AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 19449/08
Ali Kemal GÜLTEKİN / Türkiye
16 Haziran 2015 tarihinde,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 4 Nisan 2008 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri aynı zamanda başvuranın cevaben sunduğu görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Ali Kemal Gültekin, T.C. vatandaşı olup 1949 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosu’na bağlı Avukatlar H. Pala ve M. Bostanoğlu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Yalova’da bulunan 68.122 m2’lik bir arazi, 26 Mart 1987 tarihinde, tarım arazisi olarak başvuran adına tapu siciline tescil edilmiştir.
4. İdare, 7 Eylül 1989 tarihinde, bu taşınmazı üç parsele ayırmıştır (No. 1041, 1042 ve 1043).
5. Milli Savunma Bakanlığı, taşınmazın kamu yararı yani askeri kullanım gerekçesiyle kamulaştırılmasına karar vermiştir.
6. İlk olarak, 1041 No.lu parsel, 26 Eylül 1989 tarihinde kamulaştırılmıştır. İdare, 5 Aralık 1989 tarihinde, 1043 No.lu parselin ardından 24 Mayıs 1993 tarihinde 1042 No.lu parselin kamulaştırılmasını gerçekleştirmiştir.
7. Başvurana, eski Türk lirası olarak toplam 2.051.229.900 tutarında kamulaştırma tazminat bedeli ödenmiştir.
8. Başvuran, söz konusu bedelin arttırılmasını hedefleyen bir talepte bulunmak için Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur.
9. Başvuran, 16 Aralık 1994 tarihinde, haklı bulunmuştur. Başvurana eski Türk lirası olarak toplam 19.370.274.152 TRL tutarında kamulaştırma bedeli ödenmiştir.
10. 958’nci Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı, Richter ölçeğine göre bölgeyi sarsan 8,2 büyüklüğünde bir depremin meydana geldiği tarih olan 17 Ağustos 1999 tarihine kadar söz konusu taşınmazı işgal etmiştir. Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı, 2002 yılında, bölgeden kesin bir şekilde ayrılmıştır.
11. Taşınmaz, Maliye Bakanlığı’na devredildiği tarih olan 14 Haziran 2005 tarihine kadar askeri alan olarak kalmıştır.
12. Başvuran, 15 Temmuz 2005 tarihinde, mülkün kullanımının kamulaştırma sırasında öngörülen amaca hizmet etmediği gerekçesiyle idareden taşınmazın iade edilmesi talebinde bulunmuştur.
13. Maliye Bakanlığı, 4 Ocak 2006 tarihinde, bu talebi reddetmiştir.
14. Maliye Bakanlığı cevabında, 8 Haziran 2005 tarihinde, Tarım Bölge Müdürlüğü’nün söz konusu taşınmazın arsa olarak sınıflandırılması için onay verdiğine ve bu durum sonucunda şehir planında arazi kullanım planının değişikliğe uğradığına dair başvurana bilgi sunmuştur.
15. Maliye Bakanlığı, 15 Eylül 2005 tarihinde, mülkün sanayi bölgesi kurulması amacıyla inşaat işi yapan kooperatif şirketine satıldığını bildirmiştir.
16. Öte yandan Maliye Bakanlığı, bu satışın ardından tapu sicilinde “sanayi bölgesi kurulması dışında kullanılamaz” ibaresi yazıldığına dair başvuranı bilgilendirmiştir.
17. Başvuran, 20 Temmuz 2006 tarihinde, Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak taşınmazın iade edilmesi talebinde bulunmuştur. Özellikle başvuran ihtilaf konusu taşınmazın sanayi bölgesi kurulması amacıyla inşaat işi yapan kooperatif şirketine satılmasının kamu yararı ihtiyacını karşılamadığını iddia etmektedir.
18. Asliye Hukuk Mahkemesi, 11 Aralık 2006 tarihinde, ilgilinin talebini reddetmiştir.
19. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın mülkünü yasal olarak kamulaştıran idarenin kendisine söz konusu mülkün iade edilip edilmemesi konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu değerlendirmiştir.
20. Yargıtay, 22 Mayıs 2007 tarihli kararla, itiraz edilen kararın “hukuka ve usule” uygun olduğu gerekçesiyle başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
21. Bununla birlikte Yargıtay, iade hakkının kamulaştırmaya ilişkin kanun ile güvence altına alınan bir hak olduğunu ancak davanın koşullarında sanayi bölgesinin kurulmasının da kamu yararı niteliği taşıdığı gerekçesiyle bu durumunun söz konusu olamayacağını belirtmiştir.
22. Başvuran, karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
23. Yargıtay, 25 Ekim 2007 tarihli bir kararla, “karar düzeltmenin yasal koşullarının yerine getirilmediği” gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulanması
24. Kamulaştırmaya ilişkin 2942 sayılı Kanun’un somut olayda ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“Şayet kamulaştırılan taşınmazlar, öngörülen hedefe beş yıl içerisinde ulaşmamış ise, eski malikler veya evrensel nitelikteki mirasçılar iade talebinde bulunabilmektedirler.”
25. “Bir İdareye Ait Taşınmaz Malın Diğer İdareye Devri” başlıklı kamulaştırmaya ilişkin 2942 sayılı Kanun’un 30. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Kamu tüzelkişilerinin ve kurumlarının sahip oldukları taşınmaz mal, (...) diğer bir kamu tüzelkişisi veya kurumu tarafından kamulaştırılamaz.
Taşınmaz mala (...) ihtiyacı olan idare, 8. madde uyarınca değerini belirler. Bu tutar esas alınarak ve ödenecek tutar belirtilerek, mal sahibi yazılı olarak idareye başvurabilir. Mal sahibi idare devire muvafakat etmez veya altmış gün içinde cevap vermez ise anlaşmazlık, Danıştay tarafından iki ay içinde kesin karara bağlanır.”
26. Organize Sanayi Bölgeleri hakkında 4562 sayılı Kanunda, sanayi bölgelerinin kuruluş, yapım ve işletilmesi ilkeleri belirtilmektedir. Yasa koyucunun amacı, belirli sınırlar içerisinde şirketlerin kurulması sağlanarak çevresel sorunların önlenmesi ve çarpık kentleşme ile mücadele etmektir. Bu bölgeler, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından istişare ile belirlenmektedir.
27. Söz konusu kanunun 4. maddesinde, sanayi bölgesinin kurulması için kamulaştırmaya ilişkin 2942 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması öngörülmektedir.
28. Kanunun 5. maddesinde, sanayi bölgesinin kurulması söz konusu olduğunda kamulaştırma kararının kamuya mal olmuş kişi tarafından ve kamu yararı nedeniyle alınabileceği öngörülmektedir (31 Ekim 2013 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı, E. 2013/49 – K. 2013/125).
29. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim 1969 tarihli bir kararla (E. 1967/41 ‑ K. 1969/57), sanayi bölgesinin kurulmasının kamuya yararını kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi, hedeflenen ekonomik gelişmenin genel menfaat niteliği taşıdığını değerlendirmiştir.
ŞİKÂYETLER
30. Başvuran, Sözleşme’ye 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, mülkiyet hakkının orantısız bir şekilde ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
31. Başvuran, kamulaştırmanın olağan bir mülkiyetten yoksun bırakılmaya uygun düşmediğini zira kendisine göre, kamulaştırmanın kamu yararı gerekçeleriyle gerçekleşebileceğini ve bu yasal güvencenin bir defa kamulaştırma gerçekleştiğinde devam ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, kamulaştırılan mülkün kamu yararına yönelik yapılan açıklamada öngörülen amaca göre kullanılmadıysa kamulaştırılan mülkün maliki taşınmazı yeniden elde edebileceğini ve bu durumun yasaya uygun olduğunu belirtmektedir. Diğer bir deyişle ilgilinin görüşüne göre, taşınmazı kamulaştıran kişi, öncelikle mülkün kamulaştırılmasını destekleyen ve öngörülen amaca yönelik kullanmadığında eski malik kamulaştırılmayan mülkü yeniden satın alma hakkına sahiptir. Yine başvuran, bu bağlamda değerlendirerek ulusal mahkemelerin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesindeki ve Sözleşme’nin 6. maddesindeki hükümleri ihlal ettikleri kanaatindedir.
32. Öte yandan başvuran, ihtilaf konusu mülkün sanayi bölgesi kurulması amacıyla inşaat işi yapan kooperatif şirketine satılmasının hiçbir şekilde kamu yararı niteliği taşımadığını savunmaktadır.
33. Hükümet, başvuranın iddiasını kabul etmemektedir. Hükümet, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında “mülkü” olmadığını savunmaktadır.
34. Hükümet, ilgilinin kanun ile öngörülen koşullarda kamu yararı nedeniyle mülkiyetinin kamulaştırılmasından söz konusu taşınmazın mülkiyet hakkını etkin ve keyfi bir şekilde elde etmek için “meşru bir beklentiye” sahip olduğunu ileri süremeyeceği kanaatindedir.
35. Diğer yandan Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca, başvurunun Mahkeme’ce Sözleşme hükümleri ile konu bakımından kabul edilemez olduğuna karar vermesi gerektiğini savunmaktadır.
36. Öncelikle, davanın koşullarında, olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranlar veya Hükümetler tarafından ileri sürülen şikâyetlere bağlı olmaması nedeniyle başvuran tarafından ileri sürülen şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑I).
37. Sözleşme’ye Ek 1. No.Lu Protokolün 1. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
38. Ardından Mahkeme, kendi içtihadına göre, Sözleşme’ye Ek No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında “mülklerin” ya “mevcut mülklerin” (Van der Mussele/Belçika, 23 Kasım 1983, § 48, Seri A No 70 ve Malhous/Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar), No 33071/96, AİHM 2000‑XII) ya da bir başvuranın alacaklarını elde etmek için en azından “ meşru beklentisinin” bulunduğunu ileri sürebileceği alacaklar da dâhil olmak üzere “mirasi değerlerin” olabileceğini hatırlatmaktadır (bk. örneğin, Pressos Compania Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, 20 Kasım 1995, Seri A No. 332 ve Ouzounis ve diğerleri/Yunanistan, No 49144/99, § 24, 18 Nisan 2002).
39. Buna karşın, bu hüküm mülk edinme hakkını güvence altına almamaktadır (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, § 35, AİHM 2004‑IX).
40. Örneğin Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında uzun bir süre önce sona eren mülkiyet hakkının yeniden doğma ümidi ve koşulun gerçekleşmemesinin ardından geçersiz bulunan şarta bağlı olan alacak “mülk” olarak değerlendirilmemektedir (Karaman/Türkiye (No. 6489/03, § 25, 15 Ocak 2008).
41. Sonuç olarak Mahkeme, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin korunmasını ileri sürebilecek mirasa ilişkin menfaati bulunup bulunmadığını incelemek noktasında bir uyuşmazlık bulunduğunda, kendisinin ilgilinin adli durumunu belirlemekle davet edildiğini hatırlatmaktadır (Beyeler/İtalya [BD], No. 33202/96, AİHM 2000‑I).
42. Mahkeme, mevcut davada söz konusu kamulaştırmanın yasal olduğuna ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesi anlamında, mülkiyetten yoksun bırakılma olarak incelenebileceğine dair taraflarca itiraz edilmediğini tespit etmiştir.
43. Nitekim başvuranın taşınmazının kamulaştırılması kamu yararı gerekçesiyle 1993 yılında tamamen gerçekleşmiş olup söz konusu taşınmazın 2005 yılına kadar askeri kullanıma tahsis edilmiştir.
44. Başvuran, 2006 yılında, yani taşınmazının kamulaştırılmasından on üç yıl sonra kamu yararı hakkında yapılan açıklamada öngörülen hedefe göre kullanılmadığı gerekçesiyle iade edilmesine yönelik talepte bulunmak için yetkili mahkemeye başvurmuştur (yukarıda 17. paragraf).
45. Böylelikle başlatılan davanın konusu dolayısıyla “mevcut mülk” ile ilgili olmayıp başvuran hukuk davası açtığı sırada malik sıfatını taşımamaktadır (Gratzinger et Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 39794/98, § 71, AİHM 2002‑VII).
46. Dolayısıyla başvuranın, mevcut ve talep edilebilir herhangi bir alacak hakkının doğup doğmadığı bakımından en azından “meşru beklenti’ye sahip olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
47. Bu bağlamda Mahkeme, genellikle kamulaştırılan mülkün ardından kullanılmayan bir mülk ile ilgili olarak davada, kamulaştırılan taşınmazların kısmen kullanılmasının bu arada yeni arazi kullanım planının onayı için ard arda gelen kullanım değişiklikleri dikkate alarak mülkiyet hakkına saygı gösterilmesine yönelik sorun çıkardığına dair daha önce karar vermiştir (Beneficio Cappella Paolini/Saint-Marin (No. 40786/98, § 33, AİHM 2004‑VIII (özetler)).
48. Dahası Mahkeme, Motais de Narbonne/Fransa (No. 48161/99, § 19, 2 Temmuz 2002) kararında, mülkün kamulaştırılmasına ilişkin verilen karar ve kamulaştırmaya dayanan kamu yararının somut olarak gerçekleşmesi arasında önemli bir zamanın geçmesi Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesine aykırı olduğuna karar vermiştir.
49. Mahkeme, eski malike verilen iade hakkının kamulaştırma işlemi sona erdiğinde kamulaştırılan mülkün sahibinin özellikle eski malik olarak gösterilmesi yerine kamulaştırılan şâhısa ait olması nedeniyle kesinlikle farklı olduğunu kaydetmektedir.
50. Dolayısıyla, iade hakkı mutlak değildir. Davanın koşullarında olduğu şekliyle, benzer taşınmaza ilişkin yeni bir kamu yararı kararı hakkında yapılan açıklamada, daha önce yapılan kamu yararı kararı hakkındaki bir açıklama uyarınca kamulaştırılan taşınmazın malikine veya mirasçılarına genellikle iade haklarının etkin bir şekilde kullanmalarına engel olunmaktadır.
51. Mahkeme, özellikle başvuranın talebinin ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesinin bu nedenle olduğunu gözlemlemektedir (yukarıda 20. paragraf). Yargıtay, iade hakkının şüphesiz iç hukukta güvence altına alınan bir hak olduğu ancak sanayi bölgesinin kurulmasının kamu yararı olduğu gerekçesiyle somut olayda bu durumun söz konusu olamayacağını hatırlatmıştır (yukarıda 21. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme, iade hakkının uygulanmasının, kamulaştırmanın öngörüldüğü projenin yerine geçerek yeni kamu yararı projesinin gerçekleşmesine engel olmaması amacıyla bu hakkın kullanım sınırlarını belirlemekle yetinmiştir.
52. Mahkeme, yeni kamu yararı kararı hakkında yapılan açıklamanın sanayi bölgesinin kurulmasının gerekliliğine etkin bir şekilde dayandığını tespit etmektedir. Mahkeme, planlama politikasının uygulanması ile ilgili olarak bu tür bir amacın, meşru olduğundan ve kamu yararını karşıladığından şüphe duymamaktadır (bk. yukarıda 29. paragraf). Mahkeme, bölge planlaması gibi öylesi karmaşık ve zor bir alanda Sözleşmeci Devletlerin planlama politikasını yürütmeleri için geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını hatırlatmaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, Seri A No. 52).
53. Dolayısıyla Mahkeme, ihtilaf konusu taşınmazın yer aldığı sanayi bölgesinin kurulma ihtiyacının bulunduğunu dikkate almaktadır (James ve diğerleri/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, §§ 45-46, Seri A No. 98, Eski Yunanistan Kralı ve diğerleri/Yunanistan [BD], No. 25701/94, § 87, AİHM 2000-XII ve Bäck/Finlandiya, No. 37598/97, § 53, AİHM 2004‑VIII).
54. Öte yandan Mahkeme, mevcut davanın yukarıda belirtilen Beneficio Cappella Paolini ve Motais de Narbonne davalarından farklı olduğu kanaatindedir (yukarıda 46. ve 47. paragraflar). Bu davalarda, ihtilaf konusu taşınmazlar, kamu yararına yönelik yapıtın gerçekleşmesi için tahsis edilmemiş olup bu durum Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi açısından sorun teşkil etmektedir.
55. Hâlbuki somut olayda Mahkeme, başvuranın 1989 yılından itibaren ve askeri alan olarak mülkiyetinin düzenli bir şekilde kamulaştırıldığını ve taşınmazın kamu yararına yönelik kullanılması için yani bölgeyi sarsan şiddetli depremin meydana geldiği tarih olan 17 Ağustos 1999 tarihine kadar askeri alan olarak idareye tahsis edildiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla arazi kullanım planı değiştirilmiştir. Taşınmaz, sanayi bölgesi kurularak kamu yararının kullanımına tahsis eden Maliye Bakanlığı adına tapu siciline tescil edilmiştir.
56. Bununla birlikte Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvuranın mülkiyetinin iade edilmesini meşru olarak isteyemeyeceği zira taşınmazın kamu yararının kullanımı için bir kez daha idareye tahsis edildiği görüşündedir.
57. Dolayısıyla Mahkeme, davanın koşullarında, başvuranın taşınmazını istemesi için maliki olduğunu yeterince ispatlamadığını değerlendirmektedir. Dolayısıyla başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu protokolün 1. maddesinde öngörüldüğü şekliyle bir “mülkten” yararlanamaz (bk. Ayrıca Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt Ve Ticaret Ltd. Şti./Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 55549/11, 30 Nisan 2015.)
58. Sonuç olarak Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesine ilişkin şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Sözleşme hükümleri ile konu bakımından ratione materiae bağdaşmamakta olup Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 9 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy