AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 70769/11
Barış GÜLLÜ / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 22 Ocak 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 25 Ekim 2011 tarihli yukarıda anılan başvuru, 8 Nisan 2014 tarihli karar ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafın bu görüşlere verdiği cevaplar dikkate alınarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Barış Güllü 1980 doğumlu Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, bir derginin sahibi ve editörüdür.
5. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli bir hâkim, 20 Mart 2004 tarihinde, yayımlanan söz konusu derginin, 15 Mart 2004 tarihinde yayımlanan, 148. sayısında bulunan bazı makalelerin bir terörist örgütün lehine propaganda yaptığını ve özellikle bir makalenin bu türden bir örgütün açıklamalarını aktardığını kanıtlayacak nitelikte delil unsurlarının bulunduğu gerekçesiyle, 148. sayısının örneklerine el konulmasına karar vermiştir.
6. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 31 Mart 2004 tarihinde, ilgili derginin 148. sayısında yayımlanan söz konusu makalelerin yayımlanması nedeniyle, başvuranı, terör örgütü lehine propaganda yapmaktan ve bir terör örgütünün açıklamalarını yayımlamaktan dolayı kamu davası açmıştır.
7. Başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) tarafından, 28 Temmuz 2011 tarihinde, yukarıda anılan suçlar nedeniyle, 4.500 Türk lirası (olayların meydana geldiği tarihte 1843,36 avro) adli para cezasına ve altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır.
8. Başvuran, 3 Ekim 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı bir temyiz başvurusunda bulunmuştur.
9. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, 6 Eylül 2012 tarihinde, dava dosyasını, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ışığında incelenmesi için Ağır Ceza Mahkemesine sevk etmiştir (aşağıdaki 11. paragraf).
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Ekim 2012 tarihinde, yasal zaman aşımı nedeniyle davanın kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
11. 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun, “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” başlığını taşımaktadır. Söz konusu Kanun, geçici 1. maddesinin 1 c) ve 3. fıkralarında, kesinleşen her türlü cezanın basın, yayın veya diğer düşünce ve fikir iletme yollarıyla 31 Aralık 2011 tarihinden önce işlenen bir suç nedeniyle verilmesi koşuluyla, para cezasına ya da beş yılın altında bir hapis cezasına karşılık gelmesi durumunda bu cezanın infazının üç yıllık bir dönem boyunca ertelenmesini öngörmektedir.
12. 23 Eylül 2012 tarihli Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle, Türk Hukuk Sisteminde Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolu oluşturulmuştur. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu oluşturan 6216 sayılı Kanun’un somut olayla ilgili kısımları ve Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü’nün konuyla ilgili kısımları, Mahkeme’nin Hasan Uzun/Türkiye kararında yer almaktadır ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013).
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, dergisinin sayılarına el konulmasından şikâyet etmektedir ve hakkında yürütülen ceza yargılamasından yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuran Hakkında Yürütülen Ceza Yargılaması İle İlgili Şikâyet Hakkında
13. Başvuran, hakkında açılan ceza davasının ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil etmesinden yakınmaktadır.
14. Hükümet, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığına ve iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin olarak iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, ilk itirazıyla ilgili olarak, ceza davası sonucunda başvuran hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararının bulunmadığını belirtmektedir ve dolayısıyla ilgilinin mağdur sıfatının bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet ikinci itirazıyla ilgili olarak, başvuranın şikayetini sunmak için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını belirtmektedir. Hükümet, bu nedenle, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
15. Başvuran bu itirazlar hakkında görüş bildirmemektedir.
16. Mahkeme, aşağıda açıklanan sebeplerle iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle zaten başvurunun kabul edilemez olması sebebiyle, ilk itiraz hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
17. Mahkeme, Devletlerin, kendi iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkanı bulmadan önce uluslararası bir organ önünde eylemlerine ilişkin hesap vermek zorunda olmadıklarını hatırlatmaktadır. Bir Devlet aleyhinde yöneltilen şikâyetlerle ilgili olarak, Mahkeme’nin denetim yetkisinden faydalanmak isteyen kişiler, öncelikle söz konusu Devletin hukuk sisteminin sunduğu başvuru yollarını kullanmakla yükümlüdürler. İç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğü, başvuranların iddia ettikleri ihlallerin telafi edilmesine imkân verecek mevcut ve yeterli hukuk yollarını olağan şekilde kullanmalarını gerektirmektedir (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve 29 diğer başvuru No., §§ 70 ve 71, 25 Mart 2014, Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09 ve 2 diğer başvuru No., §§ 221 ve 222, AİHM 2014 (özetler), ve Gherghina/Romanya [BD] (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42219/07, §§ 84 ve 85, 9 Temmuz 2015).
18. Mahkeme, somut olayda, başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının Ağır Ceza Mahkemesinin 30 Ekim 2012 tarihli kararıyla (yukarıdaki 10. paragraf), yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun oluşturulduğu 23 Eylül 2012 tarihinden sonra sona erdiğini kaydetmektedir. Mahkeme bu nedenle, başvuranın, ceza yargılamasıyla ilgili şikâyetinin, Anayasa Mahkemesi’nin ratione temporis (zaman yönünden) görevsizliğinden kaynaklandığı ve ilgilinin, söz konusu şikâyeti sunmak için bu mahkeme önünde bireysel başvuruda bulunma imkânı olduğunu tespit etmektedir.
19. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını kabul etmektedir ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Dergiye El Konulmasıyla İlgili Şikâyet Hakkında
20. Başvuran dergisinin sayılarına el konulmasından da şikâyet etmektedir.
21. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası tarafından öngörülen altı aylık sürenin, Sözleşme’nin ihlalinden doğan sorunların ileri sürüldüğü davaların makul bir sürede incelenmesi ve eski kararların sonsuza dek gündeme getirilmemelerini güvence altına alarak hukuki kesinliği sağlama amacının olduğunu hatırlatmıştır. Bu kural Sözleşme organları tarafından yapılan denetimin süre yönünden sınırlarını gösterir ve hem bireylere ve hem de Devlet yetkililerine hangi süre geçtikten sonra artık denetimin mümkün olmayacağını bildirir (bk. Diğer kararlar arasında, Walker/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 34979/97, AİHM 2000-I).
22. Mahkeme, somut olayda, başvuranın dergisinin sayılarını el konulması kararına karşı bir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın hiçbir etkin başvuru yolundan yararlanmamış olması halinde bile, altı aylık süre kuralının bu tür bir durumda ileri sürülen eylem veya tedbirin gerçekleştiği ya da ilgilinin bilgi edindiği veya etkilerini ya da zararını hissettiği tarihten itibaren başladığını hatırlatmaktadır (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 157, AİHM 2009). Hâlbuki, bu durumda, başvuran tarafından ileri sürülen olaylar 2004 yılında (yukarıdaki 5. paragraf), yani başvurunun yapıldığı tarihten altı ay önce meydana gelmiştir.
23. Sonuç olarak, bu şikâyet, vaktinden geç sunulmuştur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 14 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy