AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 45385/09
Turan GÜNANA / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 9 Ocak 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 24 Temmuz 2009 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Turan Günana, 1981 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Kocaeli’de tutuklu bulunmaktadır. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat E. Kanar tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Somut olayın koşulları
3. Davanın olayları tarafların ifade ettikleri şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan başvuran, 18 Mayıs 2007 tarihinde, muayene olmak üzere kurum revirine götürülmüştür. Burun ve kulaklarındaki ağrılardan şikâyet eden başvuran, kendisini muayene eden Doktor S.M.’den bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmesi için devlet hastanesine sevk edilmesini talep etmiştir. Doktor, ilgiliye reçete ettiği tedavinin ardından bu rahatsızlığı hakkında kendisinin karar vereceğini belirterek ilgilinin sevk edilme talebini reddetmiştir. Bunun üzerine başvuran, doktoru tehdit edip üzerine yürümüştür. İnfaz ve Koruma Memuru T.M., başvuranın doktora yaklaşmasını engellemek amacıyla müdahale etmiş ve bir tartışma yaşanmıştır. Aynı zamanda, revirde bulunan bir diğer infaz koruma memuru S.K., Başgardiyan Z.S.’yi çağırmıştır. Söz konusu kişiler, ilgiliyi birlikte etkisiz hale getirmişler ve ilgiliyi yaşam ünitesine geri götürmüşlerdir. Bu duruma ilişkin olarak bir tutanak düzenlenmiştir.
5. Aynı gün Doktor S.M., başvuranı muayene etmiş ve sağ boyun bölgesinde basit tıbbi bir müdahale ile tedavi edilebilecek, 2 x 3 cm çapında bir hipereminin mevcut olduğunu belirten bir rapor düzenlemiştir.
6. Aynı doktor başka bir rapor ile, infaz koruma memuru T.M.’nin sağ dirseğinde 2 x 2 cm çapında bir ekimoz, sol ön kolunda 1 x 2 cm çapında bir ekimoz ve sol boyun bölgesinde 3 x 1 cm çapında bir hiperemi tespit etmiştir. Doktor bu yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceğini de kaydetmiştir.
7. Belirtilmeyen bir tarihte başvuran, tedaviyi reddetme nedeniyle doktor hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvuranın erkek kardeşi, 19 Mayıs 2007 tarihinde, söz konusu olay esnasında ağabeyinin maruz kaldığı kötü muameleleri ileri sürmek amacıyla Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına (“Cumhuriyet Savcılığı”) suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuranla aynı cezaevinde kalan yirmi sekiz tutuklu, 21 Mayıs 2007 tarihinde, başvuranın bu olay sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia ederek Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranın avukatı, yine 21 Mayıs 2007 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunarak, sabah başvuran ile görüşmeye gittiğini, başvuranın ciddi sağlık sorunları yaşadığının görüldüğünü ve kaburgalarının kırılmış olabileceğini iddia etmiştir.
8. Cumhuriyet Savcısı, aynı gün, ceza infaz kurumuna, başvuranın muayene işlemleri için hastaneye sevk edilmesi talimatını göndermiştir. Tekirdağ Devlet Hastanesi tarafından verilen 22 Mayıs 2007 tarihli raporda, başvuranın hayati tehlikesinin bulunmadığı, boyun ve bel bölgesinde ağrılardan şikâyet ettiği, ancak belirtilen yerde herhangi bir yaralanma ya da darp izinin bulunmadığı ifade edilmiştir.
9. Bu süre zarfında, Cezaevi Disiplin Kurulu, 31 Mayıs 2007 tarihinde, başvurana revirde sebep olduğu kavga nedeniyle beş gün hücre hapsi cezası verilmesine karar vermiştir. İnfaz Hâkimliği, 2 Temmuz 2007 tarihinde, başvuranın bu disiplin cezasına karşı yaptığı itirazı reddetmiştir.
10. Cumhuriyet Savcısı, 11 Haziran 2007 tarihinde, hem doktora yönelttiği tehditler nedeniyle şüpheli hem de şikâyetçi sıfatıyla başvuranın ifadesini almıştır. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca infaz koruma memurları T.M., S.K. ve Z.S.’nin ve Cezaevi Müdür Yardımcısı F.A.’nın kendilerine verilen zorlayıcı gücün sınırlarını aştıkları gerekçesiyle, görevi kötüye kullanma nedeniyle şüpheli sıfatıyla ifadelerini almıştır. Cumhuriyet Savcısı, aynı gün, olay günü çekilen kamera kayıtlarını almayı talep etmiş ve bu kamera kayıtları kendisine 10 Ekim 2007 tarihinde gönderilmiştir.
11. Cumhuriyet Savcısı, 16 Ocak 2008 tarihinde, Doktor S.M.’nin ifadesini almıştır. Doktor S.M., başvuranı hastaneye göndermeyi reddetmesi nedeniyle ilgilinin kendisini tehdit ederek, üzerine yürüdüğünü ve infaz koruma memurlarının da ilgiliyi etkisiz hale getirmek için müdahale ettiklerini, zarar vermek niyetiyle herhangi bir eylemde bulunmadıklarını, ilgilinin güvenlik güçlerine karşı direndiğini belirtmiştir. Doktor, başvurandan şikâyetçi olmadığını eklemiştir.
12. Cumhuriyet Savcısı, 16 Ekim 2008 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararında, Cumhuriyet Savcısı, şikâyet konusu olayların aynı olaydan kaynaklanması nedeniyle, Doktor S.M.’ye yönelik tehdit suçu ile ilgili soruşturmanın ve kötü muameleler nedeniyle cezaevi idaresi görevlileri hakkında yürütülen soruşturmanın birleştirildiğini ve bu davanın iki yönüyle ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini belirtmiştir. Tehdit suçuyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı, Doktor S.M.’nin başvuran hakkında şikâyetçi olmak istemediğini dikkate almıştır. Cumhuriyet Savcısı, kötü muamele iddialarına ilişkin olarak, olay günü başvuranın bir hastaneye sevk edilmesini reddetmesi nedeniyle Doktor S.M.’ye karşı öfkelendiğini ve doktoru yalnızca sözlü olarak tehdit etmekle kalmayıp, aynı zamanda doktora yaklaşmaya çalıştığını belirtmiştir. İnfaz koruma memurları, bu saldırıyı engellemek amacıyla müdahale etmişlerdir. Cumhuriyet Savcısı, öte yandan, başvuranda basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebilir bir yaralanmanın mevcut olduğunu ve infaz koruma memuru T.M.’nin başvuran ile aralarında yaşanan kavga nedeniyle de yaralanmış olduğunu kaydetmiştir. Cumhuriyet Savcısı, kötü muamele iddialarının dayanaksız olduğunu ve infaz koruma memurlarının, yaptıkları müdahale ile sadece başvuranı etkisiz hale getirmeyi amaçladıklarını ileri sürmüştür.
13. Tedavinin reddine ilişkin şikâyetle ilgili olarak, Cumhuriyet Savcısı, bu hususun özellikle devlet memurları için öngörülen bir prosedüre tabi tutulduğunu ve dosyanın iç idari soruşturma yapılması için Tekirdağ Valiliğine iletildiğini belirtmiştir. Mahkemenin, bu prosedürün sonuçlarına ilişkin herhangi bir bilgisi bulunmamaktadır.
14. Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Aralık 2008 tarihinde, infaz koruma memurlarının başvurana kötü muamelede bulunduklarını (bu her ne kadar Doktor S.M.’ye saldırıyı engellemeyi amaçlayan meşru müdahaleleri sırasında olmasa da) ya da kendilerine kanunla verilen yetkinin sınırlarını aşmış olabileceklerini gösteren herhangi bir delil unsurunun bulunmaması nedeniyle, başvuran tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir. Bu karar, 4 Mart 2009 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
15. Sözleşme’nin 3. maddesini ileri süren başvuran, cezaevi bünyesinde meydana gelen kavga sırasında maruz kaldığı kötü muamelelerden şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, etkin bir soruşturmanın yapılmamasından ve cezaevi personelinin cezasız kalmasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Başvuran, cezaevindeki infaz ve koruma memurlarının güç kullanımına ilişkin kanunun kendilerine verdiği sınırları aştıklarını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, olayın ardından gerektiği gibi muayene edilmediğini ve Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturmasında eksikliklerin olduğunu savunmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
17. Hükümet başvuranın iddiasına itiraz etmektedir.
18. Mahkeme, başvuranın iddialarının sadece Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelenmesini uygun bulmuştur, ilgili madde şu şekildedir:
“ Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. ”
19. Mahkeme, bu konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak, El-Masri / Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), ve Bouyid / Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin güç kullanımı hususunda, bazı koşullarda, örneğin yakalanmasına karşı direnen veya kaçmaya ya da yaralanmaya veya zarara uğratmaya çalışan bir kişi hakkında yasaklama getirmediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması veya daha genel olarak, örneğin yakalanması sırasında güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalması halinde, bu kişiye karşı ve kişinin davranışına bağlı olarak haksız yere aşırı fiziksel güç kullanımının, ilke olarak Sözleme’nin 3. maddesiyle getirilen yasaklamayı ihlal ettiğini hatırlatmaktadır (Şükrü Yıldız / Türkiye, No. 4100/10, § 59, 17 Mart 2015).
20. Mahkeme somut olayda, olayın ardından, başvuranın cezaevi doktoru tarafından hemen muayene edildiğini gözlemlemektedir. Bu muayeneye ilişkin raporda, ilgilinin sol boyun bölgesinde basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebilir bir yaralanmanın mevcut olduğu belirtilmiştir (yukarıdaki 5. paragraf).
21. Ardından, Cumhuriyet Savcısı, olaylardan haberdar edildiğinde, adli bir soruşturma başlatmış ve başvuranın derhal devlet hastanesine sevk edilmesini sağlamıştır. İlgili, bu hastanenin bir doktoru tarafından muayene edilmiş ve söz konusu doktor herhangi bir darp ya da yaralanma izinin bulunmadığını belirtmiştir (yukarıdaki 8. paragraf).
22. Ardından Cumhuriyet Savcısı, olay tutanağını, Doktor S.M.’nin düzenlediği tıbbi raporu ve olay günü çekilen kamera kayıtlarını dosyaya dâhil etmiş ve başvuranın, Doktor S.M.’nin, cezaevi personelleri olan infaz ve koruma memurları, T.M., S.K., Z.S. ve Müdür Yardımcısı F.A.’nın ifadelerini almıştır.
23. Cumhuriyet Savcısı, bu hususlara dayanarak, infaz koruma memurlarının, ilgilinin doktor ile aralarında kavga yaşanmasını engellemek amacıyla müdahale ettikleri, ilgiliyi etkisiz hale getirmek için orantılı güç kullandıkları, başvuranda tespit edilen tek yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebilir olduğu ve başvuranın şikâyet ettiği belirtilerin aksine başka bir kırık ya da yaralanma izinin tespit edilmediği sonucuna varmıştır. Cumhuriyet Savcısı, buna ek olarak, ilk müdahale eden infaz koruma memurunun, başvuranla arasında yaşanan arbede nedeniyle yaralanmış olduğunu ifade etmiştir (yukarıdaki 6. paragraf). Bu nedenlerle, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğu kanısına varmıştır. Bu karar, ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da onaylanmıştır.
24. Daha önce belirtilen hususlar ışığında Mahkeme, olay günü ve başvuranın devlet hastanesine sevk edildiği gün arasında geçen sürenin, Cumhuriyet Savcısı’nın yukarıda belirtilen objektif unsurlara dayanması nedeniyle, somut olayda yürütülen soruşturmanın etkinliğini ortadan kaldıracak nitelikte olmadığı ve devlet hastanesi tarafından düzenlenen raporda, başvuran tarafından iddia edilen kaburga kırığının olayların ardından çok uzun bir süre sonra tespit edilebilecek nitelikte olmasına rağmen, herhangi bir yaralanmanın belirtilmediği kanısına varmaktadır.
25. Mahkeme, öte yandan, ulusal adli makamların; infaz koruma memurlarının, doktorun ve son olarak başvuranın ifadelerinin inandırıcılık derecesini (Aksin ve diğerleri / Türkiye, No. 4447/05, §§ 38-40, 1 Ekim 2013) ve olayın failleri hakkında düzenlenen tıbbi raporların önemini değerlendirmek için daha iyi bir konumda olduklarını vurgulamaktadır.
26. Dolayısıyla Mahkeme, yerel makamların böylelikle ulaştıkları tespitleri sorgulamaya ya da soruşturmanın yeterince ayrıntılı olarak yürütülmediğini belirtmeye imkân veren herhangi bir unsur ya da delil tespit etmemektedir. Mahkeme, başvuranda tespit edilen yaralanmaların, başvuranın saldırganlığı dikkate alındığında, ilgiliyi etkisiz hale getirmeye yönelik, gerekli ve orantılı bir güç kullanımına karşılık gelmediği sonucuna varacak bir durum da bulunmamaktadır.
27. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 1 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Paul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy