AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 62170/17
Hasan Hüseyin GÜLER / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 19 Haziran 2018 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 30 Mayıs 2017 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Hasan Hüseyin Güler, Türk vatandaşı olup, 1988 doğumludur ve Aksaray’da tutuklu bulunmaktadır. Olayların meydana geldiği dönemde, hâkim olarak görev yapmaktaydı.
A. Davanın Koşulları
2. Davaya konu olaylar, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Davanın Başlangıcı
3. 15 Temmuz’u 16 Temmuz 2016’ya bağlayan gece, Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olan ve "Yurtta Sulh Konseyi" olarak adlandırılan bir grup, demokratik yolla seçilen Meclisi, Hükümeti ve Cumhurbaşkanını ortadan kaldırmak amacıyla askeri darbe girişiminde bulunmuştur.
4. Darbe girişimi sırasında, darbeciler tarafından kontrol edilen askerler, Meclis ve Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi de dâhil olmak üzere Devletin birçok stratejik binasını bombalamışlar; Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu otele saldırı düzenlemişler; Genel Kurmay Başkanı’nı rehin almışlar; televizyon istasyonlarına saldırmışlar ve göstericilerin üzerine ateş etmişlerdir. Şiddet eylemlerinin baş gösterdiği bu gece boyunca iki yüzden fazla kişi öldürülmüş, iki bin beş yüzden fazla kişi yaralanmıştır.
5. Darbe girişiminin ertesi günü, ulusal makamlar, Pensilvanya’da (Amerika Birleşik Devletleri) ikamet eden bir Türk vatandaşı olan ve FETÖ/PDY ("Gülen Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması") isimli terör örgütünün sözde lideri olarak kabul edilen Fetullah Gülen’in şebekesini suçlamışlardır. Yetkili savcılıklar tarafından, bu örgütün iddia edilen üyeleri hakkında çok sayıda ceza soruşturması açılmıştır.
6. Hâkim ve Savcılar Kurulu (“HSK”) 16 Temmuz 2016 tarihinde 2.745 hâkim ve savcıyı üç aylığına açığa almıştır.
7. Hükümet 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren üç ay süreyle olağanüstü hal ilan etmiş; Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin üç aylık sürelerle -en son 19 Nisan 2018 tarihinden itibaren- uzatılmasına karar vermiştir.
8. Olağanüstü hal dönemi boyunca, Bakanlar Kurulu, Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca birçok kanun hükmünde kararname kabul etmiştir. 23 Temmuz 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin bilhassa 3. maddesinde, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcıların meslekten çıkarılmaları öngörülmekteydi.
9. HSK 10 Ağustos 2016 tarihinde, -aralarında başvuranın da bulunduğu- 648 hâkim ve savcıyı daha üç aylığına açığa almıştır.
10. HSK Genel Kurulu 24 Ağustos 2016 tarihli bir kararla, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi uyarınca, FETÖ/PDY’ye üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen 2.847 hâkim ve savcıyı meslekten çıkarmıştır. Daha sonra, HSK 31 Ağustos 2016 tarihli kararla, -aralarında başvuranın da bulunduğu- 543 hâkim ve savcıyı aynı gerekçelerden ötürü, meslekten çıkarmıştır.
2. Başvuranın şahsi durumu
11. Başvuran, 11 Ağustos 2016 tarihinde yakalanmıştır.
12. Başvuranın 12 Ağustos 2016 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Daha sonra, İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine çıkarılmıştır. Hâkimlik, başvuranın, ifadesinin alınmasının ardından, tutuklanmasına karar vermiştir. Hâkimlik, bu karara varırken, FETÖ/PDY’nin, kurulan anayasal düzeni ve Hükümeti cebir kullanarak ortadan kaldırmaya çalışmış olan silahlı bir terör örgütü olduğunun açık ve kesin şekilde ortaya konulduğunu kaydetmiştir. Hâkimlik, başvuranın HSK tarafından 10 Ağustos 2016 tarihinde görevinden alındığını ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun, başvuran hakkında soruşturma açılması talebinde bulunduğunu tespit etmiştir. Hâkimlik, bu unsurlar ile soruşturma dosyasının tamamı ışığında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. maddesinin 1. fıkrası ve Anayasa’nın 19. maddesinin 3. fıkrası anlamında kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren somut delillerin yanı sıra Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası anlamında makul şüphelerin mevcut olduğu inancına ulaştıracak somut deliller ve bilgiler bulunduğu kanaatine varmıştır. Öte yandan, hâkimlik, “katalog” suçla ilgili olarak, tutukluluk nedenlerinin var olduğunu kabul etmenin uygun olduğunu eklemiştir. Hâkimlik son olarak, atılı suçun niteliğini, öngörülen cezanın süresini ve davanın önemini göz önünde bulundurarak, tutukluluğun gerekli ve orantılı bir tedbir olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz olacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
13. Bursa 5. Sulh Ceza Hâkimliği 16 Ağustos 2016 tarihinde, başvuran tarafından, hakkında verilen tutuklama kararına karşı yapılan itirazı, itiraz edilen kararda yer alan aynı ifadeleri kullanarak reddetmiştir.
14. Bursa 5. Sulh Ceza Hâkimliği 5 Eylül 2016 tarihinde, CMK’nın 108. maddesi uyarınca, çok sayıda kişinin tutukluluğunun re’sen incelenmesi ile bir arada başvuranın tahliye talebi hakkında karar vererek, aralarında başvuranın da bulunduğu on şüpheli hakkında tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir. Hâkimlik, darbe teşebbüsüne bağlı yakın tehlikenin halen var olduğunu ve konuyla ilgili tüm unsurların aydınlığa kavuşturulmasına yönelik çalışmaların devam etmekte olduğunu ifade etmiştir. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekle suçlanan şüphelilerin, darbecilerle birlikte hareket ettiklerini değerlendirmiştir. Hâkimlik aynı zamanda, Anayasa ve Sözleşme ışığında değerlendirilen delillerin durumu ile atılı suçun vasıf ve mahiyetini göz önünde bulundurarak ve Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadını dikkate alarak CMK’nın 100 ve müteakip maddelerinde öngörülen tutuklama koşullarının mevcut olduğu kanaatine varmıştır. Bunun yanı sıra, öngörülen cezanın süresi ve niteliği dikkate alındığında tutukluluğun orantılı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Hâkimlik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına dayanarak, şüphelilerin salıverilmesi halinde, ilgililer tarafından, adaletin işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma, yeniden suç işleme ve kamu düzenine zarar verme risklerinin var olduğunu değerlendirmiştir. Ayrıca, atılı suçun “katalog” suçlar arasında yer aldığını kaydetmiştir. Atılı suç için öngörülen ceza ve dosyanın içeriği dikkate alındığında, kaçma riski olduğu değerlendirmesinde de bulunmuştur. Öte yandan, delillerin halen toplanmakta olması sebebiyle delilleri karartma riski bulunduğu kanaatine varmıştır. Hâkimlik son olarak, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz olacağı kanaatine varıldığını belirterek bir sonuca varmıştır.
15. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 22 Eylül 2016 tarihinde, tutukluluğun re’sen incelenmesi ile bir arada tahliye talepleri hakkında karar vererek, önceki kararlarında yer alan benzer gerekçelere dayanarak, başvuranın da aralarında bulunduğu çok sayıda şüpheli hakkında tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
16. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği 9 Aralık 2016 tarihinde, tutukluluğun re’sen incelenmesi ile bir arada tahliye talepleri hakkında karar vererek, başvuranın da aralarında bulunduğu çok sayıda şüpheli hakkında tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir. Hâkimlik esasen, önceki kararlarında yer alan aynı gerekçelere dayanmıştır.
17. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 8 Şubat 2017 tarihinde, tutukluluğun re’sen incelenmesi ile bir arada başvuranın tahliye talebi hakkında karar vererek, başvuran ve diğer çok sayıda şüpheli hakkında tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir. Kararını, önceki kararlarda kullanılan benzer ifadelerle gerekçelendirmiştir. Hâkimlik, çok sayıda şüphelinin firari olduğunu; bu nedenle adli kontrol tedbirinin yetersiz olacağını ve tutuklamanın orantılı bir tedbir olduğunu eklemiştir.
18. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği, 23 Şubat 2017 Perşembe tarihinde, başvuran tarafından 08 Şubat 2017 Çarşamba tarihli karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
19. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 8 Mart 2017 tarihinde, tutukluluğun re’sen incelenmesi ile bir arada başvuranın tahliye talebi hakkında karar vererek, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Hâkimlik, kriptolu mesajlaşma programı ByLock’un başvurana ait cep telefonu hattı üzerinden kullanıldığını kaydetmiştir. Hâkimlik, dosyada bulunan unsurların tamamı ışığında, ilgilinin, üzerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphenin var olduğunu gösteren somut deliller bulunduğu kanaatine varmıştır. Söz konusu suçun “katalog” suçlardan olmasını ve öngörülen cezanın süresini dikkate alarak, kaçma riski olduğu ve adli kontrol tedbirinin yetersiz olacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
20. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği, 23 Mart 2017 tarihinde, başvuran tarafından 8 Mart 2017 tarihli karara karşı yapılan itirazı, usule ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
21. Aynı hâkimlik 4 Nisan 2017 tarihinde, başvuran tarafından yapılan tahliye talebini reddetmiş ve ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Hâkimlik, kriptolu mesajlaşma programı ByLock’un özelliklerini anlattıktan sonra, başvuranın bu programı kullanması ve HSK’nın 31 Ağustos 2016 tarihli kararıyla meslekten ihraç edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu hususların, ilgilinin atılı suçu işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığına işaret ettikleri değerlendirmesinde bulunmuştur. Delillerin tam olarak toplanmamış olduğunu ve konuyla ilgili işlemlerin çok kapsamlı şekilde devam ettiğini eklemiştir. Hâkimlik aynı zamanda, söz konusu suçun “katalog” suç olmasını, öngörülen cezayı ve ilgilinin tutuklulukta geçirdiği süreyi de göz önünde bulundurmuştur. Öte yandan, FETÖ/PDY ile ilgili soruşturma dosyaları içeriklerinden, bu örgütün üyelerinin fırsat bulduklarında yasal ya da gayri yasal yollarla kaçtıklarının anlaşılmış olduğunu belirtmiş; dolayısıyla, başvuranın serbest bırakılması halinde adaletten kaçma riski olduğunu değerlendirmesinde bulunmuştur. Hâkimlik, dijital materyallerin incelemelerinin tamamlanmamış ve delillerin tam olarak toplanmamış olması nedeniyle delilleri karartma riski bulunduğunu belirtmiştir. Aynı zamanda, başvuranın serbest bırakılmasını gerektirecek nitelikte lehine deliller bulunmadığını, tutuklama gerekçelerinin halen geçerli olduğunu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz olacağını belirtmiştir.
22. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliği 9 Mayıs 2017 tarihinde, başvuran tarafından 4 Nisan 2017 tarihli karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
23. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 3 Mayıs 2017 tarihinde, başvuran tarafından yapılan yeni tahliye talebini reddetmiş ve önceki kararlarında yer alan benzer gerekçelere dayanarak, ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
24. İddianamede yer alan 31 Ocak 2017 tarihli polis raporundan, başvuranın ByLock mesajlaşma programını 10 Ekim 2014 tarihinden bu yana kullandığının tespit edildiği ve görüşmelerin içeriğinin deşifre edilmesi amacıyla çalışmaların halen devam ettiği anlaşılmaktadır.
Anayasal Başvuru
25. Başvuran, 26 Eylül 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
26. Anayasa Mahkemesi 11 Aralık 2017 tarihinde, bu başvuruyu kabul edilemez olarak açıklamıştır. İddianameye göre, başvuranın, ByLock mesajlaşma programını kullandığını tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme, ByLock uygulamasının özellikleri göz önüne alındığında, kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının ya da kullanmak üzere yüklemelerinin, soruşturma makamlarınca, FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir delil olarak değerlendirilmesinin kabul edilebileceği kanaatine varmıştır. Mahkeme bu bağlamda, 20 Haziran 2017 tarihli Aydın Yavuz ve diğerleri kararına atıfta bulunmaktadır. Bu nedenle, davanın koşulları göz önünde bulundurulduğunda, anılan mesajlaşma programının özellikleri itibarıyla, başvuranın, ByLock uygulamasını kullanması veya yüklemesini FETÖ/PDY’ye üye olma suçunu işlediğine dair “kuvvetli kanıt” olarak kabul ederek, soruşturma makamları veya tutuklamaya karar veren mahkemelerin temelsiz ve keyfi bir yaklaşım izledikleri sonucuna ulaşılamayacağına karar vermiştir.
27. Öte yandan, başvuranın tutuklanmasına ve tutuklamaya yönelik itirazın reddine ilişkin kararlarda belirtilen gerekçeler ile özgürlükten yoksun kalma süreci dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi, tutuklama gerekçelerinin bulunmadığı ve tutuklama tedbirinin orantısız olduğunun söylenemeyeceği kanaatine varmıştır.
28. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi, başvuranın, özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği bağlamındaki şikâyetini herhangi bir makama sunmadığını tespit ettikten sonra, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle bu şikâyetin reddine karar vermiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
29. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK), Hükümete karşı suçları cezalandıran 312. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.” ”
30. TCK’nın, yasadışı bir örgüte üye olma suçunu cezalandıran 314. maddesinin 1 ve 2. fıkraları aşağıdaki şekildedir:
"1. Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
31. CMK’nın, tutuklama nedenleri ile ilgili 100. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"1. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
2. Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın (...) kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık (...) veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.”
32. CMK’nın 100. maddesinin 3. fıkrasında sıralanan bazı suçlar için (“katalog” suçlar), tutuklama nedenleri bulunması ile ilgili yasal karine mevcuttur.
Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru İle İlgili İstatistikleri
33. 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında, Anayasa Mahkemesi önündeki başvuru sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından internet sitesinde yayımlanan istatistiklere göre, bu mahkemeye yapılan bireysel başvuru sayısı 2012 yılında (bireysel başvurunun başladığı yıl) 1.342; 2013 yılında 9.897; 2014 yılında 20.578; 2015 yılında 20.376; 2016 yılında 80.756 ve 2017 yılında 40.530’dur.
34. Bireysel başvurunun başladığı 23 Eylül 2012 yılından bu yana, 89.673’ü 2017 yılında olmak üzere, 137.063 başvuru karara bağlanmıştır.
35. 2017 yılının sonunda, Anayasa Mahkemesi önündeki toplam derdest başvuru sayısı 36.416 idi.
ŞİKÂYETLER
36. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına dayanarak, gözaltısının ve gözaltı süresinin yasaya uygun olmadığından yakınmaktadır.
37. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, atılı suçu işlediğine yani yasadışı bir örgüte üye olduğuna dair kuvvetli şüphelerin var olduğunu gösteren herhangi bir delil olmaksızın tutuklandığını iddia etmektedir. Suç isnadının, ByLock mesajlaşma programının kullanımına -bu delil, dosyaya tutuklanmasından birkaç ay sonra konulmasına rağmen- dayandırıldığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, ne tutuklama kararının ne de bu karara karşı yapılan itirazın reddi kararının ByLock mesajlaşma programını kullanmasına dayandırılmadığını ifade etmektedir. Başvuran aynı zamanda, bu delil unsurunun hukuki geçerliliğine ve gerçekliğine itiraz etmektedir.
38. Başvuran, tutukluluğuna ilişkin kararların gereğince gerekçelendirilmediğinden yakınmaktadır. Bu kararları, basmakalıp ifadeler içermeleri ve kişiye özgü herhangi bir inceleme yapılmadan ve en ufak bir delil gösterilmeden verilmeleri nedeniyle eleştirmektedir. Tutuklama gerekçelerinin gereğince değerlendirilmediğini ve hâkimlerin, tutuklama gerekçelerinin var olduğu hususunda kendilerini ikna eden gerçek verilerden söz etmediklerini belirtmektedir.
39. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak, tutukluluk süresinden ve soruşturmanın yavaş ilerlemesinden yakınmaktadır.
40. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, bireysel başvurusunun Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi için geçen süreden yakınmaktadır.
41. Başvuran, yine Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından, tahliye taleplerinin incelenmediğinden ya da CMK’nın 108. maddesi uyarınca tutukluluğun re’sen incelenmesi sırasında incelendiğinden yakınmaktadır. Ayrıca, tutukluluk halinin devamı yönündeki kararların kendisine tebliğ edilmemesi ya da gecikmeli olarak tebliğ edilmesi nedeniyle bu kararlara itiraz edemediğini ve gözaltı kararına karşı yaptığı itirazın incelenmediğini ifade etmiştir.
42. Başvuran son olarak, özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1) Tutukluluk ve Tutukluluk Halinin Devamı İle İlgili Şikâyetler
43. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına dayanarak, atılı suçu işlediğine dair inandırıcı nedenler bulunmadan tutukladığından, maruz kaldığı tutukluluk süresinden ve tutukluluğa ilişkin kararların gereğince gerekçelendirilmediğinden yakınmaktadır.
44. Dosyanın mevcut durumunda, Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin kabul edilebilirliği hakkında karar verecek durumda olmadığı kanaatine varmakta ve başvurunun bu kısmının, İçtüzüğünün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca davalı Hükümete bildirilmesinin gerekli olduğunu değerlendirmektedir.
2) Kısa Süre İçinde Yargı Denetimi İle İlgili Şikâyet
45. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, bireysel başvurusunun Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi için geçen süreden yakınmaktadır.
46. Mahkeme, bu aşamada, söz konusu şikâyeti, İçtüzüğünün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca davalı Hükümete bildirilmesinin gerekli olup olmadığını belirleyecek durumda olmadığı kanaatine varmakta ve incelemesini ertelemektedir.
3) Gözaltı ile İlgili Şikâyetler
47. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına dayanarak, gözaltısının ve gözaltı süresinin yasaya uygun olmadığından yakınmaktadır.
48. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından, tahliye taleplerinin incelenmediğinden ya da CMK’nın 108. maddesi uyarınca tutukluluğun re’sen incelenmesi sırasında incelendiğinden yakınmaktadır.
49. Son olarak, tutukluluk halinin devamı yönündeki kararların kendisine tebliğ edilmemesi ya da gecikmeli olarak tebliğ edilmesi nedeniyle bu kararlara karşı itiraz edemediğinden ve gözaltı kararına karşı yaptığı itirazın incelenmediğinden yakınmaktadır.
50. Anayasa Mahkemesi kararından, başvuranın söz konusu şikâyetleri bireysel başvurusu kapsamında sunmadığı anlaşılmaktadır. Başvuran, Anayasa Mahkemesinin, bireysel başvurusu kapsamında sunduğu şikâyetleri incelemediğini ifade etmemiştir. Sonuç olarak bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, reddedilmesi gerekmektedir.
4) Özel ve Aile Hayatına Saygı İle İlgili Şikâyet
51. Başvuran, özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır.
52. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, söz konusu şikâyeti, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olarak açıklamıştır.
53. Sonuç olarak bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuranın, atılı suçu işlediğine dair hakkında şüphe duymak için inandırıcı nedenler bulunmadığı, tutuklu kaldığı süre ve tutukluluğa ilişkin kararların gerekçesiz olduğu bağlamındaki şikâyetlerinin incelenmesinin ertelenmesine;
Kısa süre içinde yargı denetimi ile ilgili şikâyetin incelenmesinin ertelenmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 12 Temmuz 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy