AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 25969/09
Ahmet GÜLEÇ ve Abdullah ARMUT / TÜRKİYE
Başkan
Ireneu Cabral Barreto,
Yargıçlar
Danutė Jočienė,
Dragoljub Popović,
Nona Tsotsoria,
Işıl Karakaş,
Kristina Pardalos,
Guido Raimondi
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 6 Kasım 2010 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yapılan müzakerelerin ardından, davalı Hükümet’in sunduğu görüşler ile başvuranın da Hükümet’e cevaben sunduğu görüşleri ve 20 Nisan 2009 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranlar Ahmet Güleç ve Abdullah Armut bu ülkenin vatandaşları olup sırasıyla 1943 ve 1948 doğumludurlar ve Ermenek’te (Karaman) ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Mersin’de görev yapan Avukatlar T. Akıllıoğlu, A. Aktay, Ö. Yıldız ve F. İrişik tarafından temsil edilmişlerdir.
A. Davanın koşulları
Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Baraj yapımından sorumlu olan Devlet Su İşleri (“idare”) Çavuş köyünde (Ermenek), başvurana ait 456,39 m2 yüzölçümlü taşınmazı istimlâk etmiştir. Söz konusu taşınmaz üzerinde iki katlı bir bina ve bir ahır bulunmaktadır.
Taraflar arasında, kamulaştırma bedelinde uzlaşma sağlanılamamasının üzerine idare 1 Mayıs 2007 tarihinde Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinde (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) kamulaştırma bedelinin tespiti davası açmıştır.
Başvuranlar Asliye Hukuk Mahkemesine 18 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiği dilekçe ile idare tarafından belirlenen kamulaştırma bedeline itiraz etmişler ve bedelin tespitinde yapılan birçok maddi hatadan şikâyet etmişlerdir. Ayrıca köyün, yaşadıkları yerin ve geçmişlerinin yapılacak barajın suları altında kalacağı ve de farklı bir yerde yaşamak zorunda kalacakları için 3.000 Türk lirası (“TL”) tutarında manevi tazminat talep etmişlerdir. Aynı zamanda kamulaştırma bedeline, Asliye Hukuk Mahkemesine başvurulduğu tarih itibariyle en yüksek faiz oranlarının uygulanmasını talep etmişlerdir. Başvuranlar son olarak, tespit edilen yıpranma payı oranına itiraz etmişler ve Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinin h) bendi uygulanarak yapıları için belirlenen tazminatın binaların gerçek değerlerini yansıtmadığını ileri sürmüşlerdir.
Asliye hukuk Mahkemesi hâkimi 31 Mayıs 2007 tarihinde konusunda uzman bilirkişi heyeti eşliğinde keşif yapmış ve bilirkişi heyeti 7 Temmuz 2007 tarihinde raporunu mahkemeye sunmuştur. Bilirkişiler arazinin ve yapıların değerlerini ayrı ayrı hesaplamıştır. Bilirkişiler, Asliye Hukuk Mahkemesine başvuru yapılan tarihte yürürlükte olan verilere göre hesapladıkları arazi değeri için ödenecek tazminat tutarını, söz konusu arazinin normal olarak işletilmesi halinde elde edilecek yıllık net kazançtan yola çıkarak tespit etmişlerdir. Ardından bilirkişiler, köyün altyapı durumunu ve çevresel özelliklerini de dikkate alarak arazinin değerini %50 oranında artırmıştır. Yapılara ilişkin değer tespiti ise mülk bilirkişisi tarafından gerçekleştirilmiştir. Mülk bilirkişisi, iki katlı ana yapının zemin katının ahır ve samanlık olarak, üst katının ise mesken olarak kullanıldığını tespit etmiştir. Bilirkişi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından açıklanan 2007 yılı birim fiyat listesine göre bu iki yapının değerini hesaplamıştır. Bu inceleme sırasında ana yapıda (çatı, sıva ve sıhhi tesisatı ile elektrik tesisatında) bazı ekipmanların eksik olduğunu tespit etmiş ve hesapladığı değerden %24 oranında kesinti yapmıştır. Son olarak, binaların yaşı ve genel durumunu dikkate alarak yıpranma payı oranını % 60 olarak belirlemiştir.
Başvuranlar, bilirkişilerce belirlenen kamulaştırma bedeli tutarına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar arazi ile ilgili olarak ise, arazinin değerinin %50’sinin değil, %100’nün yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüşler ve arazinin yıllık ortalama net geliri için hesaplanılan miktara da itiraz etmişlerdir. Yapılarla ilgili olarak ise bilirkişi tarafından tespit edilen yıpranma payı oranına itiraz etmişler ve bilirkişinin yapıların kalite düzeyi ve binaların iyi düzeyde korunması konusunda usulüne uygun bir şekilde değerlendirmede bulunmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar son olarak bazı eksikliklerin bulunması nedeniyle yapı değerinin %24 oranında düşürülmesinin Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Hâkim, başvuranların talebini kabul ederek, raporu düzenleyen bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar vermiş ve bilirkişiler 5 Ocak 2008 tarihinde raporlarını sunmuşlardır. Bilirkişiler arsanın değerini 3.412 TL ve yapıların değerini ise 18.515 TL olarak belirlemiştir. İkinci kez yapılan keşif sırasında mülk bilirkişisi başvuranların iddialarını araştırmıştır; bilirkişi yapıların bakımsız olduğunu tespit etmiş ve %60 olarak tespit edilen daha önceki yıpranma payı oranını değiştirmemiştir. Bilirkişi, Yargıtay içtihadına aykırı olduğu gerekçesiyle yapının değerinde yapılan %24’lük kesintiyi kaldırmıştır.
İkinci rapora, başvuranlar tarafından itiraz edilmesinin ardından Asliye Hukuk Mahkemesi, aynı bilirkişi heyeti tarafından yeni bir ek rapor düzenlemesine hükmetmiştir. Bu rapor 1 Mart 2008 tarihinde mahkemeye sunulmuştur. Arazinin değeri 7.727 TL olarak revize edilmiş ve başvurana, toplamda ödenecek kamulaştırma bedeli 26.242 TL olarak belirlenmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi 14 Nisan 2008 tarihinde, idarenin bu şekilde belirlenen tutarı, 15 gün içerisinde yine bu amaçla açılan hesaba yatırmasına hükmetmiştir. Bu süre bir kez uzatılmıştır.
Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Mayıs 2008 tarihli kararı ile gecikme faizleri yansıtılmamış olan kamulaştırma bedelinin başvuranlara ödenmesine hükmetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca ihtilaflı mülkün tapu siciline idare adına kaydedilmesine karar vermiştir.
Yargıtay 4 Kasım 2008 tarihinde, arazinin ve yapıların değerinin belirlemesinde herhangi bir anormallik bulunmadığını tespit etmiştir. Bununla birlikte Yargıtay, Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuranın karşı dava açma talebi konusunda karar vermediği gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur.
Bozma sonrası yapılan yargılamada Asliye Hukuk Mahkemesi, 14 Nisan 2009 tarihinde, başvuranların karşı dava talebini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi maddi hatalara ilişkin ilgililerin iddialarının esas dava kapsamında sunulduğunu ve incelendiğini tespit etmiş ve kamulaştırılmanın yasal olması nedeniyle tazminat talebinin incelenmesine gerek olmadığını değerlendirmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca başvuranları, idarenin avukatlık ücretlerini ödemeye mahkûm etmiştir (575 TL, yaklaşık 275 avro).
Temyize başvurulmaması nedeniyle karar kesinlenmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinin, 24 Nisan 2001 tarih ve 4650 sayılı Kanunla değiştirilmiş hâli aşağıdaki konuları düzenlemektedir:
Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları
“15’inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek (…) taşınmaz mal veya kaynağın;
a) Cins ve nevini,
b) Yüzölçümünü,
c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,
d) Varsa vergi beyanını,
e) Kamulaştırma tarihindeki resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,
f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini,
g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,
h) Yapılarda, kamulaştırma tarihindeki resmî birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,
i) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.
Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz.
(…)”
Yapılar için ödenecek kamulaştırma bedelinin tespiti için bilirkişiler, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının yıllık hazırladığı ve resmi gazetede yayınladığı ortalama yapı yaklaşık birim maliyetlerine göre hesaplama yapmaktadırlar. Yapılar niteliğine ve kullanım amaçlarına göre alt ve üst gruplara ayrılmıştır. Tabloda, her yapı türü için metrekare başına ortalama yapı maliyetleri belirtilmektedir. Yapı maliyetleri bu şekilde hesaplandıktan sonra, bilirkişi binanın yıpranma payı ile orantılı olacak şekilde bu maliyetten kesinti yapmaktadır. Bunun için bilirkişi, emlak vergisi matrahının tespitine yönelik yönetmeliğin 23. maddesinde yer alan yıpranma payı oranlarına ilişkin tablodan yararlanmaktadır; söz konusu tablo yapının nevine ve yaşına göre yıpranma payı oranlarını belirtmektedir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ve 1. No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesine dayanarak yetkili mercilerin ödeme yaptığı tarihte arazilerinin gerçek değerini yansıtan bir tazminat alamadıklarını iddia etmektedirler. Başvuranlar taşınmazlarının bedel tespiti yapıldığı tarih ve kamulaştırma tazminatlarının ödendiği tarih arasında uzun bir sürenin geçtiğini ileri sürmekteler ve bu süre zarfında tazminat tutarının uğradığı değer kaybından şikâyet etmektedirler. Bu bağlamda tazminatın, başvuranlara göre Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinde öngörülen üç buçuk aylık süre içerisinde belirlenmesi gerekirdi. Başvuranlar son olarak, ulusal mahkemelerin, T.C. Anayasa'sının 46. maddesinde öngörülen en yüksek faiz oranını uygulamaları gerektiğini ileri sürmektedir.
Başvuranlar aynı hükümler çerçevesinde ulusal mahkemeler tarafından belirlenen yıpranma payı oranı nedeniyle yapılarının gerçek değerinin verilmediğini de ileri sürmekteler ve bu oran belirlenirken binaların yaşının dikkate alınmasına itiraz etmektedirler.
Başvuranlar ayrıca, arazilerinin kamulaştırılması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Bu konuda başvuranlar, ulusal mahkemelerin kendilerine manevi zarar için tazminat vermeyi reddetmesinden şikâyet etmektedirler.
Başvuranlar son olarak, karşı dava kapsamında karşı tarafın avukatlık ücretini ödemeye mahkûm edilmelerinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Başvuranlar Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek kamulaştırma bedellerinin değer kaybına uğramasından şikâyet etmektedirler. Başvuranlara göre, kamulaştırma bedeline Anayasanın 46. maddesinde öngörülen oranda gecikme faizi uygulanması gerekirdi.
Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelemenin uygun olacağı kanaatindedir.
Mahkeme somut olayda, ilgililerin kanuna uygun bir şekilde mülkiyet haklarından mahrum edildiklerini ve söz konusu kamulaştırmanın kamu yararı şeklinde meşru bir amaca yönelik olduğunu kaydetmiştir. Dolayısıyla somut olayda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci paragrafının ikinci cümlesi uygulanmalıdır (bk. diğerleri arasından, Aka/Türkiye, 23 Eylül 1998, § 43, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑VI). Geriye, bu yasal mülkten mahrum bırakma çerçevesinde başvuranların üzerine orantısız ve aşırı bir külfet yüklenip yüklenmediğinin araştırılması gerekmektedir.
Öncelikle, başvuranların davasında Anayasanın 46. maddesinin uygulanmasıyla ilgili olarak Mahkeme, bu hükme göre kamulaştırma bedellerinin kalan miktarına, ödememe sebebi ne olursa olsun, kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranlarının eklendiğini kaydetmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, Anayasanın 46. maddesinde öngörülen oran sadece kesin bir kamulaştırma bedeli kararı olduğunda ve de bu bedelin ödenmemiş olduğu durumlarda uygulanmaktadır. Oysa mevcut davada böyle bir durum söz konusu değildir. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen kamulaştırma tazminatları, başvuranlara ilk karar tarihinde peşin olarak ödenmiştir. Dolayısıyla ilgili şahıslar, iç hukukta Anayasanın 46. maddesinin uygulanmasını talep edemezler. (bk. bu konuda, Yetiş ve diğerleri/Türkiye, No. 40349/05, § 46, 6 Temmuz 2010).
Kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğradığına ilişkin şikâyet konusunda ise Mahkeme, kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir orantılılığın varlığından ve başvuranlara ölçüsüz bir yük yüklenmediğinden emin olmalıdır.
Bu bağlamda Mahkeme, her türlü mülkiyete saygı hakkı ihlalinin, toplumun genel menfaatleri ile bireyin temel haklarının korunması arasında “adil bir denge” gözetmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. diğerleri arasından, Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, A serisi No. 52). İhtilaflı tedbirin istenen “adil dengeye” uygun olup olmadığını ve özellikle başvuran üzerine orantısız bir külfet yükleyip yüklemediğini belirlemek için, ulusal mevzuatta öngörülen tazminat düzenlemelerinin dikkate alınması gerekmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminat ödenmediği müddetçe, bir mülkten mahrum bırakmanın genelde aşırı bir müdahale teşkil ettiğini yeniden hatırlatmaktadır (Papachelas/Yunanistan [BD], No. 31423/96, § 48, AİHM 1999‑II).
Mahkeme somut olayda, idarenin başvuranlara ödenecek kamulaştırma bedelinin tespiti için 1 Mayıs 2007 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığını kaydetmektedir. Bu yargılama çerçevesinde, mahkeme kamulaştırma bedelinin tespiti için birçok bilirkişi görevlendirmiş ve bilirkişilerce hazırlanan bu raporlar doğrultusunda kamulaştırma bedeli belirlenmiştir; bilirkişiler kamulaştırma bedelini belirlerken, kamulaştırılacak mülklerin Asliye Hukuk Mahkemesine başvurulduğu tarihteki değerini dikkate alarak hesaplama yapmışlardır. Asliye Hukuk Mahkemesi 20 Mayıs 2008 tarihinde, kamulaştırma bedelinin başvuranlara ödenmesine ve taşınmazların tapu siciline idare adına kaydedilmesine hükmetmiştir.
Başvuranlara bu şekilde takdir edilen tutara gecikme faizi uygulanmamıştır. Dikkate alınması gerekli dönemde, yani davanın açıldığı tarih ile ilk kararın verildiği tarih arasındaki enflasyon etkilerini dikkate alındığında, başvuranların kamulaştırma bedeli tutarında %10,74 değer kaybı olmuştur.
Mahkeme, kamulaştırma bedelindeki değer kaybına ilişkin şikâyeti daha önce (anılan) Yetiş ve diğerleri davasında incelediğini ve bu davada Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Nitekim söz konusu davada başvuranlara iki defada ödenen kamulaştırma bedeli %14,68’lik ve %43’lük bir değer kaybına uğramıştır. Mahkeme, mülkiyet hakkının korunması ile genel menfaat gereksinimleri arasında olması gereken adil dengeyi bozan bu durumun başvuranlar üzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklediği kanaatine varmıştır.
Bununla birlikte Mahkeme, mevcut dava koşullarının, Yetiş ve diğerleri davasındaki koşullardan iki farklı açıdan ayrıldığı kanaatindedir.
Mahkeme öncelikle, somut olayda başvuranlara takdir edilen kamulaştırma bedelinin söz konusu dönem boyunca gözlemlenen enflasyon nedeniyle önemli derecede bir değer kaybına uğramadığını gözlemlemektedir. Nitekim bedeldeki değer kaybı %10,74’tür; Buradaki değer kaybı oranı Yetiş ve diğerleri davasında gözlemlenen değer kaybı oranlarından daha düşüktür.
Mahkeme, Yetiş ve diğerleri davasından farklı olarak başvuranların söz konusu süre zarfında mülklerini kullanmaya devam ettiklerini kaydetmektedir. Her ne kadar, taşınmazı kamulaştırılan kişilerce yargılama süresi boyunca taşınmazın kullanılması kamulaştırma bedelinde meydana gelen değer kaybını karşılamasa da, bu her davanın kendine has koşulları içinde değerlendirilmesi gereken bir durumdur (Yetiş ve diğerleri, anılan, §§ 52-53). Oysa somut davada Mahkeme, başvuranların söz konusu süre zarfında (yaklaşık bir yıldan fazla bir süre) taşınmazlarını kullanmış olmalarının kamulaştırma bedellerindeki değer kaybını tamamen olmasa da, yeterince karşılamış olduğunu değerlendirmektedir.
Söz konusu koşullar dikkate alındığında ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ulusal makamlara tanıdığı takdir payı göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, başvuranların aldıkları tutarı kamulaştırılan mülklerinin değerine oranla makul olarak nitelendirmektedir. (bk. mutatis mutandis, Papachelas, anılan, § 49). Mahkeme, başvuranlara yapılan ödemenin enflasyon hesaba katılarak yapılacak ödemeden biraz daha az olmasının genel menfaatlerin ve ilgililerin temel haklarının korunması arasındaki adil dengeyle ters düşmediği kanaatindedir.
Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
2. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi ve Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak ulusal mahkemelerce kabul edilen yıpranma payı oranları nedeniyle yapılarının gerçek değerini alamadıklarını ileri sürmekte ve bu oranların hesaplanmasında yapıların yaşının dikkate alınmasından şikâyet etmektedirler.
Mahkeme bu şikâyeti Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1.maddesi kapsamında inceleyecektir.
Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesinin yapılar için ödenecek kamulaştırma bedelini, binaların fiziksel yıpranmasını dikkate alan bilirkişi raporları doğrultusunda belirlediğini gözlemlemektedir. Mülk bilirkişisi yıpranma payı oranını hesaplarken emlak vergisi matrahının belirlenmesine yönelik tüzüğün içerisinde yer alan yıpranma payı oranlarından yararlanmıştır (“ilgili iç hukuk ve uygulamasına” bakınız). Bilirkişi binaların durumunu da incelemiştir; başvuranların itirazı üzerine bilirkişi yapıların durumunu tekrar incelemiş ve yapıların bakımlı olmadığını belirlemiştir. Bilirkişi, yapıların yıpranma payı oranını belirlerken sadece taşınmazın nevini değil, yaşını ve binaların gerçek durumunu dikkate alarak tespit yapmıştır. Başvuranlar, ne derecede, bilirkişinin tabloda yer alan yıpranma payı oranından farklı bir oran belirlemesini gerektirecek özel bir durumda bulunduklarını açılayamamışlardır.
Mahkeme, bir mahkemenin şu ya da bu kararı vermesine neden olan unsurlar hakkında değerlendirme yapma yetkisi olmadığını, zira bunun kendisini dördüncü derece hâkimi olarak görmesi anlamına geleceğini hatırlatmaktadır (Kemmache/Fransa (No. 3), 24 Kasım 1994, § 44, A serisi No. 296-C). Mahkeme öte yandan, dosyada yargılamada keyfi davranıldığını gösteren herhangi bir unsurun bulunmadığını, çekişmeli yargılama ilkesine uyulduğunu ve başvuranların yargılama sırasında menfaatlerini savunmak için argümanlarını sunma fırsatı bulduklarını gözlemlemektedir (Ileana Lazăr/Romanya, No. 5647/02, §§ 78-79, 17 Şubat 2009).
Ayrıca dosyadaki unsurlar ışığında ve Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ulusal makamlara bıraktığı takdir yetkisi dikkate alındığında Mahkeme, somut olayda hesaplama yapılırken binaların yaşı ve yıpranma payı oranı ile orantılı olarak yapıların değerindeki azalmanın kamu yararı ile ilgililerin haklarının korunma zorunluluğu arasındaki adil dengeyi tehlikeye sokacak nitelikte olmadığı kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
3.Başvuranlar ayrıca taşınmazlarının kamulaştırılmasının Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence altına alınan haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, ulusal mahkemeler tarafından manevi tazminat taleplerinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir.
Son olarak başvuranlar, karşı dava kapsamında karşı tarafın avukatlık ücretlerini ödemeye mahkûm edilmesinden şikâyet etmektedir.
Mahkeme söz konusu şikâyetleri incelemiştir. Elinde bulunan delillerin tamamını göz önünde bulundurarak ve dile getirilen iddialar üzerinde sahip olduğu yetki ölçüsünde Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline yönelik herhangi bir durum tespit etmemiştir. Dolayısıyla başvurunun bu bölümü Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. paragrafı uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Stanley NaismithGuido Raimondi
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy