanarak ve ilgiliye atfedilen suçların Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında sırayla belirtilen suçların arasında bulunması nedeniyle bu talebi reddetmiştir. Diğer yandan İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin adli kontrole tabi tutulmasının yeterli bir tedbir olmadığı kanaatindedir.
9. Başvuran, ceza davası boyunca duruşmalar sırasında serbest bırakılmak amacıyla Ağır Ceza Mahkemesinden birçok defa tahliyesini talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, aynı gün, bu taleplerin her birini reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararların itiraz konusu olabileceğini belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran tarafından yapılan itirazlar ile ilgili olarak, başvuran hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunması, suçun niteliği, dosyanın içeriği, delillerin değiştirilmesi riski ile gerekçelendirerek ve ilgiliye atfedilen suçların Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında sırayla belirtilenler arasında yer alması nedeniyle itirazları reddetmiştir.
10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Ağustos 2012 tarihli bir kararla, Ceza Kanununun 312. maddesinin 1. fıkrası gereğince, hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları nedeniyle başvuranın müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir.
11. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Mart 2014 tarihinde, ilgilinin tutukluluk süresinin kanunda belirtilen azami süreyi aştığı gerekçesiyle başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Nisan 2014 tarihinde, 16.798 sayfalık gerekçeli kararını yayımlamıştır.
13. Dosyada içeren unsurlara göre, başvuran hakkında açılan ceza davası hâlihazırda Yargıtay önünde halen derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulanması
1. Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru
14. 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasal değişiklikler sonrasında, Türk Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru Türk hukuk sisteminde uygulamaya konulmuştur.
15. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu düzenleyen 6216 sayılı Kanunun somut olayla ilgili hükümleri ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün somut olayla ilgili bölümleri Mahkeme’nin Hasan Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
2. Anayasa Mahkemesinin Tutukluluk Süresi İle İlgili İçtihadı
16. Anayasa Mahkemesi’nin, özgürlük hakkı ile ilgili davalar çerçevesinde verdiği karar ve hükümler Mahkeme’nin Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, §§ 15-26, 1 Temmuz 2014) kararında yer almaktadır.
3. Ceza Kanununun hükümleri
17. Ceza Kanununun 312. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.”
18. Ceza Kanununun, yasadışı bir örgüte üye olma suçunu öngören 314. maddesinin 1 ve 2. fıkraları aşağıdaki şekildedir:
“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
4. Ceza Muhakemesi Kanununun Hükümleri
19. Tutukluluk, Ceza Muhakemesi Kanununun [Bundan böyle metinde “CMK” olarak anılacaktır.] 100. ve devamı maddelerinde ele alınmaktadır. 100. maddeye göre kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda tutuklanabilmektedir. Şüphelinin kaçma veya kaçma şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, kaçma veya kaçma riski bulunması ya da şüpheli kişinin delilleri yok etme, gizleme veya tanıkları etkileme riski bulunduğunda tutukluluk hali haklı kabul edilmektedir. Aynı zamanda şüphelinin özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, tutukluluk durumunu haklı göstermek için yeterlidir.
20. CMK’nın 101. maddesine göre, tutuklama kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya re’sen yetkili mahkeme tarafından verilmektedir. Tutuklama ya da tutukluluğun devamı ile ilgili kararlar itiraza tabi olup, bu kararlarda hukuki ve fiili gerekçelerin bulunması gerekmektedir.
ŞİKÂYETLER
21. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, tutukluluk süresinden ve tutukluluk halinin devamı için yerel mahkemelerin gerekçelerinin yetersizliğinden şikâyet etmektedir.
22. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ve 13. maddesini ileri sürerek, ayrıca tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı açılan itiraz davasında duruşma düzenlenmediğinden şikâyet etmektedir.
23. Son olarak başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin ve hâkimlerinin bağımsız ve tarafsız olmaması aynı zamanda kanun ile kurulan bir mahkeme teşkil etmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında adil yargılanma hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Tutukluluk Süresi Hakkında
24. Başvuran, tutukluluk süresinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu hüküm aşağıdaki şekildedir:
“ Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”
25. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğinin kural olarak Mahkeme’ye başvuru yapıldığı tarihe göre değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak Mahkeme’nin birçok kez belirttiği gibi; bu kuralın her davanın kendine özgü koşullarıyla gerekçelendirilebilecek istisnaları bulunmaktadır (bk. Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, AİHM 2001-V (özetler)). Mahkeme, özellikle uzun yargılama süresi konusunda bazı üye Devletler aleyhine yapılan başvurularda bu genel ilkeden ayrıldığını hatırlatmaktadır (bk. Fakhretdinov ve diğerleri/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Taron/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012). Mahkeme, Türkiye aleyhine mülkiyet hakkıyla ilgili sorunlar konusunda açılan bazı davalarda da aynı şekilde hareket etmiştir (bk. İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18888/02, §§ 73-87, AİHM 2006-I, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11166/05, 6 Kasım 2012).
26. Mahkeme, Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, § 44, 1 Temmuz 2014) kararında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun, başvuranın tutukluluk süresi bağlamındaki şikâyetine uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmadığı ve makul başarı beklentileri sunmadığı kanaatine varmasını sağlayacak herhangi bir unsurun elinde bulunmadığına karar verdiğini hatırlatmaktadır.
27. Mahkeme, somut olayda bu içtihadını değiştirecek herhangi bir neden görmemektedir.
28. İç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvuranın, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
B. Tutukluluğuna İtiraz Etmek İçin Etkin Başvuru Yolunun Bulunmaması Hakkında
29. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ve 13. maddesini ileri sürerek, tutukluluk haline itiraz edebilecek etkin bir başvuru yoluna sahip olmamaktan şikâyet etmektedir. Başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin serbest bırakılma talebini reddeden kararlara yaptığı itirazlar hakkında karar verdiğinde, duruşma düzenlemediğini iddia etmektedir.
30. Mahkeme, tutukluluk konusunda Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasındaki hükümlerin, Sözleşme’nin 13. maddesindeki hükümlere göre özel hüküm lex specialis olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. bu arada, Kırkazak/Türkiye, No. 20265/02, § 35, 12 Aralık 2006). Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetleri Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından inceleyecektir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
31. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası kapsamında özgürlük hakkının kısıtlanması hususunun “yasaya ve kurallara uygun” olmasını gerektiren esas ve usullere ilişkin koşullar çerçevesinde Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının yakalanan ya da tutuklanan her kişiye serbest bırakılması için mahkemeye başvurma hakkını verdiğini hatırlatmaktadır. Eğer Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki yasal işlem, hukuk davaları ve ceza davaları için 6. maddenin belirlediği benzer teminatların olmasını gerektirmiyorsa – iki hüküm de farklı amaçlar izlemektedir (bk. Reinprecht/Avusturya, No. 67175/01, § 39, AİHM 2005-XII), yasal işlemin hukukî bir özelliğe sahip olması ve söz konusu özgürlük kısıtlamasının niteliğine uyarlanmış teminatlar sunması gerekmektedir (bk. D.N./İsviçre [BD], No. 27154/95, § 41, AİHM 2001-III). Tutukluluk haline ilişkin açılan bir davanın duruşması özellikle çekişmeli olmalıdır ve taraflar arasındaki, yani savcı ile tutuklu arasındaki silahların eşitliğini güvence altına almalıdır (bk. Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, § 58, AİHM 1999-II). Ulusal mevzuat bu gerekliliği çeşitli yollarla sağlayabilmektedir. Fakat benimsenen yöntem, karşı tarafın, sunulan görüşlerden haberdar olmasını ve bunlar hakkında yorum yapmak için gerçek bir fırsattan istifade etmesini teminat altına almalıdır (bk. Lietzow/Almanya, No. 24479/94, § 44, AİHM 2001-I). Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan bir yargılama usulünün gerekli güvenceleri sunup sunmadığının belirlenmesi için, usulde mevcut olan koşulların özel niteliğini dikkate almak gerekmektedir.
32. Mahkeme, başvuranın ve avukatının, Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın tahliye taleplerini incelediği sırada duruşmalarda mevcut bulunduklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuran, tahliye talepleri hakkında karar vermeye davet edilen Ağır Ceza Mahkemesi önünde çekişmeli bir tartışmaya katılma imkânı bulunmuş ve böylece Cumhuriyet savcısı ile birlikte silahların eşitlik ilkesinden yararlanmıştır. Mahkeme, davanın koşullarında, başvuranın hâkim huzuruna son çıkarılışının yalnızca birkaç gün öncesine dayanması nedeniyle itirazın incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmesinin gerektirmediğini değerlendirmektedir. Bu koşulun, tarafların hiçbirinin itiraz davasına sözlü olarak katılmadıklarından silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerini ihlal etmediğini belirtmek gerekir (bk. Altınok/Türkiye, No. 31610/08, § 55, 29 Kasım 2011).
33. Sonuç olarak, mevcut şikâyet Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir.
C. Ceza Davasının Hakkaniyeti Hakkında
34. Başvuran, İstanbul Ağır Ceza Hâkimlerinin bağımsız ve tarafsız olarak davranmadıklarından şikâyet etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir. Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.
(...) »
35. Mahkeme öncelikle, başvuranın yargılandığı ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran hakkında açılan davayla ilgili genel bir inceleme yapabilecek durumda değildir.
36. Dolayısıyla ulusal mahkemeler nezdinde yürütülen davanın mevcut aşamasında, başvuranın yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu konusuyla ilgili olarak Mahkeme önünde şikâyette bulunamayacağı sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, başvuran, hakkında yürütülen ceza davası sonunda iddia ettiği ihlallerden dolayı mağdur olduğunu düşündüğü takdirde, yeniden Mahkeme’ye başvurabilir. Ancak, bu konuyla ilgili tüm şikâyetlerin incelenmesi için henüz erkendir (bk. bu arada Baltacı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 495/02, 14 Haziran 2005 ve Doğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, §§ 95-97, 10 Nisan 2012).
37. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 26 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposAndrás Sajó
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy